zaman tüneli
18 nisan 2026 gençlerbirliği galatasaray maçı
eğer galatasaraylı olmasaydım, tereddütsüz gençlerbirliği taraftarı olurdum. acayip bir sempatim var. ama kaderin cilvesine bak ki tam da böyle kritik bir maçta karşı karşıya geliyorlar. gençler'in kümeden düşme ihtimali, cimbom'un ise şampiyonluk ihtimali var. keşke başka bir haftaya denk gelseydi. neyse iyi olan kazansın diyelim.
devamını gör...
kaybolmam lazım
yorucu ülke gündemi,
yorucu kişisel hayat,
belki değil, muhakkak kendinizden de bir şeyler bulabileceğiniz bir dört buçuk dakika. ya da sadece müziğin büyüsü.
sabahlamayı sevenler daha çok sevebilir.
bir peyk şarkısı
yorucu kişisel hayat,
belki değil, muhakkak kendinizden de bir şeyler bulabileceğiniz bir dört buçuk dakika. ya da sadece müziğin büyüsü.
sabahlamayı sevenler daha çok sevebilir.
bir peyk şarkısı
devamını gör...
kirkor terzioğlu
laz ziyanın sesiyle.
kiğmmiş bu terzinin oğluuu.
kiğmmiş bu terzinin oğluuu.
devamını gör...
titanic
büyük kısmının gerçek olmasıyla ağlatan film. o gece orada binden fazla insanın gerçekten o can pazarını yaşadığını bilmek insanın tüylerini diken diken ediyor. her seferinde ağlama nedenim jack ya da rose gibi kurgu karakterler değil. ikinci sınıf yolcuların çoğunun insan muamelesi görmeden ölüme terk edilmesi, gemiye binenlerin hayvanlarının da suçsuz yere durup dururken atlantik'in sularına gömülmesi gibi gerçekler ağlatıyor beni.
çok tartışılan bir mevzu var filmde, biliyorsunuz. buradan itibaren izlememiş olup da izlemeyi düşünenler için spoiler olacak.
soru bu: jack neden rose'un yanına çıkmadı? neden ikisi birden kurtulmadı? en sıradan ve basit cevabı "senaryo gereği" olan bu sorunun aslında fizik kanunları nedeniyle gerçekçi bir yanı da var. bugün titanik konusunda yapay zekâyı biraz darladım. bunun da matematiksel hesabını yaptık yani. rose'un, üzerine çıktığı tahta parçası süslü bir kapı ya da ona benzer bir şey. göz kararı olarak yaklaşık değerlerle bir kütle hesabı yapınca hemen hemen 173 kg çıkıyor. deniz suyunun, yani tuzlu suyun kaldırma kuvvetini işe dahil edince tahtanın taşıyabileceği net yükün yaklaşık 63 kg olduğunu buluyoruz.
ortalama insan ağırlıklarını işin içine dahil edersek, mesela rose 55-60 kg desek, jack de yine 70-75 kg desek, bu ikisinin toplam ağırlığı tahtayı batırmaya yetiyor. bu durumda ikisinin de vücudu suda kalacak ve ikisi de ölecekti. zaten en başında ikisi birden tutunmaya çalışıyor ve tahta dengesini yitiriyor. taşımayacağını fark edince jack geri çekiliyor ve sadece rose'un çıkmasına izin veriyor. bence bu noktada esas soru "senarist niye bir tahta da jack için koymadı oraya" olabilir ki o zaman da film bambaşka bir yöne evriliyor ve muhtemelen istedikleri etkiyi de veremiyor olacaktı.
mythbusters aslında bunun sağlamasını yapmıştı ve ikisinin birlikte kurtulabileceği bir senaryoyu göstermişlerdi. rose'un üzerindeki can yeleğini tahtanın altına bağlamaları durumunda elde edecekleri ek kaldırma kuvvetiyle ikisi de tahta üzerinde hayatta kalabilirdi ama burada da devreye farklı konular giriyor. mademki filmin gerçekçiliği üzerine konuşuyoruz, o zaman gerçek koşulları göz önüne almamız gerekir. birincisi, bunlar panik hâlindeki insanlar. o çözümü o an düşünememe ihtimalleri çok yüksek. ikincisi, ikisi de çok genç. öyle bir panik anında bulabilecekleri çözümler, daha ileri yaştaki bir insan kadar akıllıca olmayabilir de olabilir de, burası belirsiz. son olarak da biz filmi izlerken olup bitenleri görebilmemiz adına her sahnede az da olsa ışık var ama gerçekte olay yeri zifiri karanlıktı. okyanusun ortasındasınız, tek ışık kaynağı olan gemi tamamen sulara gömülmüş ve yıldızlı gökten başka bir şey yok ortalıkta. dolayısıyla o karanlıkta suyun içinde tahtanın altına can yeleği bağlamak da pek pratik bir çözüm gibi görünmüyor. özetle: bence mantık açısından gayet normal bir sahneydi.
tabii ki neden rose değil de jack öldü diye sorabilirsiniz. burada jack'in kendisini feda etmesinin nedeni şu olabilir: jack özgür bir ruh. yaşı genç de olsa, o yaşa dek gönlünün istediği şekilde yaşamış, canının istediğini yapmış ve hayattan tat almayı bilmiş ama rose öyle değil. hayatı boyunca bir kafeste gibi yaşamış, istemediği bir adamla evlendirilmeye çalışılıyor falan. hayatında ilk kez gönlünün istediğini yapmış ve özgürlüğü tatmış, ondan sonraki hayatında da tercihini o özgürlükten, yani jack'ten yana kullanacağını dile getirmiş bir genç kadın. bence bu noktada jack "ben zaten iyi kötü bir şeyler yaşadım ama o hayata yeni başlıyor. o da biraz yaşayabilmeli." diye düşünerek yaşama hakkını ona verdi. eğer rose jack yerine bencil nişanlısıyla birlikte o duruma düşseydi aynı şey olur muydu, orası tartışılabilir çünkü o adam, yaşadığı zengin hayatı fazlasıyla seviyordu ve bunu rose için feda edip etmeyeceği muamma. ilerleyen yıllarda her şeyini kaybedince intihar etmesi, muammayı açıklamaya yardımcı olabilir.
şu da akla gelebilir: rose neden jack ile birlikte ölmeye kalkışmadı? sonuçta "you jump, i jump" restleşmesi yapmışlardı filmde iki kez. işte yine "senaryo gereği" cevabının devreye girdiği nokta bu. orada ikisinin birden ölmesinin filmin gidişatı adına hiçbir anlamı yok. senaryoyu tamamen değiştirip rose'un da öleceği bir şekle sokabilirlerdi tabii ki ama adam jack'i öldürmeyi tercih etmiş, yapacak bir şey yok. hiç tasvip etmemekle beraber, gerçek hayatta birbirini fazlasıyla seven insanların, kavuşamadıkları durumlarda hayatlarına birlikte son verdikleri ya da sadece erkeğin veya sadece kızın hayatına son verdiği çok fazla olaya şahit oluyoruz. gerçek kesit izleyenler hatırlayacaktır belki. dolayısıyla "kadınlar böyledir işte" diyerek işin içinden çıkılacak bir durum değil bu. gerçek psikoloji filmlerdekinden çok farklı. tabii ki gerçekçilik deyince yine şunu da düşünmemiz gerek: gerçekte tam tersi olabilirdi bu romantizmin. o panikle ikisi de sadece kendisini kurtarma derdine düşebilirdi. ihtimallerin sonu yok.
son olarak şunu da söyleyeyim: başka bir sahnede adamın biri suda çırpınırken rose'un kafasını suya sokup duruyordu. izleyen birçok insanın "niye" diye isyan ettiğini gördüm. panik dostlar, panik! şok içerisindeki insanlardan makul hareketler beklemek anlamsız.
çok tartışılan bir mevzu var filmde, biliyorsunuz. buradan itibaren izlememiş olup da izlemeyi düşünenler için spoiler olacak.
soru bu: jack neden rose'un yanına çıkmadı? neden ikisi birden kurtulmadı? en sıradan ve basit cevabı "senaryo gereği" olan bu sorunun aslında fizik kanunları nedeniyle gerçekçi bir yanı da var. bugün titanik konusunda yapay zekâyı biraz darladım. bunun da matematiksel hesabını yaptık yani. rose'un, üzerine çıktığı tahta parçası süslü bir kapı ya da ona benzer bir şey. göz kararı olarak yaklaşık değerlerle bir kütle hesabı yapınca hemen hemen 173 kg çıkıyor. deniz suyunun, yani tuzlu suyun kaldırma kuvvetini işe dahil edince tahtanın taşıyabileceği net yükün yaklaşık 63 kg olduğunu buluyoruz.
ortalama insan ağırlıklarını işin içine dahil edersek, mesela rose 55-60 kg desek, jack de yine 70-75 kg desek, bu ikisinin toplam ağırlığı tahtayı batırmaya yetiyor. bu durumda ikisinin de vücudu suda kalacak ve ikisi de ölecekti. zaten en başında ikisi birden tutunmaya çalışıyor ve tahta dengesini yitiriyor. taşımayacağını fark edince jack geri çekiliyor ve sadece rose'un çıkmasına izin veriyor. bence bu noktada esas soru "senarist niye bir tahta da jack için koymadı oraya" olabilir ki o zaman da film bambaşka bir yöne evriliyor ve muhtemelen istedikleri etkiyi de veremiyor olacaktı.
mythbusters aslında bunun sağlamasını yapmıştı ve ikisinin birlikte kurtulabileceği bir senaryoyu göstermişlerdi. rose'un üzerindeki can yeleğini tahtanın altına bağlamaları durumunda elde edecekleri ek kaldırma kuvvetiyle ikisi de tahta üzerinde hayatta kalabilirdi ama burada da devreye farklı konular giriyor. mademki filmin gerçekçiliği üzerine konuşuyoruz, o zaman gerçek koşulları göz önüne almamız gerekir. birincisi, bunlar panik hâlindeki insanlar. o çözümü o an düşünememe ihtimalleri çok yüksek. ikincisi, ikisi de çok genç. öyle bir panik anında bulabilecekleri çözümler, daha ileri yaştaki bir insan kadar akıllıca olmayabilir de olabilir de, burası belirsiz. son olarak da biz filmi izlerken olup bitenleri görebilmemiz adına her sahnede az da olsa ışık var ama gerçekte olay yeri zifiri karanlıktı. okyanusun ortasındasınız, tek ışık kaynağı olan gemi tamamen sulara gömülmüş ve yıldızlı gökten başka bir şey yok ortalıkta. dolayısıyla o karanlıkta suyun içinde tahtanın altına can yeleği bağlamak da pek pratik bir çözüm gibi görünmüyor. özetle: bence mantık açısından gayet normal bir sahneydi.
tabii ki neden rose değil de jack öldü diye sorabilirsiniz. burada jack'in kendisini feda etmesinin nedeni şu olabilir: jack özgür bir ruh. yaşı genç de olsa, o yaşa dek gönlünün istediği şekilde yaşamış, canının istediğini yapmış ve hayattan tat almayı bilmiş ama rose öyle değil. hayatı boyunca bir kafeste gibi yaşamış, istemediği bir adamla evlendirilmeye çalışılıyor falan. hayatında ilk kez gönlünün istediğini yapmış ve özgürlüğü tatmış, ondan sonraki hayatında da tercihini o özgürlükten, yani jack'ten yana kullanacağını dile getirmiş bir genç kadın. bence bu noktada jack "ben zaten iyi kötü bir şeyler yaşadım ama o hayata yeni başlıyor. o da biraz yaşayabilmeli." diye düşünerek yaşama hakkını ona verdi. eğer rose jack yerine bencil nişanlısıyla birlikte o duruma düşseydi aynı şey olur muydu, orası tartışılabilir çünkü o adam, yaşadığı zengin hayatı fazlasıyla seviyordu ve bunu rose için feda edip etmeyeceği muamma. ilerleyen yıllarda her şeyini kaybedince intihar etmesi, muammayı açıklamaya yardımcı olabilir.
şu da akla gelebilir: rose neden jack ile birlikte ölmeye kalkışmadı? sonuçta "you jump, i jump" restleşmesi yapmışlardı filmde iki kez. işte yine "senaryo gereği" cevabının devreye girdiği nokta bu. orada ikisinin birden ölmesinin filmin gidişatı adına hiçbir anlamı yok. senaryoyu tamamen değiştirip rose'un da öleceği bir şekle sokabilirlerdi tabii ki ama adam jack'i öldürmeyi tercih etmiş, yapacak bir şey yok. hiç tasvip etmemekle beraber, gerçek hayatta birbirini fazlasıyla seven insanların, kavuşamadıkları durumlarda hayatlarına birlikte son verdikleri ya da sadece erkeğin veya sadece kızın hayatına son verdiği çok fazla olaya şahit oluyoruz. gerçek kesit izleyenler hatırlayacaktır belki. dolayısıyla "kadınlar böyledir işte" diyerek işin içinden çıkılacak bir durum değil bu. gerçek psikoloji filmlerdekinden çok farklı. tabii ki gerçekçilik deyince yine şunu da düşünmemiz gerek: gerçekte tam tersi olabilirdi bu romantizmin. o panikle ikisi de sadece kendisini kurtarma derdine düşebilirdi. ihtimallerin sonu yok.
son olarak şunu da söyleyeyim: başka bir sahnede adamın biri suda çırpınırken rose'un kafasını suya sokup duruyordu. izleyen birçok insanın "niye" diye isyan ettiğini gördüm. panik dostlar, panik! şok içerisindeki insanlardan makul hareketler beklemek anlamsız.
devamını gör...
nick vermeden bir yazara seslen
geçen sabah hale gittim sarımsak almaya. neyse aldım ama dedim biraz da burada sohbet edeyim, takılıyım.
oturdum alışveriş yaptığım esnafın verdiği tabureye.
neyse biraz sonra vay canını yidiğim o meşhur ford d1210 giriş yaptı hale.
lan emmi yemin ederim içim gitti ya. önce aklıma sen geldin bak vallah.
adam yükü yükledi çıkacak.
namussuz bir ara gaz yaptı, yemin ederim viyana filarmoni orkestrası halt etmiş emmi.
o nasıl bir enstrümandır yarabbim.
oturdum alışveriş yaptığım esnafın verdiği tabureye.
neyse biraz sonra vay canını yidiğim o meşhur ford d1210 giriş yaptı hale.
lan emmi yemin ederim içim gitti ya. önce aklıma sen geldin bak vallah.
adam yükü yükledi çıkacak.
namussuz bir ara gaz yaptı, yemin ederim viyana filarmoni orkestrası halt etmiş emmi.
o nasıl bir enstrümandır yarabbim.
devamını gör...
manuka balı
yeni zelanda ve avustralya'nın bazı bölgelerine özgü olan manuka çalısının (leptospermum scoparium) çiçeklerinden arılar tarafından üretilen, tek çiçekli (monofloral) ve dünyaca ünlü bir bal türüdür. kanserden enfeksiyonlara bir çok rahatsızlığın tedavisinde kullanılmasını sağlayan içeriğe sahiptir.
devamını gör...
bir erkeğe edilebilecek en güzel iltifat
ne güzel kill alıyorsun.
devamını gör...
utangaç erkek
iyi bir psikiyatriste ya da psikoloğa görünmesi gereken gereken erkektir. zira ben de kendimi utangaç zannederdim. meğer anksiyetem varmış. ihmal edilmemeli.
devamını gör...
kirkor terzioğlu
testere necmi'nin gizli kasası olan ermeni kuyumcu. aynı zamanda testere'nin emriyle süleyman çakır'ın ruslarla işbirliği yapmış gibi göstermek için hesabina 15 milyon dolar göndermiştir.
devamını gör...
wasser wacht
wächter=nöbetçi demek evet ordan geliyor
devamını gör...
hiçbir şey yapmak istememek
bir şey yapmadıkça durum daha da kötüleşiyor. ne kadar zor olsa bile adım atmak gerekiyor.
devamını gör...
sizin yanınızda sürekli başkasını öven arkadaş
övdükleri kişi kendi arkadaşıysa "yaa işte böyle bir adamla arkadaşım." diye hava atmaya çalışan tiptir. bir de "biz de deriniz." havalarına girerler.
devamını gör...
the talking bugs
viewofanonsense albümü tam bu havalara yakışan grup.
devamını gör...
yerebatan sarnıcı
yazın gezmesi çok daha keyifli. sultanhamet semalarında sıcaklık 65 dereceye çıkmışken, içeri girince kızgın kumlardan serin sulara atlıyor gibi hissettiriyor.
devamını gör...
doğu eşrefoğlu
"seni doğuran ebe seher'i tanırım " repliğiyle pala'ya racon kesen üst düzey devlet görevlisi. "ben devletim." diyebilecek kadar nüfuzlu biri.
devamını gör...
kişisel arızalarımız
benimkileri yazarak bu listeyi başlatıyorum;
-henüz gerçekleşmemiş şeyler için kaygılanma hastalığı
-olayları romantize ederek gerçekdışı yorumlama sendromu
-küçük öykülerde büyük felaketler bulma saplantısı
-kadercilik bahanesiyle eylemsizlik
-ileri seviyede şüphecilik ve kronik güvensizlik
-henüz gerçekleşmemiş şeyler için kaygılanma hastalığı
-olayları romantize ederek gerçekdışı yorumlama sendromu
-küçük öykülerde büyük felaketler bulma saplantısı
-kadercilik bahanesiyle eylemsizlik
-ileri seviyede şüphecilik ve kronik güvensizlik
devamını gör...
yapay zekanın insana benzer yanları
bazen sallıyo.
devamını gör...


