zaman tüneli
yazarların son para harcadığı şey
görünüşüne aldanarak topuklu ayakkabı aldım da umarım giyebilirim. *
devamını gör...
sözlüğün kralı ve kraliçesi
abartılı bir yakıştırma olduğunu düşünüyorum.
kral ve kraliçelerin olduğu yerde tebaa vardır ama sözlükte bizler tebaa değil, özgür kalemleriz.
hiç kimsenin unvanı bir başkasının fikrinden üstün değildir. birilerinin kral veya kraliçe ilan edilmesi, ister istemez bir kast sistemi yaratır. oysa sözlüğün asıl gücü, bir yazarın yazdığı tek bir satırın, belki yüzlerce takipçisi olan bir fenomenin paragraflarca boş lafından daha fazla değer görebilmesidir.
kral ve kraliçelerin olduğu yerde tebaa vardır ama sözlükte bizler tebaa değil, özgür kalemleriz.
hiç kimsenin unvanı bir başkasının fikrinden üstün değildir. birilerinin kral veya kraliçe ilan edilmesi, ister istemez bir kast sistemi yaratır. oysa sözlüğün asıl gücü, bir yazarın yazdığı tek bir satırın, belki yüzlerce takipçisi olan bir fenomenin paragraflarca boş lafından daha fazla değer görebilmesidir.
devamını gör...
kabe'nin örtüsünü kesen kadın
ceza alması gerekir, ibret olsun, kimse böyle bir işe bir daha kalkışmasın diye.
devamını gör...
araba alacaklara tavsiyeler
sanayi ustalarından oluşan kanka ekibi kurmak istemiyorsanız ilan başlığında "fırsat aracı, uygun fiyatlı, tr'nin en uygunu" yazan araçlardan özellikle uzak durun.
bu arabaların genelde 1-2 majör sorunu ve büyük masrafı olur. senden önce 3-5 kişi arabaya bakmıştır ve o sorunlar nedeniyle almamıştır, satıcı da artık satılsın da kurtulayım kafasına geçmiştir. acil ödemem var-ev alacağım-sıfır araba buldum gibi ezberden bahaneler cebinde duruyordur.
nereden bildiğimi sormazsanız sevinirim.
edit: ek olarak vw polo, seat ibiza ve skoda fabia gibi araçlarda bulunan 1.0 tsi dsg motor şanzıman kombinasyonu dünyanın en keyifli kombinasyonlarındandır, gözünüz kapalı alabilirsiniz.
bu arabaların genelde 1-2 majör sorunu ve büyük masrafı olur. senden önce 3-5 kişi arabaya bakmıştır ve o sorunlar nedeniyle almamıştır, satıcı da artık satılsın da kurtulayım kafasına geçmiştir. acil ödemem var-ev alacağım-sıfır araba buldum gibi ezberden bahaneler cebinde duruyordur.
nereden bildiğimi sormazsanız sevinirim.
edit: ek olarak vw polo, seat ibiza ve skoda fabia gibi araçlarda bulunan 1.0 tsi dsg motor şanzıman kombinasyonu dünyanın en keyifli kombinasyonlarındandır, gözünüz kapalı alabilirsiniz.
devamını gör...
gözlüklü vs gözlüksüz profesör
aklini kaçırmadıkça gereksiz bir versus sorunsali.
devamını gör...
başlıkları alt alta okumak
devamını gör...
kabe'nin örtüsünü kesen kadın
benim gözümde hırsızdır.
yani evime gelse, çok kıymetli bir antika eşya görse (mesela babamın çini aldığı yurtdışı müzayede evi 5-6 sene önce kabe anahtarı olduğu iddia edilen anahtarlar sattı), bence yağmalardı.
onun için bugünkü bahane dini obje olması, yarın bir kilo altın olması, 10 sene sonra bir toplu iğne olmasıdır, bence.
yani evime gelse, çok kıymetli bir antika eşya görse (mesela babamın çini aldığı yurtdışı müzayede evi 5-6 sene önce kabe anahtarı olduğu iddia edilen anahtarlar sattı), bence yağmalardı.
onun için bugünkü bahane dini obje olması, yarın bir kilo altın olması, 10 sene sonra bir toplu iğne olmasıdır, bence.
devamını gör...
sözlüğün kralı ve kraliçesi
siz seçin kral ve kraliçeyi. soytarı zaten hazır. başkasına kaptırmam. bir de vezir bulursak tamam bu iş. kingdom of the normal sözlük.
devamını gör...
the end of oak street
bir david robert mitchell filmi. başrollerinde anne hathaway ve ewan mcgregor ' oynadığı filmin gösterim tarihi 14 ağustos 2026.
devamını gör...
sözlüğün kralı ve kraliçesi
bir yaşıma daha girdim. etti 62.
davşan yapam bari.
davşan yapam bari.
devamını gör...
sözlüğün kralı ve kraliçesi
valla 1+1 evim var burada bile kral olamadım hatta kiracıyım, geldiğimden beri de şu şehre iki buçuk sene oldu daha rahat yüzü görmedim. tacı da, tahtı da, makamı mevkiide yerin dibine batsın. sahilde bir kaç bira içip, bir kaç güzel hatun öpüp gidecektim, işler saçma sapan bir hale geldi. tanrıdan dileğim bu kadar dilekti ama onu bile çok gördüler…
devamını gör...
anneaaa
hani bulmacalarda sıklıkla sorulur. boru sesi ti, ergen sesi de anneaaa!!
ah yavruşum ah, ben bu çocuğu dokuz ay karnımda, on dört sene tepemde taşıdım ama şu son altı aydır evin içinde bir elyın ile yaşıyor gibiyim.
geçen gün odasına daldım (tabii dalmak dediğim, önce kapıda üç kere destur! allahu ekber! çekiyorum çünkü içeride neyle karşılaşacağın meçhul.) odanın havası zaten ağır vasıta garajı gibi kokuyor. ter, bayat mısır cipsi ve ben büyüdüm artık ya hırsı birbirine karışmış.
bizimki yatağa uzanmış, oyuncu kulaklıkları kafada, sanki bana dünyayı kurtarıyor. "oğlum" dedim, "hadi kalk da bir ekmek alıver, baban gelir birazdan."
bana bir bakışı var, sanırsın ekmek almaya değil de sibirya sürgününe gönderiyorum. o ergenlikten çatallanmış sesiyle bir "anneaaa" dedi ki, sanırsın içeride öküz boğazlıyorlar.
"anneaaa, şu an olmaz, çok önemli bir şeyin ortasındayım!"
"neyin ortasındasın evladım..?" diyorum. ekrana bakıyorum. bir tane adam bir kutunun üstünde zıplayıp duruyor. "strateji yapıyoruz ya anne, ekip işi bu, sen anlamazsın" diyor. bak bak, yirmi yıllık ev hanımıyım, ben o baban denilen hergelenin her türlü stratejisini çözmüşüm, sen anlamazsın diyor bana sıpa!!
dedim ki, "bak çocuum, o stratejiyi birazdan ben terlikle kuracağım, ıskalamam da ha!"
kalktı, hazırlanmak için tam o sırada aynanın karşısına geçti. dakikalardır ekmek almamak için can çekişen çocuğun aynada tek bir sivilcesini gördü diye dünyası başına yıkıldı. ışığı açıyor, kapatıyor, yan dönüyor, amuda kalkacak neredeyse o sivilceyi görmemek için.
"anne" diyor, "hayatım bitti benim. yarın okula gidemem ben bu yüzle."
"oğlum" dedim, "alt tarafı minicik bir nokta, kimse görmez."
bir hışımla, "senin için söylemesi kolay anne, senin prestijin söz konusu değil!" diyor.
yahu senin prestijin daha dün bakkalın önünde bisikletten düşüp "anneee" diye ağlarken neredeydi? şimdi kapı eşiğinde boyu boyumu geçti diye bana aristokrat kesiliyor. ekmeği ben aldım geldim tabii, ne yapayım..? mutfağa geçtim, arkasından söylendim. "vay efendim biz böyle miydik, biz büyüklerin yanında ayak uzatmazdık..."
beş dakika sonra mutfağa süzüldü. o aslan parçası, o strateji dehası, o prestij sahibi delikanlı gitti yerine kedi yavrusu geldi. kolumun altına girdi, "anne yaa" dedi, "kızartma mı yaptın sen? mis gibi kokmuş."
işte o an bütün sinirim, stratejim falan yerle bir oldu. bir bakışıyla yine beni anne moduna soktu ya, asıl deha bunlar bence..
ah yavruşum ah, ben bu çocuğu dokuz ay karnımda, on dört sene tepemde taşıdım ama şu son altı aydır evin içinde bir elyın ile yaşıyor gibiyim.
geçen gün odasına daldım (tabii dalmak dediğim, önce kapıda üç kere destur! allahu ekber! çekiyorum çünkü içeride neyle karşılaşacağın meçhul.) odanın havası zaten ağır vasıta garajı gibi kokuyor. ter, bayat mısır cipsi ve ben büyüdüm artık ya hırsı birbirine karışmış.
bizimki yatağa uzanmış, oyuncu kulaklıkları kafada, sanki bana dünyayı kurtarıyor. "oğlum" dedim, "hadi kalk da bir ekmek alıver, baban gelir birazdan."
bana bir bakışı var, sanırsın ekmek almaya değil de sibirya sürgününe gönderiyorum. o ergenlikten çatallanmış sesiyle bir "anneaaa" dedi ki, sanırsın içeride öküz boğazlıyorlar.
"anneaaa, şu an olmaz, çok önemli bir şeyin ortasındayım!"
"neyin ortasındasın evladım..?" diyorum. ekrana bakıyorum. bir tane adam bir kutunun üstünde zıplayıp duruyor. "strateji yapıyoruz ya anne, ekip işi bu, sen anlamazsın" diyor. bak bak, yirmi yıllık ev hanımıyım, ben o baban denilen hergelenin her türlü stratejisini çözmüşüm, sen anlamazsın diyor bana sıpa!!
dedim ki, "bak çocuum, o stratejiyi birazdan ben terlikle kuracağım, ıskalamam da ha!"
kalktı, hazırlanmak için tam o sırada aynanın karşısına geçti. dakikalardır ekmek almamak için can çekişen çocuğun aynada tek bir sivilcesini gördü diye dünyası başına yıkıldı. ışığı açıyor, kapatıyor, yan dönüyor, amuda kalkacak neredeyse o sivilceyi görmemek için.
"anne" diyor, "hayatım bitti benim. yarın okula gidemem ben bu yüzle."
"oğlum" dedim, "alt tarafı minicik bir nokta, kimse görmez."
bir hışımla, "senin için söylemesi kolay anne, senin prestijin söz konusu değil!" diyor.
yahu senin prestijin daha dün bakkalın önünde bisikletten düşüp "anneee" diye ağlarken neredeydi? şimdi kapı eşiğinde boyu boyumu geçti diye bana aristokrat kesiliyor. ekmeği ben aldım geldim tabii, ne yapayım..? mutfağa geçtim, arkasından söylendim. "vay efendim biz böyle miydik, biz büyüklerin yanında ayak uzatmazdık..."
beş dakika sonra mutfağa süzüldü. o aslan parçası, o strateji dehası, o prestij sahibi delikanlı gitti yerine kedi yavrusu geldi. kolumun altına girdi, "anne yaa" dedi, "kızartma mı yaptın sen? mis gibi kokmuş."
işte o an bütün sinirim, stratejim falan yerle bir oldu. bir bakışıyla yine beni anne moduna soktu ya, asıl deha bunlar bence..
devamını gör...
kadınlar olmasa hiçbir erkek dünyada durmazdı
pek kız arkadaşı olmamış hatta neredeyse hiç olmamış bir erkek kişi olarak %100 katıldığım önerme. şu hayatta kadınlardan daha estetik olan başka bir şey yok, nasıl bir dizayn bu bilmiyorum ama her gün bir başkasına kapılıyorum. beni büyüleyenlere sözüm yok, onlar da güzel ama hatun kişisinin kendini bileni ve kendisiyle barışık olanı erkek adamı evinin kralı yapar. başka krallığa da gerek yok sanırsam. tek elle değil iki elle girdim başlığı:)
devamını gör...
sözlük yazarlarının söylemek istedikleri
iki sene önce "bundan bir şey olmaz" denilerek kenara itilen, eğitimi yarım, prezentabllıktan uzak o kız çocuğunu kadroma dahil ettiğimde herkese meydan okumuştum. "ben yetiştireceğim, okulunu bitirmesine önayak olacağım, bana bırakın" dediğimde arkamdan gülenlere, onu ezenlere karşı durdum.
bugün öğrendiğim ise; o gün uğruna herkesi karşıma aldığım kişinin, bugün ayağımı kaydırmaya çalışan ilk kişi olması. insanların bitmek bilmeyen nankörlüklerinden, çiğ hırslarından ve küçük hesaplarından çok yoruldum sözlük. şu an yapmam gereken şey ona kapıyı göstermekken, ben oturmuş ağlıyorum.
kariyer basamaklarında çok şey öğrendim de; şu "deveye diken, insana..." ile başlayan ya da "acıma yetime..." diye öğüt veren o gaddar ama haklı çıkan insan modelini bir türlü öğrenemedim. bana da yazıklar olsun.
bugün öğrendiğim ise; o gün uğruna herkesi karşıma aldığım kişinin, bugün ayağımı kaydırmaya çalışan ilk kişi olması. insanların bitmek bilmeyen nankörlüklerinden, çiğ hırslarından ve küçük hesaplarından çok yoruldum sözlük. şu an yapmam gereken şey ona kapıyı göstermekken, ben oturmuş ağlıyorum.
kariyer basamaklarında çok şey öğrendim de; şu "deveye diken, insana..." ile başlayan ya da "acıma yetime..." diye öğüt veren o gaddar ama haklı çıkan insan modelini bir türlü öğrenemedim. bana da yazıklar olsun.
devamını gör...
sözlük yazarlarının ruh halini anlatan görseller
profil fotoğrafım :).
devamını gör...
donald sutherland
donald sutherland, 1969'da yugoslavya'da altı gün boyunca omurilik menenjiti nedeniyle hastanede kaldı. hastalığı o kadar şiddetliydi ki, doktorlar karısına zaten ölmüş olduğunu söylediler. bu sırada metro-goldwyn-mayer, kelly's heroes filminde onu yeniden kadroya alıp almayacağına karar vermeyi bekliyordu. stüdyo bir savaş filmi bekliyordu. sutherland ise oksijen için mücadele ediyordu.
25 kasım 1969'da vis adası yakınlarında film çekimi sırasında fenalaştı. ekip üyeleri onu zagreb'deki bir askeri hastaneye götürdü; burada ateşi 40 dereceye çıktı ve tansiyonu düştü. hemşireler onu bir izolasyon odasına aldılar ve yönetmen brian g. hutton'a, "onun geri dönmesini beklemeyin" dediler. sutherland bilinci gidip geliyordu. anılarında, "ölmüştüm. bu dünyaya ait olmayan sesler duyuyordum" diye yazdı. hastane kayıtlarında "kritik, tepkisiz" olarak işaretlendi.
londra'ya döndüğünde, eşi shirley douglas yapım ofisinden bir telefon aldı ve kocasının "vefat ettiğini" öğrendi. bu bilgi, hastanenin ilk raporundan geliyordu ve doktorlar düzeltme yapmadan önce ona ulaşmıştı. bavuluna siyah bir elbise koyarak yugoslavya'ya uçak bileti aldı. saatler sonra büyükelçilik tekrar iletişime geçti ve kocasının hayatta olduğunu ancak "hızlı iyileşmesinin olası olmadığını" söyledi.
sutherland altıncı günde boğazında bir tüple uyandı. doktora, "filmi bitirebilir miyim?" diye sordu. doktor ona baktı ve "ayakta durabilirsen, deneyebilirsin" dedi. ertesi sabah ayağa kalktı ve iki hafta sonra, yirmi kilo daha hafiflemiş halde, bileğinde hala hastane bilekliğiyle sete geri döndü.
sözleşme gereği rol için 40.000 dolar alıyordu ve stüdyo, hastalığı sette meydana gelmediği gerekçesiyle tıbbi masraflarını karşılamayı reddetti. o da eve uçmadan önce faturayı kendi cebinden ödedi.
donald sutherland sadece menenjitten kurtulmakla kalmadı. stüdyonun neredeyse onsuz devam ettireceği bir filme geri dönmek için ısrar etti ve başladığı işi başkasının bitirmesine izin vermeyi reddetti.
25 kasım 1969'da vis adası yakınlarında film çekimi sırasında fenalaştı. ekip üyeleri onu zagreb'deki bir askeri hastaneye götürdü; burada ateşi 40 dereceye çıktı ve tansiyonu düştü. hemşireler onu bir izolasyon odasına aldılar ve yönetmen brian g. hutton'a, "onun geri dönmesini beklemeyin" dediler. sutherland bilinci gidip geliyordu. anılarında, "ölmüştüm. bu dünyaya ait olmayan sesler duyuyordum" diye yazdı. hastane kayıtlarında "kritik, tepkisiz" olarak işaretlendi.
londra'ya döndüğünde, eşi shirley douglas yapım ofisinden bir telefon aldı ve kocasının "vefat ettiğini" öğrendi. bu bilgi, hastanenin ilk raporundan geliyordu ve doktorlar düzeltme yapmadan önce ona ulaşmıştı. bavuluna siyah bir elbise koyarak yugoslavya'ya uçak bileti aldı. saatler sonra büyükelçilik tekrar iletişime geçti ve kocasının hayatta olduğunu ancak "hızlı iyileşmesinin olası olmadığını" söyledi.
sutherland altıncı günde boğazında bir tüple uyandı. doktora, "filmi bitirebilir miyim?" diye sordu. doktor ona baktı ve "ayakta durabilirsen, deneyebilirsin" dedi. ertesi sabah ayağa kalktı ve iki hafta sonra, yirmi kilo daha hafiflemiş halde, bileğinde hala hastane bilekliğiyle sete geri döndü.
sözleşme gereği rol için 40.000 dolar alıyordu ve stüdyo, hastalığı sette meydana gelmediği gerekçesiyle tıbbi masraflarını karşılamayı reddetti. o da eve uçmadan önce faturayı kendi cebinden ödedi.
donald sutherland sadece menenjitten kurtulmakla kalmadı. stüdyonun neredeyse onsuz devam ettireceği bir filme geri dönmek için ısrar etti ve başladığı işi başkasının bitirmesine izin vermeyi reddetti.
devamını gör...
sözlüğün kralı ve kraliçesi
adımın yazılmasını beklemediğim başlık.
alem buysa krallık bize yakışmaz zaten, qıps.
alem buysa krallık bize yakışmaz zaten, qıps.
devamını gör...
sözlüğün kralı ve kraliçesi
bu tavırlarda 5-6 yuzır var. muhtemelen ergen veya gelişmemiş kişilikler. önce psikoloğa gitsinler. psikologlar da ekmek yesin. yanımda çalışan olsalar işten atarım bu tipleri. faydasızlar, entrylerine bakın anlarsınız.
devamını gör...


