zaman tüneli
güne bir söz bırak
ara ara bunu anmam şarttır.
yeminim var yeminim var
senden başka sevemem yâr…*
youtube.com/shorts/d7-D_5Mg...
yeminim var yeminim var
senden başka sevemem yâr…*
youtube.com/shorts/d7-D_5Mg...
devamını gör...
eski bir majeste ile pazar akşamı monarşisi
keşke ilk taşı günahsız olan atsaydı.*
devamını gör...
özgür demirtaş
devamını gör...
linux
dandik işletim sistemi kurmayın kurdurmayın.
pazarlamacı sürülerine inanmayın.
uzak durun virüs var hepsinde.
pazarlamacı sürülerine inanmayın.
uzak durun virüs var hepsinde.
devamını gör...
mahir çayan
deniz gezmiş gibi o da teoride zayıf bir aksiyon adamıdır. bununla beraber çiziktirdiği teorilerinde ve eylemlerinde şiddeti savunmuştur. onun devrimci şiddeti, halkı egemen unsurlar etrafında toplamıştır. yani, devrimci düşünceye faydası tartışılır.
ama tabii devrimci abiler, ablalara göre hiçbirimiz onun tırnağı olamayız neticede. ben, ideolojim uğruna adam kaçırıp, öldüremem mesela.
ama tabii devrimci abiler, ablalara göre hiçbirimiz onun tırnağı olamayız neticede. ben, ideolojim uğruna adam kaçırıp, öldüremem mesela.
devamını gör...
bunalımdan bunu da alayıma geçiş
biz kızlar malum duygusal canlılarız. ayrılığın ilk zamanları tam bir felaket. saç baş yolmalar, “ben onsuz yapamam” diye bağırmalar, kendini yerlere atmalar… gözyaşları artık ağlamaktan kuruyana kadar dökülür.
ikinci gun zaten agayacak yaş pek kalmaz ama bu sefer başka bir hal başlar: yemeden içmeden kesilme. bildiğin canlı cenaze gibi dolaşma. annen “bir şey ye” der, sen “istemiyorum” dersin. dram seviyesi zirvede.
üçüncü gün bunalım hala devam eder. el surekli telefonda. “acaba arar mı, sorar mı?” diye bakarsın. telefon sessizdir. arayan soran yoktur.işte o noktadan sonra sahne değişir.
bir anda içini nefret kaplamaya başlar:
“ulan ben mi sevdim bu şerefsizi?”
ve hafıza bir açılır…
doğum gününü unuttuğu gelir aklına.seni yarım saat yağmurda beklettiği gelir aklına.arabasıyla bırakması gerekirken “annem gün yaptı onu almaya gidiyorum” dediği gelir aklına.bir bakmışsın karakter değişmiş.ayağa kalkarsın, eski haline son bir selam çakarsın. fonda hafif bir sila müziği çalar gibi olur:
“özüme sözüme döndüm, doğruyu yanlışı gördüm, can çıkmamış yerinden aslan gibi geri döndüm.”sonra işine gücüne koyulursun.
ilk iş arkadaşları aramak ama öyle böyle değil amaç adamı yerin dibine sokmak, onu adeta bir ucube gibi gostermektir.
öyle bir anlatırsın ki arkadaşlarının gözünde üç başlı bir yaratığa dönüşür o koca yürekli adam.
arkadaşların da görevini yapar gereken gazı itinayla verir.
“ay be kızım iyi ki ayrılmışsın.zaten hödüğün tekiydi."
“zaten sana hiç layık değildi. ben ilk gördüğümde daha anlamıştım.sen üzülme diye soylememistim."
“biz başından beri sevmiyorduk. ama sen sevince bir sey diyemedik."
telefonda içini döküp biraz rahatladıktan sonra sıradaki aşama gelir: arkadaşlarla dışarı çıkma.
alışveriş başlar.vitrine bakarsın:
bunalım olur bunu alayım.
iki adım sonra:
bunalım olur bunu da alayım. “zaten moralim bozuk” diye bir çanta daha alırsın.
“hayat çok kısa” diye ayakkabı da alırsın.
işte o noktada üzerindeki seni üzen, yoran ne varsa yavaş yavaş gider.
erkekler buna “alışveriş” diyor ama biz kızlar biliriz…
adı bunalım tedavisidir.
edit: bu entrynin ilham kaynağı solo il gala mahlaslı yazar arkadaşımdır. sohbet esnasında gecen bunalım ve sıla diyaloğundan sonra bu entryi yazmaya karar verdim. teşekkür ederim (bkz: solo il gala)
ikinci gun zaten agayacak yaş pek kalmaz ama bu sefer başka bir hal başlar: yemeden içmeden kesilme. bildiğin canlı cenaze gibi dolaşma. annen “bir şey ye” der, sen “istemiyorum” dersin. dram seviyesi zirvede.
üçüncü gün bunalım hala devam eder. el surekli telefonda. “acaba arar mı, sorar mı?” diye bakarsın. telefon sessizdir. arayan soran yoktur.işte o noktadan sonra sahne değişir.
bir anda içini nefret kaplamaya başlar:
“ulan ben mi sevdim bu şerefsizi?”
ve hafıza bir açılır…
doğum gününü unuttuğu gelir aklına.seni yarım saat yağmurda beklettiği gelir aklına.arabasıyla bırakması gerekirken “annem gün yaptı onu almaya gidiyorum” dediği gelir aklına.bir bakmışsın karakter değişmiş.ayağa kalkarsın, eski haline son bir selam çakarsın. fonda hafif bir sila müziği çalar gibi olur:
“özüme sözüme döndüm, doğruyu yanlışı gördüm, can çıkmamış yerinden aslan gibi geri döndüm.”sonra işine gücüne koyulursun.
ilk iş arkadaşları aramak ama öyle böyle değil amaç adamı yerin dibine sokmak, onu adeta bir ucube gibi gostermektir.
öyle bir anlatırsın ki arkadaşlarının gözünde üç başlı bir yaratığa dönüşür o koca yürekli adam.
arkadaşların da görevini yapar gereken gazı itinayla verir.
“ay be kızım iyi ki ayrılmışsın.zaten hödüğün tekiydi."
“zaten sana hiç layık değildi. ben ilk gördüğümde daha anlamıştım.sen üzülme diye soylememistim."
“biz başından beri sevmiyorduk. ama sen sevince bir sey diyemedik."
telefonda içini döküp biraz rahatladıktan sonra sıradaki aşama gelir: arkadaşlarla dışarı çıkma.
alışveriş başlar.vitrine bakarsın:
bunalım olur bunu alayım.
iki adım sonra:
bunalım olur bunu da alayım. “zaten moralim bozuk” diye bir çanta daha alırsın.
“hayat çok kısa” diye ayakkabı da alırsın.
işte o noktada üzerindeki seni üzen, yoran ne varsa yavaş yavaş gider.
erkekler buna “alışveriş” diyor ama biz kızlar biliriz…
adı bunalım tedavisidir.
edit: bu entrynin ilham kaynağı solo il gala mahlaslı yazar arkadaşımdır. sohbet esnasında gecen bunalım ve sıla diyaloğundan sonra bu entryi yazmaya karar verdim. teşekkür ederim (bkz: solo il gala)
devamını gör...
yeşil göz ve beyaz tene en yakışan saç rengi
her saç rengi yakışıyor bu kombine.. saç rengi konusunda skalası geniş oluyor.
devamını gör...
eski bir majeste ile pazar akşamı monarşisi
rica ederiz, ilk defa sözlükten radyo dinliyorum.
devamını gör...
makarna yiyen kurt mu olur
eşeğe ya da kuzenine hallenen insan mı olur?
devamını gör...
eski bir majeste ile pazar akşamı monarşisi
majeste konukların heyecanını alsaydın önden bir tur.*
devamını gör...
sekste her atmak
"she" ve "ıt" attığında üçlüyü tamamlamış olacaksın güzel karşiim
devamını gör...
kedi beslenen ev
nasıldı o söz..? önyargıları kırmak atomu parçalamaktan daha zordu sanırım… bunu söyleyen albert einstein boşuna söylememiş olmalı.
kedi beslenen evlerin hijyeni konusunda hala aynı kalıp yargılar dönüp dolaşıp ortaya çıkıyor. sanki bir evde kedi varsa otomatik olarak kirli, düzensiz ya da yaşanmaz bir yer haline geliyormuş gibi düşünülüyor. oysa gerçek, bu basit genellemelerden çok daha farklı.
ama doğrusu, bu önyargıları tek tek çürütmek için uzun uzun açıklamalar yapma isteği duymuyorum. çünkü mesele çoğu zaman bilgi eksikliğinden çok, zihinde çoktan kurulmuş bir yargıyı savunma isteği oluyor.
benim için ev, sadece dört duvardan ibaret değil paylaşılan bir yaşam alanı.. bir kedinin patileriyle dolaştığı, koltuğun köşesinde uyuduğu, pencere kenarında güneşi izlediği bir ev bana göre daha az değil, daha çok ev..
o yüzden kedi beslenen evin hijyeni hakkında kesin hükümler vermeyi sevenlere uzun açıklamalar borçlu değilim. bu düşüncede olanlar zaten evime gelmek zorunda değil. hatta belki de en pratik çözüm bu, önyargılarınızla birlikte kapının dışında kalmanız.
kedi beslenen evlerin hijyeni konusunda hala aynı kalıp yargılar dönüp dolaşıp ortaya çıkıyor. sanki bir evde kedi varsa otomatik olarak kirli, düzensiz ya da yaşanmaz bir yer haline geliyormuş gibi düşünülüyor. oysa gerçek, bu basit genellemelerden çok daha farklı.
ama doğrusu, bu önyargıları tek tek çürütmek için uzun uzun açıklamalar yapma isteği duymuyorum. çünkü mesele çoğu zaman bilgi eksikliğinden çok, zihinde çoktan kurulmuş bir yargıyı savunma isteği oluyor.
benim için ev, sadece dört duvardan ibaret değil paylaşılan bir yaşam alanı.. bir kedinin patileriyle dolaştığı, koltuğun köşesinde uyuduğu, pencere kenarında güneşi izlediği bir ev bana göre daha az değil, daha çok ev..
o yüzden kedi beslenen evin hijyeni hakkında kesin hükümler vermeyi sevenlere uzun açıklamalar borçlu değilim. bu düşüncede olanlar zaten evime gelmek zorunda değil. hatta belki de en pratik çözüm bu, önyargılarınızla birlikte kapının dışında kalmanız.
devamını gör...
makarna yiyen kurt mu olur
olur arkadaşlar hele kıymalıysa bayılırım.
devamını gör...
israil
bağzı kansızların atası olan seyyar terörist yapı.
devamını gör...
google'a amca diyen tipler
annem, e diyorsa amcamızdır annemden iyi bilecek haliniz yok.
google, google’dır. amca babandır. yok olmadı. o zaman dedem olur, iyice karışır vaziyetler.
google, google’dır. amca babandır. yok olmadı. o zaman dedem olur, iyice karışır vaziyetler.
devamını gör...
hayata dair güzel detaylar
partnere karım ol demektir.
devamını gör...
hava kuvvetleri
the sky will always be ours
israil uçakları iran’da bir döneme damgasını vurmuş ve bugün tarihi eser olarak sergilenen bir savaş aracını yok ediyor, bazı uzmanlar bunu bir ‘soykırım’ olarak niteliyor zira bir efsane olarak bilinen bu savaş aracının hayatta kalan son örnekleri iran’ın elinde bulunalar, onlar da yok olduğunda sadece fotoğrafları kalacak geriye.
top gun isimli filmde tom cruise’un kullandığı uçak bu savaş aracı, bilinen ismiyle f-14 tomcat. teknik detaylarını bilmiyorum ancak bir uzman f-14 için “kendi döneminin f-35’i” demişti, f-35’ten bile özel olmasının sebebi ise dünyada sadece iki ülkenin elinde olmasıydı; biri abd, diğeri de iran. iran’ın elinde bulunma hikayesi abd ile şah dönemi iranı’nın iyi ilişkileriydi, çok önemli bir enerji havzası olan hazar denizi semalarında, soğuk savaş yıllarında iran ile sovyetler birliği arasında yaşanan hava sahası ihlallerinden dolayı özel olarak verilmişti bu uçaklar iran’a. f-14’ün olağanüstü teknik özelliklerine ek olarak bu uçakların hakkını veren bir de pilot kadrosu kurdu şah, çok ilginçtir, şah döneminde iranlı pilotlara eğitim veren hava gücü de bugün iran’ı bombalayan israil’di.
1979 yılında islam devrimi’nin ardından şah döneminde abd ile kurulan iyi ilişkiler bütünüyle ortadan kalkarken israil iran için yok edilmesi gereken bir düşman haline geldi. bu yüzden ağır bir ambargo altında kalan ülkede bu uçaklar operasyonel gücünü yıldan yıla yitirse de askeri olarak büyük dezavantaja sahip oldukları iran-ırak savaşını kaybetmemelerinde en önemli rolü oynamayı başardı.
islam devrimi’nin ardından şah döneminde yetiştirilmiş nitelikli pilotların büyük çoğunluğu ülkeyi terk etti, kaçmayı başaramayanlar ise idam edildi. hatta ilginç bir bilgi, ülkeyi terk eden pilotlardan biri de bugün iran’ın yönetimi üzerinde hak iddia eden, şah’ın oğlu rıza pehlevi’ydi.
pilotların çoğu iran’ı terk ederken sayıları azınlıkta olan bir grup ise yeni rejime biat etti ve iran’da kaldı, işte 1980’lerin sonunda dünyanın en büyük 4. ordusu haline gelen ırak’a karşı savaşın kaderini belirleyen de o pilotlar oldu, ve tabi ki şah döneminde abd’den alınan, döneminin en nitelikli uçakları.
cem türktekin
iran ve ırak arasında 1980-88 arası yaşanan, yüzbinlerce insanın yaşamını yitirdiği savaşla ilgili çok şey anlatılır. ancak her kuvvet ve sınıfta sayıca 1/4 üstün olan ırak ordusuna karşı iran’ı felaketten kurtaran, sayıları ise 50’yi geçmeyen pilotlar hakkında bilinenler azdır.
şah döneminde bir batı müttefiki olan iran, ordu yapısı ve eğitim sistemiyle büyük oranda amerikan güdümündedir. iran hava kuvvetleri 1960’lardan itibaren abd’nin ileri teknolojiye sahip f4 uçaklarıyla donatılır, pilotlarının eğitimi de büyük ölçüde israil tarafından sağlanır.
israil hava kuvvetleri o günlerden bu yana ortadoğu’nun en güçlü ve etkin hava gücüdür. arap ülkelerinde savaş pilotluğu resmi ideolojiye yakın kişilere ulufe olarak ‘dağıtılırken’, israil’de daima liyakat ön plandadır.
israil’de genellikle 13-14 yaşlarında çocuklar arasından ‘seçilen’ pilot adayları yıllar süren eğitimin ardından hem muharebe gücü; hem de kan basıncı, tansiyon, refleks gibi konularda tam donanımlı olarak hava kuvvetlerine katılır. yeterlilik sağlayamayabilir ise refüze edilir.
bu nedenle şah döneminde iran hava kuvvetleri’nde görev alan ve sayıları 120 civarında olan pilotların elit kategoride oldukları söylenir. ve bu pilotların bir kısmı 1979 yılında gerçekleşen islam devriminin ardından yeni rejime bağlılık arz ederek görevlerine devam eder.
1982 yılında ambargo altında bulunan, bu nedenle batı menşeili silahların önemli kısmı çalışır durumda olmayan iran’ın elinde 100 kadar f4 savaş uçağı bulunmaktadır. aynı dönem ırak hava kuvvetleri’ndeki muharip uçak sayısı ise (500 mig ve 100 mirage olmak üzere)600ün üzerindedir
sayıca dezavantajlı olan iran hava kuvvetleri’ndeki pilotların niteliği bu sırada ortaya çıkar. ırak hava radarlarına yakalanmamak için alçak irtifada uçan iranlı pilotlar çok büyük bir risk üstlenerek sinsice ırak içlerine kadar süzülmeyi başarır.
1983 yılında ırak’a ait 3 hava üssü, hangarlarında ve pistlerinde bekleyen 400’ü aşkın savaş uçağıyla birlikte, iranlı 16 pilotun kullandığı 8 f4(phantom) tarafından imha edilir. üstelik operasyon, ıraklı bir tek uçağın bile havalanmasına izin verilmeden gerçekleştirilir.
savaşlar tarihine ilgi duyanlar için bu taktik tanıdık gelebilir, zira 6 gün savaşlarında alçak irtifada uçarak mısır hava üslerine kadar ilerleyen israil uçakları da aynı şekilde mısır’ın tüm muharip uçaklarını pistte imha etmiş ve savaşın kazanılmasında kilit rol oynamıştır.
israil hava kuvvetleri’nin 6 gün savaşları’nda gerçekleştirdiği odak operasyonu’nun neredeyse aynısını başarılı şekilde icra eden iranlı pilotlar, ırak hava kuvvetlerinin büyük bölümünü sadece birkaç saat içinde yok etmeyi başarır. ırak ordusu ise aksine dersini çalışmamıştır.
kesin olmamakla birlikte saddam hüseyin’in, bu askeri felaketten sorumlu olan 6 generali derhal idam ettirdiği söylenmektedir.
bir diğer rivayet de iranlı pilotların bu uzun menzilli operasyon sonrası yakıt sorunu sebebiyle üslerine dönemediği ve uçaklarını karayoluna indirdikleridir. ancak bunun bir şehir efsanesi olma ihtimali yüksektir.
cem türktekin
israil uçakları iran’da bir döneme damgasını vurmuş ve bugün tarihi eser olarak sergilenen bir savaş aracını yok ediyor, bazı uzmanlar bunu bir ‘soykırım’ olarak niteliyor zira bir efsane olarak bilinen bu savaş aracının hayatta kalan son örnekleri iran’ın elinde bulunalar, onlar da yok olduğunda sadece fotoğrafları kalacak geriye.
top gun isimli filmde tom cruise’un kullandığı uçak bu savaş aracı, bilinen ismiyle f-14 tomcat. teknik detaylarını bilmiyorum ancak bir uzman f-14 için “kendi döneminin f-35’i” demişti, f-35’ten bile özel olmasının sebebi ise dünyada sadece iki ülkenin elinde olmasıydı; biri abd, diğeri de iran. iran’ın elinde bulunma hikayesi abd ile şah dönemi iranı’nın iyi ilişkileriydi, çok önemli bir enerji havzası olan hazar denizi semalarında, soğuk savaş yıllarında iran ile sovyetler birliği arasında yaşanan hava sahası ihlallerinden dolayı özel olarak verilmişti bu uçaklar iran’a. f-14’ün olağanüstü teknik özelliklerine ek olarak bu uçakların hakkını veren bir de pilot kadrosu kurdu şah, çok ilginçtir, şah döneminde iranlı pilotlara eğitim veren hava gücü de bugün iran’ı bombalayan israil’di.
1979 yılında islam devrimi’nin ardından şah döneminde abd ile kurulan iyi ilişkiler bütünüyle ortadan kalkarken israil iran için yok edilmesi gereken bir düşman haline geldi. bu yüzden ağır bir ambargo altında kalan ülkede bu uçaklar operasyonel gücünü yıldan yıla yitirse de askeri olarak büyük dezavantaja sahip oldukları iran-ırak savaşını kaybetmemelerinde en önemli rolü oynamayı başardı.
islam devrimi’nin ardından şah döneminde yetiştirilmiş nitelikli pilotların büyük çoğunluğu ülkeyi terk etti, kaçmayı başaramayanlar ise idam edildi. hatta ilginç bir bilgi, ülkeyi terk eden pilotlardan biri de bugün iran’ın yönetimi üzerinde hak iddia eden, şah’ın oğlu rıza pehlevi’ydi.
pilotların çoğu iran’ı terk ederken sayıları azınlıkta olan bir grup ise yeni rejime biat etti ve iran’da kaldı, işte 1980’lerin sonunda dünyanın en büyük 4. ordusu haline gelen ırak’a karşı savaşın kaderini belirleyen de o pilotlar oldu, ve tabi ki şah döneminde abd’den alınan, döneminin en nitelikli uçakları.
cem türktekin
iran ve ırak arasında 1980-88 arası yaşanan, yüzbinlerce insanın yaşamını yitirdiği savaşla ilgili çok şey anlatılır. ancak her kuvvet ve sınıfta sayıca 1/4 üstün olan ırak ordusuna karşı iran’ı felaketten kurtaran, sayıları ise 50’yi geçmeyen pilotlar hakkında bilinenler azdır.
şah döneminde bir batı müttefiki olan iran, ordu yapısı ve eğitim sistemiyle büyük oranda amerikan güdümündedir. iran hava kuvvetleri 1960’lardan itibaren abd’nin ileri teknolojiye sahip f4 uçaklarıyla donatılır, pilotlarının eğitimi de büyük ölçüde israil tarafından sağlanır.
israil hava kuvvetleri o günlerden bu yana ortadoğu’nun en güçlü ve etkin hava gücüdür. arap ülkelerinde savaş pilotluğu resmi ideolojiye yakın kişilere ulufe olarak ‘dağıtılırken’, israil’de daima liyakat ön plandadır.
israil’de genellikle 13-14 yaşlarında çocuklar arasından ‘seçilen’ pilot adayları yıllar süren eğitimin ardından hem muharebe gücü; hem de kan basıncı, tansiyon, refleks gibi konularda tam donanımlı olarak hava kuvvetlerine katılır. yeterlilik sağlayamayabilir ise refüze edilir.
bu nedenle şah döneminde iran hava kuvvetleri’nde görev alan ve sayıları 120 civarında olan pilotların elit kategoride oldukları söylenir. ve bu pilotların bir kısmı 1979 yılında gerçekleşen islam devriminin ardından yeni rejime bağlılık arz ederek görevlerine devam eder.
1982 yılında ambargo altında bulunan, bu nedenle batı menşeili silahların önemli kısmı çalışır durumda olmayan iran’ın elinde 100 kadar f4 savaş uçağı bulunmaktadır. aynı dönem ırak hava kuvvetleri’ndeki muharip uçak sayısı ise (500 mig ve 100 mirage olmak üzere)600ün üzerindedir
sayıca dezavantajlı olan iran hava kuvvetleri’ndeki pilotların niteliği bu sırada ortaya çıkar. ırak hava radarlarına yakalanmamak için alçak irtifada uçan iranlı pilotlar çok büyük bir risk üstlenerek sinsice ırak içlerine kadar süzülmeyi başarır.
1983 yılında ırak’a ait 3 hava üssü, hangarlarında ve pistlerinde bekleyen 400’ü aşkın savaş uçağıyla birlikte, iranlı 16 pilotun kullandığı 8 f4(phantom) tarafından imha edilir. üstelik operasyon, ıraklı bir tek uçağın bile havalanmasına izin verilmeden gerçekleştirilir.
savaşlar tarihine ilgi duyanlar için bu taktik tanıdık gelebilir, zira 6 gün savaşlarında alçak irtifada uçarak mısır hava üslerine kadar ilerleyen israil uçakları da aynı şekilde mısır’ın tüm muharip uçaklarını pistte imha etmiş ve savaşın kazanılmasında kilit rol oynamıştır.
israil hava kuvvetleri’nin 6 gün savaşları’nda gerçekleştirdiği odak operasyonu’nun neredeyse aynısını başarılı şekilde icra eden iranlı pilotlar, ırak hava kuvvetlerinin büyük bölümünü sadece birkaç saat içinde yok etmeyi başarır. ırak ordusu ise aksine dersini çalışmamıştır.
kesin olmamakla birlikte saddam hüseyin’in, bu askeri felaketten sorumlu olan 6 generali derhal idam ettirdiği söylenmektedir.
bir diğer rivayet de iranlı pilotların bu uzun menzilli operasyon sonrası yakıt sorunu sebebiyle üslerine dönemediği ve uçaklarını karayoluna indirdikleridir. ancak bunun bir şehir efsanesi olma ihtimali yüksektir.
cem türktekin
devamını gör...
hayata dair güzel detaylar
devamını gör...
sekste her atmak
sekste su gibi terlemektir. performansımda gerileme var farkettim bu açığı kapatmam lazım anadolu bullar birliğini ankarada kuracağım.
devamını gör...
hayata dair güzel detaylar
aslında her sabah dünyayı kurtaracakmış gibi uyanıp, en büyük başarımızın mesai bitimine sağ salim ulaşmak olması durumudur. hani o kişisel gelişim kitaplarında "konfor alanınızdan çıkın" diyen tip var ya; işte o tip muhtemelen sabahın köründe metrobüse binmemiş, hayatında hiç son kullanma tarihi geçmiş yoğurtla kumar oynamamıştır.
özetle: plan yapmayın, tutmuyor. akışına bırakın, zaten su akıp yolunu bulmuyor, genellikle en yakın rögar kapağından içeri sızıyor.
hayat kısa, kuşlar uçuyor, kredi kartı borçları ise asla azalmıyor. yine de gülümse, çünkü somurtunca da bir şey değişmiyor, sadece yüzün kırışıyor.
özetle: plan yapmayın, tutmuyor. akışına bırakın, zaten su akıp yolunu bulmuyor, genellikle en yakın rögar kapağından içeri sızıyor.
hayat kısa, kuşlar uçuyor, kredi kartı borçları ise asla azalmıyor. yine de gülümse, çünkü somurtunca da bir şey değişmiyor, sadece yüzün kırışıyor.
devamını gör...