zaman tüneli
eski bir majeste ile pazar akşamı monarşisi
keyifli yayınlar papatya’cım…
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
çocuğumun burnu benimkine benzeyecek diye çok korkuyom
devamını gör...
eski bir majeste ile pazar akşamı monarşisi
master chef den sıkılıp vedat milor’a ne anlatıyor la bu diyen 2 kişi (bkz: hastır şef yağdır aleminyum)adında bir program yapıyor . müthişşşşş.
devamını gör...
caledonian road
britanyalı yazar andrew o’hagan’ın çağdaş romanı.
devamını gör...
eski bir majeste ile pazar akşamı monarşisi
arkadan gelen çocuk sesleri ne doğal bir ortam sağlıyor bilseniz. tam misafirliğe gitmiş aile üyesi gibiyiz. harika. bodrum katında oturan abimize gitmişiz.asfsfsdfsf
devamını gör...
dünyanın en samimiyetsiz cümlesi
samimiyet sözcükler ile alakalı değildir. sözcükleri sarfeden kişi ile alakalıdır.
devamını gör...
trump'ı övenler şimdi ne düşünüyor sorusu
trump ta başlangıçtada farklı ve sonradan değişen bir tip değil ki.. ne mal olduğunu yıllardır açıkça dile getiren, malesef bu söylemine rağmen de bugünkü konumuna ulaştırılmış bir tip. o aslında abd.nin her zamanki gerçek biçimini, kendi zekasının ve kişiliğinin elverdiği stilde dillendiren birisi.
yani abd.nin aslında her zaman var olan çirkin yüzünün, artık gizlenemez hale getirilmiş çirkin maskotu.
trump'ı sevenler de, ama bilinçli, ama aldatılmış olduğu için, bugünkü haliyle de sevmeye devam edebilecek tiplerdir. (bir kısmı belki genel etik baskısıyla, kem küm fakatlı söylem seçse de gerçeği bu.)
ödleklikten kaynaklı otorite korkusu, giderek otoriteyi güzelleyip onaylama sevme ve haklı buluyormuş gibi savunma tavrına evrilir.
(hani yarın diyelim bayburtun bilmem ne köyünde, belki daha bayburtu bile görmemiş bir aptal, trump için kurban keser şükür mamazı kılarsa da şaşırmayın.)
yani abd.nin aslında her zaman var olan çirkin yüzünün, artık gizlenemez hale getirilmiş çirkin maskotu.
trump'ı sevenler de, ama bilinçli, ama aldatılmış olduğu için, bugünkü haliyle de sevmeye devam edebilecek tiplerdir. (bir kısmı belki genel etik baskısıyla, kem küm fakatlı söylem seçse de gerçeği bu.)
ödleklikten kaynaklı otorite korkusu, giderek otoriteyi güzelleyip onaylama sevme ve haklı buluyormuş gibi savunma tavrına evrilir.
(hani yarın diyelim bayburtun bilmem ne köyünde, belki daha bayburtu bile görmemiş bir aptal, trump için kurban keser şükür mamazı kılarsa da şaşırmayın.)
devamını gör...
dünyanın en samimiyetsiz cümlesi
duyduğuma göre iş arıyormuşsun ya keşke daha önceden haberim olsaydı
devamını gör...
ben içeri düştüğümden beri
bir nazım hikmet şiiri.
ben içeri düştüğümden beri, güneşin etrafında on kere döndü dünya
ona sorarsanız, lâfı bile edilmez, mikroskobik bir zaman
bana sorarsanız, on senesi ömrümün
bir kurşun kalemim vardı, ben içeri düştüğüm sene
bir haftada yaza yaza tükeniverdi
ona sorarsanız, bütün bir hayat
bana sorarsanız, adam sen de, biriki hafta
katillikten yatan osman
ben içeri düştüğümden beri, yedi buçuğu doldurup çıktı
dolaştı dışarda bir vakit
sonra kaçakçılıktan düştü içeri, altı ayı doldurup çıktı tekrar
dün mektup geldi, evlenmiş, bir çocuğu doğacakmış baharda
şimdi on yaşına bastı
ben içeri düştüğüm sene ana rahmine düşen çocuklar
ve o yılın titrek, ince, uzun bacaklı tayları
rahat, geniş sağrılı birer kısrak oldular çoktan
fakat zeytin fidanları hâlâ fidan, hâlâ çocuktur
yeni yeni meydanlar açılmış uzaktaki şehrimde
ben içeri düştüğümden beri
ve bizim hane halkı
bilmediğim bir sokakta, görmediğim bir evde oturuyor
pamuk gibiydi, bembeyazdı ekmek, ben içeri düştüğüm sene
sonra vesikaya bindi, bizim burada içeride
birbirini vurdu millet yumruk kadar, simsiyah bir tayın için
şimdi serbestledi yine, fakat esmer ve tatsız
ben içeri düştüğüm sene, ikincisi başlamamıştı henüz
daha kampında fırınlar yakılmamış
atom bombası atılmamıştı hiroşima'ya
boğazlanan bir çocuğun kanı gibi aktı zaman
sonra kapandı resmen o fasıl
şimdi üçüncüden bahsediyor amerikan doları
fakat gün ışıdı her şeye rağmen, ben içeri düştüğümden beri
ve karanlığın kenarından onlar
ağır ellerini toprağa basıp doğruldular yarı yarıya
ben içeri düştüğümden beri, güneşin etrafında on kere döndü dünya
ve aynı ihtirasla ediyorum yine
ben içeri düştüğüm sene onlar için yazdığımı
onlar ki toprakta karınca
suda balık
havada kuş kadar çokturlar
korkak, cesur, cahil, hakim ve çocukturlar
ve kahreden yaratan ki onlardır
destanımızda yalnız onların mâceraları vardır
ve gayrısı
mesela, benim on sene yatmam
laf'ı güzaf
fazıl say ve genco erkal'dan kesinlikle dinlemelisiniz.
ben içeri düştüğümden beri, güneşin etrafında on kere döndü dünya
ona sorarsanız, lâfı bile edilmez, mikroskobik bir zaman
bana sorarsanız, on senesi ömrümün
bir kurşun kalemim vardı, ben içeri düştüğüm sene
bir haftada yaza yaza tükeniverdi
ona sorarsanız, bütün bir hayat
bana sorarsanız, adam sen de, biriki hafta
katillikten yatan osman
ben içeri düştüğümden beri, yedi buçuğu doldurup çıktı
dolaştı dışarda bir vakit
sonra kaçakçılıktan düştü içeri, altı ayı doldurup çıktı tekrar
dün mektup geldi, evlenmiş, bir çocuğu doğacakmış baharda
şimdi on yaşına bastı
ben içeri düştüğüm sene ana rahmine düşen çocuklar
ve o yılın titrek, ince, uzun bacaklı tayları
rahat, geniş sağrılı birer kısrak oldular çoktan
fakat zeytin fidanları hâlâ fidan, hâlâ çocuktur
yeni yeni meydanlar açılmış uzaktaki şehrimde
ben içeri düştüğümden beri
ve bizim hane halkı
bilmediğim bir sokakta, görmediğim bir evde oturuyor
pamuk gibiydi, bembeyazdı ekmek, ben içeri düştüğüm sene
sonra vesikaya bindi, bizim burada içeride
birbirini vurdu millet yumruk kadar, simsiyah bir tayın için
şimdi serbestledi yine, fakat esmer ve tatsız
ben içeri düştüğüm sene, ikincisi başlamamıştı henüz
daha kampında fırınlar yakılmamış
atom bombası atılmamıştı hiroşima'ya
boğazlanan bir çocuğun kanı gibi aktı zaman
sonra kapandı resmen o fasıl
şimdi üçüncüden bahsediyor amerikan doları
fakat gün ışıdı her şeye rağmen, ben içeri düştüğümden beri
ve karanlığın kenarından onlar
ağır ellerini toprağa basıp doğruldular yarı yarıya
ben içeri düştüğümden beri, güneşin etrafında on kere döndü dünya
ve aynı ihtirasla ediyorum yine
ben içeri düştüğüm sene onlar için yazdığımı
onlar ki toprakta karınca
suda balık
havada kuş kadar çokturlar
korkak, cesur, cahil, hakim ve çocukturlar
ve kahreden yaratan ki onlardır
destanımızda yalnız onların mâceraları vardır
ve gayrısı
mesela, benim on sene yatmam
laf'ı güzaf
fazıl say ve genco erkal'dan kesinlikle dinlemelisiniz.
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
bugün başımdan geçen, içime oturacak veya içimi yakacak seviyede olan tesadüf karşısında ağlamayı o kadar çok istedim ki. içimdekini başka türlü dökemezdim.
devamını gör...
secde
devamını gör...
nissan juke
ya ehliyet sınavlarında bu arabada görevliysem sevmiyorum. içi inanılmaz dar, keyifsiz, ön tarafı konforsuz.
devamını gör...
secde
devamını gör...
küfürbaz kadın terbiyeli erkek ilişkisi
benim bir çift tanıdıgım var. bunlar bir biriyle tam ters tipler erkek ne kadar naif sessiz sakin bir tip ise kız da bunun tam tersi agresif agzıbozuk bir tip. nasıl bir araya geldiklerini kendileri de bilmiyor. evlendikten sonra kız anlatıyor bize. bunlar birlikte yaşadıkları dönemde sevişirken kız oglanın sex hayatındaki pasifliğinden sıkılıyor ve diyor ki küfür et bana kötü konuş sevişirken. bunlar başlıyorlar...kız hadi aşkım küfür et bana diyor... oğlan düşünüyor küfür edecek birşey bulamıyor... kız küfür ediyor hadi aşkım diyor oğlanda eşşek diyor...kız bir durduruyor senin yapacağın işe diye öyle mi sövülür diyor..neyse bir daha devam ediyorlar kız bir daha küfür et bana diyor...artık bizim vatandaş da gaza gelip ananı...diye girince kız höst küfür et dediysek ana bacı karıştır mı dedik diyip duruyor. bu da böyle garip bir uyumdur işte...halveti yarıda bıraktırır.
devamını gör...
mauro icardi
icardi bize ne anlatır?
ne yazık ki dönem dönem futbolla ilgileniyorum. bazen oluyor ki yıllarca kimin şampiyon olduğunu bile bilmiyorum. ama bazen de sıradan maçları bile izlerken buluyorum kendimi. 2015-2023 arası futbolla çok ilgilenmediğim bir dönemdi örneğin. ama sonra bir şey oldu. arkadaşlarım watsapp durumlarında bir futbolcuyu bir şarkıyla beraber sık sık paylaşmaya başladılar. sosyal medya bu futbolcunun ismiyle çalkalanıyordu. stadyumda onbinlerce, televizyon başında milyonlarca erkek, başka bir erkeğe, son derece tutkuyla, "aşkın olayım" diyordu.
allah affetsin bu son 2-3 senedir ben de sürüye kapılıp bir nebze futbolu takip etmeye başladım. ama son dönemde allah'ın lütfu sayesinde nur'ları daha fazla okumaya başlayınca taraftarlık psikolojisinin saçmalığı dikkatimi çekmeye başladı.
düzeni anlatmaya gerek yok. dünya üzerinde milyarlarca insan, kendilerine reel hiçbir faydası olmayan kulüpleri kimliklerinin bir parçası haline getiriyor. hatta bu kulüplerin çoğunun bir ideolojisi, davası, ideali bile yok. sonra bu kulüplerine milyonlarca euro karşılığında hizmet eden futbolculara adeta tapıyorlar. futbolcuların gönlünü etmek için tribün şovları hazırlıyorlar. hatta olur da kulübe faydası olur diye hakemleri etki altına almak için hafta boyu birbirlerini yiyorlar.
ahirzaman gerçekten garip. doğru, futbol yine birçok şeye göre masum kalıyor ama taraftarlık psikolojisinin ahlakı nasıl bozduğunu uzun uzun inceleyebiliriz.
ama bu yazıda konuşmak istediğim konu futbol değil, icardi olayı... taraftarlar özellikle formda olduğu zaman stadyuma önceden onun için geliyor. ısınma sırasında özel tezahürat yapıyor. gol attığında ona özel hazırlanmış şarkıya eşlik ediyor. maç sonu tribüne çağırıp tekrar tezahüratlar yapılıyor. sosyal medyada sevindirmek için sürekli destek mesajları, yorumları yapılıyor. editler hazırlanıyor.
vel hasılı kelam tek özelliği, topu diğer insanlara göre kaleye biraz daha yüksek oranda sokmak olan, bu yeteneğini kullanma karşılığında dünya kadar para alan adama bir de teşekkür babında bu kadar şovlar yapılıyor. hem de taraftarlar bunu tekellüfsüz, içten gelerek yapıyorlar.
işte bu noktada aklıma "secde hakikati" geliyor. mesele hayranlıksa; 1001 ismi kâinatta tecelli eden, galaksilerden atomlara kadar sanatlı yaratan, lezzet olarak balı, koku olarak gülü, hikmet olarak mantığı, fiziği ve matematiği yaratan ve kâinatı buna göre dizayn eden, bülbüle sesi, kediye sevimliliği, aslana heybeti veren vesaire say say bitmez kemal ve cemalin sahibi olan bir zat'a hiç o emretmeseydi bile başımızı kaldırmadan secde etmek layık olmaz mıydı?
mesele fayda görmekse, bizi yoktan var eden, türlü organ, duygu ve cihazla donatan, ihtiyaç duyduğumuz her şeyi çevremize serpiştiren, sevdiklerimizi yaratan, ve kendisine iman etmeyi ve kendisini tanımaya başlamayı nasip eden, cenneti vaad eden rahmanürrahim olan zat'a bütün gün secde etsek yine az değil mi?
bazen denir ya "allah'ın ibadetimize ne ihtiyacı var". evet allah'ın hiçbir şeye ihtiyacı yok. ama allah'a ibadet etmek bizim için bir fıtrat borcudur. en gereksiz şeylere bile hayranlık secdesi eden insanoğlunun her güzellik ve kemal'in mutlak sahibi olan allah'a hayranlıkla, tesbihle, şükürle, istiğfarla ibadet etmesi o insanın yaratılışının(fıtratının) bir gereğidir.
peygamber efendimiz bile hakkıyla allah'ı tanıyamadığını, ibadet edemediğini itiraf etmiştir. yine de şu duayı edelim ki: "allah bize hakkıyla ibadet etme niyeti ve yolculuğu nasib eylesin. amin."
ne yazık ki dönem dönem futbolla ilgileniyorum. bazen oluyor ki yıllarca kimin şampiyon olduğunu bile bilmiyorum. ama bazen de sıradan maçları bile izlerken buluyorum kendimi. 2015-2023 arası futbolla çok ilgilenmediğim bir dönemdi örneğin. ama sonra bir şey oldu. arkadaşlarım watsapp durumlarında bir futbolcuyu bir şarkıyla beraber sık sık paylaşmaya başladılar. sosyal medya bu futbolcunun ismiyle çalkalanıyordu. stadyumda onbinlerce, televizyon başında milyonlarca erkek, başka bir erkeğe, son derece tutkuyla, "aşkın olayım" diyordu.
allah affetsin bu son 2-3 senedir ben de sürüye kapılıp bir nebze futbolu takip etmeye başladım. ama son dönemde allah'ın lütfu sayesinde nur'ları daha fazla okumaya başlayınca taraftarlık psikolojisinin saçmalığı dikkatimi çekmeye başladı.
düzeni anlatmaya gerek yok. dünya üzerinde milyarlarca insan, kendilerine reel hiçbir faydası olmayan kulüpleri kimliklerinin bir parçası haline getiriyor. hatta bu kulüplerin çoğunun bir ideolojisi, davası, ideali bile yok. sonra bu kulüplerine milyonlarca euro karşılığında hizmet eden futbolculara adeta tapıyorlar. futbolcuların gönlünü etmek için tribün şovları hazırlıyorlar. hatta olur da kulübe faydası olur diye hakemleri etki altına almak için hafta boyu birbirlerini yiyorlar.
ahirzaman gerçekten garip. doğru, futbol yine birçok şeye göre masum kalıyor ama taraftarlık psikolojisinin ahlakı nasıl bozduğunu uzun uzun inceleyebiliriz.
ama bu yazıda konuşmak istediğim konu futbol değil, icardi olayı... taraftarlar özellikle formda olduğu zaman stadyuma önceden onun için geliyor. ısınma sırasında özel tezahürat yapıyor. gol attığında ona özel hazırlanmış şarkıya eşlik ediyor. maç sonu tribüne çağırıp tekrar tezahüratlar yapılıyor. sosyal medyada sevindirmek için sürekli destek mesajları, yorumları yapılıyor. editler hazırlanıyor.
vel hasılı kelam tek özelliği, topu diğer insanlara göre kaleye biraz daha yüksek oranda sokmak olan, bu yeteneğini kullanma karşılığında dünya kadar para alan adama bir de teşekkür babında bu kadar şovlar yapılıyor. hem de taraftarlar bunu tekellüfsüz, içten gelerek yapıyorlar.
işte bu noktada aklıma "secde hakikati" geliyor. mesele hayranlıksa; 1001 ismi kâinatta tecelli eden, galaksilerden atomlara kadar sanatlı yaratan, lezzet olarak balı, koku olarak gülü, hikmet olarak mantığı, fiziği ve matematiği yaratan ve kâinatı buna göre dizayn eden, bülbüle sesi, kediye sevimliliği, aslana heybeti veren vesaire say say bitmez kemal ve cemalin sahibi olan bir zat'a hiç o emretmeseydi bile başımızı kaldırmadan secde etmek layık olmaz mıydı?
mesele fayda görmekse, bizi yoktan var eden, türlü organ, duygu ve cihazla donatan, ihtiyaç duyduğumuz her şeyi çevremize serpiştiren, sevdiklerimizi yaratan, ve kendisine iman etmeyi ve kendisini tanımaya başlamayı nasip eden, cenneti vaad eden rahmanürrahim olan zat'a bütün gün secde etsek yine az değil mi?
bazen denir ya "allah'ın ibadetimize ne ihtiyacı var". evet allah'ın hiçbir şeye ihtiyacı yok. ama allah'a ibadet etmek bizim için bir fıtrat borcudur. en gereksiz şeylere bile hayranlık secdesi eden insanoğlunun her güzellik ve kemal'in mutlak sahibi olan allah'a hayranlıkla, tesbihle, şükürle, istiğfarla ibadet etmesi o insanın yaratılışının(fıtratının) bir gereğidir.
peygamber efendimiz bile hakkıyla allah'ı tanıyamadığını, ibadet edemediğini itiraf etmiştir. yine de şu duayı edelim ki: "allah bize hakkıyla ibadet etme niyeti ve yolculuğu nasib eylesin. amin."
devamını gör...
cinnet geçirme sebebi insan özellikleri
en çok sinirlerimi bozan şeylerden biri aynı insanın aynı konuyu 9080327. kere tekrar tekrar sorması oluyor.
özellikle de üzerinde konuşmaktan hoşlaşmadığım, anlatmakta zaten zorlanıyor olduğum konular söz konusu ise..
bir kerede anlamamasını anlarım.
hadi ikinciyi de anlarım.
allahın hakkı üçtür, hadi onu da anlarım.
ben allah olmadığım için dördüncü hakkı da ben veriyorum bak onu da anlamıyorsa artık tekme tokat girişesim geliyor.
dayak yiyeceğimi bildiğim için de girişemiyorum tabii.
'aynı konular ya' diyerek kapatıyorum konuyu. ya da klasikleşmiş olan 'bir şey yok' cümlesi ile.
daha da kötüsü bu durum karşısında karşı taraftan 'sen de bir şey anlatmıyorsun' minvalinde bir geri dönüş olabiliyor.
hah işte tam olarak orası cinnet geçirme noktam.
özellikle de üzerinde konuşmaktan hoşlaşmadığım, anlatmakta zaten zorlanıyor olduğum konular söz konusu ise..
bir kerede anlamamasını anlarım.
hadi ikinciyi de anlarım.
allahın hakkı üçtür, hadi onu da anlarım.
ben allah olmadığım için dördüncü hakkı da ben veriyorum bak onu da anlamıyorsa artık tekme tokat girişesim geliyor.
dayak yiyeceğimi bildiğim için de girişemiyorum tabii.
'aynı konular ya' diyerek kapatıyorum konuyu. ya da klasikleşmiş olan 'bir şey yok' cümlesi ile.
daha da kötüsü bu durum karşısında karşı taraftan 'sen de bir şey anlatmıyorsun' minvalinde bir geri dönüş olabiliyor.
hah işte tam olarak orası cinnet geçirme noktam.
devamını gör...
eski bir majeste ile pazar akşamı monarşisi
iyi yayınlar. dinleyemiyorum ama iyi eğlenceler dilerim.
devamını gör...


