zaman tüneli
yazarların itiraf köşesi
bi ara intihar edicem
devamını gör...
bir marvel karakteri olarak mehdi
yalnız bu adamların senaryosu insanlık tarihinden gelmekte. sümerler,gökten gelenler mevzulari vs vs
yani konuyu ortaya baglarlarsa şaşırmam. tarihsel uyum.
yani konuyu ortaya baglarlarsa şaşırmam. tarihsel uyum.
devamını gör...
süreç odaklı olmak
sonuç odaklı bir ben için uyum sağlayamadığım özellik.
biri bir şey anlatırken sürece dair ayrıntı anlatmayı seviyorsa mesela,
o bitirene kadar kafamda onlarca farklı senaryoyla sonlandırıp o sırada da sürekli ee, yani, sonuç, bu mudur diye darlarım.
sonuç motive edici ya da mutluluk verici değilse kimse süreçte ne olup bittiğine bakmıyor,
ben anında siliveririm her şeyi hele.
biri bir şey anlatırken sürece dair ayrıntı anlatmayı seviyorsa mesela,
o bitirene kadar kafamda onlarca farklı senaryoyla sonlandırıp o sırada da sürekli ee, yani, sonuç, bu mudur diye darlarım.
sonuç motive edici ya da mutluluk verici değilse kimse süreçte ne olup bittiğine bakmıyor,
ben anında siliveririm her şeyi hele.
devamını gör...
10 nisan 2026 gecesi istanbul gökyüzünde tuhaf olay
oğlum herkes dışarıya çıkıp marmara denizinin üzerine baksın çok acayip şeyler oluyor
devamını gör...
yazarların benzediği araçlar
hayvandan araca geçmişiz. hayvan canlı olduğundan daha yakın. ondan dedimis olabilirim.
devamını gör...
sırça fanusun içinden yazan insanlar
bu yazıyı yazmamdaki maksat kimsenin kafasını açmak ya da trajediyi romantize etmek değil. sadece insan sanatın ve edebiyatın içinde dolaşırken bazı hayatların sürekli aynı yerden kırıldığını fark ediyor. o kırılmaların etrafında dolaşırken insan ister istemez kendine de bakıyor.
bazı zihinler var ki dünyayla aralarında görünmeyen bir cam varmış gibi yaşıyorlar. dışarıdan bakınca hayat akıyor ama içerideki kişi o hayatı biraz boğuk duyuyor. kalabalığın içindesin ama sesler sanki camın ardından geliyor. belki de “sırça fanus” denilen şey tam olarak bu.
sylvia plath, bunu yıllar önce yazmıştı zaten. insanın kendi zihniyle aynı odada sıkışıp kalabileceğini.

virginia woolf, cebine taş doldurup nehre yürüdüğünde modern edebiyatın en berrak zihinlerinden biri o iç gürültüyü daha fazla taşımak istemiyordu belki de.

anne sexton, şiiri neredeyse zihniyle yaptığı bir konuşma gibi yazdı.

ama mesele sadece edebiyat da değil. sanatın başka köşelerinde de aynı kırılganlık var.
camille claudel, bir heykeltıraştı mesela. taşın içinden insan duygusunu çıkarabilecek kadar güçlüydü ama hayatının uzun bir bölümünü akıl hastanesinde geçirdi.

bu hikâyeler sadece batıya da ait değil.
forugh farrokhzad, iran’da yaşadığı toplumun dar kalıplarına rağmen şiirlerinde insanın iç dünyasını inanılmaz bir açıklıkla yazdı. kısa bir ömür ama hâlâ yaşayan dizeler.

türkiye’de de bu fanusun içinden yazan insanlar geçti.
nilgün marmara, sylvia plath üzerine tez yazarken aslında sadece bir şairi incelemiyordu; bir zihni anlamaya çalışıyordu.

sadece kadınlar da değil aslında. insan zihni bazen cinsiyet ayırmadan aynı ağırlığı taşıyor.
cesare pavese, bir otel odasında günlüğüne insanın kendini değil, hayatın içindeki bir şeyi öldürdüğünü yazmıştı.

bizde ise beşir fuad, intihar ederken yaşadıklarını bilimsel bir gözlem gibi not almıştı. ürkütücü ama bir o kadar da insan zihninin sınırlarını gösteren bir metin.

bütün bu isimleri yan yana koyunca insanın aklına şu geliyor. bazı insanlar dünyayı diğerlerinden biraz daha filtresiz görüyor. kalabalığın alıştığı gürültüyü onlar daha yüksek duyuyor. insanların görmezden geldiği çatlakları onlar daha erken fark ediyor.
ama şunu da kabul etmek lazım. herkes dünyaya böyle bakmıyor. bazı insanlar gerçekten daha toz pembe görebiliyor hayatı. belki de mesele dünya değildir, belki de mesele bakış açısıdır. hatta belki de bazen sorun insandadır. melankoli dediğimiz şey bazen dünyaya değil, insanın kendi hâleti ruhiyesine kayıyor olabilir.
zaten bu başlığı açma sebebim de biraz bu. çünkü bugün herkesin iyiymiş gibi görünmek zorunda olduğu bir çağdayız. herkes mutlu, herkes güçlü, herkes yolunda gibi davranıyor. ama sanatın ve edebiyatın içinde dolaşınca insan şunu fark ediyor. dünyanın en dürüst cümleleri çoğu zaman iyiymiş gibi davranamayan insanların kaleminden çıkmış.
belki de sırça fanus dediğimiz şey kırılganlık değil. sadece bazı insanların dünyayı diğerlerinden biraz daha çıplak görmesi.
ama insan kötü hissettiğinde yapılacak tek şey de o fanusun içinde yalnız kalmak değil. bazen birine anlatmak, bazen yürümek, bazen müzik açıp oturmak, bazen bir sayfa yazmak bile insanın nefes almasını sağlıyor. belki de sanatın ve edebiyatın var olma sebebi tam olarak bu. insanın kendi iç gürültüsünü biraz olsun dışarı bırakabileceği bir kapı olması.
o yüzden bu yazı bir karanlık övgüsü değil. daha çok bir not gibi. dünyayı bazen ağır hisseden insanlar için küçük bir hatırlatma. yalnız değilsiniz.
ve bazen insanı hayatta tutan şey, tam da o ağırlığı kelimelere dökebilme ihtimali oluyor.
bazı zihinler var ki dünyayla aralarında görünmeyen bir cam varmış gibi yaşıyorlar. dışarıdan bakınca hayat akıyor ama içerideki kişi o hayatı biraz boğuk duyuyor. kalabalığın içindesin ama sesler sanki camın ardından geliyor. belki de “sırça fanus” denilen şey tam olarak bu.
sylvia plath, bunu yıllar önce yazmıştı zaten. insanın kendi zihniyle aynı odada sıkışıp kalabileceğini.

virginia woolf, cebine taş doldurup nehre yürüdüğünde modern edebiyatın en berrak zihinlerinden biri o iç gürültüyü daha fazla taşımak istemiyordu belki de.

anne sexton, şiiri neredeyse zihniyle yaptığı bir konuşma gibi yazdı.

ama mesele sadece edebiyat da değil. sanatın başka köşelerinde de aynı kırılganlık var.
camille claudel, bir heykeltıraştı mesela. taşın içinden insan duygusunu çıkarabilecek kadar güçlüydü ama hayatının uzun bir bölümünü akıl hastanesinde geçirdi.

bu hikâyeler sadece batıya da ait değil.
forugh farrokhzad, iran’da yaşadığı toplumun dar kalıplarına rağmen şiirlerinde insanın iç dünyasını inanılmaz bir açıklıkla yazdı. kısa bir ömür ama hâlâ yaşayan dizeler.

türkiye’de de bu fanusun içinden yazan insanlar geçti.
nilgün marmara, sylvia plath üzerine tez yazarken aslında sadece bir şairi incelemiyordu; bir zihni anlamaya çalışıyordu.

sadece kadınlar da değil aslında. insan zihni bazen cinsiyet ayırmadan aynı ağırlığı taşıyor.
cesare pavese, bir otel odasında günlüğüne insanın kendini değil, hayatın içindeki bir şeyi öldürdüğünü yazmıştı.

bizde ise beşir fuad, intihar ederken yaşadıklarını bilimsel bir gözlem gibi not almıştı. ürkütücü ama bir o kadar da insan zihninin sınırlarını gösteren bir metin.

bütün bu isimleri yan yana koyunca insanın aklına şu geliyor. bazı insanlar dünyayı diğerlerinden biraz daha filtresiz görüyor. kalabalığın alıştığı gürültüyü onlar daha yüksek duyuyor. insanların görmezden geldiği çatlakları onlar daha erken fark ediyor.
ama şunu da kabul etmek lazım. herkes dünyaya böyle bakmıyor. bazı insanlar gerçekten daha toz pembe görebiliyor hayatı. belki de mesele dünya değildir, belki de mesele bakış açısıdır. hatta belki de bazen sorun insandadır. melankoli dediğimiz şey bazen dünyaya değil, insanın kendi hâleti ruhiyesine kayıyor olabilir.
zaten bu başlığı açma sebebim de biraz bu. çünkü bugün herkesin iyiymiş gibi görünmek zorunda olduğu bir çağdayız. herkes mutlu, herkes güçlü, herkes yolunda gibi davranıyor. ama sanatın ve edebiyatın içinde dolaşınca insan şunu fark ediyor. dünyanın en dürüst cümleleri çoğu zaman iyiymiş gibi davranamayan insanların kaleminden çıkmış.
belki de sırça fanus dediğimiz şey kırılganlık değil. sadece bazı insanların dünyayı diğerlerinden biraz daha çıplak görmesi.
ama insan kötü hissettiğinde yapılacak tek şey de o fanusun içinde yalnız kalmak değil. bazen birine anlatmak, bazen yürümek, bazen müzik açıp oturmak, bazen bir sayfa yazmak bile insanın nefes almasını sağlıyor. belki de sanatın ve edebiyatın var olma sebebi tam olarak bu. insanın kendi iç gürültüsünü biraz olsun dışarı bırakabileceği bir kapı olması.
o yüzden bu yazı bir karanlık övgüsü değil. daha çok bir not gibi. dünyayı bazen ağır hisseden insanlar için küçük bir hatırlatma. yalnız değilsiniz.
ve bazen insanı hayatta tutan şey, tam da o ağırlığı kelimelere dökebilme ihtimali oluyor.
devamını gör...
sticker belası
çocuğu ekrandan uzak tutmak için ne kadar denenecek şey varsa deniyoruz. bazılarını daha çok seviyor. bunlardan biri de sticker. şehrin en büyük semt pazarından sticker aldım ya hu! bunun ötesi olabilir mi? evet işe yarıyor ama bunun kötü bir yanı da var. her yerden sticker çıkıyor. çünkü yere düşen bir şekilde seyahat etmeye başlıyor. tuvalete gidiyor, mutfakta bir yere yapışıyor, kitaplarımın arasından çıkıyor, çorapların altına tutunuyor, halıda yeni bir desen oluşturuyorlar ve daha nicesi. geçen birini evin kapısının dışında gördüm. vay namussuz demek evden kaçmaya yeltendin ha! diyerek onu hemen içeri yolladım. sen benim kızımdan kurtulmak kolay mı sanıyorsun? bu çileyi beraber çekeceğiz sticker kardeş.
sticker belasına gardaşşş verdiğimiz can bizim.
sticker belasına gardaşşş verdiğimiz can bizim.
devamını gör...
fanzin
şimdi kimse markete, bakkala girmiyor, eskiden ne kadar karikatür dergisi, fanzin, foto roman bok püsür varsa alır okurdum, yahu ortaokulda ansiklopedi gibi iki cilt bilim teknik arşivi bitirmiş adamım, okuuu okuu okuu 3 üniversite, 3 master okumanın dibine vurdum da hala doyamadım. okumak bir heves, bir beyin meşgalesi, azraile karşı ölmedim ki çığlığı, bir zindelik sebebi, okumak iyidir de, insan iki kuruş da karşılığı olsun istiyor, o da bir gün gelir be paşam deyip kendimizi avutuyoruz.
sıkıntı beyler..
sıkıntı beyler..
devamını gör...
sözlük yazarlarının favori mahzuni şerif türküleri
devamını gör...
kocamseksüel
açılmadan iade.
devamını gör...
yazarların favori yöresel ürünü
kuymak. hele bide dibi biraz tutmuş olacak. kazıtma diyorum ben ona, o kazıtması var ya üfff anam üff babam anlatılmaz yenurr.
devamını gör...
mini etek özgürlükse eşine giydirir misin sorunsalı
mini etek ozgurlukse özgürüz hepimizde demiş şair.
yerine göre giyim önemlidir ancak günümüzde mini etek değil şort etekler baskındır.bu bir.
yani bazen meslek temsiliyet vs. olabilir ancak kıvamı önemli. her mini mini değildir bu iki.
bir kalem etek giyer,oturunca öyle bir ceker ki ultra mini olur. bu olmaz bu üç.
yerine göre kısmı kadar önemli diğer konu ise taşımak. herkes mini etegi gereği gibi taşıyamaz. dikkatli olmalıdır. bu dört.
estetik olmuyorsa zorlama bu beş.
ortaya karışık kuralları bu kadardır.
yerine göre giyim önemlidir ancak günümüzde mini etek değil şort etekler baskındır.bu bir.
yani bazen meslek temsiliyet vs. olabilir ancak kıvamı önemli. her mini mini değildir bu iki.
bir kalem etek giyer,oturunca öyle bir ceker ki ultra mini olur. bu olmaz bu üç.
yerine göre kısmı kadar önemli diğer konu ise taşımak. herkes mini etegi gereği gibi taşıyamaz. dikkatli olmalıdır. bu dört.
estetik olmuyorsa zorlama bu beş.
ortaya karışık kuralları bu kadardır.
devamını gör...
yazarların favori yöresel ürünü
tuzluyoğurt.
devamını gör...
kuzu sözlük
adminin neredeyse her allah'ın günü atari salonu bölümüne yerel oyunlar eklemesi muhabbeti çok ayrı boyuta taşıyor. eski samimi, herkesin birbirini tanıdığı sözlük ortamlarını arayanlar için bulunmaz nimet.
devamını gör...
eleştiri kabul etmeyen insan
insana bakarım insan mı diye, sonra lafına bakarim laf mı diye. bu iki zincir okeyde dediğini bir düşünürüm.
kıvamında eleştiri iyidir, edebiyatta bile yeri var
kıvamında eleştiri iyidir, edebiyatta bile yeri var
devamını gör...
kocamseksüel
karamürsel algıladım. gerçi kara mursel' den kocam seksuel çıkma ihtimali zorlarsan olabilir.
devamını gör...
yazarların en köylü özelliği
ekmek banmak. böyle bir zevk olamaz. meyhanede bile salata uzanamayacağım bir yerdeyken ekmeği çatala takıp çatalı arkadaşıma verip şunu salatanın suyuna batırıp göndersene ortak demişliğim var.
devamını gör...


