zaman tüneli

türkiye gibi ülke genelinde herkesin büyük takımları tuttuğu ve bu takımların taraftar kitleleri arasında siyasi, ideolojik, sosyal ve ekonomik açıdan bir farkın bulunmadığı bir ülkede bir futbol takımına "akp'nin düşüremediği bir kale" olmak gibi bir politik misyon yüklemek anlamsız bir şey. her takımın her görüşten taraftarı var. tayyibin memleketi rizenin yüzde 90ı fenerli, keza istanbuldaki semti kasımpaşanın da.

son 30 küsür yıldır belli odaklarla iyi ilişkiler kuran gsnin bundan sportif menfaat sağladığı ve bu odakların bazılarının fenerbahçeyi doğrudan hedef aldığı gibi bir gerçek tabii ki var; ama bu dinamikleri ideolojik sebeplere bağlamanın türkiyede futbolun siyasal ve sosyal veçhelerini gözetince pek mümkün olduğunu düşünmüyorum. kaldı ki konuyu siyasallaştıran da başta fetöcülerdi. 3 temmuzun taşlarını gazetelerinde fenerbahçeyi "ergenekon'un takımı" gibi gösteren yayınlar yaparak döşediler. o günün konjonktüründe fenerbahçelilikle cumhuriyetçiliğin kesiştiği bir dönem de oldu; ama bu fenerbahçeyi barcelona, atletic, livorno vb bir siyasi kimlikle özdeşleşen bir takım haline getirmedi.

ali koç döneminde ise 3 temmuz döneminin maneviyatı "yapıyla mücadele" olarak yeniden kurgulanıp iyice laçkalaşarak ve tamamen koç'un fenerin başında kalabilme amacına hizmet eder biçimde "hortlatıldı". koç fener stadından çok mhp genel merkezi ve külliyeye giderken "muhtaçları" onu hükümetle göğüs göğüse çarpışan bir cumhuriyet kahramanı gibi anlatıyorlardı ve bu anlatı, ulusalcı fenerbahçeliler arasında kısmen karşılık buldu.

koçun gidişiyle bu toksik atmosfer büyük ölçüde dağılmışken tayyibin de bu kıyağı yapması bence isabet oldu. böylece fenerbahçe'nin, ülkedeki siyasi temsilini yitirmekte bir kesimin sığınacağı bir liman olmak gibi bir misyonunun olmadığı da daha iyi anlaşılır diye umut ediyorum.

sanki fenerbahçe bir şeylerden taviz vermiş de hükümet de karşılığında kulübe transfer yapmış gibi tepkilerin verilmesini de çok anlamlı bulmuyorum. neticede olan şey, her konuda anlaşılmış bir transfer varken suudi kulübünün etik olmayan bir hamleyle transferi suya düşürmeye çalışmasıydı. e suudi gibi her şeyin veliaht presnsin iki dudağı arasında olduğu bir ülkede de doğrudan veliaht üzerinden işi çözme imkanın varsa kullanırsın niye kullanmıycan.
devamını gör...

cumhurbaşkanı erdoğan 2019 yılından beri fenerbahçe spor kulübü yüksek divan kurulu üyesidir. ki bu üyeliğini alma nedeni, öncesinde 25 yıllık kongre üyeliğine sahip olmasıdır. bu bilgiler sır değil, kapalı kapılar ardında alınmış kararlar hiç değil. bunları niye söylüyorum, sözlükteki taraftarımızın ve rakip taraftarların hafızalarını tazelemek veya bilmiyorlarsa da öğrenmelerini sağlamak için.

şimdi buradan mevcut başkanımız sadettin saran' a sallayan taraftarlarımız bilsinler ki, erdoğan'ın kongre üyeliği aziz yıldırım dönemine dayanıyor, yüksek divan kurulu üyesi olması nedeniyle törenle kendisine rozet takan kişi ise o dönem fenerbahçe spor kulübün başkanı olan ali koç'tur. dediğim gibi bu bilgiler sır değil. internete girip teyit edebilirsiniz.

yani sevelim veya sevmeyelim, siyaseten bir kez bile oy verelim veya vermeyelim cumhurbaşkanı erdoğan'ın fenerbahçe ile üstelik resmi bir biçimde bağı var. ve bu bağ kişilerden ve başkanlardan bağımsız olarak yani kurumsal olarak 30 küsur sene önce kurulmuş bir bağ. ki kendisinin yanılmıyorsam 2024 yılında artık fenerbahçe'li değilim şeklinde bir açıklaması olsa bile, söz konusu yüksek divan kurulu üyeliğinin düşmesi veya kendisinin bu üyelikten istifa etmesine dair bir haber yok. zaten olsaydı emin olun haberiniz olurdu. gerçi olur muydu ondan da emin olamadım.

1974 doğumluyum, çocukluğumdan beri fenerbahçe taraftarıyım. fenerbahçe demek benim için birçok fenerbahçe taraftarında olduğu gibi aşk demek. öte yandan ailem 7 göbekten chp li. hayatımda bir kez bile erdoğan'a oy vermedim, bırakın siyaseti, hayata bakışım bile erdoğan'ın 180 derece zıttı. başka şeyler de söylerim ama silivri gerçekten soğuktur şimdi.

fenerbahçe spor kulübünden kante'nin transferi hakkında yapılan ve bu başlığın açılmasına neden olan yazıyı okudum. ve evet okurken hoş duygular hissetmedim elbette. hatta keşke kante transfer olmasaydı da biz de bu açıklamayı okumasaydık da dedim. yani duygularım zaten kafadan reddediyor bu açıklamayı.

öte yandan mantığım devreye girdiğinde yine reddediyorum ama bunun nedeni olayın öznesinin erdoğan olması meselesi değil. genel olarak siyaset ve futbolun bu derece iç içe olmasını doğru bulmuyorum çünkü. emin olun bu transfer siyaseten yakın olduğum biri tarafından/desteğiyle gerçekleşmiş olsa yine aynı şekilde düşünürdüm ve hissederdim.

ancak sade bir taraftar olarak işin realitesi, ne benim duygularıma ne de mantığına göre işliyor elbette. sanırım galatasaray'lı bir yazar arkadaş bu başlıkta dile getirmiş bunu. bunun fenerbahçesi, galatasaray'ı, beşiktaş' ı yok arkadaşlar. bizler taraftar olarak ne hissedersek hissedelim, taraftarı olduğumuz kulüplerin yöneticileri içinde bulundukları siyasi iklime göre hareket ediyorlar. bu etik mi bence hiç etik değil ama bu anlamda bizler karar verme mercii değiliz. en fazla tepki koyabiliriz.

derdim bir savunma yazısı yazmak değil. sadettin saran benim babamın oğlu değil, ali koç'da değildi, aziz yıldırım'da, ali şen'de. taraftarı olduğum kulübün başkanı oldukları için sevdiğim birer figürler sadece. kaldı ki kör bir sevgi değil zaten bu. olaylara verdikleri tepkilere göre yeri gelir eleştiririm, yeri gelir biliyorum hoş değil ama küfür bile edebilirim. ali koç seçimi kaybettiğinde çok sevinmiştim mesela zira ali koç gitsin de kim gelirse gelsin noktasına getirmişti sağolsun bizi. ama kol kırılır yen içinde kalır denir ya hani, rakip taraftarlardan biri ali koç' a hakaretvari birşey söylese hooooop orda dur bakalım derim, zira aidiyet duygusu böyle bir şey. zaten taraftarlar da renkler farketmeksizin bu psikoloji ile hareket eder. benim okan buruk' a küfretmem ile bir galatasaray taraftarının okan' a küfretmesi aynı şey değil. gel beraber küfür edelim diyecek hali yok.

çok uzun oldu biliyorum ama içimi dökmek istedim, muhtemelen birçok yazar okumayacak bile ama olsun. yalan yok biraz rahatladım.
devamını gör...

acilen çıkıp 3 harfli marketler, dış güçler suçlanmalı. ya bu 658 kere yapıldı dimi.
ee ne kaldı kim kaldı suçlayacak. allah'ı mı suçlasak. ulan onu bile yapmışız.
neyse kemerleri sıkın, baharı bekleyin, şükürsüz olmayın, enflasyon tek hanelere düşecek falan kozunu tekrar sürelim, nasılsa halk yer.
aha buldum da, enflasyonun düşmesini epstein istemiyor kardeşim, alnı secdeye değen reisimizle uğraşıyorlar. hans coni maykıl epstein alayı gelse reyizi yedirmeyiz.
devamını gör...

rantçılar beni sevmez deyince güldüm ya la. allah'ta seni güldürsün reyiz.
devamını gör...

keşke kendi de topçuluk sektöründen hiç ayrılmasaydı da, kariyerinin sonunda arabistan yolunu tutanlar kervanına katılsaydı.
adam sürekli arabistan'dan biseyler getiriyor. hiç norveç, kanada falan yok adamda, varsa yoksa arabistan.
devamını gör...

neredeyse putlaştırılan, ilahlaştırılma aşamasına gelen tatlış hayvancıklar.
başta facebook olmak üzere meta şirketinin tüm internet araçları bir şekilde biz insanlara abartılı hayvan sevgisini kazandırarak belkide hayatta sadece tek bir defa olsa da doğru bir amaca hizmet etti fakat başta söylediğim gibi biz insanoğlu bunun da bokunu çıkardık.
devamını gör...

aklı hala topta olan biridir.
devamını gör...

#3875916 bu uyduruk listeye göre erdoğan kendinden nefret ediyor. bu arada başlık sahibine engel atmanıza gerek yok sayın yazarlar. bu yazar kişisi salak bir aktroll gibi uyduruk argümanlarla tanımlar yazıp aktrollere gülmemizi amaç edinmiş bir chplidir.
devamını gör...

hastalar taburcu edildi. sakin bir acil olsun, bi amin diyelim hep beraber.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

epstein de ölünce tabi, pek fazla sağlam aracı kalmadı dünyada.. naapcan işte, hayat..
devamını gör...

babam kadar sevdiğim amcamın gidişiyle tattığım duygu.
gidişi diyorum çünkü o zamanlar ölümün ne demek olduğunu bilemeyecek kadar küçüktüm. bir sabah uyandım ve bana daha dün gördüğüm amcamın gittiğini ve onu bir daha göremeyeceğimi söylediler.
amcamı kaybettikten sonra babasını kaybetmiş insanlarla tanışıntığımda içime hep aynı acı çöktü, babam gibiydi, kızı gibiydim çünkü.
tamam ikisi bir olmaz diyeceksiniz, belki de haklısınız ama 22 yıldır ben aynı boşluğu aynı acıyla hissediyorum. amcamdan sonra da çok kaybım oldu ama amcamda daha çocuk olmama, olanları algılayamayacak kadar küçük olmama rağmen içimde eksilen yer kocamandı. o yüzdendir babamı kaybetmekten gerçekten çok korkuyorum.
devamını gör...

ekşi kadından iyidir. tek rakibi tdk kadın.
devamını gör...

kendime çok gülüyorum. en son yine kendime güldüm. ama kendi kendime güldüm. öyle böyle gülmedim. iyi güldüm. fena güldüm. ben beni güldürdüm. allah da beni güldürsün.
devamını gör...

benim haddim.
diko 10
pikaçu otur 1
devamını gör...

kendimi kaldıramıyorum ben. geçen borç istedim kendimden yarın öderim diye. silktir lan dedi. sen dedim kime küfrediyon. sana dedim. ben dedim. bana mı dedi. bana dedim. sen dedim benim kim olduğumu biliyor musun dedim. ben dedi senin kim olduğunu biliyor musun dedi. ben dedim. sen dedi. sen dedim. ben dedi. kandıramadım beni.
devamını gör...

üstteki yazara puan vermek benim haddim değil.
devamını gör...

sözlüğü fırın gibi değil de kombi gibi kullanabilsek ne güzel olurdu. ellerim ve ayaklarım üşürken öyle aklıma geliverdi.
devamını gör...

sözlük yazarlarının fırınları başlığına resim gelmeden inanmayın.
devamını gör...

bende yok olan.
devamını gör...

biraz içimi dökeceğim müsaadenizle.

ben kendimi bildim bileli annem mesafeli biridir. bizi öpmez, sarılmaz, sevgi sözcükleri söylemez. mizacı böyledir eskiden beri. küçükken çok isterdim beni sevmesini saçımı okşamasını ne bileyim sıcak olmasını falan. annem beni hep eleştirirdi. evde sorun çıkaran kişi ablam olurdu her zaman, öfke problemleri olan sinir bozucu bir şeydi. bense hep "ne kadar olgun her işini kendi hallediyor bize hic zorluk çıkarmadı" çocuğuydum. buna rağmen annem beni hep eleştirdi, durmadan.
çok sakarsın inci...
sakar insanlardan nefret ederim inci...
çok dağınıksın inci...
kafana bir şey girmiyor inci...
benim seni sevmediğimi düşünüyorsan bu senin problemin inci...
suratını asma inci, moralini bozma inci, biz senin bu suratını görmek zorunda değiliz inci, gece niye uyumuyorsun inci hadi uyumuyorsun gürültü yapma inci (bi kere de demedi 9 yaşında bir çocuğun gözüne neden uyku girmez), hep zamansız uyuyorsun inci, bıktım inci, yemek yapamıyorsun inci, bir şeyi de bana sormadan yap inci, inci, inci, inci...

ben asla ona yetemedim, ne yapsam eksiktim. kahvaltı hazırlardım peynirsiz kahvaltı mı olur inci derdi mesela, bir teşekkür ederim kızım demezdi. çocukken haftasonu erken kalkıp kahvaltı hazırlamıştım hiç unutmam, o kadar heyecanlıydım ki, annemi uyandırdım kahvaltıyı gördü bu saatte niye uyandın inci dedi. bir kere de notlar falan yazdım kötü hissettiği bir dönemde yanında olduğumu göstereceğim çocuk aklımla, saçma sapan şeyler uğraşma inci dedi.

böyle böyle ben de duygusuz birine dönüştüm. seneler geçti her gece ben anneme benzemicem dedim, her günüm onun gibi olmamaya çalışarak geçti.

bazen düşünüyorum da ben gerçekten sevilmeyecek bir çocuk muydum ne yapmıştım ona neydi bu nefretin sebebi, halbuki gerçekten herkesin övdüğü bir çocuktum. bir kere bile onlara öf demedim, üzülürdüm onlar üzülmesin diye belli etmezdim, o kadar iyi mutlu rolü yapıyordum ki 10 yaşında her gece intihar etmeye çalışıp cesaret edemediğimi bir kere bile anlamadı, başarılı da bir çocuktum fen lisesine yerleştiğimde bile neden bizim şehirdekine yerleşemediğim konuşulmuştu.

neyse işte seneler geçti öyle böyle bir şekilde büyüdüm. 22 yaşındayken bir gece aniden anladım, ona ne kadar da çok benzemiştim zaman içinde. sevgimi dile getiremez olmuştum, birini öpmek sarılmak işkence gibi geliyordu, konuşma tarzım bile ona benzemişti. senelerce gece gündüz onun gibi olmicam diye diye delirdiğim kadının kopyası olup çıkmıştım. senelerdir depresyondaydım ama bu durumu fark etmek beni daha da dibe sürükledi, çıkamadım. destek aldım, ilaçlar, haplar , terapiler... hâlâ annesi tarafından sevilmemiş o çocuktum. hiçbir şey değişmemişti, sadece ben kabullenmiştim. sonrasında kendimi keşfettim aslında hiç de sevgisini belli edemeyen biri olmadığımı fark ettim, biri beni öyle güzel sevdi ki ben pamuk gibi birine dönüştüm. beni kendimle barıştırdı, hep sevdiğim şeyleri yaptı, yanımda oldu, elimi tuttu. iyi ki var hayatımda. ama annem o zaman da susmadı, kedileri severim diye kedili bir şey alırdı hemen başlardı "seni etkilemek için yapıyor inci bu kadar saf olma". bitmiyordu hep ama hep eleştiriyordu; iki ayda nasıl sever seni inci saf olma, bir buçuk sene konuştuğun adamı bile tanıyamadın bunu nasıl tanıdın inci, seni sevmiyor etkilemeye çalışıyor inci, işler ilerleyince ilgisini yitirir inci...

sahi, ben sevilmeyecek biri miyim anne, kimse beni sevemez mi, sırf sevdiğinden iyi hissetmemi istediğinden yapıyor olamaz mı bunca şeyi? niye anne, neden beni sevmiyorsun anne? naptım ben sana anne, beni dünyaya sen getirdin neden beni korumuyorsun anne kendinden? neyse ki haksız çıktın anne. doğuranın bile sevmediği bu küçük kızı sevdi o çocuk anne, hiç sorumlusu olmadığı halde senin bile açtığın yaralara üfleyip sarıyor anne. beni seviyor, ben de sevilebilecek biriymişim gördün mü anne?

ama artık sana kızmıyorum biliyor musun? geçen gün mutfakta beraber yemek yaparken anladım; sen benden değil kendinden nefret ediyormuşsun, bütün o eleştiriler aslında kendineymiş. hayatımda ilk defa "seni kendime çok benzetiyorum" dedin. ben sana benziyorum anne, beni bu yüzden sevmiyorsun. anladım. anladım anlamasına ama bu benim çocukluğumu geri getirmiyor ki, içimdeki kız çocuğu ikna olamıyor artık sevildiğine anne. neden kızına bunu yaptın anne? ben seni nasıl affedicem anne?
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim