zaman tüneli
vanya dayı
cehov kitabı.
ben ilber ortaylı tavsiye etti diye aldım.
ama beni acmadı.
birkac karakter var. genci yaslısı. ve herkes sikayet ediyor. herkes mutsuz.
cok acı cektik umarım cennet guzeldir diye de bitiyor.
zaten hayatın sınavları yoruyor. ben bos zamanımda bir de kitaplarda bunları okumak istemiyorum.
benim tarzım degildi bu kitap.
ben ilber ortaylı tavsiye etti diye aldım.
ama beni acmadı.
birkac karakter var. genci yaslısı. ve herkes sikayet ediyor. herkes mutsuz.
cok acı cektik umarım cennet guzeldir diye de bitiyor.
zaten hayatın sınavları yoruyor. ben bos zamanımda bir de kitaplarda bunları okumak istemiyorum.
benim tarzım degildi bu kitap.
devamını gör...
neden sürekli israil türkiye savaşı konuşuluyor
son zamanlarda israil türkiye savaşı medya da sürekli dönüyor yok nato dağılacak yok sırada ki hedef türkiye deniliyor bundan önce neden hükümet partisi seçmeni umursamıyor diye sorular soruluyordu ..şimdi ikisi bir araya gelince tezgah çok güzel lan diyor insan savaş bakası ile seçim kazanma kampanyası süper bir fikir.
devamını gör...
kavga eden psikolog
tahammülsüz, öfke kontrolü olmayan, sakin olmayan psikolog mu olur aliminyum dediğim hedemsi varlık.
devamını gör...
uganda
ordu komutanının bizden 1 milyar $ istediği ülke, la yürü git sen ülkendeki maymun savaşını hallet önce, gerizekalı seni!
devamını gör...
kuzu sözlük
uludağ sözlük'ten her anlamda iyi bence.
devamını gör...
çiçeklenmeler
melisa kesmez in son guzelligi.
kafaca kacmak icin cabaladıgım bir hikayeyle bilmeden bugun yolum kesisti bu kitapla.
okudum. gulumsedim. ve sevgiyle ugurladım.
kocasını kaybeden kahramanımız yastadır. kafası dagılsın diye karavanıyla seyahate cıkar.
urda ulas la tanısır. sohbetleri bitmez.
ulas a dair en sevdigi sey adamın kendisini merak etmesidir. adam soru sorar. adam tum hayatının ogrenmek ister. adam kadının her detayını buyuk bir hevesle taclandırır. bu kadın icin essiz bir deneyimdir. gercekten onemsenmek. gercekten dinlenmek. gercekten deger verilmek.
tabi bir de onun yanagına buse kondurdugunda hissettigi sıcaklık ve gozlerdeki ısık vardır.
-ulas: hadi cıplak denize girelim.
-kadın: sence senle cıplak denize girecek bir kadın gibi mi duruyorum?
-ulas: hayır durmuyorsun. ama belki farklı bir sey yapmak istersin.
-----------------
-sunu soylemek istiyorum. o evde beraber gecirdigimiz zamanda mutluydum.
____________________________
bu kadar aslında. mutlu son yok. ama kıymetli bir hikaye var.
kafaca kacmak icin cabaladıgım bir hikayeyle bilmeden bugun yolum kesisti bu kitapla.
okudum. gulumsedim. ve sevgiyle ugurladım.
kocasını kaybeden kahramanımız yastadır. kafası dagılsın diye karavanıyla seyahate cıkar.
urda ulas la tanısır. sohbetleri bitmez.
ulas a dair en sevdigi sey adamın kendisini merak etmesidir. adam soru sorar. adam tum hayatının ogrenmek ister. adam kadının her detayını buyuk bir hevesle taclandırır. bu kadın icin essiz bir deneyimdir. gercekten onemsenmek. gercekten dinlenmek. gercekten deger verilmek.
tabi bir de onun yanagına buse kondurdugunda hissettigi sıcaklık ve gozlerdeki ısık vardır.
-ulas: hadi cıplak denize girelim.
-kadın: sence senle cıplak denize girecek bir kadın gibi mi duruyorum?
-ulas: hayır durmuyorsun. ama belki farklı bir sey yapmak istersin.
-----------------
-sunu soylemek istiyorum. o evde beraber gecirdigimiz zamanda mutluydum.
____________________________
bu kadar aslında. mutlu son yok. ama kıymetli bir hikaye var.
devamını gör...
fizik kurallarını yönetmek
dijitalde sıfırdan bir evren yaratıyorum.
fizik kuralları şu an ilkel olsada oynamak/ değiştirmek şimdiden çok zevkli.
her boyutta ve oranda kare ve yuvarlak yapmam mümkün şu anda. doğru dürüst bakamadım bugün, aklımda çok fikir var. çok özgür bir oyun alanı olacak.
fizik kuralları şu an ilkel olsada oynamak/ değiştirmek şimdiden çok zevkli.
her boyutta ve oranda kare ve yuvarlak yapmam mümkün şu anda. doğru dürüst bakamadım bugün, aklımda çok fikir var. çok özgür bir oyun alanı olacak.
devamını gör...
hastanın gözüne bakarak basuru anlayan doktor
hastanın otururken ağladığını farketmiş genel cerrahi uzmandır. *
devamını gör...
metallica vs megadeth
her iki grubun da şarkılarına bayılmakla birlikte (bkz: metallica) diyorum, bu bambaşka bir seviye zira, bu adamları kelimelerle anlatmak çok zor..
devamını gör...
hastanın gözüne bakarak basuru anlayan doktor
devamını gör...
hastanın gözüne bakarak basuru anlayan doktor
devamını gör...
supernatural
doğaüstü yaratıklardan, üç harfli denilen canlılardan korkuyor musun? bu dizi korkun için ilaç gibi gelecek*. bu cümleyi ciddi manada diyorum. bu diziyi ilk izlemeye başladığımda yalnız yaşıyordum, hatta 3+1 bir evde yalnız yaşıyordum. başta korkarak izlemeye başlasam da sonradan öyle alıştım ki hala daha arada crowley'i * arayabilsem derim.
kısaca anlatmak istediğim dizi geren ya da korkutan bir yapıya sahip değildir değil. dizi o kadar çok doğaüstü anlatıma sahip ki belli bir noktadan sonra bu durum sizi germiyor. aksine ilgi çekici, merak uyandırıcı hale geliyor.
korkanlar için tavsiyem başta gündüz izlemeleri, sonradan zaten gece de otururken izlemeye başlıyorsunuz.
bana göre 4. sezondan sonra sıkıcılaşan dizi. ama sonuna kadar izleme sabrı da gösterdim. doğaüstü olaylar durumlar ilginizi çekiyorsa bence eğlenebilir hatta yer yer bilgilenebilirsiniz. dizi impala* aşığı olmanızı da sağlayabilir.*
kısaca anlatmak istediğim dizi geren ya da korkutan bir yapıya sahip değildir değil. dizi o kadar çok doğaüstü anlatıma sahip ki belli bir noktadan sonra bu durum sizi germiyor. aksine ilgi çekici, merak uyandırıcı hale geliyor.
korkanlar için tavsiyem başta gündüz izlemeleri, sonradan zaten gece de otururken izlemeye başlıyorsunuz.
bana göre 4. sezondan sonra sıkıcılaşan dizi. ama sonuna kadar izleme sabrı da gösterdim. doğaüstü olaylar durumlar ilginizi çekiyorsa bence eğlenebilir hatta yer yer bilgilenebilirsiniz. dizi impala* aşığı olmanızı da sağlayabilir.*
devamını gör...
sözlük yazarlarının söylemek istedikleri
yine yüzümü yakmayı başardım. kendimi tebrik etmek istiyorum. acıyor ya.
devamını gör...
sözlük yazarlarının söylemek istedikleri
saçımı sakalımı boyayıp japonyaya gitmek istiyorum ama ne zamanım ne de enerjim var.
bir de ai'de saçımı sakalımı orijinal rengine döndürdüm çirkin oluyorum lan!
bir de ai'de saçımı sakalımı orijinal rengine döndürdüm çirkin oluyorum lan!
devamını gör...
metallica vs megadeth
şimdi şöyle bir durum var kimse metallica olamaz bu bir gerçektir bu piyasanın tek kralı bu adamlar metallica her zaman stadları doldurur geri kalan müzik grupları ancak barlar vs metallica nerede konser verirse versin biletleri tükenir diğer gruplarda bu durum olmaz ..o yüzden tartışmaya kapalı bir durumdur.
devamını gör...
sırça fanusun içinden yazan insanlar
ben ''fildişi kulemden yazıyorum'. benzer bir durum sonuçta.
devamını gör...
sevgilinin gözlerinin önünde ölmesi
nereden başlasam... nasıl anlatsam... hani bazı şeyler vardır her aklınıza geldiğinde beyniniz durur. öyle bir olay. hayattan her türlü silleyi yemişsinizdir 17 yaşınıza kadar. bütün kazıkları da kadınlardan yemiş karşı cinsten soğumuşsunuzdur. ne anne, ne abla ne de başka bir kadın size hak ettiğinizi vermemiştir.
bir gün bir kızla tanışırsınız. tanrım! bir insan bu kadar mı tatlı olur? ahh o gözler... o bakışlar. ne de tatlı gülüyor. baktıkça insanın içi huzurla doluyor. bu bakışmalar bir süre devam eder. bakışmalar gülüşmeler... ve gün gelir ayrı bir masaya davet edersiniz. ben senden çok hoşlanıyorum falan değil; ben sana aşığım! dersiniz... o da yanında o kadar çirkin kalmanıza rağmen bende! der...
tanrım bu bir şaka mı? yoksa, yoksa... yaşadığım acıların bedelini mi ödüyorsun! dersiniz içinizden. kanatlarınız yoktur ama uçarsınız. ruhunuzla ve aşkınızla. günler, haftalar, aylar birbirini kovalar...
ilişkinin 3. yılı içindesinizdir. o yıl yüksek okulu bitiriyorsunuz. kendi çapınızda bir dükkan açmışsınız ve ekmek kazanıyorsunuz... her şey planladığınız gibi gidiyor. her ilişkide olduğu gibi ufak tefek kavgalar, sonra tatlı sözler... günler su gibi! durdurmak imkansız...
ve bir gün bir telefon... hemen buluşmalıyız seninle... karşıdaki ses o kadar hüzünlü ki. ne oldu bebeğim diyorsunuz? hemen gelmelisin diyor sadece.
her şeyi bırakıp koşmaya başlıyorsunuz. ilk bulduğunuz taksiye atlayıp; buca diyorsunuz. gerisi gelmiyor... heykele gelince aklınız başınıza geliyor, hocam nato'ya gidecektik dalgınım kusura bakma diyorsunuz. taksici genç... bakışlarınızdan anlıyor ve diyor ki: aşk mevzusu derindir çok kafa karıştırır ama geçer. o an düşünemğyorsunuz. bu gün nah! geçer diyebiliyorum sadece.
evine gittiğinizde kapıyı çalıp çalmamak arasında kalıyorsunuz... ani bir refleksle istemeden çalıyorsunuz sonra. kapıdaki annesi. geç diyor "oğlum" içeriye. yavaşça içeriye giriyorsunuz. ayakkabılarınızı çıkartıp annesine dönüyorsunuz. sadece bakıyorsunuz; odasında diyor annesinin sesi.
yavaşça odasına doğru yürüyorsunuz. kapıyı çalıyorsunuz. gel diyor. yavaşça kapıyı açıp içeriye giriyorsunuz. yatağının ortasına oturmuş, perişan bir halde. 3 gündür ilk defa görüyorsunuz. ve bu haline o kadar şaşırıyorsunuz ki... kendisini bu kadar çok seven, kendisine bu kadar çok bakan bir kişi nasıl bu hale gelir...
ilk tepkiniz bu halin ne? oluyor.
cevap garip: beğenmiyor musun beni?
aşkım hala çok güzelsin ama çok perişan haldesin. neden bu kadar ağlayıp yıprattın kendini. hani bana söz vermiştin. ağlamak yoktu!
benim hayatımda mutluluk olmayacak bundan sonra! diyor. ve ekliyor, hep ağlayacağım!
ama neden diye soruyorsunuz?
cevap vermiyor. üsteliyorsunuz... cevap gelmiyor.
hıçkıra hıçkıra ağlıyor...
ben su getireyim deyip dışarı çıkıyorsunuz. annesi holün başında...
ne oldu diye soruyorsunuz oda cevap vermiyor. mutfakta ablası var ona soruyorsunuz o söyleyecek diyor!.. suyu alıp geri gidiyorsunuz.
al şunu iç, ferahlarsın biraz.
suyu içiyor. ve "ayrılmalıyız!" diyor.
neden diye soruyorsunuz.
ben hiç mutlu olamıyacağım; hayatının sonuna kadar seni de mutsuz etmek istemem. git kendine yeni bir hayat çiz diyor...
yıkılıyorsunuz. o an aklınıza öyle şeyler geliyor ki!..
ağzınızdan çıkan cümle: "tanrım bunu da mı çok gördün bana!" oluyor. yavaşça kapıya gidiyorsunuz.
annesine bakıyorsunuz, hiç bir şey söylemiyor. ablasının yanına gidiyorsunuz, ben diyor... gerisi gelmiyor.
tamam diyorsunuz anladım... ben de...
vbe alıp başınızı gidiyorsunuz. artık o aşık olunan şehir değil izmir. sanki bir ızdırap kenti. ruhunuz bedeninize ağır geliyor...
kaçmak istiyorsunuz bu şehirden...
bütün bir yıl dersler beraber hem işi, hem ayrılık acısını hem de dgs hazırlıklarını sürdürüyorsunuz. ve yazın herkes mutluı huzurluyken, siz dgs'de başarılı olmanın sevincini bile yaşıyamıyorsunuz.
bu yaz düğünümüz olacaktı!.. diyorsunuz sadece.
ve gidiyorsunuz, kaçıyorsunuz; izmir'den sevdiğinizden, kendinizden!..
tam 13 saat mesafedesiniz artık...
başka bir şehir başka bir hikaye diyorsunuz, ama hikayeniz yarım... tamamlamak istiyorsunuz...
ama artık ne kadınlara güvenebiliyor nede onları görebiliyorsunuz!..
ve bir gün...
25 ocak 2001 günü telefonunuz çalıyor... ağlamaklı bir ses; neredesin; diyor. sesi tanıyamıyorsunuz. biraz düşününce ablası olduğunu anlıyorsunuz.
izmirde değilim. diyorsunuz.
gelebilirmisin? diye soruyor. çok acil, seni görmek istiyor. diye devam ediyor. gerisini anlamıyorsunuz, duymuyorsunuz...
hemen otogara gidip izmir'e bir bilet diyorsunuz. oysa daha 6 saat var otobüsün gelmesine...
sonra ankara o zaman diyorsunuz. aktarmalı da gidebilirsiniz nede olsa...
ankara'ya vardığınızda anlıyorsunuz insanların garip bakışlarının nedenini; hava buz gibi ve kar yağıyor. oysa siz sadece kısa kollu bir gömlek ve pantolonla atmışsınız kendinizi...
hemen izmir biletini alıp 9 saat sürecek bir yolculuğa daha başlıyorsunuz. saat 15:30'da.
ve gece yarısı izmirdesiniz...
hemen bir taksiye atlayıp nato diyorsunuz bu sefer. biraz daha soğukkanlıca. evlerine geldiğinizde kapıyı çalıyorsunuz.
babası; "oğlum" onlar hastanede. beraber gidelim. diyor. hemen çıkıyorsunuz yola.
ve bozyaka ssk hastanesi.
hastanenin 3. katına uçarak çıkıyorsunuz...
o yatakta. yanında ablası ayak ucunda annesi oturuyor.
siz içeri girer girmez kalkıyorlar.
ne oldu diye soruyorsunuz. ağlayarak dışarıya çıkıyorlar.
hemen baş ucuna çöküp, sararmış ve solmuş benzine bakıp, hastalıktan iyice solmuş ve küçülmüş ellerini ellerinize alarak; nasılsın? diye soruyorsunuz.
ölüyorum! diyor.
iyi olacaksın! iyi olacaksın! diyorsunuz.
hayır! diyor.
seninleyken ölmek istemediğim için ayrıldım senden! seni hala sevdiğim için çağırdım. ölmeden çnce son bir defa görmek için! diyor...
tanrım! diyorsunuz...
ama isyan etmeye bile nefesiniz kalmamış...
o saatten sonra ne o konuşuyor nede siz...
aradan saatler geçiyor.
ve bir soru soruyor: beni hala seviyor musun?!
ben seni hep sevdim! diyorsunuz.
gülüyor. aynı ilk tanıştığınız zaman olduğu gibi. o gülünce içinizde güller açıyor.
ve 15 dakika sonrası...
hiç bir insanın kolayc katlanamaycağı o acı an...
elleri ellerinizde, gözleri gözlerinizde. akdeniz anemisi yüzünden erimiş, solmuş olan sevdiceğiniz hayata gözlerini yumuyor. ve hayatınızda son defa bütün gözyaşlarınız oarada dökülüyor...
pişmanlıklar bir bir ardı ardı aklınıza geliyor...
içeri ilk gren beyaz önlüklüye, onu iyileştir diye saldırıyorsunuz...
dünya kararıyor sonra...
gözlerinizi açtığınız o bembeyaz kefenin içinde kara toprağa yar olmakta...
oysa, oysa... ne kadarda çok istemiştim onu bembeyaz bir gelinlik içinde bana yar olmasını...
25 yıl geçti... ve hala acıyor...
----------
bir kızım olursa senin ismini vermek istedim hep. senin 30'lu yaşlarında olacağın zamanlarda teñgri bir sürpriz yapıp bir kız çocuğu armağan etti fakat ne kızıma ne de sana kıyamadım. sabahın köründe neden aklıma geldi bilmiyorum. umarım ayzıt ve umay seni uçmağa almıştır...
eskiden ne zaman aklıma düşeceksin diye korkardım. acılar, hüzünler iyiler kötüler.
şimdi nedense anlamsızca gülüyorum. senden sonra 4 sefer ölüp geri geldim. çok diyarlar gezdim, çok değişik şeyler yaşadım. hani hep derdin ya sen neden hiç yerinde durmuyorsun ne zaman sabit kalacaksın, ben de derdim hele bir evlenip barklanayım. he o hiç olmadı ben de hiç sabitlemedim kendimi. okyanusa düşmüş plastik ördek gibi akıntıya göre giderken bazen bir balina kuyruk vuruyor anında yönüm değişiyor.
iyi kal.
bir gün bir kızla tanışırsınız. tanrım! bir insan bu kadar mı tatlı olur? ahh o gözler... o bakışlar. ne de tatlı gülüyor. baktıkça insanın içi huzurla doluyor. bu bakışmalar bir süre devam eder. bakışmalar gülüşmeler... ve gün gelir ayrı bir masaya davet edersiniz. ben senden çok hoşlanıyorum falan değil; ben sana aşığım! dersiniz... o da yanında o kadar çirkin kalmanıza rağmen bende! der...
tanrım bu bir şaka mı? yoksa, yoksa... yaşadığım acıların bedelini mi ödüyorsun! dersiniz içinizden. kanatlarınız yoktur ama uçarsınız. ruhunuzla ve aşkınızla. günler, haftalar, aylar birbirini kovalar...
ilişkinin 3. yılı içindesinizdir. o yıl yüksek okulu bitiriyorsunuz. kendi çapınızda bir dükkan açmışsınız ve ekmek kazanıyorsunuz... her şey planladığınız gibi gidiyor. her ilişkide olduğu gibi ufak tefek kavgalar, sonra tatlı sözler... günler su gibi! durdurmak imkansız...
ve bir gün bir telefon... hemen buluşmalıyız seninle... karşıdaki ses o kadar hüzünlü ki. ne oldu bebeğim diyorsunuz? hemen gelmelisin diyor sadece.
her şeyi bırakıp koşmaya başlıyorsunuz. ilk bulduğunuz taksiye atlayıp; buca diyorsunuz. gerisi gelmiyor... heykele gelince aklınız başınıza geliyor, hocam nato'ya gidecektik dalgınım kusura bakma diyorsunuz. taksici genç... bakışlarınızdan anlıyor ve diyor ki: aşk mevzusu derindir çok kafa karıştırır ama geçer. o an düşünemğyorsunuz. bu gün nah! geçer diyebiliyorum sadece.
evine gittiğinizde kapıyı çalıp çalmamak arasında kalıyorsunuz... ani bir refleksle istemeden çalıyorsunuz sonra. kapıdaki annesi. geç diyor "oğlum" içeriye. yavaşça içeriye giriyorsunuz. ayakkabılarınızı çıkartıp annesine dönüyorsunuz. sadece bakıyorsunuz; odasında diyor annesinin sesi.
yavaşça odasına doğru yürüyorsunuz. kapıyı çalıyorsunuz. gel diyor. yavaşça kapıyı açıp içeriye giriyorsunuz. yatağının ortasına oturmuş, perişan bir halde. 3 gündür ilk defa görüyorsunuz. ve bu haline o kadar şaşırıyorsunuz ki... kendisini bu kadar çok seven, kendisine bu kadar çok bakan bir kişi nasıl bu hale gelir...
ilk tepkiniz bu halin ne? oluyor.
cevap garip: beğenmiyor musun beni?
aşkım hala çok güzelsin ama çok perişan haldesin. neden bu kadar ağlayıp yıprattın kendini. hani bana söz vermiştin. ağlamak yoktu!
benim hayatımda mutluluk olmayacak bundan sonra! diyor. ve ekliyor, hep ağlayacağım!
ama neden diye soruyorsunuz?
cevap vermiyor. üsteliyorsunuz... cevap gelmiyor.
hıçkıra hıçkıra ağlıyor...
ben su getireyim deyip dışarı çıkıyorsunuz. annesi holün başında...
ne oldu diye soruyorsunuz oda cevap vermiyor. mutfakta ablası var ona soruyorsunuz o söyleyecek diyor!.. suyu alıp geri gidiyorsunuz.
al şunu iç, ferahlarsın biraz.
suyu içiyor. ve "ayrılmalıyız!" diyor.
neden diye soruyorsunuz.
ben hiç mutlu olamıyacağım; hayatının sonuna kadar seni de mutsuz etmek istemem. git kendine yeni bir hayat çiz diyor...
yıkılıyorsunuz. o an aklınıza öyle şeyler geliyor ki!..
ağzınızdan çıkan cümle: "tanrım bunu da mı çok gördün bana!" oluyor. yavaşça kapıya gidiyorsunuz.
annesine bakıyorsunuz, hiç bir şey söylemiyor. ablasının yanına gidiyorsunuz, ben diyor... gerisi gelmiyor.
tamam diyorsunuz anladım... ben de...
vbe alıp başınızı gidiyorsunuz. artık o aşık olunan şehir değil izmir. sanki bir ızdırap kenti. ruhunuz bedeninize ağır geliyor...
kaçmak istiyorsunuz bu şehirden...
bütün bir yıl dersler beraber hem işi, hem ayrılık acısını hem de dgs hazırlıklarını sürdürüyorsunuz. ve yazın herkes mutluı huzurluyken, siz dgs'de başarılı olmanın sevincini bile yaşıyamıyorsunuz.
bu yaz düğünümüz olacaktı!.. diyorsunuz sadece.
ve gidiyorsunuz, kaçıyorsunuz; izmir'den sevdiğinizden, kendinizden!..
tam 13 saat mesafedesiniz artık...
başka bir şehir başka bir hikaye diyorsunuz, ama hikayeniz yarım... tamamlamak istiyorsunuz...
ama artık ne kadınlara güvenebiliyor nede onları görebiliyorsunuz!..
ve bir gün...
25 ocak 2001 günü telefonunuz çalıyor... ağlamaklı bir ses; neredesin; diyor. sesi tanıyamıyorsunuz. biraz düşününce ablası olduğunu anlıyorsunuz.
izmirde değilim. diyorsunuz.
gelebilirmisin? diye soruyor. çok acil, seni görmek istiyor. diye devam ediyor. gerisini anlamıyorsunuz, duymuyorsunuz...
hemen otogara gidip izmir'e bir bilet diyorsunuz. oysa daha 6 saat var otobüsün gelmesine...
sonra ankara o zaman diyorsunuz. aktarmalı da gidebilirsiniz nede olsa...
ankara'ya vardığınızda anlıyorsunuz insanların garip bakışlarının nedenini; hava buz gibi ve kar yağıyor. oysa siz sadece kısa kollu bir gömlek ve pantolonla atmışsınız kendinizi...
hemen izmir biletini alıp 9 saat sürecek bir yolculuğa daha başlıyorsunuz. saat 15:30'da.
ve gece yarısı izmirdesiniz...
hemen bir taksiye atlayıp nato diyorsunuz bu sefer. biraz daha soğukkanlıca. evlerine geldiğinizde kapıyı çalıyorsunuz.
babası; "oğlum" onlar hastanede. beraber gidelim. diyor. hemen çıkıyorsunuz yola.
ve bozyaka ssk hastanesi.
hastanenin 3. katına uçarak çıkıyorsunuz...
o yatakta. yanında ablası ayak ucunda annesi oturuyor.
siz içeri girer girmez kalkıyorlar.
ne oldu diye soruyorsunuz. ağlayarak dışarıya çıkıyorlar.
hemen baş ucuna çöküp, sararmış ve solmuş benzine bakıp, hastalıktan iyice solmuş ve küçülmüş ellerini ellerinize alarak; nasılsın? diye soruyorsunuz.
ölüyorum! diyor.
iyi olacaksın! iyi olacaksın! diyorsunuz.
hayır! diyor.
seninleyken ölmek istemediğim için ayrıldım senden! seni hala sevdiğim için çağırdım. ölmeden çnce son bir defa görmek için! diyor...
tanrım! diyorsunuz...
ama isyan etmeye bile nefesiniz kalmamış...
o saatten sonra ne o konuşuyor nede siz...
aradan saatler geçiyor.
ve bir soru soruyor: beni hala seviyor musun?!
ben seni hep sevdim! diyorsunuz.
gülüyor. aynı ilk tanıştığınız zaman olduğu gibi. o gülünce içinizde güller açıyor.
ve 15 dakika sonrası...
hiç bir insanın kolayc katlanamaycağı o acı an...
elleri ellerinizde, gözleri gözlerinizde. akdeniz anemisi yüzünden erimiş, solmuş olan sevdiceğiniz hayata gözlerini yumuyor. ve hayatınızda son defa bütün gözyaşlarınız oarada dökülüyor...
pişmanlıklar bir bir ardı ardı aklınıza geliyor...
içeri ilk gren beyaz önlüklüye, onu iyileştir diye saldırıyorsunuz...
dünya kararıyor sonra...
gözlerinizi açtığınız o bembeyaz kefenin içinde kara toprağa yar olmakta...
oysa, oysa... ne kadarda çok istemiştim onu bembeyaz bir gelinlik içinde bana yar olmasını...
25 yıl geçti... ve hala acıyor...
----------
bir kızım olursa senin ismini vermek istedim hep. senin 30'lu yaşlarında olacağın zamanlarda teñgri bir sürpriz yapıp bir kız çocuğu armağan etti fakat ne kızıma ne de sana kıyamadım. sabahın köründe neden aklıma geldi bilmiyorum. umarım ayzıt ve umay seni uçmağa almıştır...
eskiden ne zaman aklıma düşeceksin diye korkardım. acılar, hüzünler iyiler kötüler.
şimdi nedense anlamsızca gülüyorum. senden sonra 4 sefer ölüp geri geldim. çok diyarlar gezdim, çok değişik şeyler yaşadım. hani hep derdin ya sen neden hiç yerinde durmuyorsun ne zaman sabit kalacaksın, ben de derdim hele bir evlenip barklanayım. he o hiç olmadı ben de hiç sabitlemedim kendimi. okyanusa düşmüş plastik ördek gibi akıntıya göre giderken bazen bir balina kuyruk vuruyor anında yönüm değişiyor.
iyi kal.
devamını gör...
metallica vs megadeth
metallica'nın osurtarak kazanacğı versus.
devamını gör...
kavga eden psikolog
ismi lazım değil bir arkadaş bunu yapmisti. kız mevzusu sanırım. yanimdaki arkadaşa saldırdı. zor ayırdık. bir daha görmedim. ta ki dişçide gecende gördüm. selam vermedim.
devamını gör...
geceye bir şarkı sözü bırak
"yer mi yoktu dizlerinde? şu başımı koydurmadın."
devamını gör...