zaman tüneli
yazarlar hakkında gereksiz bilgiler
aslan burcu olmamdan mütevellit gereksiz bilgim yok. *
devamını gör...
burak yılmaz
gs sevgisi bitmemiş adamda
devamını gör...
israil
askeri anlamda eski doğu bloğu ülkeleriyle de nato üyesi olanlarla da önemli ortaklıklar geliştiriyor. almanya, yunanistan, çekya, macaristan gibi ülkelerle ortak üretim yapılıyor. romanya ve kıbrıs cumhuriyeti, hava savunma sistemleri başta olmak üzere israel savunma şirketlerinin müşterisi. arnavutluk da iyi bir israel dostu. azerbaycan örneği de var. bunların haricinde avrupa dışı ülkeler olan fas krallığı,* bae, arjantin* ve tayland da var... abd ve hindistan'dan bahsetmeye gerek yok.
sırbistan da dahil olacak bu ülkelere:
israil merkezli haaretz gazetesinin haberine göre, israilli elbit systems ve sırp yugoimport-sdpr’nin, belgrad yakınlarındaki simanovci bölgesinde yeni bir üretim tesisi kurmak üzere ortaklık anlaşması imzaladığı iddia edildi. habere göre, yeni nesil teknolojilerle donatılacak tesiste elbit systems %51 payla büyük ortak olurken, kalan %49’luk hisse sırbistan devlet şirketi sdpr’ye ait olacak.
sırbistan cumhurbaşkanı aleksandar vučić, kısa süre önce “dünyanın en ciddileri için en ciddi iha’ları üreteceğiz” sözleriyle yeni bir üretim tesisinin müjdesini vermişti. tesisin iki ortaklı bir girişim olacağını ve nisan ayında faaliyete geçebileceğini belirten vučić, stratejik ortağın ismini ise gizli tutmuştu. balkan merkezli bırn ve israil merkezli haaretz tarafından yürütülen araştırma, sırbistan’ın bu gizemli partnerinin israilli elbit systems olduğunu ortaya koydu.
bırn ve haaretz tarafından elde edilen resmi belgeler ile bağımsız kaynakların aktardığı bilgilere göre, elbit systems ve sdpr, iki farklı tip iha üretmeyi planlıyor. kurulacak tesiste, kısa menzilli görevlerde ağır mühimmat taşıyabilen döner kanatlı bir modelin yanı sıra, 6.000 metre irtifaya kadar çıkabilen daha gelişmiş uzun menzilli bir iha’nın üretilmesi planlanıyor.
ismi açıklanmayan bir kaynak, uzun menzilli iha’nın sırp yapımı pegaz’dan “daha gelişmiş” olduğunu belirtti. kaynak, bırn’e yaptığı açıklamada, “daha yüksek bir uçuş irtifasına ve daha geniş bir operasyonel otonomiye sahip. işin özü de bu, çünkü biz bunu kendi başımıza başaramıyoruz. genel fikir teknoloji transferidir çünkü sırp mühendisler de bu proje üzerinde çalışacak ve bu iha tüm bu sürecin zirvesi olacak.” dedi. başka bir kaynağa göre ise sdpr’ye ait sırp uçak şirketi utva’nın mühendisleri de projede yer alacak.
kaynak
*** *** ***
siz iran mı tump mı derken israil tek tek istediklerini alıyor. en az maliyetle en yüksek karı elde ediyor. maalesef bu savaşta hep kasa kazanıyor o da israil. savaşın maliyetini amerika ve iran yükleniyor ama israil bölgede yol temizliği yapıyor.
bu savaşın sonucu:
1. hürmüz artık alternatifsiz olmayacak. iran'ın bu kartı etkisizleştirilecek. dünya enerji tedariki, hürmüz’e bağımlı olmadan da devam edebilir hale gelecek.
2. lübnan israil anlaşacak ve lübnan hizbullah'tan arındırılacak.
3. yemen'e sıra gelecek ve kızıldeniz güvenliği sağlanacak.
4. lübnan, suriye ve ırak'tan çekilen iran uzun süre savaşın yaralarını sarmakla uğraşacak.
hilmi demir
sırbistan da dahil olacak bu ülkelere:
israil merkezli haaretz gazetesinin haberine göre, israilli elbit systems ve sırp yugoimport-sdpr’nin, belgrad yakınlarındaki simanovci bölgesinde yeni bir üretim tesisi kurmak üzere ortaklık anlaşması imzaladığı iddia edildi. habere göre, yeni nesil teknolojilerle donatılacak tesiste elbit systems %51 payla büyük ortak olurken, kalan %49’luk hisse sırbistan devlet şirketi sdpr’ye ait olacak.
sırbistan cumhurbaşkanı aleksandar vučić, kısa süre önce “dünyanın en ciddileri için en ciddi iha’ları üreteceğiz” sözleriyle yeni bir üretim tesisinin müjdesini vermişti. tesisin iki ortaklı bir girişim olacağını ve nisan ayında faaliyete geçebileceğini belirten vučić, stratejik ortağın ismini ise gizli tutmuştu. balkan merkezli bırn ve israil merkezli haaretz tarafından yürütülen araştırma, sırbistan’ın bu gizemli partnerinin israilli elbit systems olduğunu ortaya koydu.
bırn ve haaretz tarafından elde edilen resmi belgeler ile bağımsız kaynakların aktardığı bilgilere göre, elbit systems ve sdpr, iki farklı tip iha üretmeyi planlıyor. kurulacak tesiste, kısa menzilli görevlerde ağır mühimmat taşıyabilen döner kanatlı bir modelin yanı sıra, 6.000 metre irtifaya kadar çıkabilen daha gelişmiş uzun menzilli bir iha’nın üretilmesi planlanıyor.
ismi açıklanmayan bir kaynak, uzun menzilli iha’nın sırp yapımı pegaz’dan “daha gelişmiş” olduğunu belirtti. kaynak, bırn’e yaptığı açıklamada, “daha yüksek bir uçuş irtifasına ve daha geniş bir operasyonel otonomiye sahip. işin özü de bu, çünkü biz bunu kendi başımıza başaramıyoruz. genel fikir teknoloji transferidir çünkü sırp mühendisler de bu proje üzerinde çalışacak ve bu iha tüm bu sürecin zirvesi olacak.” dedi. başka bir kaynağa göre ise sdpr’ye ait sırp uçak şirketi utva’nın mühendisleri de projede yer alacak.
kaynak
*** *** ***
siz iran mı tump mı derken israil tek tek istediklerini alıyor. en az maliyetle en yüksek karı elde ediyor. maalesef bu savaşta hep kasa kazanıyor o da israil. savaşın maliyetini amerika ve iran yükleniyor ama israil bölgede yol temizliği yapıyor.
bu savaşın sonucu:
1. hürmüz artık alternatifsiz olmayacak. iran'ın bu kartı etkisizleştirilecek. dünya enerji tedariki, hürmüz’e bağımlı olmadan da devam edebilir hale gelecek.
2. lübnan israil anlaşacak ve lübnan hizbullah'tan arındırılacak.
3. yemen'e sıra gelecek ve kızıldeniz güvenliği sağlanacak.
4. lübnan, suriye ve ırak'tan çekilen iran uzun süre savaşın yaralarını sarmakla uğraşacak.
hilmi demir
devamını gör...
walter white vs abuzer kömürcü
biri belanın kendisidir diğeri tehlikenin babasıdır…
devamını gör...
walter white vs abuzer kömürcü
kötü mal sokakta satılır, iyi mal sarayda satılır.
devamını gör...
lübnan
mia bacımızı ağlattınız ya bahçeleriniz bahar görmesin dedirtmiştir. chp yüzünden açıldı zaten zulmünüzde boğulun.
devamını gör...
recep tayyip erdoğan olmak
onun ve yandaşlarının ömründen alsın börtü böcek kedi köpeğe versin rabbim.
devamını gör...
hayko cepkin
dinlediğin anda kulak zarın değil, göğsünün tam ortası titrer. o ses, eski bir ermeni kilisesinin yankısıyla karışık, yozgat’ın rüzgârında savrulan toz toprakla yoğrulmuş, sonra da mimar sinan’ın atölyelerinde şekil almış bir heykel gibi durur karşında: hem kırılgan hem demirden.


1978’de istanbul’da doğduğunda, kimse bu çocuğun ileride sesiyle duvarları deleceğini, kalpleri hem iyileştirip hem kanatacağını tahmin edemezdi. getronagan’ın sıralarından kalkıp mimar sinan’ın koridorlarında şan, solfej, piyano dersleriyle yoğrulurken, içinde zaten bir fırtına birikiyordu.

1997’de profesyonel hayata klavyeci ve aranjör olarak adım attı; ogün sanlısoy’un yanında, aylin aslım’ın yanı başında, demir demirkan’la aynı sahnede. ama o, sadece eşlik etmiyordu. sesini bir araç gibi değil, bir silah gibi taşıyordu. sonra kendi yolunu açtı. 2005’te çıkardığı “sakin olmam lazım”ı kendisi demo diye nitelendirir ama o albüm aslında bir itirafnameydi: içindeki karmaşayı, kendiyle yüzleşmeyi, sakinleşemeyen ruhu döktü ortaya. o günden beri tamamı kendi sözleri ve besteleriyle ilerliyor. her şarkı, o dönemin biyografisi gibi; hayatın tam ortasından süzülüp geliyor.
ardından albümler birbirini kovaladı. “tanışma bitti”yle kapıyı ardına kadar açtı; tema korkuydu. insanların en derin, en karanlık korkularıyla yüzleşmemizi istedi. 2010’da “sandık” geldi; bu sefer konu ölümdü, kaçınılmaz son. 2012’de “aşkın ızdırabını…” ile aşkın yakıcı, zehirli, insanı yere seren tarafını masaya yatırdı. 2016’da “beni büyüten şarkılar vol.1”de çocukluğunun şarkılarını kendi karanlık filtrelerinden geçirip yeniden doğurdu.
2020’de karantina günlerinde burak malçok’la “karantina günlüğü”nü çıkardı; evin dört duvarı arasında doğan o ortak soluk, dışarıdaki kaosu susturuyordu sanki. ve 2025’te “sizi büyüten şarkılar”la destanı yeni bir sayfaya taşıdı. toplamda altı stüdyo albümü, birkaç ep ve single’ıyla hâlâ aynı ateşle yanıyor. her albüm bir kapı: birini açtığında öbürüne düşüyorsun, ama asla aynı kişi olarak çıkmıyorsun.
müziği tanımlamak zor. alternatif metal, endüstriyel rock, post-hardcore… bunlar etiket. gerçekte ise bir alşimidir. klasik eğitimini, makamları, arabesk’in o hüzünlü kıvrımlarını, elektronik uğultuyu ve gotik tiyatroyu aynı potada eritiyor. sanki bir demirci ocağında hem kılıç dövüyor hem de eski bir türküyü mırıldanıyor.
“dans et” (2019’daki “kabul olur / dans et” ep’sinden) mesela… engelli bir çocuğun, kendisine hem analık hem babalık yapan annesine söyleyemediklerini anlatıyor. “benimle dans et, kimse etmezken sen tut şu elimden” diye yalvarıyor adeta. hayko o kadar duygulanıyor ki canlıda söylemek bile zor geliyor ona. “siren” ise tek istisna: eşine, aslı kula’ya yazdığı tek şarkı.

her parça bir dönemsel itiraf. bazen korku, bazen ölüm, bazen aşkın ızdırabı, bazen de toplumun görmek istemediği yaralar… ama hiçbir zaman boş laf yok. hepsi kendi kaleminden, kendi acısından, kendi umudundan doğuyor.

vokali o kadar teatral ki, sahnede makyajı, kostümü, duruşuyla bir ritüel başlatıyor. drakula müzikalinde van helsing olurken ya da jekyll & hyde’da rol alırken, aslında kendi şarkılarında da aynı şeyi yapıyor: içimizdeki canavarı sahneye çıkarıyor, ama öyle bir zarafetle ki, ondan korkmak yerine ona sarılmak istiyorsun.
dinlerken hissettiğin şey basit bir “beğenme” değil. bir sarsıntı. ses dalgaları damarlarında dolaşıyor, eski yaraları deşiyor, yeni umutlar ekliyor. “korkma” dediği parçada bile o korkuyu hissettiriyor önce; sonra onu kucaklatıyor. çocukluğunun şarkılarını kendi karanlık filtrelerinden geçirirken, aslında bize şunu söylüyor: büyüdüğün her şey, senin gölgenle yeniden doğabilir.
hayko cepkin’i özel kılan, kutulara sığmaması. ne saf anadolu rock, ne batı metal kopyası. o, ikisinin arasında doğan, kendi kanıyla beslenen bir hibrit. istanbul’un kaosunu, yozgat’ın sessizliğini, ermeni melodilerinin o eski hüznünü ve modern dünyanın gürültüsünü bir araya getirip “bu benim” diyor. sahne performansı bir gösteri değil, bir itiraf. göz göze geldiğinde sanki “sen de mi buradasın?” diye soruyor. ve evet, oradasın. çünkü o ses, yalnız olmadığını hatırlatıyor.bugün hâlâ aynı ateşle yanıyor. konserlerinde hem eski parçaları hem yenilerini aynı yoğunlukla sunuyor. çünkü onun için müzik, nefes almak gibi. durursa ölür. dinleyicisi de aynı şekilde: bir kez girdiğin o dünyada, çıkış yok. sadece daha derinlere iniş var. ve o inişte, garip bir huzur buluyorsun. karanlığın içinde, tam ortasında, bir ışık değil ama bir alev. ısıtıyor da, yakıyor da.
yanında da dorock’un o çelik gibi sevdiğimiz tayfası var: özgür özkan, yetkin taşkın ve berkay yıldırım. şu an birlikte yazıyorlar bu karanlık destanı. altı albüm, sayısız şarkı, hepsi kendi sözü, hepsi kendi yarası… ve hâlâ bitmedi. daha derinlere iniyoruz.


1978’de istanbul’da doğduğunda, kimse bu çocuğun ileride sesiyle duvarları deleceğini, kalpleri hem iyileştirip hem kanatacağını tahmin edemezdi. getronagan’ın sıralarından kalkıp mimar sinan’ın koridorlarında şan, solfej, piyano dersleriyle yoğrulurken, içinde zaten bir fırtına birikiyordu.


1997’de profesyonel hayata klavyeci ve aranjör olarak adım attı; ogün sanlısoy’un yanında, aylin aslım’ın yanı başında, demir demirkan’la aynı sahnede. ama o, sadece eşlik etmiyordu. sesini bir araç gibi değil, bir silah gibi taşıyordu. sonra kendi yolunu açtı. 2005’te çıkardığı “sakin olmam lazım”ı kendisi demo diye nitelendirir ama o albüm aslında bir itirafnameydi: içindeki karmaşayı, kendiyle yüzleşmeyi, sakinleşemeyen ruhu döktü ortaya. o günden beri tamamı kendi sözleri ve besteleriyle ilerliyor. her şarkı, o dönemin biyografisi gibi; hayatın tam ortasından süzülüp geliyor.
ardından albümler birbirini kovaladı. “tanışma bitti”yle kapıyı ardına kadar açtı; tema korkuydu. insanların en derin, en karanlık korkularıyla yüzleşmemizi istedi. 2010’da “sandık” geldi; bu sefer konu ölümdü, kaçınılmaz son. 2012’de “aşkın ızdırabını…” ile aşkın yakıcı, zehirli, insanı yere seren tarafını masaya yatırdı. 2016’da “beni büyüten şarkılar vol.1”de çocukluğunun şarkılarını kendi karanlık filtrelerinden geçirip yeniden doğurdu.

2020’de karantina günlerinde burak malçok’la “karantina günlüğü”nü çıkardı; evin dört duvarı arasında doğan o ortak soluk, dışarıdaki kaosu susturuyordu sanki. ve 2025’te “sizi büyüten şarkılar”la destanı yeni bir sayfaya taşıdı. toplamda altı stüdyo albümü, birkaç ep ve single’ıyla hâlâ aynı ateşle yanıyor. her albüm bir kapı: birini açtığında öbürüne düşüyorsun, ama asla aynı kişi olarak çıkmıyorsun.
müziği tanımlamak zor. alternatif metal, endüstriyel rock, post-hardcore… bunlar etiket. gerçekte ise bir alşimidir. klasik eğitimini, makamları, arabesk’in o hüzünlü kıvrımlarını, elektronik uğultuyu ve gotik tiyatroyu aynı potada eritiyor. sanki bir demirci ocağında hem kılıç dövüyor hem de eski bir türküyü mırıldanıyor.
“dans et” (2019’daki “kabul olur / dans et” ep’sinden) mesela… engelli bir çocuğun, kendisine hem analık hem babalık yapan annesine söyleyemediklerini anlatıyor. “benimle dans et, kimse etmezken sen tut şu elimden” diye yalvarıyor adeta. hayko o kadar duygulanıyor ki canlıda söylemek bile zor geliyor ona. “siren” ise tek istisna: eşine, aslı kula’ya yazdığı tek şarkı.

her parça bir dönemsel itiraf. bazen korku, bazen ölüm, bazen aşkın ızdırabı, bazen de toplumun görmek istemediği yaralar… ama hiçbir zaman boş laf yok. hepsi kendi kaleminden, kendi acısından, kendi umudundan doğuyor.

vokali o kadar teatral ki, sahnede makyajı, kostümü, duruşuyla bir ritüel başlatıyor. drakula müzikalinde van helsing olurken ya da jekyll & hyde’da rol alırken, aslında kendi şarkılarında da aynı şeyi yapıyor: içimizdeki canavarı sahneye çıkarıyor, ama öyle bir zarafetle ki, ondan korkmak yerine ona sarılmak istiyorsun.

dinlerken hissettiğin şey basit bir “beğenme” değil. bir sarsıntı. ses dalgaları damarlarında dolaşıyor, eski yaraları deşiyor, yeni umutlar ekliyor. “korkma” dediği parçada bile o korkuyu hissettiriyor önce; sonra onu kucaklatıyor. çocukluğunun şarkılarını kendi karanlık filtrelerinden geçirirken, aslında bize şunu söylüyor: büyüdüğün her şey, senin gölgenle yeniden doğabilir.
hayko cepkin’i özel kılan, kutulara sığmaması. ne saf anadolu rock, ne batı metal kopyası. o, ikisinin arasında doğan, kendi kanıyla beslenen bir hibrit. istanbul’un kaosunu, yozgat’ın sessizliğini, ermeni melodilerinin o eski hüznünü ve modern dünyanın gürültüsünü bir araya getirip “bu benim” diyor. sahne performansı bir gösteri değil, bir itiraf. göz göze geldiğinde sanki “sen de mi buradasın?” diye soruyor. ve evet, oradasın. çünkü o ses, yalnız olmadığını hatırlatıyor.bugün hâlâ aynı ateşle yanıyor. konserlerinde hem eski parçaları hem yenilerini aynı yoğunlukla sunuyor. çünkü onun için müzik, nefes almak gibi. durursa ölür. dinleyicisi de aynı şekilde: bir kez girdiğin o dünyada, çıkış yok. sadece daha derinlere iniş var. ve o inişte, garip bir huzur buluyorsun. karanlığın içinde, tam ortasında, bir ışık değil ama bir alev. ısıtıyor da, yakıyor da.
yanında da dorock’un o çelik gibi sevdiğimiz tayfası var: özgür özkan, yetkin taşkın ve berkay yıldırım. şu an birlikte yazıyorlar bu karanlık destanı. altı albüm, sayısız şarkı, hepsi kendi sözü, hepsi kendi yarası… ve hâlâ bitmedi. daha derinlere iniyoruz.
devamını gör...
recep tayyip erdoğan olmak
köfte ekmeğe sucuk ekmeğe gıda yardımına oy veren çomarlara dibine kadar geçirmiştir helal olsun. reis oyum 2028'de sana anayasayı da değiştir bu sekülerlerin aklı başına gelmeyecek.
devamını gör...
yazarlar hakkında gereksiz bilgiler
babamın adı veli değil
devamını gör...
kılıçdaroğlu’na hapis cezası
bi cem uzan'a hapis şoku değildir.
devamını gör...
recep tayyip erdoğan olmak
zor iş. neresinden bakarsan bak zor iş. olmak istemezdim. halime şükrettim şu an. kafam rahat benim. iş değiştirmek istesem değiştiririm. ülke değiştirmek istesem değiştiririm. tayyipin böyle bir şansı var mı? diyebilir mi hadi ben yoruldum artık cumbabalık yapmıyorum. bırakmak istese bile bırakamaz öyle bir bataklığa girmiş. adamın bir yerlerinden ünite ünite kan alırlar. yok öyle dava. bakması gereken onca boğaz var. yerine biloyu hazırlıyor boşuna mı? koruması gereken insanlar var. herkes haline şükretsin.
devamını gör...
walter white vs abuzer kömürcü
walter white malı kime satacağını düşünür dururken abuzer kömürcü tuttuğunu alıştırır, it gibi peşinde dolandırır.
usta farkı işte.
usta farkı işte.
devamını gör...
güne bir şiir alıntısı bırak
"öyle sıcaktı ki çöpçülerin elleri
çöpçülerin elleriyle okşardım seni
yalnızlığım benim süpürge saçlım
ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi. "
(bkz: can yücel)
çöpçülerin elleriyle okşardım seni
yalnızlığım benim süpürge saçlım
ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi. "
(bkz: can yücel)
devamını gör...
korkulu bir rüyadan uyanmak
rüyamda korkutucu şeyler görünce paylaşmam genelde çünkü söze dökülsün istemem.
stres olunca,korkunca ,başarısız hissettiğimde,hayatıma girmemesi gereken biri girdiğinde (arkadaş dahi )( rüyalarım korkutucu ve beni yorgun uyandırıyor bunu da yeni öğrendim.
stres olunca,korkunca ,başarısız hissettiğimde,hayatıma girmemesi gereken biri girdiğinde (arkadaş dahi )( rüyalarım korkutucu ve beni yorgun uyandırıyor bunu da yeni öğrendim.
devamını gör...
abuzer kömürcü
güne iyi bir başlangıç yapmak için birebir.*
devamını gör...
korkulu bir rüyadan uyanmak
stresle alakalıdır. cin peri şeytan gibi olmayan şeylerle değil.
devamını gör...
toz
ne kadar da tozlu bir gün böyle ya. her taraf toz içinde. 3 gün böyle. nefes darlığı çekenler ve toza alerjisi olanlar maske taksın.
haber linki
haber linki
devamını gör...

