zaman tüneli
geceye bir türkü bırak
ötme bülbül…
devamını gör...
kadınların erkeklerden hoşlanması
gerçekten hoşlandıklarına inanmak zor. bence ''mış gibi'' yapıyorlar.
ananemin dedemden, annemin babamdan nasıl bahsettiğini düşünüyorumda hiç sanmıyorum yani. ne hoşlanması, ne münasebet...
ananemin dedemden, annemin babamdan nasıl bahsettiğini düşünüyorumda hiç sanmıyorum yani. ne hoşlanması, ne münasebet...
devamını gör...
yalçın küçük
zihni boş bir insan değildi. beyni aktif, sürekli düşünen, konuşan, tuğla kalınlığında kitaplar yazan bir insan, nasıl alzheimer hastası oldu anlam veremedim. böyle biri de alzheimer olduysa, bu hastalık beni bile korkutmaya başlar.
devamını gör...
kendini kullanma kılavuzu
içindekiler bölümünün başa değil son sayfaya yazıldığı kılavuz
devamını gör...
iş stresini azaltma yöntemleri
işe gitmemek.
devamını gör...
kahve falı bakan yazarlar veri tabanı
(bkz: yol var)
devamını gör...
omlet yapmak için kırılan yumurtadan civciv çıkması
öyle olunca sözlükten kaybolunuyor ve yaşlı amcalar bunu söylüyo kimse görmedi bir daha onu diye....
devamını gör...
kahve falı bakan yazarlar veri tabanı
için kararmış senin....
devamını gör...
iş stresini azaltma yöntemleri
düzenli, planlı, programlı çalışmak sanırım en kolay yöntem.
devamını gör...
kadınların erkeklerden hoşlanması
rezalet.
osurma işini tuvalette yapan adam görünce gözlerimizin içi parlıyor. seviye buralarda mlsf.
osurma işini tuvalette yapan adam görünce gözlerimizin içi parlıyor. seviye buralarda mlsf.
devamını gör...
nouhad haddad
saraylar saltanatlar çöker, kan susar bir gün.
zulüm biter…
menekşeler de açılır üstümüzde, leylaklar da güler.
bugünlerden geriye bir yarına gidenler kalır,
bir de yarınlar için direnenler… *
ben bu güzel kadını hep direnişiyle hatırlayacağım. feyruz’un sesi, bir ülkenin kalbinden çıkan dua gibiydi…
1935 yılının bir kasım sabahında, lübnan’ın dağlarına yaslanan mütevazı bir evde dünyaya gelir nouhad haddad. babası mardin’den göçmüş, sessiz, çalışkan bir adamdır, annesi ise sıcaklığıyla evi ayakta tutan bir kadın. yoksulluk vardır ama evin içinde hep bir şey dolaşır, ses… küçük nouhad’ın sesi.
henüz kimse onun adını bilmezken, o sesiyle kendine bir yol açar. lübnan radyosu’nun korosunda şarkı söylemeye başladığında, o ses artık saklanamaz hale gelir. derken karşısına rahbani kardeşler çıkar. sadece bir müzikal ortaklık değil, bir kader birliği başlar. nouhad artık feyruz’dur… turkuaz gibi berrak, derin ve unutulmaz.
söylediği her şarkı bir hikâyeye dönüşür. aşkı anlatır ama sadece iki insan arasında değil, bir memlekete, bir sokağa, bir sabaha duyulan aşkı… onun sesiyle beyrut uyanır, köyler nefes alır, insanlar kendini bulur.
sonra savaş kapıya dayanır. lübnan’ın kalbi çatlaklar içinde kalır. sokaklar susar, umut yerini korkuya bırakır. ama feyruz gitmez. gitmeyi seçmez. o, kalmayı seçer. bombaların gölgesinde bile şarkı söyleyen bir ses olur. ne bir tarafın sesi olur ne de gücün… o, sadece halkın sesi olarak kalır. işte bu yüzden bu kadını çok seviyorum.
devlet başkanlarına özel konserler vermeyi reddeder. çünkü onun sahnesi saraylar değil, insanların kalbidir. bu yüzden herkes onu kendinden sayar. zengin de fakir de, genç de yaşlı da… onu dinlerken aynı duyguda buluşur.
yıllar geçer, şehirler değişir, dünya dönüşür… ama feyruz’un sesi değişmez. londra’da, paris’te, new york’ta yankılanırken bile içinde hep beyrut’un sabahı vardır. o yüzden sadece bir sanatçı değildir; bir hafıza, bir direnç, bir umut haline gelir.
bugün 90 yaşına yaklaşmış bir çınar gibi dimdik dururken, hala aynı şeyi fısıldar…
en karanlık zamanlarda bile, insanın içinde bir şarkı olarak kalır.
ve belki de bu yüzden feyruz bu kadar sevilir…
çünkü o, sadece şarkı söylemez.
insanların içindeki kırık yerleri iyileştirir.
dinleyelim o zaman bu divayı…
zulüm biter…
menekşeler de açılır üstümüzde, leylaklar da güler.
bugünlerden geriye bir yarına gidenler kalır,
bir de yarınlar için direnenler… *
ben bu güzel kadını hep direnişiyle hatırlayacağım. feyruz’un sesi, bir ülkenin kalbinden çıkan dua gibiydi…
1935 yılının bir kasım sabahında, lübnan’ın dağlarına yaslanan mütevazı bir evde dünyaya gelir nouhad haddad. babası mardin’den göçmüş, sessiz, çalışkan bir adamdır, annesi ise sıcaklığıyla evi ayakta tutan bir kadın. yoksulluk vardır ama evin içinde hep bir şey dolaşır, ses… küçük nouhad’ın sesi.
henüz kimse onun adını bilmezken, o sesiyle kendine bir yol açar. lübnan radyosu’nun korosunda şarkı söylemeye başladığında, o ses artık saklanamaz hale gelir. derken karşısına rahbani kardeşler çıkar. sadece bir müzikal ortaklık değil, bir kader birliği başlar. nouhad artık feyruz’dur… turkuaz gibi berrak, derin ve unutulmaz.
söylediği her şarkı bir hikâyeye dönüşür. aşkı anlatır ama sadece iki insan arasında değil, bir memlekete, bir sokağa, bir sabaha duyulan aşkı… onun sesiyle beyrut uyanır, köyler nefes alır, insanlar kendini bulur.
sonra savaş kapıya dayanır. lübnan’ın kalbi çatlaklar içinde kalır. sokaklar susar, umut yerini korkuya bırakır. ama feyruz gitmez. gitmeyi seçmez. o, kalmayı seçer. bombaların gölgesinde bile şarkı söyleyen bir ses olur. ne bir tarafın sesi olur ne de gücün… o, sadece halkın sesi olarak kalır. işte bu yüzden bu kadını çok seviyorum.
devlet başkanlarına özel konserler vermeyi reddeder. çünkü onun sahnesi saraylar değil, insanların kalbidir. bu yüzden herkes onu kendinden sayar. zengin de fakir de, genç de yaşlı da… onu dinlerken aynı duyguda buluşur.
yıllar geçer, şehirler değişir, dünya dönüşür… ama feyruz’un sesi değişmez. londra’da, paris’te, new york’ta yankılanırken bile içinde hep beyrut’un sabahı vardır. o yüzden sadece bir sanatçı değildir; bir hafıza, bir direnç, bir umut haline gelir.
bugün 90 yaşına yaklaşmış bir çınar gibi dimdik dururken, hala aynı şeyi fısıldar…
en karanlık zamanlarda bile, insanın içinde bir şarkı olarak kalır.
ve belki de bu yüzden feyruz bu kadar sevilir…
çünkü o, sadece şarkı söylemez.
insanların içindeki kırık yerleri iyileştirir.
dinleyelim o zaman bu divayı…
devamını gör...
kapı kapatmak
bazen hiç kapanmaz o kapı. ufak bir aralık vardır hep, o ihtimallere tutunur insan. ihtimal dediğime de bakma, ufacık bir şey işte.. belki o değişir, belki ben değişirim; değişiğini mi bulmak gerek ne.. belki sorunun kendisi yanlıştır desem de bazı sorular sadece geceyi geçirmek için var diyip geçiyorum her seferinde. ama değişmek de çok enteresan; fark etmeden olunca güzel lakin fark ederek yaptığında fazla sahte, sürecin çok mu içerisindeydim ne.. bir gece "seninle olmak çok yorucu" gibi bir söz çıkmıştı ağzından. yavaş yavaş, çok sakin söyledi. sakin olan şeyler daha uzun sürerya içinde zaten. haklıydı da galiba; kapıyı açık bırakan, içeri almayan ama gitme de demeyen birisi hep yorucu olmuştur. kolay olsa herkes değişirdi zaten. o aralıktan rüzgar giriyor hala; tatlı bir esinti değil, üşümeye fazla alıştım.. o ihtimale bakıyorum bazen, büyültmüyorum ama küçültmüyorum da. orada durmasına izin veriyorum, kal demiyorum ama gitme de demiyorum. bana benziyor biraz; ne olacağını bilmeden.. arada.. kararsız.. kim bilir belki hep havada kalmışızdır? kimi zaman köklenmeye de çalıştık, tutunmaya; ama eller alışmış bir türlü bırakmaya, söz geçiremiyorsun ki.. ben kendime de yorucuyumdur zaten, ne zaman kapıyı kapatsam dördüncü gün geri açtım hep. belki kendi kendine açılıyordur belki de hiç kapanmıyordur bu kapı, bilemem. o aralığa hala bakıyorum, o ihtimal hep orada. hiçbir beklenti içerisinde değil, sadece var; ben de sadece varım işte, kapının diğer tarafında üşüyorum ama gidemiyorum..:)
devamını gör...
kendini kullanma kılavuzu
böyle bir kılavuzum var arkadaşlar hahahaha kulağa çok komik ve delice geliyor ama doğru maalesef...
çünkü ben insanlara ne kadar inandıysam o kadar incindim ve ne olursa olsun bunun üstesinden gelemiyorum. değişmiyorum.
kendime bazen o kadar haksızlık ediyorum o kadar acımasız davranıyorum ki
bu yüzden bir nebze de olsa işe yarar diye böyle bir kılavuz oluşturdum. bu kılavuzda; insanlara/kendime nasıl davranmam gerektiğini, kimle nasıl iletişim kuracağımı yazıyorum. çünkü bir türlü ders almıyorum; sürekli başıma aynı şeyler geliyor. tekrar aynı hataları yaşamamak için kendime koyduğum sınırları, kuralları, bana yapılanları ve bunlara karşı nasıl davranmam gerektiğini bu deftere karalıyorum. ben buna “kendini kullanma kılavuzu” diyorum.
ama pek işe yaramıyordhjsj tek bir telefonla yine her şeyi sineye çekip koşa koşa o insanların yardımına gidiyorum. kendime sürekli “ajanda yanında, aç ve oku ona göre davran” diyorum. ama olmuyor. yine aynı döngü, yine aynı sonuç.
biliyorum, bir gün büyük bir hayal kırıklığı yaşayacağım ve ardından bu kılavuzu elime alıp “keşke bunu gerçekten dikkate alsaydım” diyeceğim açıp okuyup çok ağlayacağım. . çünkü bu ajanda, aslında kendine değer vermeyi hatırlatan, insanlara karşı sınır çizmeyi öğreten ve herkesin gerçek yüzünü yazan bir köşe gibi
umarım bir gün bu kılavuzu ezberlerim veya
kullanmamın gerekmeyeceği bir hayatım ve çevrem olur.
çünkü ben insanlara ne kadar inandıysam o kadar incindim ve ne olursa olsun bunun üstesinden gelemiyorum. değişmiyorum.
kendime bazen o kadar haksızlık ediyorum o kadar acımasız davranıyorum ki
bu yüzden bir nebze de olsa işe yarar diye böyle bir kılavuz oluşturdum. bu kılavuzda; insanlara/kendime nasıl davranmam gerektiğini, kimle nasıl iletişim kuracağımı yazıyorum. çünkü bir türlü ders almıyorum; sürekli başıma aynı şeyler geliyor. tekrar aynı hataları yaşamamak için kendime koyduğum sınırları, kuralları, bana yapılanları ve bunlara karşı nasıl davranmam gerektiğini bu deftere karalıyorum. ben buna “kendini kullanma kılavuzu” diyorum.
ama pek işe yaramıyordhjsj tek bir telefonla yine her şeyi sineye çekip koşa koşa o insanların yardımına gidiyorum. kendime sürekli “ajanda yanında, aç ve oku ona göre davran” diyorum. ama olmuyor. yine aynı döngü, yine aynı sonuç.
biliyorum, bir gün büyük bir hayal kırıklığı yaşayacağım ve ardından bu kılavuzu elime alıp “keşke bunu gerçekten dikkate alsaydım” diyeceğim açıp okuyup çok ağlayacağım. . çünkü bu ajanda, aslında kendine değer vermeyi hatırlatan, insanlara karşı sınır çizmeyi öğreten ve herkesin gerçek yüzünü yazan bir köşe gibi
umarım bir gün bu kılavuzu ezberlerim veya
kullanmamın gerekmeyeceği bir hayatım ve çevrem olur.
devamını gör...
kadınların seyredilmekten hoşlanması
olmayan bir hoşlanmadır.
sakın ha böyle bir yanılgıya düşmeyin.
bakılmaktan hoşlanmazlar, bakmayın.
sakın ha böyle bir yanılgıya düşmeyin.
bakılmaktan hoşlanmazlar, bakmayın.
devamını gör...
kadınların erkeklerden hoşlanması
işin içinde maddi güç ve cinsel güç varsa geçerli bir tespit. nice maço ve zengin erkek düşkünü kadınlardan anlıyoruz bunu.
( safiyane duygular besleyen kadınlar da var illaki. onları tenzih ederim).
( safiyane duygular besleyen kadınlar da var illaki. onları tenzih ederim).
devamını gör...
kadınların erkeklerden hoşlanması
her allahın günü hayret ediyorum, şükür sebebi resmen. bizim gibi kıllı maymunları sevmeleri gerçekten garip bir durum. tanrı/doğa/evren her neye inanıyorsanız bize kıyak geçmiş sanırım.
devamını gör...
yazacak bir şey bulamamak
yazacak bir şey bulamadığımı yazmayı bularak zirvede kapadığım mevzu.
yok az kalsın civcivi omlet yapacakmış,
yok bakır bileziği mehir olarak kabul etmiş,
hayırlısı tabii her şeyin.
yok az kalsın civcivi omlet yapacakmış,
yok bakır bileziği mehir olarak kabul etmiş,
hayırlısı tabii her şeyin.
devamını gör...
yazarların güne puanı
valla 10/10. haftalar sonra sahilde uzun uzun yürüdüm. güneşi özlemişim valla. kahvemi deniz kenarında içtim. arkadaşlarla denizin kenarında oturduk muhabbet ettik. bence güzel bir gündü.
devamını gör...




