zaman tüneli
çocuk yasası
tam kalbinde çok önemli bir etik ikilem bulunaduran kısa roman.
önce kitapla ilgili olumsuz izlenimlerimi paylaşacağım. yazarın kendisinin de bir ropörtajında belirttiği üzere bu romanı yazma fikri, yazarın yargıçlarla katıldığı bir etkinlikte tanıştığı, kitapta da gerçek adıyla temsil edilen yargıcın dava dosyalarını yazara okuması için vermesiyle oluşur. orada o ekinlikte yazar zaten hukuk dünyasını romana taşımaya karar vermiştir. zannediyorum ki tam da bu yüzden karakterlerin derinliği yok. ahlaki gerilimi yüksek tutmak adına, çok streril bir karakter olarak resmedilmiş, başarılı bir aile mahkemesi yargıcı fiona, seküler biri, kaliteli eşyaları var, rutin ve canlılıktan uzak bir hayatı var, uzun yıllardır evli ve çocuksuz. kocasının ona gelip yeniden hayatta hisssetmek için başka bir partnerle cinsellik yaşayacağını adeta tebliğ edilişiyle fionanın hayatında bir sarsıntıya sebep olacak dava ile karşılaşması aynı zamana denk düşüyor. gerçek hayatta başkasıyla birlikte olmadan önce gerçekten gidip ön bildirimde bulunur muyuz? fiona'nın kocasının adeta "ihtiyati tedbir" süresi başlatır gibi evliliğe ihanetini önden bildirip vicdani yükten arınması gereçek hayatta böyle gerçekleşir miydi sahiden? ayrıca genç bir kadınla birlikte olmak için fiona'nın işkolik ve adeta ölü gib olduğu bahanesinin klişeliğini de anmadan geçemeyeceğim. demek ki yüksek kademisyen de olsan, başarılı bir yargıç da olsan, hayatta kalmanın, ölümün yaklaştığı bilgisinden kaçmanın verdiği o hal ile işte böyle klişe bahanelere sığınıyor ya da onların hedefi olabiliyorsun. fiona nasıl biridir? seküler, başarılı, idealist.. işi dışında nasıl biridir? arkadaşalrı kimlerdir? nelere güler? canını ne sıkar? bilmiyoruz. bilemiyoruz. 50 yaşlına kadar fil dişi kulede yaşamış biri olduğunu var sayıyoruz. sonra bir gün kocası ona onu aldatacağını söylüyor. finona'nın karşısına da 17 yaşında (18 e birkaç ay kalmış) lösemi hastası bir çocuğun davası çıkıyor. adam, yahova şahidi. mensup olduğu dinin gereği olaran kan nakli alamıyor. adam'ın ailesi bu konuda çok hassas. dinlerinin müsaade etmediği bir tedavinin uygulanmasını reddediyorlar. doktorlar ise kan naklinin şart olduğunu beyan ediyorlar. sosyal hizmetler konuyu davaya taşıyor ve adam'ın birkaç ay sonra başına gelse tedaviyi reddetme kararını tek başına verme hakkı varken, 17 yaşın sonlarında bu kararı onun yerine hukukun vermesi gerekiyor. kitabın ana sorusu "çocukluğun nerede bitip nerede başladığı" "yasalarda çocuğun üstün menfaati olarak yer alan o ifadenin çocuğun biyolojik faydası ile birlikte ruhsal menfaatini de kapsayıp kapsamadığı" konualrı üzerinde şekilleniyor. tam bunlar olurken fiona ve adam müzik üzerinden bir ortak dil bulup yakınlaşıyorlar. işte burada fiona karakteri kırılıyor. başarısız bir evlilik, ölü olmakla suçlandığı yürümeyen o birliktelik belki de fiona'ya kendisine ördüğü camdan ve sahi olmayan fil dişi kuelnin gerçekliğini sorgulatıyor. günün sonunda fiona kan naklini onaylıyor, adam'ın talep ettiği yakınlıktan ise korkup kaçıyor. kitabın sonunda adam 18 yaşına giriyor ve kalan tedaviyi reddediyor.
dini eski zamanların karar koyucusu kabul ettiğimiz bu zamanlarda seküler zamanların tanrı da hukuk mudur? kimin yaşayıp kimin öleceğine karar vermek hangi "tanrıların" işidir? üzerine düşününce gerçekten birçok etik ve psikolojik çelişkiye ve tartışmaya alan açan bir kitap.
önce kitapla ilgili olumsuz izlenimlerimi paylaşacağım. yazarın kendisinin de bir ropörtajında belirttiği üzere bu romanı yazma fikri, yazarın yargıçlarla katıldığı bir etkinlikte tanıştığı, kitapta da gerçek adıyla temsil edilen yargıcın dava dosyalarını yazara okuması için vermesiyle oluşur. orada o ekinlikte yazar zaten hukuk dünyasını romana taşımaya karar vermiştir. zannediyorum ki tam da bu yüzden karakterlerin derinliği yok. ahlaki gerilimi yüksek tutmak adına, çok streril bir karakter olarak resmedilmiş, başarılı bir aile mahkemesi yargıcı fiona, seküler biri, kaliteli eşyaları var, rutin ve canlılıktan uzak bir hayatı var, uzun yıllardır evli ve çocuksuz. kocasının ona gelip yeniden hayatta hisssetmek için başka bir partnerle cinsellik yaşayacağını adeta tebliğ edilişiyle fionanın hayatında bir sarsıntıya sebep olacak dava ile karşılaşması aynı zamana denk düşüyor. gerçek hayatta başkasıyla birlikte olmadan önce gerçekten gidip ön bildirimde bulunur muyuz? fiona'nın kocasının adeta "ihtiyati tedbir" süresi başlatır gibi evliliğe ihanetini önden bildirip vicdani yükten arınması gereçek hayatta böyle gerçekleşir miydi sahiden? ayrıca genç bir kadınla birlikte olmak için fiona'nın işkolik ve adeta ölü gib olduğu bahanesinin klişeliğini de anmadan geçemeyeceğim. demek ki yüksek kademisyen de olsan, başarılı bir yargıç da olsan, hayatta kalmanın, ölümün yaklaştığı bilgisinden kaçmanın verdiği o hal ile işte böyle klişe bahanelere sığınıyor ya da onların hedefi olabiliyorsun. fiona nasıl biridir? seküler, başarılı, idealist.. işi dışında nasıl biridir? arkadaşalrı kimlerdir? nelere güler? canını ne sıkar? bilmiyoruz. bilemiyoruz. 50 yaşlına kadar fil dişi kulede yaşamış biri olduğunu var sayıyoruz. sonra bir gün kocası ona onu aldatacağını söylüyor. finona'nın karşısına da 17 yaşında (18 e birkaç ay kalmış) lösemi hastası bir çocuğun davası çıkıyor. adam, yahova şahidi. mensup olduğu dinin gereği olaran kan nakli alamıyor. adam'ın ailesi bu konuda çok hassas. dinlerinin müsaade etmediği bir tedavinin uygulanmasını reddediyorlar. doktorlar ise kan naklinin şart olduğunu beyan ediyorlar. sosyal hizmetler konuyu davaya taşıyor ve adam'ın birkaç ay sonra başına gelse tedaviyi reddetme kararını tek başına verme hakkı varken, 17 yaşın sonlarında bu kararı onun yerine hukukun vermesi gerekiyor. kitabın ana sorusu "çocukluğun nerede bitip nerede başladığı" "yasalarda çocuğun üstün menfaati olarak yer alan o ifadenin çocuğun biyolojik faydası ile birlikte ruhsal menfaatini de kapsayıp kapsamadığı" konualrı üzerinde şekilleniyor. tam bunlar olurken fiona ve adam müzik üzerinden bir ortak dil bulup yakınlaşıyorlar. işte burada fiona karakteri kırılıyor. başarısız bir evlilik, ölü olmakla suçlandığı yürümeyen o birliktelik belki de fiona'ya kendisine ördüğü camdan ve sahi olmayan fil dişi kuelnin gerçekliğini sorgulatıyor. günün sonunda fiona kan naklini onaylıyor, adam'ın talep ettiği yakınlıktan ise korkup kaçıyor. kitabın sonunda adam 18 yaşına giriyor ve kalan tedaviyi reddediyor.
dini eski zamanların karar koyucusu kabul ettiğimiz bu zamanlarda seküler zamanların tanrı da hukuk mudur? kimin yaşayıp kimin öleceğine karar vermek hangi "tanrıların" işidir? üzerine düşününce gerçekten birçok etik ve psikolojik çelişkiye ve tartışmaya alan açan bir kitap.
devamını gör...
jericho
eriho diye okunur, he la he, ho derken kürt gibi cigerden söyleyecen. buna istanbul aksanıyla jeriko diyenlere ayrı ayarım. israil sarsılmazı, sırf klonu olduğu cz’ye kozmetik olarak benzemesin diye kimi yeri uzatılan kimi yeri kısaltılan eciş bücüş tabanca.
tabiri caizse anassilan bobasi agraba uşaglar kibi. buna tabanca diyenin allah bin belasını versin.
tabiri caizse anassilan bobasi agraba uşaglar kibi. buna tabanca diyenin allah bin belasını versin.
devamını gör...
kamçatka
rusya'nın doğusundaki kamçatka bölgesi yakınlarında meydana gelen 8,8 büyüklüğündeki deprem, dünyada bugüne kadar meydana gelen en büyük 10 depremden biri olarak kayda geçerken tarihte kayıt altına alınabilmiş büyük depremleri akla getirdi.
daha önce de en büyük depremlerden biri burada olmuş.
1952 severo-kurilsk depremi, kamçatka yarımadası açıklarında meydana geldi. 8,8-9,0 büyüklüğündeki deprem, 5 kasım 1952'de yerel saatle 04:58'de meydana geldi.
devamını gör...
erkeğin ağlaması
ağlamanın cinsiyeti olmaz. hem şunu da söyleyim: ağlayana değil, ağlatana bakmak lazım.
devamını gör...
sözlükte sıradan bir yazar olmak
etliye ve sütlüye karışmayan şairenece konuşan mahlukat.
sıradanım,sıradansın,sıradanız.
sıradanım,sıradansın,sıradanız.
devamını gör...
aynı diziyi ikinci kez izlemek
turk dizileri haricinde herhangi bir diziyi ikinci bir kez izlemek mumkunsuzdur.
tespitlerden secmeler, sf 837.
tespitlerden secmeler, sf 837.
devamını gör...
sözlükte sıradan bir yazar olmak
(bkz: aa bu benim lan)
devamını gör...
emre altuğ’un herkesten sır gibi sakladığı gizemli sevgilisi
emre altuğ’un herkesten sakındığı, sakladığı, pamuklara sarmaladığı sevgilisine her zamanki gibi normal sözlük magazin servisinden hristo ismail ulaştı.
hayırlı olsun emre bey, kutlarız.
hayırlı olsun emre bey, kutlarız.
devamını gör...
evlenmek için bir neden bırak
koca yurekli, uzun boylu, guclu kuvvetli ayrica heybetli birinin, iftar sonrasi bulasiklari yikamasi..
evet evet evet
evet evet evet
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının verdiği paraya acımadığı şeyler
genelde saçma sapan şeyler.
mesela bir su matarası alıp beğendiysem onun üç rengi daha, bir elbiseyi sevdiysem onun her rengi, bir anda bir hobiye başlayasım geldiyse onun tüm malzemeleri çünkü hayatımı o an o hobiye adayacağımı düşünürüm ya da sadece "tatlı görünüyor" diye aldığım birsürü şey.
mesela geçenlerde iş çıkışı markete uğradım, kasadayken dikkatimi bir şey çekti; sallayınca cayır cayır kırmızı mavi renkte ışıklar yanan, kaplumbağalı, boncuklu bir anahtarlık. büyük ihtimalle küçük bir çocuk annesinden onu almasını istedi ve annesi almadığı için kasanın yanına bıraktı. ben de yirmili yaşlarımın ortasında, avukatlık yaparak kazandığım parayla gidip o 8-9 yaşındaki kızın alamadığı anahtarlığı kendime aldım, kızı görseydim ona da bir tane alacaktım.
böyle işte, parayı yönetmekte pek iyi olduğum söylenemez ama keyfime göre saçma şeylere harcamakta çok iyiyimdir.
mesela bir su matarası alıp beğendiysem onun üç rengi daha, bir elbiseyi sevdiysem onun her rengi, bir anda bir hobiye başlayasım geldiyse onun tüm malzemeleri çünkü hayatımı o an o hobiye adayacağımı düşünürüm ya da sadece "tatlı görünüyor" diye aldığım birsürü şey.
mesela geçenlerde iş çıkışı markete uğradım, kasadayken dikkatimi bir şey çekti; sallayınca cayır cayır kırmızı mavi renkte ışıklar yanan, kaplumbağalı, boncuklu bir anahtarlık. büyük ihtimalle küçük bir çocuk annesinden onu almasını istedi ve annesi almadığı için kasanın yanına bıraktı. ben de yirmili yaşlarımın ortasında, avukatlık yaparak kazandığım parayla gidip o 8-9 yaşındaki kızın alamadığı anahtarlığı kendime aldım, kızı görseydim ona da bir tane alacaktım.
böyle işte, parayı yönetmekte pek iyi olduğum söylenemez ama keyfime göre saçma şeylere harcamakta çok iyiyimdir.
devamını gör...
evlenmek için bir neden bırak
bence evlenmek için 3 temel neden var:
-hayat arkadaşlığı
-ekonomik paylaşım
-çocuk yapma
elbette bunları devlet önünde imza atmadan da yapabiliriz. ama türk toplumu henüz bunun normalleşmesine hazır değil. devleti yöneten bir avuç yolsuzun koyduğu yasaların bireyleri ve aile kurumunu koruyacağını düşünüyor. kadın yada erkek fark etmez, insan evladı biriyle evlenmezseniz nikahlı yada nikahsız her halükarda zor günler geçirirsiniz.
-hayat arkadaşlığı
-ekonomik paylaşım
-çocuk yapma
elbette bunları devlet önünde imza atmadan da yapabiliriz. ama türk toplumu henüz bunun normalleşmesine hazır değil. devleti yöneten bir avuç yolsuzun koyduğu yasaların bireyleri ve aile kurumunu koruyacağını düşünüyor. kadın yada erkek fark etmez, insan evladı biriyle evlenmezseniz nikahlı yada nikahsız her halükarda zor günler geçirirsiniz.
devamını gör...
jericho
bir tabanca markası. yakışıklı olduğunu düşünüyorum. israil üretimi olsa da güzel silah. cz 75 klonu ama kaliteli bir ürün.
youtube.com/shorts/0_wTELWq...
youtube.com/shorts/0_wTELWq...
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
gözlerin, içinden trenler geçen bir kütüphane sessizliği,
rayların pasında yıkanmış o kadim, o sancılı iştah.
aşk dediğin; ağzımda gümüş bir mermi gibi taşıdığım kelime,
henüz patlamamış, henüz infial yaratmamış bir ihtilal provası.
seni sevmek; bir kentin tüm elektriklerini kesip,
karanlıkta parmak uçlarımla yüzündeki alfabeyi çözmekmiş.
göğüs kafesimde çırpınan o neon ışıklı panayır,
pamuk şeker tadında bir intihar girişimiydi ilkin.
dudakların; iki mısra arası verilmiş en uzun, en derin es,
tenin; faili meçhul mutlulukların saklandığı o dar sokak.
biz o vakitler, gökyüzünü bir ceket gibi sırtımıza geçirir,
yıldızları bozuk para niyetine harcardık kaldırımlarda.
fakat her şiir, kendi katiliyle tanışmak için yazılır.
şimdi bir bak; aşkın o parıltılı simli elbisesi sökülüyor yanlarından.
güzellik, yerini rutubetli bir vedanın küf kokusuna bıraktı.
kalbinin anahtarı artık paslı bir çivi gibi batıyor avucuma,
biz, birbirimizin içinde kaybolmaya çalışırken,
birbirimizi tüketen iki devasa karadelik olmuşuz meğer.
cümle bitti.
nokta, kalbime atılmış bir dikiş hatası şimdi.
aşk; vitrini dağılmış bir kuyumcu dükkanı kadar talan,
ve biz, o enkazdan geriye kalan birkaç kırık cam parçasıyız.
ışığı yansıtmıyoruz artık; sadece kesiyoruz.
geçmiş olsun, ruhumuzun dikişleri patladı;
içimizden sızan bu karanlık, en hakiki sanat eserimizdir artık.
rayların pasında yıkanmış o kadim, o sancılı iştah.
aşk dediğin; ağzımda gümüş bir mermi gibi taşıdığım kelime,
henüz patlamamış, henüz infial yaratmamış bir ihtilal provası.
seni sevmek; bir kentin tüm elektriklerini kesip,
karanlıkta parmak uçlarımla yüzündeki alfabeyi çözmekmiş.
göğüs kafesimde çırpınan o neon ışıklı panayır,
pamuk şeker tadında bir intihar girişimiydi ilkin.
dudakların; iki mısra arası verilmiş en uzun, en derin es,
tenin; faili meçhul mutlulukların saklandığı o dar sokak.
biz o vakitler, gökyüzünü bir ceket gibi sırtımıza geçirir,
yıldızları bozuk para niyetine harcardık kaldırımlarda.
fakat her şiir, kendi katiliyle tanışmak için yazılır.
şimdi bir bak; aşkın o parıltılı simli elbisesi sökülüyor yanlarından.
güzellik, yerini rutubetli bir vedanın küf kokusuna bıraktı.
kalbinin anahtarı artık paslı bir çivi gibi batıyor avucuma,
biz, birbirimizin içinde kaybolmaya çalışırken,
birbirimizi tüketen iki devasa karadelik olmuşuz meğer.
cümle bitti.
nokta, kalbime atılmış bir dikiş hatası şimdi.
aşk; vitrini dağılmış bir kuyumcu dükkanı kadar talan,
ve biz, o enkazdan geriye kalan birkaç kırık cam parçasıyız.
ışığı yansıtmıyoruz artık; sadece kesiyoruz.
geçmiş olsun, ruhumuzun dikişleri patladı;
içimizden sızan bu karanlık, en hakiki sanat eserimizdir artık.
devamını gör...
sözlükte sıradan bir yazar olmak
sıradan olmayanlar nasıl oluyor ki helikopterden diğer helikoptere atlarken tanım falan mı giriyorlar.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının verdiği paraya acımadığı şeyler
çoluk çocuğun rızkını playstation oyunlarına ve lego'ya harcıyorum.
devamını gör...
cehenneme giden yol iyi niyet taşlarıyla döşelidir
"cehenneme giden yol, cennetten calinmis taslarla doselidir." seklinde zikredildiginde daha anlamli hale gelen soz.
her iyi niyeti, cehennemlik seklinde damgalamak yersiz ve tehlikeli.
her iyi niyeti, cehennemlik seklinde damgalamak yersiz ve tehlikeli.
devamını gör...
sözlükte sıradan bir yazar olmak
az onceye kadar oldugum..
biraz once bayramligimi aldim. artik siradan degil on siradan bir yazarim.. oyleli.
biraz once bayramligimi aldim. artik siradan degil on siradan bir yazarim.. oyleli.
devamını gör...


