zaman tüneli
norton neo
başlıktaki ilk tanımımda bir güncelleme yapıp yeniden default browser'ım olduğunu belirttiğim internet tarayıcısı.
13 gün önce bir güncelleme gelmiş, herhalde onun neticesinde facebook'ta yaşadığım sorunu artık yaşamıyorum ve yeniden bu tarayıcıya döndüm. dün gece öylesine bir açayım dedim ve facebook'taki sorunumun tamamen ortadan kalktığını gördüm ve bugün de aynı şekilde. umarım bu sorun kalıcı olarak ortadan kalkmıştır artık. ayrıca dark reader eklentisine de ihtiyacım kalmadı sanırım zira tüm web sayfalarını dark mode'da açma opsiyonunu da koymuşlar. gerçi bir iki sayfada okunmaz yazı / başarısız renk modifikasyonu görür gibi oldum da onlar da pek girmediğim sitelerdeydi. zaten uğradığım sitelerde böyle bir sorun yaşarsam dark reader'ı yeniden aktive ederim, yani problem olmaz.
başka yenilikler falan gelmiş mi, henüz bakmadım detaylı olarak. zaten dediğim gibi, bir tek facebook'ta sorun yaşıyordum bu tarayıcıyla ve o da ortadan kalktığına göre, benim için her şey yolunda demektir bu tarayıcıyla alakalı olarak.
norton neo'un yapay zekası neo'yu bu tarayıcıya dönünce 1-2 denesem de dün geceden beri, bu işte bir farklılık var mı diye görmek içindi. şu [#3826934] tanımda dediğimin üzerinden çok bir şey değişmedi aslında, yani bayağıdır yapay zeka kullanmıyorum sayılır. ama orada demiştim galiba, bu geçici bir ara verme de olabilir diye. bu aralar yeniden kullanmaya başlayasım var yapay zekayı. bakalım artık...
13 gün önce bir güncelleme gelmiş, herhalde onun neticesinde facebook'ta yaşadığım sorunu artık yaşamıyorum ve yeniden bu tarayıcıya döndüm. dün gece öylesine bir açayım dedim ve facebook'taki sorunumun tamamen ortadan kalktığını gördüm ve bugün de aynı şekilde. umarım bu sorun kalıcı olarak ortadan kalkmıştır artık. ayrıca dark reader eklentisine de ihtiyacım kalmadı sanırım zira tüm web sayfalarını dark mode'da açma opsiyonunu da koymuşlar. gerçi bir iki sayfada okunmaz yazı / başarısız renk modifikasyonu görür gibi oldum da onlar da pek girmediğim sitelerdeydi. zaten uğradığım sitelerde böyle bir sorun yaşarsam dark reader'ı yeniden aktive ederim, yani problem olmaz.
başka yenilikler falan gelmiş mi, henüz bakmadım detaylı olarak. zaten dediğim gibi, bir tek facebook'ta sorun yaşıyordum bu tarayıcıyla ve o da ortadan kalktığına göre, benim için her şey yolunda demektir bu tarayıcıyla alakalı olarak.
norton neo'un yapay zekası neo'yu bu tarayıcıya dönünce 1-2 denesem de dün geceden beri, bu işte bir farklılık var mı diye görmek içindi. şu [#3826934] tanımda dediğimin üzerinden çok bir şey değişmedi aslında, yani bayağıdır yapay zeka kullanmıyorum sayılır. ama orada demiştim galiba, bu geçici bir ara verme de olabilir diye. bu aralar yeniden kullanmaya başlayasım var yapay zekayı. bakalım artık...
devamını gör...
en çok özlenen kişi
kendimi özlüyorum. bir zamanlar fırtınalar estirirdim, eskisi gibi değilim şimdi değiştim.
devamını gör...
büyük firmaların browser'larını kullanmakta karar kılmak
dün gece itibarıyla yeniden norton neo'yu kullanmaya başladığımı ve dolaylı olarak kahrolsun dev şirketler dediğimi deklare etmek istediğim başlıktır. * facebook'ta yaşadığım sorun ortadan kalkmış, herhalde 13 gün önce güncellenen versiyonuyla ve zaten başka hiçbir problemim yoktu neo ile alakalı olarak.
yani çok da ufak bir firmaya veya kişisel geliştirici ürününe dönmedim sonuçta. zaten microsoft edge de güvenli limanım olarak her zaman hazır olda bekliyor.
yani çok da ufak bir firmaya veya kişisel geliştirici ürününe dönmedim sonuçta. zaten microsoft edge de güvenli limanım olarak her zaman hazır olda bekliyor.
devamını gör...
boomer
ikinci dünya savaşı sona erdiğinde (1945), birçok ülkede insanlar daha güvenli ve istikrarlı bir döneme girdiler. bu da evliliklerin ve doğumların artmasına, yani bir “bebek patlaması” (baby boom) yaşanmasına yol açtı. işte bu dönemde doğan nesil, baby boomer olarak adlandırıldı.
boomer, ingilizce “baby boomer” (1946–1964 doğumlular) ifadesinin kısaltması olarak ortaya çıkmış bir kelime. ama günümüzde çoğunlukla “yaşlı nesil, eski kafalı, teknolojiye ve yeni fikirlere uzak” anlamında şaka/eleştiri olarak kullanılıyor.
günümüzde ülkemizde doğum oranlarının azalması, baby boomer döneminin tam tersine bir durum. baby boomer kuşağı, savaş sonrası “nüfus artışı” döneminin ürünüydü.. şimdi ise pek çok ülkede, türkiye’de de dahil olmak üzere doğum oranları düşüyor, nüfus artışı yavaşlıyor hatta bazı yerlerde azalıyor. yani bir dönemde “bebeğe booom” yaşanırken, şimdi “bebek yokluğu” gibi bir trend var.
yani kısaca;
baby boom: savaş sonrası güven ve ekonomik iyileşme → aile kurma ve çocuk sahibi olma artışı
günümüz: yüksek yaşam maliyeti, iş güvencesizliği, kariyer ve eğitim odaklı yaşam, barınma zorluğu , çocuk sahibi olma isteği azalıyor.
ya burdan nereye varmak istiyorsun diye soruyorsanız anlatayım: z kuşağı ile kuşak çatışmasının nedeninin farklı zamanların ve şartların insanları olmalarıdır diye düşünüyorum. yeni bir savaşın arefesindeyizdir belki ya da içinde kim bilir..
boomer, ingilizce “baby boomer” (1946–1964 doğumlular) ifadesinin kısaltması olarak ortaya çıkmış bir kelime. ama günümüzde çoğunlukla “yaşlı nesil, eski kafalı, teknolojiye ve yeni fikirlere uzak” anlamında şaka/eleştiri olarak kullanılıyor.
günümüzde ülkemizde doğum oranlarının azalması, baby boomer döneminin tam tersine bir durum. baby boomer kuşağı, savaş sonrası “nüfus artışı” döneminin ürünüydü.. şimdi ise pek çok ülkede, türkiye’de de dahil olmak üzere doğum oranları düşüyor, nüfus artışı yavaşlıyor hatta bazı yerlerde azalıyor. yani bir dönemde “bebeğe booom” yaşanırken, şimdi “bebek yokluğu” gibi bir trend var.
yani kısaca;
baby boom: savaş sonrası güven ve ekonomik iyileşme → aile kurma ve çocuk sahibi olma artışı
günümüz: yüksek yaşam maliyeti, iş güvencesizliği, kariyer ve eğitim odaklı yaşam, barınma zorluğu , çocuk sahibi olma isteği azalıyor.
ya burdan nereye varmak istiyorsun diye soruyorsanız anlatayım: z kuşağı ile kuşak çatışmasının nedeninin farklı zamanların ve şartların insanları olmalarıdır diye düşünüyorum. yeni bir savaşın arefesindeyizdir belki ya da içinde kim bilir..
devamını gör...
en çok özlenen kişi
sizden beklediği zorun üstesinden gelmenizdir. buna inanın.
devamını gör...
hangimizin sevgilisi daha suçlu akımı
oysa herkes bıçaklar sevdiğini
devamını gör...
anın fotoğrafı

o kadar oje falan sürdüm sticker yapıştırdım, bu tırnakları atmasam duramazdım. şaka şaka o kadar da değil ama sürekli ellerime bakasım geliyor oje sürünce, o doğru. bir de her seferinde farklı bir renk yaptıracağım bu sefer diyip mutlaka pembe tonları ya da nude yapıyorum, alışkanlıklarıma böyle de bağlıyım işte.
devamını gör...
bir üstteki yazar hakkında düşünülenler
kedisi hüsmen agaya benziyor.
devamını gör...
bir üstteki yazar hakkında düşünülenler
dönmesine çok sevindiğim, her zaman iyiliklerle karşılaşmasını umduğum birisi.
çokça kalpp.
çokça kalpp.
devamını gör...
lennie (yazar)
#3857038
bunu yazacağını adım gibi biliyordum mdfkdk

oku, muhteşör olan belisarius adına oku. şüphesiz ki bu okumlamanda binlerce ibret bulacaksın.
bunu yazacağını adım gibi biliyordum mdfkdk

oku, muhteşör olan belisarius adına oku. şüphesiz ki bu okumlamanda binlerce ibret bulacaksın.
devamını gör...
en çok özlenen kişi
annem.
anne demeden yaşamak öyle zor ki...
anne demeden yaşamak öyle zor ki...
devamını gör...
yaşlandıkça zamanın daha hızlı geçiyor gibi gelmesi
bir his...bazen geçip gitse dediğim de oldu, çünkü bazı anlar gerçekten ağır, sanki hiç bitmeyecekmiş gibi sürer.. ama şimdi, artık nasıl geçerse geçsin, çok da umurumda değil. zamanın hızına kapılmak yerine, onunla birlikte akmayı öğrendim. geçen günlerin ardında ne kaldığını saymak yerine, sadece yürüdüğüm yolu izliyorum. zaman ister hızlı olsun ister yavaş, sonunda hepsi aynı yere varıyor.. ben de onunla birlikte..
devamını gör...
kel kafa olup saçları uzatmak
(bkz: anlatım bozukluğu)
devamını gör...
ortamlarda normal sözlük yazarıyım deyince oluşan hava
+normal sözlükte yazarım
-normal mi?
+evet
-peki diğer sözlükler anormal mi?
-404 not found
-normal mi?
+evet
-peki diğer sözlükler anormal mi?
-404 not found
devamını gör...
flavius belisarius (yazar)
#3857035 bunu okuyabileceğimizi düşünmedin inşallah. özeti varsa özelden iletirsen sevinirim.
sevgiler..
sevgiler..
devamını gör...
hiç başlık açmayıp 2000 tanım giren yazar
mürid tir.
devamını gör...
bir üstteki yazar hakkında düşünülenler
yeni fark ettiğim bir yazar lakin sevdim tarzını.
devamını gör...
flavius belisarius (yazar)
selamlar, sevgiler ağalar/ağaliçeler. öncelikle bir toplu cevap verip, daha sonrasında dostomun sorduğu milyon dölarlık sorunun cevabını yazmak amacıyla bu satırları yazıyorum.
dün gece yazdığım şu entrymde; #3856565 bahsettiğim mevzu en az 2-3 sene önce görüp, hayal meyal hatırladığım bir başlık ve entry üzerineydi. konu meme yada gödüş ile alakalı diye hatırladım gece o saatte ancak; libido, seks, sekis pözisyönleri gibi bişi de olabilir. yazıldığını gördüğüm entryde ekonomi/enflasyon kaynaklı bir gönderme vardı diye hatırlıyorum ancak inanın tam net olarak ne olduğu hatırımda değil. sonrasında da zaten kapadım algılarımı, görmedim ne yazıldığını falan ve unuttum gitti.
gelelim dostomun #3856920 numaralı entrysine. bu cevabı senin nick6'ına özellikle yazmıyorum dostom çünkü konunun açıklanması tamamen benim karanlık dünyama bir yolculuk gibi olacak. simge sağın takıntımın bilimsel literatürde bir tanımı, açıklaması da var. ecnebiler buna the return of the repressed diyollağ. şimdi seninle ve kıymatlı sözlük yazarları ile bir yolculuğa çıkalım. biraz uzun olacak. yakın gözlüklerinizi hazırlayın.*
sene 2015
flavius bellerophus solomon belisarius beğ kardeşin; o zamanlar üniversite mezuniyetine hazırlık döneminde olan, tez yazımı ile uğraşan, istanbul'daki dar çevresinde müzikal yolculuklar ve keşifler yapmayı seven minimal bir dimağ. simge; miş miş isimli eserini yeni çıkarmış. ortalık miş miş de muş muş diye çalkalanıyor. her radyoda, kafede bu şarkı var. ve ben o zamanlar, yukarda da bahsettiğim üzere müzikal olarak yolculuklar, keşifler yapmayı seven bir minimal dimağım. björk, nick cave, beirut, bonobo. bunlar benim 4 kutsal elementim. bu 4 kutsal elementi sac ayağı almış, tarzdan tarza uçuyor kaçıyorum. jazz kültürümü genişletmeye, metal müzik dünyasının sırlarını ve sonsuz janralarını öğrenmeye, elektronik müzikten tat almaya, o dönemler hakim kültür olan hipster kültürden uzak durmaya çalışıyorum falan. arkadaşlarla barlarda hipsterlere söğüyoruz falan.
o dönemler; miş miş de muş muş diye şarkı mı olur lan kulağını silktiklerim diye isyanlarım falan da oluyor. hatta şimdi bakmaya da üşeniyorum ancak bununla ilgili mutlaka tweetlerim, yazılarım da olmuştur.
neyse; üniversite bitti. tezimi verdim, mezuniyet törenine katılmadım, ailemle bir tatile çıktım. tatil de full miş miş ile geçti. ve ben o tatilden sonra bir daha şirket kampları dışında tatile çıkamadım biliyor musun dostom. iş güç temelli fakat yanda başka sebepleri de olan, sürekli hayat ile güreşme/döğüş şeklinde yaşadım/yaşıyorum. neyse. tatilim bitti, iş aradım, bulamadım. izmir'de bir arkadaşımda 15-20 gün kaldım, orda iş kovaladım, bulamadım. en son baba evinde oturup pineklerken bir şekilde memleketin yerel tv'sinde işe girdim. 2 seneye kadar orada çalıştıktan sonra silkerim lan böyle düzeni, dayanamıyorum artık dedim ve askere gitmeye karar verdim.
2018 yılı mart celbinde; 370 kd. er olarak askerliğimi yapmak üzere kanaldan ayrıldım. şimdiki kadar uzun olmasa da yine epey bi uzun olan saçlarımı göz yaşları içinde kestirip birliğime teslim oldum. acemiliğim ankara, usta birliğim de kayseri'de idi. ve merak ettiğin sorunun cevabına bizi götürecek olan olaylar 2018 haziran ayında başladı.
o zamana kadar simge; yankı, üzülmedin mi gibi hitlerini de çıkarmış ancak ben kendi yankı odama o kadar gömülmüşüm ki inan haberim bile olmadı.
1 haziran 2018 tarihinde simge; ben bazen klibini yayınladı. her şey o klip ile başladı. ben gece nizamiye sorumlusu olduğumdan er gazinosu, içtima ve yemekler sonrası kantin muhabbetleri gibi şeylerden uzaktım. çünkü tertiplerim o aktivitelerle meşgulken ben uyuyordum. ancak haziran ayının sıradan bir günü, çarşı izni sonrası, görev saatimin başlamasını beklerken; ana tamir fabrikası, emniyet muhafız birliğinin er gazinosunda o kliple karşılaştım.
şimdi buraya kadar okuyan herkes; seksüel duygularım nedeniyle simge takıntımın başladığını düşünebilir. dürüst olacağım evet bunun da etkisi oldu. ancak en çok bastırılan duygum bu değildi. 5 aydır robotik bir düsturda, 100 kadar er, bir o kadar da astsubay/subay ile yaşayan bendeniz, şarkıda yer alan sözlere vurulmuştum.
ben bazen
gitmek istiyorum uzaklara
kaçmak istiyorum bu iklimden
sonrasında şarkıda yer alan droplar, nakarat arasındaki o çılgın kısım kanımı kaynatmaya başlamıştı. ve evet 5 aydır kadın bacağı görmeyen bünyemde de libidosal ve de seksüel bazı hareketlenmeler, uuuu beybi kıpırdanmalar oluşmuştu. askerlik boyunca bastırdığım bütün duygular; simge'nin ben bazen şarkısı ve klibi ile vücut bulmuştu.
bastırdığım duyguları sıralayacak ve özetleyecek olursam;
1- içinde bulunduğum absürt/mekanik/sıkıcı askerlik ortamı.
2-kaçma isteği.
3- onca erko ile beraber yaşarken kadın bacağına ve de bedenine; kısacası estetik bir şeyler görüp/dinlemeye duyduğum özlem.
4- libido.
sonrasında askerlik bitti, memlekete döndüm. kısa bir süre sonra istanbul'da iş buldum. hareketli yaşantım sırasındaki yıllarda ben bütün o simge hitlerini baştan keşfettim. yankı; o zamanlar yaşadığım bir aşk/flört durumu sonrası bünyemi ele geçirdi. üzülmedin mi; yine benzer bir süreçti. o zamanların çok detayına girmeyeceğim. ancak sadece o zamanlarki güzelliği ile değli, müziği ile de bayılmaya başladım kendisine. yeni girdiğim ilk iş yerinde, o zamanki patronum benim doğum günümde bütün ofisi simge konserine götürmüştü. sahnedeki o işvesi, cilvesi, enerjisi, sesi hepsi beni çok etkiledi. tüm şarkılarını ezbere bilir, simge dışında çok az şey dinleyebilir hale geldim. bir yılbaşı gecesi o dönemki kız arkadaşım ve annesini simge/hüsnü şenlendirici/kibariye/ümit besen'in arka arkaya çıktığı bir otel programına götürdüm. uzun yıllar boyunca sevinçlerimin, kederlerimin fon müziği olmuş idi simge.
ve ayrıca; henüz kendisine bu kadar estetik de yaptırmamıştı. çok duru bir güzelliği, alev gibi bir seksiliği vardı. bana son darbeyi ise bostancı gösteri merkezinde verdiği akustik konserin kayıtlarını yayınlayarak vurdu. ordan sonra tam anlamıyla meftun oldum.
ta ki; bir çok iş, sevgili, hobi vs değiştirip, 30'a varana kadar. kendi dönüşümümü tamamlamıştım. o sırada simge kötü müzikal işler ve kötü estetikler ile yavaş yavaş benden uzaklaşana kadar. o süreçte önümüz yaz, sevmek yüzünden gibi işler de yaptı. ancak sırasıyla; gizem örge, saliha şahin ve son büyük aşkım julia szczurowska ile tanıştıkça uzaklaştım. halen daha akustik konserini açar izlerim. evde tek başıma alkol alırken kliplerini izler, o yıllara bir giderim. ancak eskisi gibi değil artık hiç bişi. sözlükteki simge sağın başlığına dadanmalarım işte hep o gecelerin eseri.
seviyorum. halen daha çok seviyorum. ancak artık sadece onu sevmiyorum.
saygılar.
edit: akşam, iş çıkışı beşiktaş-fenerbahçe medicana maçına gideceğim. geçen hafta vakıfbank maçının son 4-5 sayısında; yağmur altında kalabalığa kalmamak için erken çıkmıştım. dedim zaten maç gitti, dönmez burdan. bari dedim kalabalığa kalmayayım.
dönüş yolculuğunda julia szczurowska yengenizin benim bulunduğum tribüne kadar çıkıp foto çektirdiği videoyu görüp kahrolmuştum. bu entry vesilesi ile; salavat zinciri başlatıyorum. herkes kendi meşrebince dua etsin, salavat getirsin, istavroz çıkarsın, güneşi selamlasın, ayin yapsın falan bişiler yapsın elden ele beni juliama kavuşturun, bir küçücük fotoğraf çektirmek nasib olsun asşldkas herkeşlere teşekkürler, öberim.
dün gece yazdığım şu entrymde; #3856565 bahsettiğim mevzu en az 2-3 sene önce görüp, hayal meyal hatırladığım bir başlık ve entry üzerineydi. konu meme yada gödüş ile alakalı diye hatırladım gece o saatte ancak; libido, seks, sekis pözisyönleri gibi bişi de olabilir. yazıldığını gördüğüm entryde ekonomi/enflasyon kaynaklı bir gönderme vardı diye hatırlıyorum ancak inanın tam net olarak ne olduğu hatırımda değil. sonrasında da zaten kapadım algılarımı, görmedim ne yazıldığını falan ve unuttum gitti.
gelelim dostomun #3856920 numaralı entrysine. bu cevabı senin nick6'ına özellikle yazmıyorum dostom çünkü konunun açıklanması tamamen benim karanlık dünyama bir yolculuk gibi olacak. simge sağın takıntımın bilimsel literatürde bir tanımı, açıklaması da var. ecnebiler buna the return of the repressed diyollağ. şimdi seninle ve kıymatlı sözlük yazarları ile bir yolculuğa çıkalım. biraz uzun olacak. yakın gözlüklerinizi hazırlayın.*
sene 2015
flavius bellerophus solomon belisarius beğ kardeşin; o zamanlar üniversite mezuniyetine hazırlık döneminde olan, tez yazımı ile uğraşan, istanbul'daki dar çevresinde müzikal yolculuklar ve keşifler yapmayı seven minimal bir dimağ. simge; miş miş isimli eserini yeni çıkarmış. ortalık miş miş de muş muş diye çalkalanıyor. her radyoda, kafede bu şarkı var. ve ben o zamanlar, yukarda da bahsettiğim üzere müzikal olarak yolculuklar, keşifler yapmayı seven bir minimal dimağım. björk, nick cave, beirut, bonobo. bunlar benim 4 kutsal elementim. bu 4 kutsal elementi sac ayağı almış, tarzdan tarza uçuyor kaçıyorum. jazz kültürümü genişletmeye, metal müzik dünyasının sırlarını ve sonsuz janralarını öğrenmeye, elektronik müzikten tat almaya, o dönemler hakim kültür olan hipster kültürden uzak durmaya çalışıyorum falan. arkadaşlarla barlarda hipsterlere söğüyoruz falan.
o dönemler; miş miş de muş muş diye şarkı mı olur lan kulağını silktiklerim diye isyanlarım falan da oluyor. hatta şimdi bakmaya da üşeniyorum ancak bununla ilgili mutlaka tweetlerim, yazılarım da olmuştur.
neyse; üniversite bitti. tezimi verdim, mezuniyet törenine katılmadım, ailemle bir tatile çıktım. tatil de full miş miş ile geçti. ve ben o tatilden sonra bir daha şirket kampları dışında tatile çıkamadım biliyor musun dostom. iş güç temelli fakat yanda başka sebepleri de olan, sürekli hayat ile güreşme/döğüş şeklinde yaşadım/yaşıyorum. neyse. tatilim bitti, iş aradım, bulamadım. izmir'de bir arkadaşımda 15-20 gün kaldım, orda iş kovaladım, bulamadım. en son baba evinde oturup pineklerken bir şekilde memleketin yerel tv'sinde işe girdim. 2 seneye kadar orada çalıştıktan sonra silkerim lan böyle düzeni, dayanamıyorum artık dedim ve askere gitmeye karar verdim.
2018 yılı mart celbinde; 370 kd. er olarak askerliğimi yapmak üzere kanaldan ayrıldım. şimdiki kadar uzun olmasa da yine epey bi uzun olan saçlarımı göz yaşları içinde kestirip birliğime teslim oldum. acemiliğim ankara, usta birliğim de kayseri'de idi. ve merak ettiğin sorunun cevabına bizi götürecek olan olaylar 2018 haziran ayında başladı.
o zamana kadar simge; yankı, üzülmedin mi gibi hitlerini de çıkarmış ancak ben kendi yankı odama o kadar gömülmüşüm ki inan haberim bile olmadı.
1 haziran 2018 tarihinde simge; ben bazen klibini yayınladı. her şey o klip ile başladı. ben gece nizamiye sorumlusu olduğumdan er gazinosu, içtima ve yemekler sonrası kantin muhabbetleri gibi şeylerden uzaktım. çünkü tertiplerim o aktivitelerle meşgulken ben uyuyordum. ancak haziran ayının sıradan bir günü, çarşı izni sonrası, görev saatimin başlamasını beklerken; ana tamir fabrikası, emniyet muhafız birliğinin er gazinosunda o kliple karşılaştım.
şimdi buraya kadar okuyan herkes; seksüel duygularım nedeniyle simge takıntımın başladığını düşünebilir. dürüst olacağım evet bunun da etkisi oldu. ancak en çok bastırılan duygum bu değildi. 5 aydır robotik bir düsturda, 100 kadar er, bir o kadar da astsubay/subay ile yaşayan bendeniz, şarkıda yer alan sözlere vurulmuştum.
ben bazen
gitmek istiyorum uzaklara
kaçmak istiyorum bu iklimden
sonrasında şarkıda yer alan droplar, nakarat arasındaki o çılgın kısım kanımı kaynatmaya başlamıştı. ve evet 5 aydır kadın bacağı görmeyen bünyemde de libidosal ve de seksüel bazı hareketlenmeler, uuuu beybi kıpırdanmalar oluşmuştu. askerlik boyunca bastırdığım bütün duygular; simge'nin ben bazen şarkısı ve klibi ile vücut bulmuştu.
bastırdığım duyguları sıralayacak ve özetleyecek olursam;
1- içinde bulunduğum absürt/mekanik/sıkıcı askerlik ortamı.
2-kaçma isteği.
3- onca erko ile beraber yaşarken kadın bacağına ve de bedenine; kısacası estetik bir şeyler görüp/dinlemeye duyduğum özlem.
4- libido.
sonrasında askerlik bitti, memlekete döndüm. kısa bir süre sonra istanbul'da iş buldum. hareketli yaşantım sırasındaki yıllarda ben bütün o simge hitlerini baştan keşfettim. yankı; o zamanlar yaşadığım bir aşk/flört durumu sonrası bünyemi ele geçirdi. üzülmedin mi; yine benzer bir süreçti. o zamanların çok detayına girmeyeceğim. ancak sadece o zamanlarki güzelliği ile değli, müziği ile de bayılmaya başladım kendisine. yeni girdiğim ilk iş yerinde, o zamanki patronum benim doğum günümde bütün ofisi simge konserine götürmüştü. sahnedeki o işvesi, cilvesi, enerjisi, sesi hepsi beni çok etkiledi. tüm şarkılarını ezbere bilir, simge dışında çok az şey dinleyebilir hale geldim. bir yılbaşı gecesi o dönemki kız arkadaşım ve annesini simge/hüsnü şenlendirici/kibariye/ümit besen'in arka arkaya çıktığı bir otel programına götürdüm. uzun yıllar boyunca sevinçlerimin, kederlerimin fon müziği olmuş idi simge.
ve ayrıca; henüz kendisine bu kadar estetik de yaptırmamıştı. çok duru bir güzelliği, alev gibi bir seksiliği vardı. bana son darbeyi ise bostancı gösteri merkezinde verdiği akustik konserin kayıtlarını yayınlayarak vurdu. ordan sonra tam anlamıyla meftun oldum.
ta ki; bir çok iş, sevgili, hobi vs değiştirip, 30'a varana kadar. kendi dönüşümümü tamamlamıştım. o sırada simge kötü müzikal işler ve kötü estetikler ile yavaş yavaş benden uzaklaşana kadar. o süreçte önümüz yaz, sevmek yüzünden gibi işler de yaptı. ancak sırasıyla; gizem örge, saliha şahin ve son büyük aşkım julia szczurowska ile tanıştıkça uzaklaştım. halen daha akustik konserini açar izlerim. evde tek başıma alkol alırken kliplerini izler, o yıllara bir giderim. ancak eskisi gibi değil artık hiç bişi. sözlükteki simge sağın başlığına dadanmalarım işte hep o gecelerin eseri.
seviyorum. halen daha çok seviyorum. ancak artık sadece onu sevmiyorum.
saygılar.
edit: akşam, iş çıkışı beşiktaş-fenerbahçe medicana maçına gideceğim. geçen hafta vakıfbank maçının son 4-5 sayısında; yağmur altında kalabalığa kalmamak için erken çıkmıştım. dedim zaten maç gitti, dönmez burdan. bari dedim kalabalığa kalmayayım.
dönüş yolculuğunda julia szczurowska yengenizin benim bulunduğum tribüne kadar çıkıp foto çektirdiği videoyu görüp kahrolmuştum. bu entry vesilesi ile; salavat zinciri başlatıyorum. herkes kendi meşrebince dua etsin, salavat getirsin, istavroz çıkarsın, güneşi selamlasın, ayin yapsın falan bişiler yapsın elden ele beni juliama kavuşturun, bir küçücük fotoğraf çektirmek nasib olsun asşldkas herkeşlere teşekkürler, öberim.
devamını gör...
ortamlarda normal sözlük yazarıyım deyince oluşan hava
çok da tın havası oluşuyor, kristalize şekilde.
devamını gör...
ortamlarda normal sözlük yazarıyım deyince oluşan hava
devamını gör...