zaman tüneli

elhamdülillah fenerbahçe.
devamını gör...

tabi psikolog ya da psikiyatr herneyse psikoterapistin dindar olması dindar danışan için önemli ama bazen dindar değil de dine kendini kaptırıp saçma sapan tavsiyeler veren de oluyor mesela bir örnek zor durumda olan birisine dine kendini kaptıran psikoterapist kendini sözde dindar niteleyen psikoterapist danışanına tevekkülü öğretemeyebilir,ona herşeyin allah’tan olduğunu, ayakkabımızın ipliğine kadar ne istersek isteyelim allah’tan istememiz gerektiğini öğretemeyebilir. bunlar yerine ne der cahil cahil der ki ahirette düzeleceksin sabret ahirette durum değişecek dese bu dindarlık değil bu ilmi yüksek olmak değil bu nedir hasta olan adamı iyice hasta etmek bir diğer deyişle danışan allah muhafaza şunu düşünebilir madem herşey orada iyi ben oraya gitmek istiyorum diyebilir.kısaca bir psikoterapist eğer dindarsa mümine dünya ahiret arasındaki dengeyi öğretecek tevekkülü öğretecek herşeyin allah’tan olduğunu allah’ın bize şah damarımızdan yakın olduğunu ve ne isteyeceksek isteyelim allah’tan istememiz gerektiğini (ayakkabımızın ipliğine kadar ne istersek istememiz lazım hadise göre) öğretip onu motive edip ona kilit paslar atmalıdır ki danışan ya da hasta zorlukların üstünden gelsin
devamını gör...

tefecisiz, tekelsiz, kölesiz, kerhanesiz, kumarhanesiz, meyhanesiz, üretime ve paylaşıma dayalı siyasal düzen.

bunun dışınsakilerinin ta...
devamını gör...

ne kadar az kişinin ya da ne kadar çok kişinin bildiği hakkında pek bir fikrim yok. ama en azından popülaritesinin düşük olduğunu tahmin ettiğim filmlerden örnekler yazayım. hepsi düşük popülaritesine rağmen muhteşem filmlerdir bu arada..

* elly hakkında. iran sinemasının muhteşem örneklerinden biridir. başrolde, hem oyunculuğunu hem de kendisini çok beğendiğim taraneh alidoosti var. elly'nin ortadan kaybolmasının ardından tüm yalanlar ve gerçekler yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlar. yükselen gerilim oldukça sürükleyici.

* goodbye lenin. alman sinemasının nispeten popüler filmlerinden biridir. eski bir sosyalistten, berlin duvarının yıkıldığını ve kapitalizmin doğu almanya'yı ele geçirdiğini gizlemek zorundasındır. bir de bu kişi annendir. oldukça eğlenceli ve bir o kadar da trajikomik!

* protesto. fransız sinemasının en popüler filmlerinden biri. paris gettolarında anarşist bir grubun hikayesini anlatıyor. oldukça sert!

* kara kitap. ikinci dünya savaşında hollanda'da sıkışıp kalan bir şarkıcının hikayesi. hollanda & almanya ortak yapımı olması gerek.

* dünyalı. 14 bin yaşında olduğunu iddia eden biri ne kadar inandırıcı olabilir? tek plan filmi. oldukça sürükleyici.

* yedi samuray. japon mucizesi akira kurosava'dan bir başyapıt!

* yasak bölge 9: uzaylı istilasında ya işler tahmin ettiğimizden farklı bir yönde giderse? distopik!

ilk aklıma gelenler bunlar. kolay bulunması için filmleri türkçe vizyon isimleri ile belirttim.

bonus olarak da bir türk filmi ekleyelim. bir yavuz turgul şaheseri. çekildiği dönem itibariyle bırak türk sinemasını, avrupa sinemasında bile pek benzeri olmayan muhteşem bir film. filmimiz: gölge oyunu.
devamını gör...

hafiften stalk yapmak yeterli olur.
devamını gör...

resimler başlığına bakmak yeterlidir.
devamını gör...

tanım cümlesi bile yazamıyorum.

ben tertemiz delirdim.
duvarlarla anlattım derdimi, tavsiye vermeye başladılar.
sigarayla haşır neşir oldum, ateşi söndü.
aynaya baktım, aynadaki bana sırtını döndü.
ben tertemiz delirdim...
beni mazur görün efendiler, ben delirdim.
mezarlığa gittim, ölüler fısıldıyordu: bak geldi yine...
camiye gittim, imamın duaları bedduaya döndü.
kiliseye gittim, haç ters döndü.
sinagoga gittim, yanlış gün dediler.
beni mazur görün efendiler, ben delirdim.
ben, yaşarken öldüm; yaşarken delirdim.
ben, bu dünyada sıkıştım kaldım; bir yere gidemedim.
sevdiklerime sarılamadım, kollarım koptu her seferinde.
gülümsemelerim anlık bile olmadı, hep karanlıkla kaplandı...
beni mazur görün efendiler, ben delirdim.
devamını gör...

ben insanlardan nefret eden bir adamım. bunu saklamıyorum. hatta fırsat buldukça dile getiriyorum. çünkü insan dediğin varlık, gürültülü, aceleci, gereksiz fikirlerle dolu ve çoğu zaman da sabah sabah fazla enerjik. ama kaderin ironisine bakın ki… aynı zamanda insanlara muhtaç bir adamım.

mesela ekmek almak için fırına gidiyorum. fırında bir insan var. ekmeği bana veren o. ekmeği kendim üretmeye kalksam üç gün sonra buğdayla tartışırken bulunurum. dolayısıyla insanlardan nefret eden ben, sabahın köründe bir insanla “abi iki ekmek” diyaloğuna girmek zorundayım. bu trajedinin shakespeare tarafından yazılmamış olması büyük bir eksikliktir.

otobüse biniyorum. otobüsü kullanan bir insan. yanımda oturan başka bir insan. arkamda telefonda kanka ya diye bağıran bir insan. ben ise camdan dışarı bakıp sessizce insanlık türünün nasıl olup da bu kadar çoğaldığını düşünürken kendi kendime şunu fark ediyorum:
eğer bu insanların hepsi bir anda ortadan kaybolsa… ben de ortada kalırım.

çünkü elektrikçi insan. doktor insan. kasap insan. interneti bağlayan da insan. insanlardan nefret eden ben, akşam eve gidip modem ışığı yanmayınca bir insanı arayıp yardım istemek zorunda kalıyorum. bu nasıl bir aşağılanmadır?

bazen düşünüyorum: keşke insanlardan nefret eden ama aynı zamanda ekmek, su ve elektrik üretebilen tek kişilik bir tür olsaydım. ama hayır. evrim bana bunu vermemiş. evrim bana sadece homurdanma yeteneği vermiş.

insanları sevmiyorum ama insan uygarlığının sunduğu konforu seviyorum. bu da benim ahlaki çöküşüm.insanlardan nefret ediyorum diye bağırıp sonra sipariş uygulamasından yemek söyleyen bir adamım ben.

kapıyı çalan kurye de insan.

bazen düşünüyorum… belki de insanlardan nefret etmiyorumdur. belki sadece insanların çok fazla insan olmasından rahatsızım.

ama sonra biri yüksek sesle sakız çiğniyor…

ve ben tekrar insanlardan nefret etmeye başlıyorum.
devamını gör...

delirmediğimi nereden çıkardınız, diye sormak istediğim başlık.

1 kere temiz delirdim ben bence, 18 sene falan evvel. gerçi psikiyatristim "biz öyle bakmıyoruz" demişti. yani ikinci yaşam gibi bir şey yaşıyorum diyebilirim. bir daha delirmek istemem bu arada. zaten artık enerjim yetmez, benzer şeyler yaşarsam bu sefer atlatamamam kuvvetle muhtemel.

bu delirmemin, veya işte psikiyatriye göre psikoz geçirmemin faydaları da oldu aslında ama toparlayabilmem seneler almıştı. delirmeden olmayacakmış demek ki diye de düşünüyorum. neler yaşadığımı bir ben bilirim, diyecektim ama o, evden çıkıp 3 gün ortadan kaybolduğum zaman neler yaşadığımdan ben de emin değilim. yani hangileri gerçekti, hangileri kafamın içinde oldu... tek gerçekten özgür olduğum zamandı bu ama. bana bilgelik kattığına da inanıyorum. gene de önermem. herkes atlatamayabilir. ben galiba şanslıydım...
devamını gör...

kelse erkektir. *
devamını gör...

eger archie bunker bir yazarla laf dalasina giriyorsa, o yazar kadindir.*
devamını gör...

jet imamların challlenge'ı.*
devamını gör...

biriyle ilgili bir şey yaptığınızda "onun yerinde olsam aynısının bana yapılmasını ister miydim?" diye bi sorun kendinize olur mu? biraz da olsa yol gösterici olabilir belki.
devamını gör...

evde bitki yetiştirmeyi denedim mesela. insan çiçekle konuşunca terapi gibi oluyormuş. benimkiler iki hafta sonra kurudu. muhtemelen onlar da konuşmaların seviyesini kaldıramadı.
devamını gör...

hemen hemen her günüm aynı ve bu mükemmel!
devamını gör...

bir defa gittim. biraz uzun geldi açıkçası bir daha da gitmedim.
yıllar yıllar önce çok uzak bir galaksideydi...
devamını gör...

tanım: nereye varacağını tam bilmeden, çoğu zaman yalnız ve ağır düşüncelerle yürünen uzun bir iç savaşın ifadesi.
devamını gör...

yaklaşım olarak psikoloji bozukluğunu neden karşı cins üzerinden değerlendirdiğimizi anlamaya çalışıyorum sabahtan beri.

ve tabiki psikolojisi bozuk olmayı neden sadece kız üzerinden değerlendirdiğimizi de.

herkes çocukluk evinde bakımverenleri ile özdüzenleme becerileri öğrenerek, güvenli bağlanarak, duygularını tanıyarak, neyi neden istediğini bilerek, kendini ifade etmeyi öğrenerek gibi gibi sinir sisteminin savaş kaç don tepkilerinden uzak büyüdüğünü ve bir ilişki içerisinde psikolojinin bozulduğunu mu sanıyorsunuz demek oluyor bu yani?

evet büyürken bok gibi evlerden, toksik aile ortamında, depresyonda olan bir anne yanında, kız çocuğu diye ötekileştirilen, susturulan bir aileden gelmiş olabiliriz.

kendimizi ilişkilerimizde tanır, ilişkilerimizde görürüz ve gönüllü isek bakmaya kendimizi tanımaya ilişkilerde iyileşiriz. kimsenin kimseyi boklamasına gerek olduğunu sanmıyorum.

yeri mi bilmem ama eklemek isterim,

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

#3911658 no'lu tanima tepkim:

devamını gör...

ben bakü'ye gelmem. prensip olarak doğuya seyahat etmiyorum. kalk sen gel alla alla. hem denize gireriz hem de saç ektiririz.*
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim