zaman tüneli
ayakta kalabilmek
kalamam. zordur. çok zordur. azıcık yorulsam hemen bir yere uzanma isteği kaplar içimi. tembellik çok zor.
devamını gör...
biskolata erkeği reddetmek
biskolata erkeğini reddetmek kolay, önemli olan hanımeller erkeğini reddedebilmek.
devamını gör...
ayakta kalabilmek
her darbeyi hiç sarsılmadan karşılamak değil; sarsıldıktan sonra dağılmadan yönünü yeniden bulabilmektir. insan bazen gücüyle değil, yorgunluğuna rağmen sürdürdüğü direnciyle ayakta kalır. bu yüzden ayakta kalmak, yalnızca dayanmak değil, kırılmadan olmasa bile çözülmeden devam edebilmektir.
devamını gör...
kafede yalnız başına oturan insan
aslında çoğumuz yalnızız. iki kişi aynı masada oturuyor diye illa birbirine ulaştığı anlamına gelmiyor ki. evet, bazıları gerçekten müzik dinlemek, kitap okumak, kendi içine çekilmek için tek başına oturmayı seviyor. ama bir kısmı da “birlikteyiz işte” diye düşünüyor. oysa aynı masada, aynı anda bambaşka dünyalardalar. biri telefonuyla meşgul, öteki kendi düşüncelerinin içinde kaybolmuş gidiyor.
buna hemen “teknoloji suçlu” diyebiliriz ama bence o kadar basit değil. teknoloji sadece zaten var olan kopukluğu daha net gösteriyor. asıl sorun daha derinde. insanlar arasında o eski bağ çoktan gevşemiş, yer yer kopmuş.
artık kimse kolay kolay birbirine dayanmak istemiyor. dayanmak sabır gerektiriyor, emek gerektiriyor, zaman gerektiriyor. bunlar da çoğumuza fazla ağır geliyor. herkes “daha iyisini” arıyor, birazcık sıkıntıya bile tahammülü kalmamış. ama kendi “daha iyi” olmak için uğraşan yok denecek kadar az. o yüzden ilişkiler deneme sürümü gibi oluyor. kısa, sığ ve ilk terslikte silinip giden cinsten.
samimiyet bile garipleşti. var gibi yapılıyor ama içten içe hissedilmiyor. herkes bir rol kesiyor, kimse gerçekten inanmıyor. karşı taraf da bunu seziyor zaten, hemen içgüdüsel olarak mesafe koyuyor. sonra döngü başa sarıyor.. yine aynı yalnızlık.
bu yüzden kafede tek başına oturan insan bana göre artık garip değil. asıl garip olan, kalabalık masalarda bile içinin bomboş olması. dolu gibi duran masalar, aslında en derin yalnızlığın yaşandığı yerler haline geldi.
buna hemen “teknoloji suçlu” diyebiliriz ama bence o kadar basit değil. teknoloji sadece zaten var olan kopukluğu daha net gösteriyor. asıl sorun daha derinde. insanlar arasında o eski bağ çoktan gevşemiş, yer yer kopmuş.
artık kimse kolay kolay birbirine dayanmak istemiyor. dayanmak sabır gerektiriyor, emek gerektiriyor, zaman gerektiriyor. bunlar da çoğumuza fazla ağır geliyor. herkes “daha iyisini” arıyor, birazcık sıkıntıya bile tahammülü kalmamış. ama kendi “daha iyi” olmak için uğraşan yok denecek kadar az. o yüzden ilişkiler deneme sürümü gibi oluyor. kısa, sığ ve ilk terslikte silinip giden cinsten.
samimiyet bile garipleşti. var gibi yapılıyor ama içten içe hissedilmiyor. herkes bir rol kesiyor, kimse gerçekten inanmıyor. karşı taraf da bunu seziyor zaten, hemen içgüdüsel olarak mesafe koyuyor. sonra döngü başa sarıyor.. yine aynı yalnızlık.
bu yüzden kafede tek başına oturan insan bana göre artık garip değil. asıl garip olan, kalabalık masalarda bile içinin bomboş olması. dolu gibi duran masalar, aslında en derin yalnızlığın yaşandığı yerler haline geldi.
devamını gör...
yaşlandıkça insanda değişen şeyler
hani yaşlandıkça daha az uyku ile yetiniyorduk? yaşlılar hani daha az uyurdu? ben niye böyle oldum. saçlarımın yarısı beyazladı ama maşallah bıraksalar bütün gün uyurum. yoksa, yoksa?! yoksa ben hâlâ gencecik olabilir miyim? bir ihtimal? umut yaşlının ekmeği diye boşuna dememişler. *
devamını gör...
kendini kanıtlama isteği
insanın yalnızca başkalarına değil, çoğu zaman kendi içindeki şüpheye de cevap verme çabasıdır. bazen çalışkanlık, azim ve yükselme arzusu üretirken, bazen de kişiyi gereğinden fazla yoran, sürekli onay arayan bir döngüye çevirir. bu yüzden mesele kendini göstermek değil, değerini sadece dışarıdan gelecek alkışa bağlamadan ayakta kalabilmektir.
devamını gör...
biskolata erkeği reddetmek
biskolata erkeğine güven olmaz hanım abla sen adam gibi adamlara bak.
devamını gör...
biskolata erkeği reddetmek
sonra bi uyandım ki üstüm açık kalmış.
devamını gör...
14 nisan 2026 mansur yavaş hakkında soruşturma izni
linkteki haberdir. ankara büyükşehir belediyesi açıklaması.
"2023 yılında karabük’te düzenlenen bir seçim mitingi kapsamında, ankara büyükşehir belediyesine ait bazı araçların kullanıldığı iddiasıyla; ankara büyükşehir belediye başkanı mansur yavaş hakkında soruşturma izni verilmiştir."
biz kendimizi boşuna yırttık. o kadar boşunaydı ki ve o kadar gözlerini hırs bürümüş ki bir şekilde girdikleri belediyenin kaynaklarıyla ikişer üçer karı kapatanlar** mı ararsın,
karısının şirketine belediye işleri paslayıp haberi olmadığını söyleyen mi ararsın,
liseyi nasıl bitirdiği bile şaibeli tipleri üniversite mezunlarının başına amir diye dikeni mı ararsın,
sonra da gidip "bunları akp de yapiyür" diye savunan genel başkan mı ararsın?
kulislerde kk'nin öö'ye "cumbaba adayı sen ol" dediği konuşuluyor dünden beri.
peki şimdi tahmin edin bakalım bütün bu oyunu bozabilecek kim kaldı?
bildiniz...
kürt oylarını alamaz diye çamur atılan adamı kk ve öö denen iki şuursuz aparata rağmen engelleyemediler ve yükselişi sürdü.
simdi ise iş başa düştü.
en temiz olana sıra geldi. mansur'a...
kk'nin makam araçları çekilir altından, yakındır. sonra belki belli mi olur hapis cezası bile alır.
yok kardeş yok...
biz kendimizi boşuna yırttık.
hadi tatlı rüyalar...
"2023 yılında karabük’te düzenlenen bir seçim mitingi kapsamında, ankara büyükşehir belediyesine ait bazı araçların kullanıldığı iddiasıyla; ankara büyükşehir belediye başkanı mansur yavaş hakkında soruşturma izni verilmiştir."
biz kendimizi boşuna yırttık. o kadar boşunaydı ki ve o kadar gözlerini hırs bürümüş ki bir şekilde girdikleri belediyenin kaynaklarıyla ikişer üçer karı kapatanlar** mı ararsın,
karısının şirketine belediye işleri paslayıp haberi olmadığını söyleyen mi ararsın,
liseyi nasıl bitirdiği bile şaibeli tipleri üniversite mezunlarının başına amir diye dikeni mı ararsın,
sonra da gidip "bunları akp de yapiyür" diye savunan genel başkan mı ararsın?
kulislerde kk'nin öö'ye "cumbaba adayı sen ol" dediği konuşuluyor dünden beri.
peki şimdi tahmin edin bakalım bütün bu oyunu bozabilecek kim kaldı?
bildiniz...
kürt oylarını alamaz diye çamur atılan adamı kk ve öö denen iki şuursuz aparata rağmen engelleyemediler ve yükselişi sürdü.
simdi ise iş başa düştü.
en temiz olana sıra geldi. mansur'a...
kk'nin makam araçları çekilir altından, yakındır. sonra belki belli mi olur hapis cezası bile alır.
yok kardeş yok...
biz kendimizi boşuna yırttık.
hadi tatlı rüyalar...
devamını gör...
organik olmayan psikoz
bazen insanın kafası kendi içinde yankı yapmaya başlar. sesler çoğalır, düşünceler birbirine girer, gerçek dediğin şey elinden kayar gider. organik olmayan psikoz tam olarak bu kopuş hali.
bedende bir arıza yoktur ama zihin dağılmıştır. halüsinasyonlar, sanrılar, paranoya.. hepsi var ama mr tertemiz. sorun et parçasında değil, hastanın yaşadığı yükte. ağır stres, travma, hayatın üst üste bindirdiği şeyler ya da bazen uyuşturucu/uyarıcı madde kullanımı.. bir noktada zihin “ben bunu taşıyamıyorum” deyip kendi gerçekliğini kurmaya başlar.
organik olanla farkı basit aslında. orada beyin fiziksel olarak hasarlı, burada ise zihnin yükü fazla. ama bu, daha az gerçek olduğu anlamına gelmiyor. yaşayan için gayet gerçek.
eskiden “atipik psikoz” derlerdi, şimdi daha yuvarlak isimler kullanılıyor ama hissi aynı. bazen geçip gidiyor, bazen uzun kalıyor, bazen de başka şeylere evriliyor. biraz da ne kadar erken tutulduğuna, neyle beslendiğine bağlı.
bedende bir arıza yoktur ama zihin dağılmıştır. halüsinasyonlar, sanrılar, paranoya.. hepsi var ama mr tertemiz. sorun et parçasında değil, hastanın yaşadığı yükte. ağır stres, travma, hayatın üst üste bindirdiği şeyler ya da bazen uyuşturucu/uyarıcı madde kullanımı.. bir noktada zihin “ben bunu taşıyamıyorum” deyip kendi gerçekliğini kurmaya başlar.
organik olanla farkı basit aslında. orada beyin fiziksel olarak hasarlı, burada ise zihnin yükü fazla. ama bu, daha az gerçek olduğu anlamına gelmiyor. yaşayan için gayet gerçek.
eskiden “atipik psikoz” derlerdi, şimdi daha yuvarlak isimler kullanılıyor ama hissi aynı. bazen geçip gidiyor, bazen uzun kalıyor, bazen de başka şeylere evriliyor. biraz da ne kadar erken tutulduğuna, neyle beslendiğine bağlı.
devamını gör...
erdoğan giderse türkiye dağılır
ortalık yıkılır. sokaklar bayram yerine döner. sabahlara kadar sokaklarda eğlenip dağıtırız.
devamını gör...
erdoğan giderse türkiye dağılır
duyan da ortada hâlâ sağlam bir bütün kalmış da dağılacak sanır. ülkenin içinden resmen entropi gibi geçildi, her şey dağılıp saçıldı. gitse de “şuradan başlarız” diyebileceğimiz tek bir sağlam nokta kalsa derdimiz. toparlanma falan fizik dışı artık.
devamını gör...
46 sene meme emen adam
bir delinin 46 yıl meme emebildiği bir dünyadayız! 46 yaşındayım! sorun bana??
devamını gör...
46 sene meme emen adam
yalan daha 32 yaşındayım.
devamını gör...
intihar etmeyi düşünmek
bazen bu bir düşünce gibi bile gelmiyor. daha çok içerde biriken her şeyin bir anda taşması gibi. uzun zamandır sırtında taşıdığın bir yük var; başta “idare ederim” diyorsun, hafif sanıyorsun. sonra fark etmeden ağırlaşıyor. bir gün geliyor ki aynı yük kemiğine dayanıyor. o noktada çözüm falan aramıyorsun. sadece her şeyin biraz susmasını istiyorsun. kafanın içi, göğsünün ortası, o bastıran ağırlık… bir anlığına dursun istiyorsun.
ben o noktayı yaşadım. dışarıdan konuşmuyorum. girdim o karanlığın içine, oturdum, kaldım. geceyi uzatan, sabahı geciktiren bir şey var orada. dışarıdan bakınca hayat akıyor ama sen o akışın içinde değilsin. sanki kalın bir camın arkasından izliyorsun her şeyi. dokunamıyorsun. en kötüsü de bu zaten; kimse tam olarak anlamıyor, sen de anlatamıyorsun. göstermemeyi öğrenmişsin çünkü.
psikiyatra gitmek bile zordu. kendine “ben iyi değilim” demeyi erteliyorsun. çünkü o cümleyi kurduğun anda bir şey resmileşiyor gibi geliyor. ama sonunda gittim. oturdum karşısına. ilk seanslarda büyük şeyler konuşulmadı. bir noktada doktorum dümdüz bir şey söyledi:
“bu düşünceler seni ikna etmeye çalışır. ama bu onların doğru olduğu anlamına gelmez.”
o an çok derin gelmedi. hatta biraz boş bile geldi. ama zamanla yerine oturdu. çünkü o düşünce geldiğinde her şey çok net, çok mantıklı görünüyor. sanki tek çıkış yolu oymuş gibi. başka ihtimal yokmuş gibi. ama aslında o an zihin seni daracık bir yere sıkıştırıyor.
hâlâ gidiyorum. hâlâ ilaç kullanıyorum. bu iş “geçti, bitti” diye bitmiyor zaten. bazen yokluyor, bazen aynı yerden vuruyor. ama artık fark var. eskiden o düşünce geldiğinde inanıyordum. şimdi geldiğinde tanıyorum onu. aynı ses, aynı ton… ama eskisi gibi kandıramıyor.
karanlığın içinde bile nefes alacak bir yer oluyor. bazen çok küçük bir şey. mesela elektro gitarın bir teli titreşiyor. o titreşim fiziksel ama etkisi başka bir yerde. kafamın içindeki kalabalık bir adım geri çekiliyor. tamamen susmuyor belki ama artık boğmuyor da. o an sadece ses var ve o ses bana şunu hatırlatıyor: hâlâ buradayım.
bazen bu bile yetiyor. çünkü insan her zaman tamamen iyi olmak zorunda değil. bazen sadece biraz daha az kötü olmak bile yeter.
karanlık her zaman son demek değil. bazen sadece içinden geçilen bir yer ve o yerin içinde bile küçük de olsa bir tutunma noktası oluyor.
eğer şu an bunu okuyan biri o noktadaysa, şunu bil:
şu an hissettiğin şey ne kadar gerçek gelirse gelsin, o an her şey değil.
bugün buradasın.
bu az bir şey değil.
yarın da kal.
ben o noktayı yaşadım. dışarıdan konuşmuyorum. girdim o karanlığın içine, oturdum, kaldım. geceyi uzatan, sabahı geciktiren bir şey var orada. dışarıdan bakınca hayat akıyor ama sen o akışın içinde değilsin. sanki kalın bir camın arkasından izliyorsun her şeyi. dokunamıyorsun. en kötüsü de bu zaten; kimse tam olarak anlamıyor, sen de anlatamıyorsun. göstermemeyi öğrenmişsin çünkü.
psikiyatra gitmek bile zordu. kendine “ben iyi değilim” demeyi erteliyorsun. çünkü o cümleyi kurduğun anda bir şey resmileşiyor gibi geliyor. ama sonunda gittim. oturdum karşısına. ilk seanslarda büyük şeyler konuşulmadı. bir noktada doktorum dümdüz bir şey söyledi:
“bu düşünceler seni ikna etmeye çalışır. ama bu onların doğru olduğu anlamına gelmez.”
o an çok derin gelmedi. hatta biraz boş bile geldi. ama zamanla yerine oturdu. çünkü o düşünce geldiğinde her şey çok net, çok mantıklı görünüyor. sanki tek çıkış yolu oymuş gibi. başka ihtimal yokmuş gibi. ama aslında o an zihin seni daracık bir yere sıkıştırıyor.
hâlâ gidiyorum. hâlâ ilaç kullanıyorum. bu iş “geçti, bitti” diye bitmiyor zaten. bazen yokluyor, bazen aynı yerden vuruyor. ama artık fark var. eskiden o düşünce geldiğinde inanıyordum. şimdi geldiğinde tanıyorum onu. aynı ses, aynı ton… ama eskisi gibi kandıramıyor.
karanlığın içinde bile nefes alacak bir yer oluyor. bazen çok küçük bir şey. mesela elektro gitarın bir teli titreşiyor. o titreşim fiziksel ama etkisi başka bir yerde. kafamın içindeki kalabalık bir adım geri çekiliyor. tamamen susmuyor belki ama artık boğmuyor da. o an sadece ses var ve o ses bana şunu hatırlatıyor: hâlâ buradayım.
bazen bu bile yetiyor. çünkü insan her zaman tamamen iyi olmak zorunda değil. bazen sadece biraz daha az kötü olmak bile yeter.
karanlık her zaman son demek değil. bazen sadece içinden geçilen bir yer ve o yerin içinde bile küçük de olsa bir tutunma noktası oluyor.
eğer şu an bunu okuyan biri o noktadaysa, şunu bil:
şu an hissettiğin şey ne kadar gerçek gelirse gelsin, o an her şey değil.
bugün buradasın.
bu az bir şey değil.
yarın da kal.
devamını gör...
biskolata erkeği reddetmek
vallahi karakteri düzgün değilse değil biscolata; brad pitt‘i gelse hatta üstüne johnny depp‘i gelse kar etmez.
devamını gör...
46 sene meme emen adam
eline sopa alıp bunu dövseydiler akıllanırdı. bazı insanlara şiddet gerekli hele bu ülkede pembe pembe konuşmalar kimseye sökmez.
devamını gör...
enişteler allah’ın sessiz kullarıdır
susturuculu su tabancasıdırlar bence.
devamını gör...
dürtüsellik
yönetmesi çok zordur… karakter gibi görülse de, aslında değildir. çünkü beynin işleyişi ile ilgilidir. günlük hayatı ızdıraba çevir. bu yüzden destek alınması gerekir. oğlum beni ergenlikte bu konuda çok zorlamıştı.
devamını gör...
enişteler allah’ın sessiz kullarıdır
bir evin sessiz garipleridir enişteler. onları sevin onlara iyi davranın
adam demiş eşeğin yoksa enişten de mi yok
işte buyur allah’tan reva mı bu.
adam demiş eşeğin yoksa enişten de mi yok
işte buyur allah’tan reva mı bu.
devamını gör...