zaman tüneli

uzun yazı uyarısı geçeyim de sonra kimse “entry diye girdik, ara sıcak geldi” demesin. kimine zırvalık, kimine denk gelme ihtimali. o yüzden bu biraz oturup okunacak şey. ayakta okunursa yarısı düşer.

bir insanı ölümünden sonra anlamaya çalışmanın biraz hadsizlik, biraz da geç kalmışlık içerdiğini düşünüyorum. çünkü biz genelde yaşayan insanlara karşı kör, ölen insanlara karşı fazla ciddiyiz. yaşarken “abartıyor” dediğimiz şeylere, iş işten geçince “meğer sinyalmiş” demeye başlıyoruz. sanki ölüm, geriye dönük bir zekâ veriyor insanlara. o yüzden nilgün marmara hakkında yazarken hep aynı rahatsızlık geliyor bana. bir insanın hayatına değil de, hayatının etrafında bıraktığı soğukluğa dokunuyoruz gibi.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
yine de insanın aklına düşüyor işte o soru.
nilgün marmara bugün yaşasaydı ne olurdu?


bu soru ilk bakışta kolay geliyor. çünkü bugünü, düne göre daha konuşkan, daha açık, daha görünür bir yer sanıyoruz. öyle de zaten bir yanıyla. bugün herkesin cebinde küçük bir kürsü var. herkesin kendini anlatabileceği bir alanı, en azından bir boşluğu var. insan eskisi gibi tamamen sessizliğe gömülmüyor. anonim olarak bile bir şey yazabiliyor, bir şey paylaşabiliyor, birilerine ulaşabiliyor. hatta bazen hiç tanımadığı insanlar tarafından anlaşıldığını sanabiliyor.

ama modern dünyanın en büyük numarası da burada zaten.
insana temasın taklidini veriyor.

yani bugün biri bir şey yazıyor, öbürü altına “çok iyi anlıyorum” yazıyor, bir başkası kalp bırakıyor, biri alıntılıyor, biri kendi hayatına bağlıyor. dışarıdan bakınca yoğun bir karşılık varmış gibi görünüyor. ama çoğu zaman olan şey şu: bir insanın en dipte kurduğu cümle, başkasının ekranında birkaç saniyelik bir duygulanıma dönüşüp kayboluyor. o cümle yazıldığı yerde kanlı, okunduğu yerde steril kalıyor.

nilgün marmara bugün yaşasaydı, belki tam da bundan nefret ederdi.

çünkü onun yazısındaki mesele sadece acı değildi. bugün kötü yazan pek çok insan da acılı zaten. mesele, acıyı bir gösteriye dönüştürmeden yazabilmekti. kendi ruhunu ortaya döküp yine de o döküntünün içinde ucuz bir efekt üretmemekti. bu, herkesin yapabildiği bir şey değil. bugün hele hiç değil. çünkü bugün insanlardan dürüst olmaları kadar, dürüstlüklerini sergileyebilir hale getirmeleri de bekleniyor. acı bile artık sunum istiyor. kırılmak yetmiyor, kırılışın estetik bir dile çevrilmesi bekleniyor. ağrı çekiyorsan bile onu iyi kadrajlamak zorundasın.

nilgün marmara gibi bir zihnin bugünde yaşayacağı ilk çatışma burada başlardı sanırım. dünyanın kabalaşmasıyla değil yalnızca, iç dünyanın da hızlandırılmasıyla. çünkü bugün sadece dışarısı gürültülü değil. insanın içi de dışarının ritmine zorlanıyor. düşüncenin mayalanmasına izin veren sessizlik azaldı. her şeyin hemen dile gelmesi, hemen görünmesi, hemen karşılık bulması isteniyor. oysa bazı zihinler hemen konuşmaz. bazı cümlelerin dili, ancak uzun süre içerde çürüdükten sonra bulunur. erken çıkarılırsa ham kalır. geç kalırsa zehir olur.

belki bugün yaşasaydı daha çok yazardı, ama daha zor yazardı.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
çünkü bugünün en büyük laneti sansür değil, dağılma. insanı susturmuyor; bölüyor. dikkati parçalıyor, derinliği seyreltiyor, duyguyu gündelikleştiriyor. bir zamanlar insanı boğan şey sessizlikken, şimdi de sürekli akan şeylerin arasına sıkışmak. biriyle gerçekten konuşmak zorlaşırken, herkesin bir şey söylemesi kolaylaşıyor. insan kendini ifade ediyor ama kendine ulaşamıyor. bence modern yalnızlığın en kirli tarafı da bu. eski yalnızlıkta hiç olmazsa bir bütünlük vardı. şimdi insan kalabalığın ortasında atomlarına ayrılıyor.

ve işin kötüsü, bugün kırılganlık da yanlış anlaşılıyor.
ya zayıflık sanılıyor ya da marka değeri.

arada çok az insan, bir insanın gerçekten ağır bir iç dünya taşıyor olabileceğini, bunun ne bir ayrıcalık ne de bir performans olduğunu hatırlıyor. nilgün marmara bugün yaşasaydı, büyük ihtimalle kendisini anlamaya hevesli çok insan bulurdu. ama gerçekten anlamaya sabrı olan o kadar çok insan bulur muydu, oradan emin değilim. çünkü bugün insanlar derinliği seviyor gibi yapıyor ama genelde dozunda istiyor. kapağını açıp biraz bakmak, etkilenmek, sonra kendi hayatına dönmek istiyor. kimse başkasının karanlığında uzun kalmak istemiyor. hele o karanlık kendine ayna tutuyorsa hiç istemiyor.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
bir de şu tarafı var.
nilgün marmara sadece acı çeken biri değildi. bu mesele hep yanlış kuruluyor. sanki bazı insanlar yalnızca yaralarıyla var olmuş gibi konuşuluyor. hayır. bazı insanlar, başkalarının fark etmediği şeyleri de fark ediyor. ağırlık sadece yükseklikten gelmiyor. keskinlikten de geliyor. bazı insanlar bir odaya girdiğinde yalnızca masayı sandalyeyi görmez; o odadaki yorgunluğu, sıkışmayı, samimiyetsizliği, eksikliği de hisseder. herkesin normal dediği şey, onlara biraz eğreti görünür. bir cümlenin altındaki boşluğu, bir kahkahanın içindeki gerginliği, bir ilişkinin duvarına ilk düşen çatlağı erken fark ederler. bu yüzden de bazen hayat onlara daha “gerçek” değil, daha katlanılmaz gelir.

bugün bu keskinlik, bir yandan işe de yarardı belki.
çünkü çağımızın büyük kısmı zaten yüzeyden ibaret. yüzeyin arttığı yerde, derinlik hemen fark edilir. bugün hâlâ bazı yazarlar, bazı şairler, bazı günlük tutucular, bazı isimsiz insanlar, sırf bu yüzden ayakta duruyor. dünyayı cilalı haliyle değil, pasıyla birlikte görebildikleri için. ama ayakta durmakla iyi olmak aynı şey değil. bunu da karıştırıyoruz. yaşayan herkes toparlanmış sanılıyor. oysa insan bazen yalnızca erteliyor. bazen yazı, iyileşmenin değil, dağılmayı düzenli aralıklarla ertelemenin biçimi oluyor.

burada insanın aklı ister istemez bugünün yaşayan bazı isimlerine değil, bugünün yaşayan bazı yazı biçimlerine gidiyor. çünkü mesele tek tek kişilerden biraz daha geniş aslında. bugün sosyal medyanın gürültüsünden kaçıp hâlâ günlük gibi yazanlar var. kendini bir vitrin gibi değil, bir yara kabuğu gibi açanlar var. blogların tenha köşelerinde, dergilerin az okunan sayfalarında, kimsenin tam meşhur etmediği ama sessizce okuduğu metinlerde hâlâ o damar akıyor. gösterişsiz ama derin. edalı değil ama yaralı. bugünde nilgün marmara’ya en yakın yer belki de tam olarak orası olurdu. çok parlayan bir yer değil. çok alkış alan bir yer de değil. ama hakiki bir yer. herkesin konuştuğu değil, birkaç kişinin gerçekten okuduğu bir yer.

çünkü sanılanın aksine, bazı zihinler kalabalıkla iyileşmez.
sadece daha görünür hale gelir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
görünür olmak da bazen şifa değil, yeni bir baskı üretir. bugün biri kırılgan bir metin yazdığında, onu anlamaya çalışanlardan çok, onu tanımlamaya çalışanlar üşüşüyor. hemen bir etiket, hemen bir teşhis, hemen bir kavram. insanı kendi cümlesinden çekip alıp bir kategoriye yerleştirme telaşı. oysa bazı hayatların en büyük talihsizliği, zaten fazla açıklanmış olmaları.

insan bir yerden sonra yaşadığı şeyi yaşamıyor da, onun hakkında başkalarının kurduğu anlatının içine düşüyor. nilgün marmara bugün yaşasaydı, bundan da yorulurdu bence. çünkü modern çağ, insanı yalnızca görünür kılmıyor; tüketilebilir hale de getiriyor. bir süre sonra kişi değil, hikâyesi dolaşıyor. cümlesi değil, ondan çıkarılmış kısa alıntılar geziyor. ruhu değil, ruhundan yapılmış küçük taşınabilir parçalar.

yine de bugünü tamamen haksız çıkaramam.
çünkü bugünün düne göre bir farkı var gerçekten.


şimdi en azından bir insanın içinden geçen şeyin adı konabiliyor. her ad konmuş şey çözülmüş değildir tabii ama adsız bırakılmaktan yine de iyidir bazen. bugün insanlar eskisine göre daha fazla yardım arıyor, daha fazla birbirine temas etmeye çalışıyor, daha fazla “ben de böyle hissediyorum” diyebiliyor. bunu küçümsememek lazım. her şey sahte değil. her yakınlık yüzeysel değil. bazen gerçekten bir mesaj, bir dostluk, bir tesadüf, bir editör, bir öğretmen, bir sevgili, bir okur, bir cümle, insanın hayatında milimlik ama hayati bir fark yaratabiliyor. bazı hayatlar büyük nedenlerle değil, küçük gecikmelerle kurtulur. bazen bir gün daha, bazen bir telefon kadar. insan bunu dışarıdan çok küçümseyebiliyor ama içeride yaşayan için o küçücük şey, bütün dengeyi değiştiriyor.

o yüzden “nilgün marmara bugün yaşasaydı kesin yaşardı” demek de saçma, “hiçbir şey değişmezdi” demek de kolaycılık. gerçek hayat bu kadar karikatür değil. insanın içiyle çağın koşulları düz toplama işlemi yapmıyor. bazı insanlar bütün desteklere rağmen içlerinden çıkamıyor. bazıları da en uygunsuz zamanlarda, en beklenmedik yerlerden tutunacak bir şey bulabiliyor. hayat bazen çok derin bir problem değil, çok küçük bir sapma yüzünden başka tarafa dönüyor.

benim asıl düşündüğüm şu galiba: nilgün marmara bugün yaşasaydı, acısı daha az olur muydu bilmiyorum ama acısının etrafındaki dil değişirdi. o artık yalnızca kendi zihniyle değil, çağın bütün gürültüsüyle de mücadele etmek zorunda kalırdı. kendi iç fanusuna ek olarak dışarıdan yapıştırılan şeffaf ambalajlarla da uğraşırdı. belki daha çok okunurdu ama daha çok yanlış okunurdu. belki daha erken fark edilirdi ama daha çabuk tüketilirdi. belki daha fazla cümle kurardı ama o cümlelerin üstüne daha hızlı basılıp geçilirdi. ve bütün bunlara rağmen, belki yine de bir yerde, kimsenin çok bakmadığı bir köşede, bugünün bütün hızına inat yavaşlayan birkaç insan onun yazdıklarında kendini bulurdu.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
zaten bazı metinlerin kaderi budur.
kalabalığı etkilemek değil, doğru yalnızlığa denk gelmek.

ve belki bütün bu sorunun içinde asıl can yakıcı yer de orası. biz hep “o bugün yaşasaydı ne olurdu” diye soruyoruz ama daha doğru soru biraz başka olabilir:

bugün onun gibi hisseden birine ne oluyor?

çünkü mesele geçmişte kalmış tek bir hayat değil artık. bugün de bazı insanlar aynı boğuntuyla, aynı taşkın iç sesle, aynı uyumsuzlukla yaşıyor. fark şu: eskiden bunlar daha az konuşuluyordu, şimdi daha çok konuşuluyor ama bazen daha az dinleniyor. o yüzden bu soruyu sadece edebi bir merak gibi sormamak lazım. biraz da etrafa bakmak için sormak lazım. kim uzun zamandır iyi değil, kim hep şakayla savuşturuyor, kim sürekli “bir şey yok” diyor, kim fazla sessizleşti, kim çok konuşup da aslında hiçbir şey söylemiyor. çünkü bazen insanı kurtaran şey büyük laflar değil, biri tarafından gerçekten fark edilmek.

o yüzden bu yazının sonuna şunu iliştirmek isterim. ne bir öğüt gibi, ne de aforizma niyetine. sadece düz bir cümle olarak:

her derinlik kıymetli değildir, her acı hakikat üretmez, her kırılganlık da şiir değildir. ama bir insanın içinden geçen şeyi küçümsemek kadar vahşi çok az şey vardır. dışarıdan bakınca “geçer” denen şey, içeride yıllardır çıkmayan bir kış olabilir. bu yüzden bazen yapılacak en büyük entelektüel hamle yorum yapmak değil, biraz durmaktır. biraz ciddiye almak. biraz gerçekten sormak.

çünkü bazı insanlar yardım istemez.
sadece cümlelerinin içine ipucu bırakır.

ve onları hayatta tutan şey bazen o ipucunun biri tarafından görülmesidir.
devamını gör...

artan akaryakıt fiyatları ana sebeptir. zira su dediğin çoğunluğu lojistik masrafıdır.
devamını gör...

(bkz: çıkışta mevzu var)
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

aşırı ırkçılığın malum sonu gibi geliyor.
devamını gör...

deli gibi türkçülük/kürtçülük* yapanlar, türkiye'de değil de fransa'da doğup fransız ya da italya'da doğup italyan olsaydı, yine de türk/kürt olmayı seçer miydi, merak ediyorum.

anne babamızı seçemediğimiz gibi, bunu da seçemiyoruz. kürdüm ama seçme şansım olsaydı, norveç'te doğup oranın vatandaşı olmak ve orada yaşamak isterdim. tabi yine de çok pişman değilim, daha kötü bir ülkede de doğabilirdim -ki bu gidişle doğmak istemeyeceğim ülkelere* benzemeye başladık ama neys...

yani, nedir bu deli gibi savunmak? elbette "seçmediğin" kimliği savun, fikrini/düşünceni belirt ama kendini parçalamak niye? hele durduk yere celallenenler, uzuun uzun tanım girenler... burada ciddi ciddi yazıyorum ama çok gülüyorum bu tip insanlara. gerçekten çok gülüyorum. ruh hastası mısınız siz? gidin tedavi olun :d

bu konu üzerine, en sevdiğim arthur schopenhauer cümlesini bırakarak tanımı sonlandırıyorum.


dünyada gurur duyabileceği hiçbir şeyi olmayan zavallı bir adam, son çareye, ait olmakla gurur duyduğu ulusa uzatır elini; burada kendine gelir ve artık, şükran içinde ulusa özgü tüm hataları ve aptallıkları dişiyle tırnağıyla savunmaya hazırdır.
devamını gör...

200 bireyden oluşan bir şempanze topluluğunun 2015 yılında kutuplaşmaya başlayıp, 2018'de tamamen ayrılarak savaş pozisyonu aldığı, 7 yetişkin 17 yavrunun öldüğü enteresan savaş.

enteresan olma nedeni daha önce "dost" olan bir gurubun bölünüp düşman olması ve saldırıların büyüklüğü. evrim ağacı
devamını gör...

"bir de küfür ettiğiniz ırklardan çıkma ihtimaliniz var eyy ahali"
"varsa maçası yiyen yaptırsın "
diye bagirmisti kahvede rahmetli muşlettin amca.
devamını gör...

18 yaşından küçüklere ömür boyu yasaklansa bu sorun kökten çözülecek. kimsede itiraz etmeyecek. dünyayı güzelleştirmek bu kadar basit...
devamını gör...

x ışını üretiminde temel fenomenlerden biri.


yüksek hızlı yüklü parçacığın yavaşlaması kaybettiği enerji kadar frenleme ışımasına neden olur. diğer yandan çarpışılan atomun içteki yörüngelerinden elektron kaparılarak üst enerji seviyesindeki elektronun boşluğu doldurması ve yine fazladan enerjisini karakteristik ışımayla uzaya salması yoluyla da x ışını üretilmiş olur.
devamını gör...

93'te ilkokul 3.sınıftayken doğumgünü hediyesi olarak gelmişti kafasına su koyunca 10 gün sonra çimlenmeye başladı kel kafası 2 ay sonra falan solmuştu yani ömrü olan ot adamlardır bunlar hatta benimkinin üstünde ot adam yazıyodu.. çok hoşuma gitmişti o dönem çok popüler olmuştu zaten onun haricinde de troll denen giysili bebeler vardı popüler olan.
devamını gör...

"ispanyol hastası k.zoları tavlamak için birebirdir bu evlât" demişti rahmetli muşlettin amca kahvede.

"zamaninda az boğa güleşi yapmadık" deyip gülmüştü rahmetli.
devamını gör...

- beni bu ülkede sorgulayacak kimse yok!
ellerimi, gözlerimi bağlayacak kimse yok!
hele bunları yaptıktan sonra yaşayacak kimse yok!
delikanlı olun lan! soru soracaksanız gözümün içine bakarak sorun! bizim verilmeyecek hesabımız yok!
devamını gör...

rahmetli muşlettin amcanın hayaliydi ancak ömrü vefa etmedi.

"bu herif radyoaktif tabak hastasıydı evlât. halka düzgün rol model olmayan tiplere gıcık kaparim" derdi rahmetli.
devamını gör...

gazetecilik suçundan 19 gündür tutuklu bulunan gerçek gazeteci.

kaynak: birgun.net
devamını gör...

son 1 ayda %40'ı bulan zamdır.

kaynak: birgun.net
devamını gör...

radyoaktif olduğundan rahmetli muşlettin amca bunu çok yapardı. gece yüzü ay gibi parlardı rahmetlinin yürürken sokaklarda.
devamını gör...

"kardeşim bunlar türk ise biz türk değiliz. bu yerliler hindileri yakalamaya değer görmezdi. yetenek işi değildir erkek işi değildir ayıp derlerdi. şahsen ben yemem ben bu uyuntu hayvanları"

derdi rahmetli muşlettin amca tahta kahvede.
devamını gör...

rahmetli muşlettin amca bunu kahvede câhil ahaliye açıklamıştı.

"onlar gözlerini yere paralel tutmak zorundadır aha bu hareket derinliği algılamaya yardımcı olur"
diye devam etmisti.
devamını gör...

“imam nikahını ne sanıyorsunuz siz, rezalet ruhsatı mı"

buradan
tamamını izleyemem, benim vaktim değerli diyen varsa 01.50 ye sarabilir.
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim