zaman tüneli

hayata yeni başlanılan ama aynı zamanda hayata geri kalmış gibi hissedilen ikilemli yaş grubu, küçükken yirmilerinde olan insanlar hayatının prime dönemindeymiş gibi gelirdi bu olay bendeyken niye böyle işlemedi acaba araştırılsın lütfen
devamını gör...

(bkz: nefise karatay)

bir efsane
devamını gör...

oldukça doğru bir söylemdir.
bir şeyin kötü olduğunu sürekli tekrar etmezsen o kötülük zamanla normalleşir.
pkk terör örgütüdür.
feto terör örgütüdür.
çin terörist bir devlettir.
israil teröristtir.
eoka bir terör örgütüdür.
ira bir terör örgütüdür.

kendi doğrusunu başkasının canına ve malına kastederek dikte etmeye çalışan her düşünce ve her insan teröristtir!
devamını gör...

şiirli miirli:

devamını gör...

çocukluğunun en derin köşesine sessizce yerleşmiş bir sesti. nereden geldiğini bilmezdin. bazen sabahın ilk ışıklarında televizyonun o eski cızırtısından sızardı, bazen annenin mutfakta tencere karıştırırken mırıldandığı bir melodiye karışırdı, bazen de hiç beklemediğin bir anda sokaktan geçen eski bir arabanın radyosundan taşardı. ama o hep oradaydı. fark etmeden büyürdün onunla. bir gün anlıyordun ki bazı kelimeleri ondan kapmışsın, bazı duyguları onun şarkılarıyla isimlendirmişsin.

o, hayatına usulca girip bir daha çıkmamış bir misafir gibiydi. müziğinde bayram sabahı gibi bir sıcaklık vardı, ama şeker gibi saf değil, biraz da toprak gibi gerçek. üstünde ütüsü yeni yapılmış tertemiz bir gömlek, cebinde ise küçük bir taş. hem masum hem de ağır. domates biber patlıcan derken kahkaha atardın ama o ritmin altında, hayatın en basit şeylerinin bile nasıl derin bir düzen taşıdığını hissederdin. sanki sana “bak, görünenin altında dönen bir şey var” der gibi.

şarkıları hep iki kapının eşiğinde dururdu. bir tarafı masal, öbür tarafı gerçek. gülpembe’yi dinlerken birinin yokluğunu anlardın ama o yokluk bağırmazdı, sessizce yanına otururdu. sarı çizmeli mehmet ağa’yı dinlerken adaletin ne kadar kişisel, ne kadar kaygan bir şey olduğunu fark ederdin. çocukken hikâye sanırdın. büyüyünce o hikâyenin aslında sana dokunduğunu anlardın. işte o an bir şey içinden hafifçe sızlardı.

barış manço’nun en büyülü yanı buydu. hiçbir şeyi zorla anlatmazdı. parmağını sallamaz, nutuk atmazdı. sadece zihninin bir köşesine küçük bir cümle bırakırdı. yıllar sonra, hiç beklemediğin bir anda o cümle çalışmaya başlardı. sanki çocukken kurulmuş bir saat gibi. tık diye.

kıyafetleri, yüzükleri, saçları… dışarıdan bakınca hepsi bir gösteri gibiydi. ama aslında o gösteri bir paravandı. sen dışarıdaki renklere bakarken içeride bir şey olurdu. bir soru, bir huzursuzluk, küçük bir kıpırtı. masal anlatırken cebine bir taş koyardı, o taş yıllar sonra eline değerdi.

albümlerine bakınca da aynı hissi alırdın. “2023” sadece bir plak değildi. bir tahayyül, bir oyun, bir ihtimaldi. zamanla dalga geçer gibiydi. geçmişten geleceğe ince bir tel gererdi, sen o telin üstünde yürürken dengenin ne kadar narin olduğunu anlardın. dünden bugüne ise düz bir yol değildi, inişli çıkışlı bir yolculuktu. her dinleyişte başka bir şey açılırdı.

ama asıl mesele o daha sessiz şarkılardaydı.

kol düğmeleri bir ayrılığın değil, geride kalan küçük izlerin şarkısıydı. çekmecede unutulmuş bir eşya gibi. attığını sanırsın ama aslında kendinden bir şey eksiltirsin.

unutamadım burada unutamamak bir zayıflık değil, bir sadakattir. insanın kendi geçmişine ihanet edememesi gibi. şarkı bittiğinde hiçbir şey çözülmez, sadece kabullenirsin. ama o kabullenişin içinde garip bir huzur vardır.

barış manço’yu dinlemek aslında kendini dinlemektir. şarkılar dışarıdan içeri girmez, içeride zaten var olan bir şeye dokunur. o yüzden bazı şarkıları ilk kez dinlemezsin, hatırlarsın.

ve belki de en güzeli şu. “o artık yok” demek pek doğru gelmez. çünkü bazı insanlar gitmez. sadece biçim değiştirir. bir ses olur, bir anı olur, bir cümle olur.

işte bu yüzden hâlâ dinliyoruz onu. çünkü bitmiyor. çünkü her seferinde yeni bir şey bırakıyor sana. birazını anlatıyor, çoğunu sana bırakıyor. ve sen o bıraktığı şeyle yaşamaya devam ediyorsun.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
göğe selam olsun!
devamını gör...

rahmetli lapsekili tayfur hepsini ezer geçer. adamda bir ses vardı, kobra murat'ın programını bile izletiyordu. allah bilir kaç oktavdı. toprağı bol olsun.
devamını gör...

(bkz: türkçesi varken)

yabancı dilden geçmiş bir çok kelime yanlış kullanılıyor ve günlük dile o şekilde yerleşiyor. gülgün feyman bile günlük hayatta mütevazi diyor olabilir. *
devamını gör...

gs körfez balıklarının içinden geçecektir çok havaya girdiler sabah erken uyanan gs kafa tutuyor
devamını gör...

29. hafta mücadelesi, başlama saati 20:00, hakem oğuzhan çakır.

4 puan farkı korumak için mutlaka kazanmalıyız. cezası biten apo dönüyor, maskeli süvari gene yok. bence yine icardi'yi yedek oturtup forvette barış ile başlamalıyız. fazla söze gerek yok şampiyonluk yolunda son 6 maç, puan kaybı lüksü yok. her maç gibi bu maçı da kazanmak zorundayız. ayrıca ilk maçta kendini bir halt sanan singo'ya terbiyesizlik yapan kekoyu da unutmayıp haddini bildirmeli hem taraftar hem de oyuncular. bence maç öncesi serominosinde hiçbir oyuncumuz el sıkışmayıp muhatap olmamalı.
devamını gör...

mütevazo
devamını gör...

israil birilerinin oy toplama aracıdır. çok da şeyyapmaya gerenk yok.
devamını gör...

bizde derdimiz var sanıyoruz...
çok acı bir durumdur, ben uzaktan ilişkide bir kaç gün haber alamadım baya kötü olmuştum lan, bir ara hangi konuydu hatırlamıyorum ama onunla alakalı mevzuydu, mesajlaşırken ağlamıştım. artık kuşlar mı söyledi bilmiyorum ağladığımı anlamıştı. bir keresinde de sesi kötüydü o an kalbim çok garip olmuştu. bu yazıları yazarken gözlerim doldu, ben unutmadım mı oğlum bu kızı, ya ne güzel unuttum sanıyordum. iyi ki yaşadım ama, hep mutlu olmasını isterim mesela. çünkü yavaş ve sessiz bir bitiş oldu. onunda sebebi benimde işte...
neyse hayat acımasız gerçekten...
devamını gör...

(bkz: teröriste terörist demeyen de teröristtir)

birilerinin ezildiğini, yok sayıldığını ya da yok edildiğini savunurken benzer acılar, benzer kaderler ve kederler yaşayanları sırf belli bir etnisiteye dahil olmadığı için görmezden gelip arkasından sosyalist, komünist naraları atmak ne kadar da ikiyüzlü bir yaklaşım.

kadim türk töresinde kadın varlığı ile çok kutsal addedilmiş. ne zaman ki türkler orta doğulu kavimler ve dinle tanışmışlar kendi törelerini inkar edip kadını ikşncilleştirmiş.
şimdi ise türk toplumunda kadın özgürlüğü savunan gruplar törenin dnaya işlemiş olmasından da kaynaklı garipsiyor. fakat orta doğulu olanlar için bu büyük başarı. ve yine orta doğulular için bu başarı ajitasyon ve propaganda aracı olmak zorunda çünkü bir kısım erkek bundan faydalanmak zorunda!
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

(bkz: disenchantment)
devamını gör...

kırılır ama eğilmez hayallerimiz var. her seferinde yenisini yapıp en sert şekilde kırmaktan korkmadığımız.
devamını gör...

flood gerekçesi ile silinen bir entrym vardı burada, yok etmişler.*
önce sağlık, sonra da entry onların olsun, gene yazarız.
"tayfasını böyle yerlerde de görmek isteriz." dediğimiz bir entry için rollenen tayfaya soralım: hayrola kötü bir şey mi dedik?*
yalnız çarpıcı bir gerçek var ki; birileri bazı açılardan dezavantajlı olduklarını daha iyi anlatamazdı. 140jurnalciyi getirmişler burada örnek vermişler. 140jurnalci kim mi? araştırın görürsünüz.
kaldı ki aynı rollenen tayfa iyiden iyiye belli ettikleri üzere "türk sistemi"ni kendilerine rol model almışlar ancak uygulamasını sözle saldırarak yapacak kadar da dezavantajlı olduklarını serivermişler ortaya.
defalarca sorulan ve cevap dışında her şeyin duyulduğu şeyleri yazmayacağım veya sormayacağım burada.
ancak güzel ülkemin nadide parçası edirne'ye uzanmaya kalkmak, kendi altı boş tezlerini savunmak için gibi gözüküp yapılan ad-hominemi gizleyememesi ile taktiklerindeki tutarlılığın hangi seviyede olabileceğini göstermesi bakımından çok net veriler sunuyor.
hele ki diğer türk ülkeleri örneği ile beni benden alan savunma çabası kelimenin tam anlamıyla sefilce.
keşke bahsi geçenleri (isim vermeden de anlaşılacak gerçi) vahşice katledilip taşların altına gömülen minicik bir kız çocuğu için de tepki verirken görseydik.
mesela aylardır kaybettiği evladı için tek başına adalet arayan baba için görseydik.
evladının tek suçu(?!?) pazara gitmek olan bir annenin feryatlarına kulak verirlerken görseydik.
daha geçen ay 8 mart günü keşke gündeme gerçekten kadın hakları için geldiklerini görseydik.
mesela 8 martta kendi görüşlerinden olmayan bir kadını sürü halinde sıkıştırıp gördükleri reaksiyon ile bir de rezil olmalarıyla görmeseydik.
görüldüğü üzere konunun genel bir düşmanlıkla alakası var.
ancak kimin kime genel bir düşmanlığı var, işte o besbelli.
devamını gör...

üstüne söylenecek çok şey var ama yine de kalp kırıklığından iyidir.

çünkü, kişi burada kendi iç bilgeliğine ihanet ediyordur ve bu düzeltilebilir bir şey.
tamamen yanılmayı istememekle alakalı.
devamını gör...

insan bazen bir şeye bakar ve o bakış sadece “güzel” diye geçiştirilecek bir şey olmaz. fotoğraf çekip, “aa ne kadar hoş” deyip yürümeye devam edemezsin. birden içine doğru bir çöküş olur. kalp tekler, hızlanır, nefes daralır, vücut sanki “dur bir dakika, bu neydi şimdi?” der. işte stendhal sendromu tam olarak bu. estetik bir şey karşısında bedenin fiziksel olarak isyan etmesi. baş dönmesi, kalp çarpıntısı, dizlerin boşalması, bazen gözlerin dolması... kulağa tiyatro gibi geliyor değil mi? ama değil.

floransa’da yaşamış adam bunu. kiliseleri gezerken, bir freskin önünde, bir heykelin karşısında birden duruvermiş. yürüyemiyor, duvara yaslanmak zorunda kalıyor. kalbi deli gibi atıyormuş, başı dönüyormuş. tek bir tablo değildi mesele. üst üste biniyordu her şey. rönesans’ın ihtişamı, yüzyılların ağırlığı, kendi yalnızlığı, hayattaki bütün arayışları... hepsi aynı anda üstüne çullanıyordu.

ben ilk duyduğumda içimden “ulan iyi anlatmış, ama abartmış biraz” demiştim. sonra bir gün, hiç beklemediğim bir anda, kendi başıma yaşadım benzerini. ne olduğunu tam hatırlamıyorum bile. belki bir şarkıydı, belki bir fotoğraf, belki bir sokak köşesinde ansızın karşıma çıkan bir ışık... ama o anda sadece o an yoktu. içimden uzun zamandır sessizce bekleyen bir şey fırladı çıktı. geçmişten bir acı, bir özlem, yarım kalmış bir duygu... hepsi bir anda üst üste geldi. fazla geldi. boğazım düğümlendi, gözlerim doldu, bir süre olduğum yerde kalakaldım. o zaman anladım ki mesele güzellik değil aslında, yoğunluk.

insan sadece bakmıyor çünkü. baktığı şeye kendi biriktirdiklerini de döküyor. aynı tabloya bin kişi bakar, bin farklı şey görür. kimisi sadece fırça darbelerini görür, kimisi renklerin dansını. ama bir kişi de kendi yarasına, kendi mutluluğuna, kendi boşluğuna denk gelir. ve o denk gelme hali çok ağırdır. taşır insanı.

stendhal sendromu bana hep şunu hatırlatıyor: bazı şeyler bizi güzel olduğu için değil, içimizde hazır bekleyen bir yere dokunduğu için sarsıyor. dışarıdaki ne kadar muhteşem olursa olsun, içeride o kapı aralık değilse hiçbir şey olmaz. o kapı aralandığında ise kontrol sende değildir artık.

bu yüzden biraz da şans işi gibi geliyor bana. her gün olmaz. her tabloda, her şarkıda, her manzarada olmaz. ama olduğu zaman geçiştiremiyorsun. çünkü o anda gördüğünden çok, hissettiğin şey büyüyor içinde ve biz insanlar her zaman hissettiği kadar güçlü olamıyor maalesef.
devamını gör...

bilmekle uygulamak arasında kalmış kişi.
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim