zaman tüneli
nick vermeden bir yazara seslen
lan köppek, madem böyle şeylerin vardı niye söylemiyorsun köppek? *
devamını gör...
biz çocukken
herşey daha iyi ve kolaydı
devamını gör...
milan kundera
üniversitede son sene uğraştığım yazar
devamını gör...
sevgiliden duyulan en kötü söz
yazmayayım şimdi ama cidden ağırdı. kaç yıl oldu hala cümlenin tamamı ve tonlaması dünmüş gibi aklımda, o kadarını diyeyim.
seven kadın başına ne gelirse gelsin çok zor can yakar bu arada, illa can yakacaksa da overthinklerle, kendini suçlamalarla ve "ben bunu hak edecek ne yaptım" muhasebesiyle vb kendi canını yakar. sevmeyen kadının canını yaktıysanız geçmiş olsun tabi, bütün zayıf noktalarını çoktan çözdüğü için en ağır darbeyi vurur totoyu toparlayamazsın.
seven kadın başına ne gelirse gelsin çok zor can yakar bu arada, illa can yakacaksa da overthinklerle, kendini suçlamalarla ve "ben bunu hak edecek ne yaptım" muhasebesiyle vb kendi canını yakar. sevmeyen kadının canını yaktıysanız geçmiş olsun tabi, bütün zayıf noktalarını çoktan çözdüğü için en ağır darbeyi vurur totoyu toparlayamazsın.
devamını gör...
sevgiliden duyulan en kötü söz
bana sen islamcısın demişti. bana, bana içmedeyiz normal sözlük başlığının müdavimine.
devamını gör...
flavius belisarius (yazar)
parachutes çok güzel albüm, gerçekten mükemmel bir albüm ama sanki a rush of blood to the head'e veyahut x&y'ye göre çok çiğ, hem altyapı olarak hem de söz olarak daha çiğ gibi geliyor bana her dinleyişimde... özellikle x&y'nin gelmiş geçmiş en iyi coldplay albümü olduğunu düşündüm çoğu zaman, gecenin bi vakti açıp coldplay maratonu yaptıracaksın bana bir entryini görmem vesilesiyle.
sahiden, keşke hiç bozmasaydı coldplay... çoğu grubu teke tek kafes dövüşünde döverdi oysa ki....
sahiden, keşke hiç bozmasaydı coldplay... çoğu grubu teke tek kafes dövüşünde döverdi oysa ki....
devamını gör...
iyi geceler sözlük
bütün feyklerime iyi geceler. çok belli etmeyin kendinizi. *
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
devamını gör...
sevgiliden duyulan en kötü söz
duyduğum çok ağır sözler geliyor aklıma, hatırlamak istemiyorum. ne kadar başarabildim bilmiyorum ama hayatım boyunca kimsenin kalbini kırmamaya çalıştım, hak etse bile ağır sözler söylememeye çalıştım ama bana gelince insanlar o ağır sözleri çok kolay söyledi bana.
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
bu şarkı, müsebbibi olduğumuz mağduriyetlerden dert yanmak gibi bir şey sanırım. ya da durum tespiti yalnızca. her neyse, çiğdem talu ve melih kibar'ın harika şarkılarından biri olarak bilirim ve elbette müsebbibi olduğum mağduriyetlerden birine parmak basmasıyla.
devamını gör...
bu yangın yerinde
33 sene önce çok korkunç bir olaydan dolayı yazılan şiir. o zamandan bu yana da tüm acıları en iyi anlatan şiirlerden birisi.
"yaşamak bu yangın yerinde
her gün yeniden ölerek
zalimin elinde tutsak
cahile kurban olarak
yalanla kirli havada
güçlükle soluk alarak
savunmak gerçeği, çoğu kez
yalnızlığını bilerek
korkağı, döneği, suskunu
görüp de öfkeyle dolarak
toplanıyor ölü arkadaşlar
her biri bir yerden gelerek
kiminin boynunda ilmeği
kimi kanını silerek
kucaklıyor beni metin altıok
"aldırma" diyor gülerek
"yaşamak görevdir bu yangın yerinde
yaşamak, insan kalarak"
zülfü livaneli yorumunu çok içten buluyorum.
"yaşamak bu yangın yerinde
her gün yeniden ölerek
zalimin elinde tutsak
cahile kurban olarak
yalanla kirli havada
güçlükle soluk alarak
savunmak gerçeği, çoğu kez
yalnızlığını bilerek
korkağı, döneği, suskunu
görüp de öfkeyle dolarak
toplanıyor ölü arkadaşlar
her biri bir yerden gelerek
kiminin boynunda ilmeği
kimi kanını silerek
kucaklıyor beni metin altıok
"aldırma" diyor gülerek
"yaşamak görevdir bu yangın yerinde
yaşamak, insan kalarak"
zülfü livaneli yorumunu çok içten buluyorum.
devamını gör...
hayır diyemeyen insan
bazen sözlükte kendimi grup terapisinde gibi hissediyorum.
evet... maalesef ben de 32 senedir hayır diyemiyorum... başlarda küçük şeylerdi... "bir lokma daha ye" ile başladı. sonra "elin değmişken şunu da yapar mısın?", "borç verir misin?"....
bu arada bir kere bursa'ya arkadaşımı ziyarete gittiğimde parkta sigara içmek için durdum. bir amca "cenazemiz var gel bi lokma ye, bir de dua et" dedi. hayır diyemediğim için hiç tanımadığım insanların içine girip pide yiyip kalkmıştım. 3 yaşında çocuk musun? ne mana? (hıyarım var diyene tuzla koşmak deyimi de kullanılabilir ama tercih etmedim) hep derler zaten sen bu yaşa kadar iyi yaşadın diye. neyse.
şimdi değiştim ve geliştim. en azından yakın çevreme bir şey istediklerinde "bunu yapacağıma olan inancın göz doldurdu" diyebiliyorum...
başaracağım sözlük başaracağım...
(alkışlayalım lütfen)
evet... maalesef ben de 32 senedir hayır diyemiyorum... başlarda küçük şeylerdi... "bir lokma daha ye" ile başladı. sonra "elin değmişken şunu da yapar mısın?", "borç verir misin?"....
bu arada bir kere bursa'ya arkadaşımı ziyarete gittiğimde parkta sigara içmek için durdum. bir amca "cenazemiz var gel bi lokma ye, bir de dua et" dedi. hayır diyemediğim için hiç tanımadığım insanların içine girip pide yiyip kalkmıştım. 3 yaşında çocuk musun? ne mana? (hıyarım var diyene tuzla koşmak deyimi de kullanılabilir ama tercih etmedim) hep derler zaten sen bu yaşa kadar iyi yaşadın diye. neyse.
şimdi değiştim ve geliştim. en azından yakın çevreme bir şey istediklerinde "bunu yapacağıma olan inancın göz doldurdu" diyebiliyorum...
başaracağım sözlük başaracağım...
(alkışlayalım lütfen)
devamını gör...
farkına varma eşiği
büyük aydınlanma. tolstoya göre her şeyin farkında olmak hastalık olabilirmiş. o yüzden insanda merak ve şaşırma duygusu her zaman olmalıdır. ama hayat insanlardan zamanla bu duyguları alıyor. kimisi buna tecrübe, kimisi farkına varma, kimisi aydınlanma diyor. konu farketmeksizin o ilk farkına varma olayı insanı düşündürüyor ve alıp götürüyor. orda da derin bir kendinle yüzleşme ve muhasebe başlıyor. bu derin yüzleşmenin sonunda sen sağ olarak çıkıyorsun ama kimseyi kafanda sağ olarak çıkarmıyorsun. ve artık hiçbir şey eskisi gibi olmuyor.
devamını gör...
sürrealizm
fotoğraf makinesinin yaygınlaşmasıyla, çoğunlukla ressamların teknolojinin mesleklerini ellerinden almaması için geliştirdiği bir akımdır. yani fotoğraf makinesinin çekemeyeceği şeyler resmetmeye çalışmışlardır. teknolojinin insanı daha yaratıcı olmaya zorladığının örneğidir.
devamını gör...
hayır diyemeyen insan
bu da benim ulan. maalesef bu enayi de benim.
banka çağrı merkezi müşteri temsilcilerine 1-2 dakika direnebiliyorum max mesela. ya da bir tişört-parfüm vb aldığımda kasiyer 2 alana bir bedava, bir tane daha almak ister misiniz dediğinde hiç direnmiyorum. geçenlerde de bim'de kasiyer kampanya indirim mindirim diye tambol çikolata sattı mesela, prim alıyorlardır diye onu da aldım.
banka çağrı merkezi müşteri temsilcilerine 1-2 dakika direnebiliyorum max mesela. ya da bir tişört-parfüm vb aldığımda kasiyer 2 alana bir bedava, bir tane daha almak ister misiniz dediğinde hiç direnmiyorum. geçenlerde de bim'de kasiyer kampanya indirim mindirim diye tambol çikolata sattı mesela, prim alıyorlardır diye onu da aldım.
devamını gör...
uzaydan gelen sinyalleri analiz etmek
fısıltıyı sese çevirmek olarak da özetlenebilecek zahmetli iş.
öncelikle dünyadaki bir anten aracılığıyla, bize ulaşan dalgaları, yani sinyalleri toplamamız gerekiyor. bu sinyaller bize gelene kadar çok fazla ortalıkta dolaştıkları için, antene ulaştıklarında epey zayıf oluyorlar ve tabii ki de izole şekilde gelmiyorlar. başka sinyallerle karışmış oluyorlar. bunlar uzay kaynaklı da olabilir yer kaynaklı da. o nedenle istediğimiz sinyali gürültü adını verdiğimiz diğer sinyallerden ayırmamız ve zayıf olduğu için biraz da yükseltmemiz gerekiyor.
bunu yaptıktan sonra sinyalin sahip olduğu yüksek frekansları biraz daha anlaşılır seviyeye indirmek gerekir. ne demiş ünlü düşünür cem yılmaz: insan yiyecek bunları, küçük yap biraz! bunu yapma nedenimiz, bu yüksek frekanslara sahip sinyallerin aşırı hızlı olması ve bilgisayarımızın bu hıza yetişemiyor olması. bu arada araçlar sürekli hareket hâlinde olduğundan doppler kayması da yaşanır sinyallerde. bunun da düzeltilmesi gerekir.
bununla bitmiyor. analog veriler kolay bozulduğu için bir de dijitale dönüştürmemiz gerekiyor bu sinyalleri. yani 0'lara ve 1'lere çeviriyoruz. bilgisayarımızın da en sevdiği dil bu, malum. böylece bunları istediğimiz kadar kopyalayabilir ve üzerinde işlem yapabiliriz. bozulmadan dayanır bu şekilde.
bu adımı da hallettikten sonra demodülasyon adlı işleme geçiyoruz. burada olan şey, gelen mesajın istasyonda trenden inmesi gibi bir şey. sinyalle bize ulaşan bilgiyi taşıyan arayıcı, elektromanyetik bir dalga. dolayısıyla sinyali bu dalgadan ayırmamız, yani trenden indirmemiz gerekiyor. bunu da yaptıktan sonra, sinyalin bize gelene kadar bozulmuş olan kısımlarını düzeltmemiz gerekiyor. bunu da yaptıktan sonra son olarak verileri birbirinden ayırıyoruz ki hangi parça neyi gösteriyor anlayabilelim. sonuçta uydulardan bize farklı bilgiler geliyor. kimi zaman bir fotoğraf atıyorlar, bazen de kendi durumlarıyla ilgili sıcaklık verisi gibi bilgiler gönderiyorlar.
***
buraya dek anlattıklarım uydu verileriyle ilgiliydi. bir de derin uzay sinyalleri var. evrenin herhangi bir yerindeki bir cisimden gelebiliyor bunlar. temel mantık aynı ama yine de bazı nüanslar var. öncelikle bunlar oldukça zayıf sinyaller çünkü çok daha uzun yoldan geliyorlar. bu yüzden bu işlerde en önemli şeylerden biri olan sinyal/gürültü oranı bunlarda çok düşük. yani gürültü, sinyalin yanında çok yüksek kalıyor. radyo teleskoplarda gördüğünüz çanakların o kadar devasa olmasının nedeni bu aslında.
ikinci sorun zamanlama. bu sinyaller anında alıp hemen işleyebileceğiniz sinyaller değil. önce kaydediliyorlar, sonra üzerinde çalışabiliyoruz. başka bazı farklılıklar daha var ama o kadar detaya girmeye gerek yok. ana hatlarıyla konu bundan ibaret.
öncelikle dünyadaki bir anten aracılığıyla, bize ulaşan dalgaları, yani sinyalleri toplamamız gerekiyor. bu sinyaller bize gelene kadar çok fazla ortalıkta dolaştıkları için, antene ulaştıklarında epey zayıf oluyorlar ve tabii ki de izole şekilde gelmiyorlar. başka sinyallerle karışmış oluyorlar. bunlar uzay kaynaklı da olabilir yer kaynaklı da. o nedenle istediğimiz sinyali gürültü adını verdiğimiz diğer sinyallerden ayırmamız ve zayıf olduğu için biraz da yükseltmemiz gerekiyor.
bunu yaptıktan sonra sinyalin sahip olduğu yüksek frekansları biraz daha anlaşılır seviyeye indirmek gerekir. ne demiş ünlü düşünür cem yılmaz: insan yiyecek bunları, küçük yap biraz! bunu yapma nedenimiz, bu yüksek frekanslara sahip sinyallerin aşırı hızlı olması ve bilgisayarımızın bu hıza yetişemiyor olması. bu arada araçlar sürekli hareket hâlinde olduğundan doppler kayması da yaşanır sinyallerde. bunun da düzeltilmesi gerekir.
bununla bitmiyor. analog veriler kolay bozulduğu için bir de dijitale dönüştürmemiz gerekiyor bu sinyalleri. yani 0'lara ve 1'lere çeviriyoruz. bilgisayarımızın da en sevdiği dil bu, malum. böylece bunları istediğimiz kadar kopyalayabilir ve üzerinde işlem yapabiliriz. bozulmadan dayanır bu şekilde.
bu adımı da hallettikten sonra demodülasyon adlı işleme geçiyoruz. burada olan şey, gelen mesajın istasyonda trenden inmesi gibi bir şey. sinyalle bize ulaşan bilgiyi taşıyan arayıcı, elektromanyetik bir dalga. dolayısıyla sinyali bu dalgadan ayırmamız, yani trenden indirmemiz gerekiyor. bunu da yaptıktan sonra, sinyalin bize gelene kadar bozulmuş olan kısımlarını düzeltmemiz gerekiyor. bunu da yaptıktan sonra son olarak verileri birbirinden ayırıyoruz ki hangi parça neyi gösteriyor anlayabilelim. sonuçta uydulardan bize farklı bilgiler geliyor. kimi zaman bir fotoğraf atıyorlar, bazen de kendi durumlarıyla ilgili sıcaklık verisi gibi bilgiler gönderiyorlar.
***
buraya dek anlattıklarım uydu verileriyle ilgiliydi. bir de derin uzay sinyalleri var. evrenin herhangi bir yerindeki bir cisimden gelebiliyor bunlar. temel mantık aynı ama yine de bazı nüanslar var. öncelikle bunlar oldukça zayıf sinyaller çünkü çok daha uzun yoldan geliyorlar. bu yüzden bu işlerde en önemli şeylerden biri olan sinyal/gürültü oranı bunlarda çok düşük. yani gürültü, sinyalin yanında çok yüksek kalıyor. radyo teleskoplarda gördüğünüz çanakların o kadar devasa olmasının nedeni bu aslında.
ikinci sorun zamanlama. bu sinyaller anında alıp hemen işleyebileceğiniz sinyaller değil. önce kaydediliyorlar, sonra üzerinde çalışabiliyoruz. başka bazı farklılıklar daha var ama o kadar detaya girmeye gerek yok. ana hatlarıyla konu bundan ibaret.
devamını gör...
dile takılan şarkı sözleri
at olur da depmeznği?
yar dediğinğ opmeznği?
yarinğ optüü yerdeeeeeğ!
gırmızı guller bitmeznği?
aniden geliyor abi, engelleyemiyorum kendimi, masa darbuka oluyor, ben söylüyorum millet zincirlerini kırmışçasına oynuyor g*t kıra kıra, devlet dairesiyiz ulan biz, biraz ciddyet!
yar dediğinğ opmeznği?
yarinğ optüü yerdeeeeeğ!
gırmızı guller bitmeznği?
aniden geliyor abi, engelleyemiyorum kendimi, masa darbuka oluyor, ben söylüyorum millet zincirlerini kırmışçasına oynuyor g*t kıra kıra, devlet dairesiyiz ulan biz, biraz ciddyet!
devamını gör...
dile takılan şarkı sözleri
genellikle hoşlanmadığım sözlerdir. takılı kalması durumunda adına earworm denen bir lanete dönüşebilir. herhangi bir şarkının zihinsel yüke dönüşmesinin tatsızlığı karşısında, kendinizi sözleri unutmanın yollarını ararken bulabilirsiniz. şarkıyı baştan sona dinlemek, dikkati farklı bir şeye yönlendirmek, tüm dikkati şarkıya yönlendirmek ve daha bir sürü çözüm önerisi olsa da denenmesi durumunda birçoğunun işe yaramadığını görmek çok da şaşılası değil. zira şarkı isterse lütfedip gider, istemezse bizi günlerce meşgul etmekten çekinmez; onu unutmak ne haddimize! ben yine de birçok yolu denemiş ve şarkının bana hissettirdikleri hakkında bir şeyler yazınca rahatladığımı deneyimlemiştim. çok rahatsızlık duyulan bir konu haline geldiyse bence bu yöntem fena sayılmaz.
devamını gör...
hayır diyemeyen insan
hayır demek kötü hissettiriyor, evet demenin sınırlarını zorlamaya çalışıyorum her zaman. üç harfli marketlerdeki tavuk sucuk indirim de alır mısınız a bile zor hayır diyorum. evet demek de tam tersi iyi hissettiriyor.
devamını gör...
sözlük yazarlarının söylemek istedikleri
bi bıkkınlık, bi yılgınlık, bi boş vermişlik var üstümde. çabaladığım, emek harcadığım, koştuğum şeylere artık adım atacak halim yok. her şey olacağına varıyor. sessizce insanları, hayatı ve kendimi izliyorum.
devamını gör...