zaman tüneli
meskun mahal muharebesi
2.dünya savaşında stalingrad muharebesi bu muharebeye örnektir sonra fransa ve belçika içlerinde yaşanılan çatışmalar bu muharebenin en güzel örnekleri. çünkü bina vs bina sonra oda vs oda gibi ilerliyor savaş
devamını gör...
meskun mahal muharebesi
önce yürümesini öğreneceksin, ileri doğru yürürken topuktan parmak uçlarına, geri doğru yürürken ise parmak uçlarından topuğa ki takılıp düşmeyesin.
her zaman hedef küçülteceksin. her zaman. ilerlerken dizler bükük boynun içeri çekilmiş kollar gövdeye yapışık yürüyeceksin. boynundan, kasıktan ve koltuk altından mermi yersen ölürsün. sütre gerisinden ateş ederken namlu ucu, elin ve nişan alan gözünden başka bir yerin görünmeyecek.
tetik ve namlu disiplinine istisnasız uyacaksın. ateş edene kadar parmağın tetiğe gitmeyecek. namlu her zaman 45 derecelik bir açıyla yere bakacak, mevzi değiştirirken takılmaması için silahın ucunu yere çevireceksin havaya değil. namlu hiç bir zaman arkadaşını göstermeyecek.
sütreler ikiye ayrılır, seni saklayanlar ve mermiden saklayanlar. eğer bir sütre yalnızca seni saklıyorsa saklandığını belli etmeyeceksin.
eğer np5, g3, fn gibi nişan aksı yüksek bir silahla sütre gerisinden ateş edeceksen önce boştaki elinle sütrenin üzerini temizle, çünkü atış aksı altta kaldığı için sütreden seken mermiyle kendini vurabilirsin.
şarjör değiştirirken kabzayı tutan elin değil kundağı tutan elin boşa çıkacak bunu unutma.
bir odaya girerken badinle beraber karşılıklı olarak girişin kendinize yakın tarafını sütre yapıp sıfırdan başlayıp genişleyen bir açıyla arpacık arkasından odayı gözle tarayarak gireceksiniz. eğer içeriye girme imkanı yoksa gaz atıp içerdekinin dışarı çıkmasını sağlayacaksın.
karanlıktan aydınlığa, aydınlıktan ise karanlığa geçişlerde gözlerin 1 saniyeliğine kör olacak bunun için girmeden ve çıkmadan bir sürprizle karşılaşmamak için 1 sn aydınlığa veya karanlığa bak.
hedefe ve arkadaşlarına komutların kısa net anlaşılır ve yüksek sesle olmak zorunda. açççç, yatttf, kalkkkk, dikkat silahhhh gibi.
temas sağlandığında hedef göğsünden hatta kalbinden vurulsa bile kan akışı sürdüğü için 20 sn boyunca bilinçli hareket etmeye devam edecek, 20 sn seni de hayattan koparabilecek çok uzun bir süre. o yüzden sinirsel akışı da kesmen gerekecek.
eğer üzerine bomba atıldıysa(ki bunu yuvarlanırkenki metalik tıkırtısından anlarsın) öncelikli olarak bombayla arandaki bir sütrenin arkasına saklan. eğer açıktaysan silahı hedeften ayırmayacak şekilde kendini sırt üstü yere at.
kendin veya bir başkası alt veya üst ekstremiteden yaralandığında turnike yap, turnike yapılamayacak bir yaraysa press yap, eğer açık karın, göğüs ve kafa yaralanması varsa organlar da dışarı çıkmışsa karga tulumba taşıma, bir kapı veya battaniyeyi sedye yap yaralıyı en az sarsacak şekilde taşı.
yaralı açıktaysa ve alamıyorsan bilinci açıksa karabinalı bir ip at kendine bağlasın ve çek, bilinci kapalıysa ve hedefi göremiyorsan sakın açığa çıkma.
meskun mahalden çıktıktan sonra ilk fırsatta fişek yatağının boş olduğundan emin ol.
bunlar bir çırpıda kavranılacak şeyler değil, psikomotor bir davranış haline gelip kas hafızasına işleyebilmesi için binlerce kez tekrar etmen gerekecek. kimsenin söylemesine gerek kalmadan zayıf yanlarını da güçlendirmeye çalış, kavrayamadıysan tekrar dene. ta ki her şeyi kusursuz icra edene kadar.
her zaman hedef küçülteceksin. her zaman. ilerlerken dizler bükük boynun içeri çekilmiş kollar gövdeye yapışık yürüyeceksin. boynundan, kasıktan ve koltuk altından mermi yersen ölürsün. sütre gerisinden ateş ederken namlu ucu, elin ve nişan alan gözünden başka bir yerin görünmeyecek.
tetik ve namlu disiplinine istisnasız uyacaksın. ateş edene kadar parmağın tetiğe gitmeyecek. namlu her zaman 45 derecelik bir açıyla yere bakacak, mevzi değiştirirken takılmaması için silahın ucunu yere çevireceksin havaya değil. namlu hiç bir zaman arkadaşını göstermeyecek.
sütreler ikiye ayrılır, seni saklayanlar ve mermiden saklayanlar. eğer bir sütre yalnızca seni saklıyorsa saklandığını belli etmeyeceksin.
eğer np5, g3, fn gibi nişan aksı yüksek bir silahla sütre gerisinden ateş edeceksen önce boştaki elinle sütrenin üzerini temizle, çünkü atış aksı altta kaldığı için sütreden seken mermiyle kendini vurabilirsin.
şarjör değiştirirken kabzayı tutan elin değil kundağı tutan elin boşa çıkacak bunu unutma.
bir odaya girerken badinle beraber karşılıklı olarak girişin kendinize yakın tarafını sütre yapıp sıfırdan başlayıp genişleyen bir açıyla arpacık arkasından odayı gözle tarayarak gireceksiniz. eğer içeriye girme imkanı yoksa gaz atıp içerdekinin dışarı çıkmasını sağlayacaksın.
karanlıktan aydınlığa, aydınlıktan ise karanlığa geçişlerde gözlerin 1 saniyeliğine kör olacak bunun için girmeden ve çıkmadan bir sürprizle karşılaşmamak için 1 sn aydınlığa veya karanlığa bak.
hedefe ve arkadaşlarına komutların kısa net anlaşılır ve yüksek sesle olmak zorunda. açççç, yatttf, kalkkkk, dikkat silahhhh gibi.
temas sağlandığında hedef göğsünden hatta kalbinden vurulsa bile kan akışı sürdüğü için 20 sn boyunca bilinçli hareket etmeye devam edecek, 20 sn seni de hayattan koparabilecek çok uzun bir süre. o yüzden sinirsel akışı da kesmen gerekecek.
eğer üzerine bomba atıldıysa(ki bunu yuvarlanırkenki metalik tıkırtısından anlarsın) öncelikli olarak bombayla arandaki bir sütrenin arkasına saklan. eğer açıktaysan silahı hedeften ayırmayacak şekilde kendini sırt üstü yere at.
kendin veya bir başkası alt veya üst ekstremiteden yaralandığında turnike yap, turnike yapılamayacak bir yaraysa press yap, eğer açık karın, göğüs ve kafa yaralanması varsa organlar da dışarı çıkmışsa karga tulumba taşıma, bir kapı veya battaniyeyi sedye yap yaralıyı en az sarsacak şekilde taşı.
yaralı açıktaysa ve alamıyorsan bilinci açıksa karabinalı bir ip at kendine bağlasın ve çek, bilinci kapalıysa ve hedefi göremiyorsan sakın açığa çıkma.
meskun mahalden çıktıktan sonra ilk fırsatta fişek yatağının boş olduğundan emin ol.
bunlar bir çırpıda kavranılacak şeyler değil, psikomotor bir davranış haline gelip kas hafızasına işleyebilmesi için binlerce kez tekrar etmen gerekecek. kimsenin söylemesine gerek kalmadan zayıf yanlarını da güçlendirmeye çalış, kavrayamadıysan tekrar dene. ta ki her şeyi kusursuz icra edene kadar.
devamını gör...
nurseli idiz
erzincan'dan istanbul'a taksi ile gelme hikayesi varmış bu kadının. taksiciyi de eve davet edip biber dolması falan yedirmişler. bence oldukça komik. kızının da istanbul'dan floransa'ya taksi ile gitmişliği varmış. aile geleneği gibi bir şey sanırım o ailede.
bende bu bilgi niye var hiç bilmiyorum. boş ama eğlenceli bir bilgi yine de.
bende bu bilgi niye var hiç bilmiyorum. boş ama eğlenceli bir bilgi yine de.
devamını gör...
sözlük yazarlarının dini görüşü
(bkz: apatetik ateizm) - yani apateistim ama ateizm spektrumunda olanlardan. apatetik ateistim de diyebiliriz.
devamını gör...
bir tweet görseli bırak
devamını gör...
utts
ulusal taşıt tanıma sistemi utts türkiye’de akaryakıt alımlarını kayıt altına almak ve vergi kaybını önlemek amacıyla geliştirilen bir sistemdir. sistem, gelir idaresi başkanlığı gib tarafından uygulanmaktadır.
utts’nin temel amacı akaryakıt satışlarını otomatik olarak kaydetmek usulsüz fiş ve fatura düzenlenmesini engellemek, vergi kaçaklarını azaltmak, şirket araçlarının yakıt giderlerini doğrudan sisteme işlemek.
utts’nin temel amacı akaryakıt satışlarını otomatik olarak kaydetmek usulsüz fiş ve fatura düzenlenmesini engellemek, vergi kaçaklarını azaltmak, şirket araçlarının yakıt giderlerini doğrudan sisteme işlemek.
devamını gör...
sözlük yazarlarının dini görüşü
islam
devamını gör...
geceye bir arabesk şarkı bırak
tanrım bu kulundan davacıyım ben
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
ben dışarıdan bakınca gayet iyi bir adamım. hatta bazıları bana ne kadar huzurlu görünüyorsun bile diyor. insanlar huzuru genelde yanlış yerlerde arar; himalayalar’da, yogada, badem sütünde falan. halbuki benim huzurum evdeki duvardadır. evet, bildiğin duvar. yıllardır beraber bakışıyoruz. öyle uzun bir ilişki ki… bir noktadan sonra duvarın dokusunu tanıyorsun. sıvada küçük bir çıkıntı var mesela, ben ona hasan adını verdim. insan hiç evlenmeyince böyle şeylerle akraba oluyor.
hiç evlenmemiş olmak başta özgürlük gibi geliyor insana. oh diyorsun, kimse bana terlik fırlatmayacak. sonra yıllar geçiyor ve fark ediyorsun ki sana terlik fırlatacak kimsenin olmaması da bir çeşit sessiz şiddetmiş. evde bir kavga bile çıkmıyor. insanın kendini canlı hissetmesi için bazen azıcık terlik gerekir.
ben dışarıda gayet mutluyum. kahve içerim, gülerim, hatta bazen çok neşeli göründüğüm olur. insanlar sanıyor ki hayatım rayında. halbuki ben eve dönerken içimde küçük bir cenaze konvoyu ilerler. kapıyı açarım, içeride beni karşılayan tek şey sessizliktir. sessizlik öyle bir şey ki… ilk başta misafir gibi geliyor, sonra kirayı ödemeden yerleşiyor.
bazen oturup duvara bakarım. ama öyle sıradan bir bakış değil. derin bir bakış. öyle ki bir noktadan sonra duvar da bana bakıyor gibi oluyor. iki yalnız varlık… biri sıvadan, biri kemikten. ikimiz de aynı şeyi düşünüyoruz:
bu adam burada tek başına mı ölecek?
işte mesele orada. insan yalnız yaşamaya alışıyor. hatta iyi bile beceriyor. ama yalnız ölmek… o başka bir disiplin. ölüm anında birinin dur ben su getireyim demesini istiyor insan. en azından biri paniklesin. ambulans çağırın! diye bağıran biri olsun. benim evde ambulans çağıracak tek şey modem. o da zaten arada bir bağlantıyı kesip beni psikolojik olarak hazırlıyor.
düşündükçe komik geliyor aslında. insan ömrü boyunca kimseyle kavga etmeyip sonunda kendi yalnızlığıyla tartışıyor. ben bazen kendi kendime konuşuyorum. sonra durup diyorum ki:
bak kardeşim, bu iş çığırından çıkıyor.
sonra duvara bakıyorum. hasan yine sessiz.
insanlara anlatıyorum bazen:
ben yalnızlığı seviyorum.
tabii ki seviyorum. insan korktuğu şeyle iyi geçinmeye çalışır. yalnızlık benim ev arkadaşım gibi oldu artık. ama içimde küçük, utangaç bir korku var. böyle sandalyenin altında saklanan bir kedi gibi. ara sıra çıkıp bana bakıyor ve soruyor:
lan… ya gerçekten yalnız ölürsen?
ben de ona diyorum ki:
abartma oğlum, belki duvar fark eder.
hiç evlenmemiş olmak başta özgürlük gibi geliyor insana. oh diyorsun, kimse bana terlik fırlatmayacak. sonra yıllar geçiyor ve fark ediyorsun ki sana terlik fırlatacak kimsenin olmaması da bir çeşit sessiz şiddetmiş. evde bir kavga bile çıkmıyor. insanın kendini canlı hissetmesi için bazen azıcık terlik gerekir.
ben dışarıda gayet mutluyum. kahve içerim, gülerim, hatta bazen çok neşeli göründüğüm olur. insanlar sanıyor ki hayatım rayında. halbuki ben eve dönerken içimde küçük bir cenaze konvoyu ilerler. kapıyı açarım, içeride beni karşılayan tek şey sessizliktir. sessizlik öyle bir şey ki… ilk başta misafir gibi geliyor, sonra kirayı ödemeden yerleşiyor.
bazen oturup duvara bakarım. ama öyle sıradan bir bakış değil. derin bir bakış. öyle ki bir noktadan sonra duvar da bana bakıyor gibi oluyor. iki yalnız varlık… biri sıvadan, biri kemikten. ikimiz de aynı şeyi düşünüyoruz:
bu adam burada tek başına mı ölecek?
işte mesele orada. insan yalnız yaşamaya alışıyor. hatta iyi bile beceriyor. ama yalnız ölmek… o başka bir disiplin. ölüm anında birinin dur ben su getireyim demesini istiyor insan. en azından biri paniklesin. ambulans çağırın! diye bağıran biri olsun. benim evde ambulans çağıracak tek şey modem. o da zaten arada bir bağlantıyı kesip beni psikolojik olarak hazırlıyor.
düşündükçe komik geliyor aslında. insan ömrü boyunca kimseyle kavga etmeyip sonunda kendi yalnızlığıyla tartışıyor. ben bazen kendi kendime konuşuyorum. sonra durup diyorum ki:
bak kardeşim, bu iş çığırından çıkıyor.
sonra duvara bakıyorum. hasan yine sessiz.
insanlara anlatıyorum bazen:
ben yalnızlığı seviyorum.
tabii ki seviyorum. insan korktuğu şeyle iyi geçinmeye çalışır. yalnızlık benim ev arkadaşım gibi oldu artık. ama içimde küçük, utangaç bir korku var. böyle sandalyenin altında saklanan bir kedi gibi. ara sıra çıkıp bana bakıyor ve soruyor:
lan… ya gerçekten yalnız ölürsen?
ben de ona diyorum ki:
abartma oğlum, belki duvar fark eder.
devamını gör...
sözlük yazarlarının dini görüşü
"o".
devamını gör...
tottenham hotspur
bu sene küme düşmeleri hiç sürpriz olmaz.
bu oynadıkları futbolla kalan maçların hemen hemen hiçbirinde favori değiller, 29 puanla 16. sıradalar 18. west ham ile aralarında sadece 1 puan var.
bu oynadıkları futbolla kalan maçların hemen hemen hiçbirinde favori değiller, 29 puanla 16. sıradalar 18. west ham ile aralarında sadece 1 puan var.
devamını gör...
sözlük yazarlarının dini görüşü
elhamdülillah fenerbahçe.
devamını gör...
evlilik içi cinsellik tavsiyeleri veren türbanlı psikolog
tabi psikolog ya da psikiyatr herneyse psikoterapistin dindar olması dindar danışan için önemli ama bazen dindar değil de dine kendini kaptırıp saçma sapan tavsiyeler veren de oluyor mesela bir örnek zor durumda olan birisine dine kendini kaptıran psikoterapist kendini sözde dindar niteleyen psikoterapist danışanına tevekkülü öğretemeyebilir,ona herşeyin allah’tan olduğunu, ayakkabımızın ipliğine kadar ne istersek isteyelim allah’tan istememiz gerektiğini öğretemeyebilir. bunlar yerine ne der cahil cahil der ki ahirette düzeleceksin sabret ahirette durum değişecek dese bu dindarlık değil bu ilmi yüksek olmak değil bu nedir hasta olan adamı iyice hasta etmek bir diğer deyişle danışan allah muhafaza şunu düşünebilir madem herşey orada iyi ben oraya gitmek istiyorum diyebilir.kısaca bir psikoterapist eğer dindarsa mümine dünya ahiret arasındaki dengeyi öğretecek tevekkülü öğretecek herşeyin allah’tan olduğunu allah’ın bize şah damarımızdan yakın olduğunu ve ne isteyeceksek isteyelim allah’tan istememiz gerektiğini (ayakkabımızın ipliğine kadar ne istersek istememiz lazım hadise göre) öğretip onu motive edip ona kilit paslar atmalıdır ki danışan ya da hasta zorlukların üstünden gelsin
devamını gör...
sözlük yazarlarının dini görüşü
tefecisiz, tekelsiz, kölesiz, kerhanesiz, kumarhanesiz, meyhanesiz, üretime ve paylaşıma dayalı siyasal düzen.
bunun dışınsakilerinin ta...
bunun dışınsakilerinin ta...
devamını gör...
az kişinin bildiği muhteşem filmler
ne kadar az kişinin ya da ne kadar çok kişinin bildiği hakkında pek bir fikrim yok. ama en azından popülaritesinin düşük olduğunu tahmin ettiğim filmlerden örnekler yazayım. hepsi düşük popülaritesine rağmen muhteşem filmlerdir bu arada..
* elly hakkında. iran sinemasının muhteşem örneklerinden biridir. başrolde, hem oyunculuğunu hem de kendisini çok beğendiğim taraneh alidoosti var. elly'nin ortadan kaybolmasının ardından tüm yalanlar ve gerçekler yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlar. yükselen gerilim oldukça sürükleyici.
* goodbye lenin. alman sinemasının nispeten popüler filmlerinden biridir. eski bir sosyalistten, berlin duvarının yıkıldığını ve kapitalizmin doğu almanya'yı ele geçirdiğini gizlemek zorundasındır. bir de bu kişi annendir. oldukça eğlenceli ve bir o kadar da trajikomik!
* protesto. fransız sinemasının en popüler filmlerinden biri. paris gettolarında anarşist bir grubun hikayesini anlatıyor. oldukça sert!
* kara kitap. ikinci dünya savaşında hollanda'da sıkışıp kalan bir şarkıcının hikayesi. hollanda & almanya ortak yapımı olması gerek.
* dünyalı. 14 bin yaşında olduğunu iddia eden biri ne kadar inandırıcı olabilir? tek plan filmi. oldukça sürükleyici.
* yedi samuray. japon mucizesi akira kurosava'dan bir başyapıt!
* yasak bölge 9: uzaylı istilasında ya işler tahmin ettiğimizden farklı bir yönde giderse? distopik!
ilk aklıma gelenler bunlar. kolay bulunması için filmleri türkçe vizyon isimleri ile belirttim.
bonus olarak da bir türk filmi ekleyelim. bir yavuz turgul şaheseri. çekildiği dönem itibariyle bırak türk sinemasını, avrupa sinemasında bile pek benzeri olmayan muhteşem bir film. filmimiz: gölge oyunu.
* elly hakkında. iran sinemasının muhteşem örneklerinden biridir. başrolde, hem oyunculuğunu hem de kendisini çok beğendiğim taraneh alidoosti var. elly'nin ortadan kaybolmasının ardından tüm yalanlar ve gerçekler yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlar. yükselen gerilim oldukça sürükleyici.
* goodbye lenin. alman sinemasının nispeten popüler filmlerinden biridir. eski bir sosyalistten, berlin duvarının yıkıldığını ve kapitalizmin doğu almanya'yı ele geçirdiğini gizlemek zorundasındır. bir de bu kişi annendir. oldukça eğlenceli ve bir o kadar da trajikomik!
* protesto. fransız sinemasının en popüler filmlerinden biri. paris gettolarında anarşist bir grubun hikayesini anlatıyor. oldukça sert!
* kara kitap. ikinci dünya savaşında hollanda'da sıkışıp kalan bir şarkıcının hikayesi. hollanda & almanya ortak yapımı olması gerek.
* dünyalı. 14 bin yaşında olduğunu iddia eden biri ne kadar inandırıcı olabilir? tek plan filmi. oldukça sürükleyici.
* yedi samuray. japon mucizesi akira kurosava'dan bir başyapıt!
* yasak bölge 9: uzaylı istilasında ya işler tahmin ettiğimizden farklı bir yönde giderse? distopik!
ilk aklıma gelenler bunlar. kolay bulunması için filmleri türkçe vizyon isimleri ile belirttim.
bonus olarak da bir türk filmi ekleyelim. bir yavuz turgul şaheseri. çekildiği dönem itibariyle bırak türk sinemasını, avrupa sinemasında bile pek benzeri olmayan muhteşem bir film. filmimiz: gölge oyunu.
devamını gör...
bir yazarın kadın mı erkek mi olduğunu anlama kılavuzu
hafiften stalk yapmak yeterli olur.
devamını gör...
bir yazarın kadın mı erkek mi olduğunu anlama kılavuzu
resimler başlığına bakmak yeterlidir.
devamını gör...
delirmemek için yapılanlar
tanım cümlesi bile yazamıyorum.
ben tertemiz delirdim.
duvarlarla anlattım derdimi, tavsiye vermeye başladılar.
sigarayla haşır neşir oldum, ateşi söndü.
aynaya baktım, aynadaki bana sırtını döndü.
ben tertemiz delirdim...
beni mazur görün efendiler, ben delirdim.
mezarlığa gittim, ölüler fısıldıyordu: bak geldi yine...
camiye gittim, imamın duaları bedduaya döndü.
kiliseye gittim, haç ters döndü.
sinagoga gittim, yanlış gün dediler.
beni mazur görün efendiler, ben delirdim.
ben, yaşarken öldüm; yaşarken delirdim.
ben, bu dünyada sıkıştım kaldım; bir yere gidemedim.
sevdiklerime sarılamadım, kollarım koptu her seferinde.
gülümsemelerim anlık bile olmadı, hep karanlıkla kaplandı...
beni mazur görün efendiler, ben delirdim.
ben tertemiz delirdim.
duvarlarla anlattım derdimi, tavsiye vermeye başladılar.
sigarayla haşır neşir oldum, ateşi söndü.
aynaya baktım, aynadaki bana sırtını döndü.
ben tertemiz delirdim...
beni mazur görün efendiler, ben delirdim.
mezarlığa gittim, ölüler fısıldıyordu: bak geldi yine...
camiye gittim, imamın duaları bedduaya döndü.
kiliseye gittim, haç ters döndü.
sinagoga gittim, yanlış gün dediler.
beni mazur görün efendiler, ben delirdim.
ben, yaşarken öldüm; yaşarken delirdim.
ben, bu dünyada sıkıştım kaldım; bir yere gidemedim.
sevdiklerime sarılamadım, kollarım koptu her seferinde.
gülümsemelerim anlık bile olmadı, hep karanlıkla kaplandı...
beni mazur görün efendiler, ben delirdim.
devamını gör...
sözlük yazarlarının söylemek istedikleri
ben insanlardan nefret eden bir adamım. bunu saklamıyorum. hatta fırsat buldukça dile getiriyorum. çünkü insan dediğin varlık, gürültülü, aceleci, gereksiz fikirlerle dolu ve çoğu zaman da sabah sabah fazla enerjik. ama kaderin ironisine bakın ki… aynı zamanda insanlara muhtaç bir adamım.
mesela ekmek almak için fırına gidiyorum. fırında bir insan var. ekmeği bana veren o. ekmeği kendim üretmeye kalksam üç gün sonra buğdayla tartışırken bulunurum. dolayısıyla insanlardan nefret eden ben, sabahın köründe bir insanla “abi iki ekmek” diyaloğuna girmek zorundayım. bu trajedinin shakespeare tarafından yazılmamış olması büyük bir eksikliktir.
otobüse biniyorum. otobüsü kullanan bir insan. yanımda oturan başka bir insan. arkamda telefonda kanka ya diye bağıran bir insan. ben ise camdan dışarı bakıp sessizce insanlık türünün nasıl olup da bu kadar çoğaldığını düşünürken kendi kendime şunu fark ediyorum:
eğer bu insanların hepsi bir anda ortadan kaybolsa… ben de ortada kalırım.
çünkü elektrikçi insan. doktor insan. kasap insan. interneti bağlayan da insan. insanlardan nefret eden ben, akşam eve gidip modem ışığı yanmayınca bir insanı arayıp yardım istemek zorunda kalıyorum. bu nasıl bir aşağılanmadır?
bazen düşünüyorum: keşke insanlardan nefret eden ama aynı zamanda ekmek, su ve elektrik üretebilen tek kişilik bir tür olsaydım. ama hayır. evrim bana bunu vermemiş. evrim bana sadece homurdanma yeteneği vermiş.
insanları sevmiyorum ama insan uygarlığının sunduğu konforu seviyorum. bu da benim ahlaki çöküşüm.insanlardan nefret ediyorum diye bağırıp sonra sipariş uygulamasından yemek söyleyen bir adamım ben.
kapıyı çalan kurye de insan.
bazen düşünüyorum… belki de insanlardan nefret etmiyorumdur. belki sadece insanların çok fazla insan olmasından rahatsızım.
ama sonra biri yüksek sesle sakız çiğniyor…
ve ben tekrar insanlardan nefret etmeye başlıyorum.
mesela ekmek almak için fırına gidiyorum. fırında bir insan var. ekmeği bana veren o. ekmeği kendim üretmeye kalksam üç gün sonra buğdayla tartışırken bulunurum. dolayısıyla insanlardan nefret eden ben, sabahın köründe bir insanla “abi iki ekmek” diyaloğuna girmek zorundayım. bu trajedinin shakespeare tarafından yazılmamış olması büyük bir eksikliktir.
otobüse biniyorum. otobüsü kullanan bir insan. yanımda oturan başka bir insan. arkamda telefonda kanka ya diye bağıran bir insan. ben ise camdan dışarı bakıp sessizce insanlık türünün nasıl olup da bu kadar çoğaldığını düşünürken kendi kendime şunu fark ediyorum:
eğer bu insanların hepsi bir anda ortadan kaybolsa… ben de ortada kalırım.
çünkü elektrikçi insan. doktor insan. kasap insan. interneti bağlayan da insan. insanlardan nefret eden ben, akşam eve gidip modem ışığı yanmayınca bir insanı arayıp yardım istemek zorunda kalıyorum. bu nasıl bir aşağılanmadır?
bazen düşünüyorum: keşke insanlardan nefret eden ama aynı zamanda ekmek, su ve elektrik üretebilen tek kişilik bir tür olsaydım. ama hayır. evrim bana bunu vermemiş. evrim bana sadece homurdanma yeteneği vermiş.
insanları sevmiyorum ama insan uygarlığının sunduğu konforu seviyorum. bu da benim ahlaki çöküşüm.insanlardan nefret ediyorum diye bağırıp sonra sipariş uygulamasından yemek söyleyen bir adamım ben.
kapıyı çalan kurye de insan.
bazen düşünüyorum… belki de insanlardan nefret etmiyorumdur. belki sadece insanların çok fazla insan olmasından rahatsızım.
ama sonra biri yüksek sesle sakız çiğniyor…
ve ben tekrar insanlardan nefret etmeye başlıyorum.
devamını gör...
delirmemek için yapılanlar
delirmediğimi nereden çıkardınız, diye sormak istediğim başlık.
1 kere temiz delirdim ben bence, 18 sene falan evvel. gerçi psikiyatristim "biz öyle bakmıyoruz" demişti. yani ikinci yaşam gibi bir şey yaşıyorum diyebilirim. bir daha delirmek istemem bu arada. zaten artık enerjim yetmez, benzer şeyler yaşarsam bu sefer atlatamamam kuvvetle muhtemel.
bu delirmemin, veya işte psikiyatriye göre psikoz geçirmemin faydaları da oldu aslında ama toparlayabilmem seneler almıştı. delirmeden olmayacakmış demek ki diye de düşünüyorum. neler yaşadığımı bir ben bilirim, diyecektim ama o, evden çıkıp 3 gün ortadan kaybolduğum zaman neler yaşadığımdan ben de emin değilim. yani hangileri gerçekti, hangileri kafamın içinde oldu... tek gerçekten özgür olduğum zamandı bu ama. bana bilgelik kattığına da inanıyorum. gene de önermem. herkes atlatamayabilir. ben galiba şanslıydım...
1 kere temiz delirdim ben bence, 18 sene falan evvel. gerçi psikiyatristim "biz öyle bakmıyoruz" demişti. yani ikinci yaşam gibi bir şey yaşıyorum diyebilirim. bir daha delirmek istemem bu arada. zaten artık enerjim yetmez, benzer şeyler yaşarsam bu sefer atlatamamam kuvvetle muhtemel.
bu delirmemin, veya işte psikiyatriye göre psikoz geçirmemin faydaları da oldu aslında ama toparlayabilmem seneler almıştı. delirmeden olmayacakmış demek ki diye de düşünüyorum. neler yaşadığımı bir ben bilirim, diyecektim ama o, evden çıkıp 3 gün ortadan kaybolduğum zaman neler yaşadığımdan ben de emin değilim. yani hangileri gerçekti, hangileri kafamın içinde oldu... tek gerçekten özgür olduğum zamandı bu ama. bana bilgelik kattığına da inanıyorum. gene de önermem. herkes atlatamayabilir. ben galiba şanslıydım...
devamını gör...
