zaman tüneli
victor osimhen
attığı gole bile sevinemedi kahraman. yine her zamanki gibi galatasaray'ı ipten kurtardı. maç sonunda da önemli açıklamaları oldu. rehavete, ciddiyetsiz oyuna ve eksikliklere parmak bastı, uyarılarda bulundu.
devamını gör...
çok zengin olunca yapılacaklar
olmadan geberip gideceğiz
devamını gör...
bir kıza ortalama 6348 erkeğin yazması
ortalamayı o sayıya çıkartan insanlarla aynı zaman dilimini paylaşıyor olmaktan rahatsızlık duyuyorum.
ama en azından ferhat gibi dağları delerek doğaya zarar vermiyorlar. iki satır mesaj ve dikpik falan atıyorlar.*
ama en azından ferhat gibi dağları delerek doğaya zarar vermiyorlar. iki satır mesaj ve dikpik falan atıyorlar.*
devamını gör...
helikopterle kırmızı ışıkta beklemek
çok zengin olunca yapılacaklar listesine eklendi. günün birinde videosunu atarım.
devamını gör...
çok zengin olunca yapılacaklar
türkiyedeki tüm çiğköfte markalarını tatmak ve belgelemek istiyorum. yeni açılan ve tatmadığım çiğköfteci olunca hemen gidiyorum. bizimde böyle elit zevklerimiz var işte.
devamını gör...
sözlük radyosu kaçak yayınları
seshayvansının ki ''önyargı'' değil. ''son yargı'' . gitmiş, görmüş, bilmiş. gözlemleri tamamen doğru.
devamını gör...
kendime saygım yok davranışları
bu ay para biriktiriyorum deyip ertesi gün kargocuya kapıyı utangaç bir mutlulukla açmak. paketi alırken ki o heyecan…
devamını gör...
eşref rüya
yayınlanan son bölümün ortalarındayım. dizinin her türlü saçmalığını geçtim, tarikatçı müslüm ne zaman ölecek diye bekliyorum. umarım bu bölümdür. öyle bişey varsa acil spoiler falan versin izlemiş olan.
bu entry sırf müslüm karakterinden kusmak için yazılıyor. herif kaçak kimlik ayarladığı mafya babasına kuranda geçiyor diye sahabe ismi seçmiş lan. ya tamam kardeşim en dindar sensin, en dindar senin ailen.
lavuk sürekli din edebiyatı yapıyor, hergün iki düzine can alıyor. en yakın dostunun bacısına göz koyuyor. normalde çarşaf savunur, beğendiği kadını dekoltesiz, diz altı etekle falan hiç göremedik. hile hurdayla, haraçla ekmek yiyorlar, onlar günah olmuyor.
senaryodaki onca saçmalığa rağmen en gerçekçi şey müslüm aslında. senarist tam dindar ikiyüzlülüğünü yazmış. berbat oyunculuk olsa da müslüm'ün babası bu isidli heriften bin kat daha iyi adam. gerçek hayatta keyfimizi kaçırdıkları yetmiyormuş gibi dizilerde bile bu yobazlarla uğraşıyoruz.
bu entry sırf müslüm karakterinden kusmak için yazılıyor. herif kaçak kimlik ayarladığı mafya babasına kuranda geçiyor diye sahabe ismi seçmiş lan. ya tamam kardeşim en dindar sensin, en dindar senin ailen.
lavuk sürekli din edebiyatı yapıyor, hergün iki düzine can alıyor. en yakın dostunun bacısına göz koyuyor. normalde çarşaf savunur, beğendiği kadını dekoltesiz, diz altı etekle falan hiç göremedik. hile hurdayla, haraçla ekmek yiyorlar, onlar günah olmuyor.
senaryodaki onca saçmalığa rağmen en gerçekçi şey müslüm aslında. senarist tam dindar ikiyüzlülüğünü yazmış. berbat oyunculuk olsa da müslüm'ün babası bu isidli heriften bin kat daha iyi adam. gerçek hayatta keyfimizi kaçırdıkları yetmiyormuş gibi dizilerde bile bu yobazlarla uğraşıyoruz.
devamını gör...
kedilerle bebekmiş gibi konuşan insan
sevgisini belli edendir.
devamını gör...
açılan başlığa kimsenin tanım girmemesi
yargılayıcı başlık ve tanım içeriyordur.
ikilemli, tartıştırıcı başlık açmak sanattır.
herkes sanatçı olmayıversin.
ikilemli, tartıştırıcı başlık açmak sanattır.
herkes sanatçı olmayıversin.
devamını gör...
kedilerle bebekmiş gibi konuşan insan
ya ben bebek gibi konuşmuyorum çünkü onlar benim zaten bebeklerim. yalnız ben o tüylü popolara dayanamadığım için çığlık atarak seviyorum. severken delirmemek için dişlerimi sıkıyorum.
devamını gör...
açılan başlığa kimsenin tanım girmemesi
tanım girilmesi için sansasyonel bir başlık gerekli. bilimsel, tekniksel, uzmanlık içeren bir tanımların arkası gelmez. birinin bam teline basacaksınız açılan başlıkta, o zaman ağır bombardıman başlar. bu işin de ayrı uzmanları vardır. mesela:
(bkz: hristiyanismail hepinizi seviyor)
(bkz: hristiyanismail hepinizi seviyor)
devamını gör...
çok zengin olunca yapılacaklar
bu hayali kuramıyorum. o denli uzak hissediyorum.
devamını gör...
altı kelime fırlatma oyunu
harpuştaki güvercin konsantre bir şekilde öfkeyle bakıyordu mavi kettle'a. sanki kafasına kelimeler fırlatılmış gibi.
devamını gör...
sözlük radyosu kaçak yayınları
çok dinlenir mevzuların diyalogları bunlar. teşekkürler şov-biz size minnettardır. iyi muhabbetler:
dinlemedeyim.
dinlemedeyim.
devamını gör...
altı kelime fırlatma oyunu
oyun devam...
işte altı kelime.
(bkz: harpuşta)
(bkz: kettle)
(bkz: öfke)
(bkz: güvercin)
(bkz: mavi)
(bkz: konsantre)
harpuştanın kenarına koyduğu kettle soğumak bilmiyordu. mahallenin tamircisi güya bir hafta önce bakmıştı alete ama bir türlü düzelmemişti. düğmesi attıktan beş dakika sonra hala fokur fokur kaynamaya devam eden cins aletin fişini çekmesine rağmen soğumamasına bir türlü anlam veremiyordu. sabah başlayan kar harpuştanın üzerinde on santimetre oluşturmuştu bile. utanmasa bu kettle cinli diyecekti. eksi beş derecede gerçi ellerini ısıtmak için birebirdi. bahçenin duvarına şöyle bir baktı. ileride sınırı oluşturan yerde duran zeytin ağacının dalları tamamıyla karla kaplanmıştı.
evdeki siyah zeytinleri düşünürken bir güvercin kondu su ısıtıcısının yanına. güvercinin gagasından aldığı nefes buhar yapıyordu. hadi git burdan demek için ellerini havalandırdı bizim fuat, tam o sırada güvercinle göz göze geldiler. hiç öfkeli bir güvercin gördünüz mü? işte fuat da görmemişti o vakte kadar. o yüzden elleri havada dondu kaldı. su ısıtıcısından hala sesler geliyordu. güvercin kaşlarını çattı, bir güvercin ne kadar kaşlarını çatabilirse. sonra olanlar bu pastoral manzara için yeterince tuhaftı.
güvercin kendine has sesiyle konuşmaya başladı.
manyak mısın sen be? dedi ilk önce tiz bir sesle.
anlamadım dedi fuat.
sabahtan beri burada bekliyorsun şu lanet şey soğusun diye. seni zeytin ağacının tepesinden izliyorum. dün de aynı şey oldu.
e, olduysa oldu? ne biçim güvercinsin sen be. sana ne benim su ısıtıcımdan.
iyi de kaç gün daha bekleyeceksin. o geri gelmeyecek.
kim geri gelmeyecek?
saçmalamayı keser misin? tabi ki mavi. istesen mezarını tekrar ziyaret edelim.
fuatın gözleri karardı. görmesinin yerine gelmesi için bir hayli konsantre olması gerekti.
bahçenin sınırındaki zeytin ağacının dibine baktı.
mavi orada ebedi uykusundaydı karın altında.
su ısıtıcısı ötüyordu hala.
güvercinse öfkeliydi iyi niyetiyle.
gerek yok dedi fuat güvercine dönüp.
sıcak ısıtıcıyı aldığı gibi eğildi ve karın içine fırlattı.
işte altı kelime.
(bkz: harpuşta)
(bkz: kettle)
(bkz: öfke)
(bkz: güvercin)
(bkz: mavi)
(bkz: konsantre)
harpuştanın kenarına koyduğu kettle soğumak bilmiyordu. mahallenin tamircisi güya bir hafta önce bakmıştı alete ama bir türlü düzelmemişti. düğmesi attıktan beş dakika sonra hala fokur fokur kaynamaya devam eden cins aletin fişini çekmesine rağmen soğumamasına bir türlü anlam veremiyordu. sabah başlayan kar harpuştanın üzerinde on santimetre oluşturmuştu bile. utanmasa bu kettle cinli diyecekti. eksi beş derecede gerçi ellerini ısıtmak için birebirdi. bahçenin duvarına şöyle bir baktı. ileride sınırı oluşturan yerde duran zeytin ağacının dalları tamamıyla karla kaplanmıştı.
evdeki siyah zeytinleri düşünürken bir güvercin kondu su ısıtıcısının yanına. güvercinin gagasından aldığı nefes buhar yapıyordu. hadi git burdan demek için ellerini havalandırdı bizim fuat, tam o sırada güvercinle göz göze geldiler. hiç öfkeli bir güvercin gördünüz mü? işte fuat da görmemişti o vakte kadar. o yüzden elleri havada dondu kaldı. su ısıtıcısından hala sesler geliyordu. güvercin kaşlarını çattı, bir güvercin ne kadar kaşlarını çatabilirse. sonra olanlar bu pastoral manzara için yeterince tuhaftı.
güvercin kendine has sesiyle konuşmaya başladı.
manyak mısın sen be? dedi ilk önce tiz bir sesle.
anlamadım dedi fuat.
sabahtan beri burada bekliyorsun şu lanet şey soğusun diye. seni zeytin ağacının tepesinden izliyorum. dün de aynı şey oldu.
e, olduysa oldu? ne biçim güvercinsin sen be. sana ne benim su ısıtıcımdan.
iyi de kaç gün daha bekleyeceksin. o geri gelmeyecek.
kim geri gelmeyecek?
saçmalamayı keser misin? tabi ki mavi. istesen mezarını tekrar ziyaret edelim.
fuatın gözleri karardı. görmesinin yerine gelmesi için bir hayli konsantre olması gerekti.
bahçenin sınırındaki zeytin ağacının dibine baktı.
mavi orada ebedi uykusundaydı karın altında.
su ısıtıcısı ötüyordu hala.
güvercinse öfkeliydi iyi niyetiyle.
gerek yok dedi fuat güvercine dönüp.
sıcak ısıtıcıyı aldığı gibi eğildi ve karın içine fırlattı.
devamını gör...
durduk yere insanın aklına gelen replikler
o an icin akla dusenlerdir:
"ne sen mecnunsun ne de ben leyla
soguk bir aksam
biraz icmisiz
yakın durmusuz
hepsi bu.."
"ne sen mecnunsun ne de ben leyla
soguk bir aksam
biraz icmisiz
yakın durmusuz
hepsi bu.."
devamını gör...
kedilerle bebekmiş gibi konuşan insan
kedilerle bebek gibi konuşan insanlarla dalga geçmeyi moda haline getirdiler ya… ben o cephede değilim sözlük.
tarçın’ı çocuklarımdan biri gibi görüyorum, yalan yok. ama öyle abartılı “agu bugu” bir yerden değil bu. zaten kendi çocuklarıma bebekmiş gibi konuşsam biz bebek miyiz anneeğğ diye ortalığı ayağa kaldırırlar. ona da konuşurken ciddi, müstakil bir birey gibi hitap ediyorum. şahsına saygı duyarak.. ama yine de “kız tarçoo”, “evladım”, “kuzum” demekten geri durmuyorum. çünkü öyle hissediyorum.
tarçın iki aylıktı bizim eve geldiğinde. daha anne kuzusuydu. kolumu meme sanıp emdiği günleri bilirim. gölgesinden korkardı. en ufak seste irkilirdi. savunmasız, minnacık bir canlıydı. o halini gördükten sonra araya mesafe koyabilmek mümkün mü..?
bizimle büyüdü. evdeki her köşede anısı var. taşındık, eşyalar değişti, zaman geçti… o hep bizimleydi. hastalandığında içim daraldı, kaybolur gibi olduğunda kalbim yerinden çıktı. şimdi ben ona alt tarafı hayvan muamelesi mi yapayım? asıl o zaman bir şey eksik olmaz mı?
bu, insanlaştırmak değil aslında. sorumluluğunu kabul etmek. hayatına girmiş, sana güvenmiş, sana bağlanmış bir canlıya karşı duyduğun şefkati inkar etmemek. o konuşamıyor diye duygusu yok mu? sevinmiyor mu, küsmüyor mu, özlemiyor mu?
ben tarçın’a hayvan gibi davranırsam, o zaman hayvanlık etmiş olurum. çünkü o benim evimde büyüdü, benim sesime alıştı, benim dizimin dibinde uyudu. o benim kuzum, yavrum. türü farklı olabilir ama bağımız gerçek.
tarçın’ı çocuklarımdan biri gibi görüyorum, yalan yok. ama öyle abartılı “agu bugu” bir yerden değil bu. zaten kendi çocuklarıma bebekmiş gibi konuşsam biz bebek miyiz anneeğğ diye ortalığı ayağa kaldırırlar. ona da konuşurken ciddi, müstakil bir birey gibi hitap ediyorum. şahsına saygı duyarak.. ama yine de “kız tarçoo”, “evladım”, “kuzum” demekten geri durmuyorum. çünkü öyle hissediyorum.
tarçın iki aylıktı bizim eve geldiğinde. daha anne kuzusuydu. kolumu meme sanıp emdiği günleri bilirim. gölgesinden korkardı. en ufak seste irkilirdi. savunmasız, minnacık bir canlıydı. o halini gördükten sonra araya mesafe koyabilmek mümkün mü..?
bizimle büyüdü. evdeki her köşede anısı var. taşındık, eşyalar değişti, zaman geçti… o hep bizimleydi. hastalandığında içim daraldı, kaybolur gibi olduğunda kalbim yerinden çıktı. şimdi ben ona alt tarafı hayvan muamelesi mi yapayım? asıl o zaman bir şey eksik olmaz mı?
bu, insanlaştırmak değil aslında. sorumluluğunu kabul etmek. hayatına girmiş, sana güvenmiş, sana bağlanmış bir canlıya karşı duyduğun şefkati inkar etmemek. o konuşamıyor diye duygusu yok mu? sevinmiyor mu, küsmüyor mu, özlemiyor mu?
ben tarçın’a hayvan gibi davranırsam, o zaman hayvanlık etmiş olurum. çünkü o benim evimde büyüdü, benim sesime alıştı, benim dizimin dibinde uyudu. o benim kuzum, yavrum. türü farklı olabilir ama bağımız gerçek.
devamını gör...
helikopter helikopter
‘parakofer parakofer’ şeklinde devam eden fazlıja şarkısı.
devamını gör...
polis durdurunca hemen telefonla birini arayan sarhoş
şeye benziyor işte o sarhoş değildi gerçi ama geçen paylaştım, ben savcıyım köpeğimi belediye otobüsüne de sokarım diyen ruh hastası bir kadın vardı haberlerde, kendisine itiraz eden olunca hemen telefona sarıldı manyak oğlu manyak, can güvenliğim yok, onu barındırmayın burada falan.
devamını gör...