zaman tüneli

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

çoğu zaman bilmekle karıstırılan eylem.
bir insanin belirli bir dönemde sergilediği davranışları görmek ya da şahit olmak bilmektir.
tanımak ise bambaşka bir derya. cogunlukla mümkün değildir
devamını gör...

(bkz: cevapsız sorular)
devamını gör...

ben kimsenin beni tanıdıgına inanmıyorum bu dunyada.
devamını gör...

türkler, tengriyi hiçbir zaman unutmadı. orta çağda ve osmanlı döneminde bile türk halkının içinde çok sayıda tengrici vardı. bugün bile islam inancını, kendimize göre yorumlayarak yaşatıyoruz. türkler hristiyan oldu, musevi oldu, ateist oldu, müslüman oldu, maniheist oldu, budist oldu, şintoist oldu ama hiçbir zaman tengriden vazgeçmedi.


"katranı kaynatsan olur mu şeker, cinsini sevdiğim cinsine çeker."
devamını gör...

başlığa girerken bile sıkıldım, öyle bir fikir yani.
devamını gör...

açmadığın dalda sözün geçer mi?
devamını gör...

son zamanlarda okuduğum kitaplarla ilgili bir şeyler yazamadım ama bu kitaba kayıtsız kalamazdım. böyle bir başyapıta teşekkür etmenin bir yoludur belki de hakkında bir şeyler yazmak.

teke şenliği, nobel ödüllü yazar mario vargas llosa’nın 2000 yılında yayımlanan, 2003 yılında da türkçe olarak basılan 550 sayfalık bir başyapıt.

uzun zamandır böylesine dehşetli, karanlık, ürkütücü ve gerçekliğiyle beni sarsan bir kitap okumamıştım. şahane bir dil, çok maharetli bir anlatım kurgusu, ustalıklı bir üslup ve maalesef insanı karamsarlığa sürükleyen karanlık bir hikaye okuyoruz.

aslında hikaye dediğime bakmayın, bu kitap 31 yıl boyunca dominik cumhuriyetinde hüküm süren rafael trujillo’nun tek adam yönetiminin gerçek bir anlatısı. zaten insanı sarsan da bu yaşananların gerçek olması ve günümüzle kurulan benzerlik bağları oluyor.

olayları 3 farklı pencereden izliyoruz ve bu pencerelerde de sıkça zaman sıçramaları yaşanıyor. kah trujillo’nun suikast gününe gidiyoruz (trujillo’nun bir suikaste kurban gideceği sürpriz değil), kah ilk seçildiği döneme gidiyoruz; kah suikast gününün içinde bir hatırlamayla trujillo’nun en güçlü olduğu dönemde buluyoruz kendimizi. kitap bu anlatım şekliyle de bize yazarın ustalığını, zamanı eğip bükerek incecik bir sınırda okuyucuyu da peşinde sürükleyecek kudrete sahip olduğunu gösteriyor.

kitabın konusuna gelirsek 2-3 cümleyle anlatmak mümkün. 31 yıl boyunca tek adamla yönetilen bir ülkenin her kurumunun yağmalanması, halkın perperişan bir halde hayatta kalma mücadele vermesi, trujillo’nun delüzyonunun her geçen gün artması ve bu döngü içinde de acımasızlığın, vahşetin, katliamların dozunun yükselmesi. tek adam yönetiminin bir ülkeyi nasıl erozyona uğrattığını ilmek ilmek okuyoruz.

ve ben bu kadar toplumsal bir hikaye okuduğumda elimde olmadan ülkemizle paralellik kuruyorum. bu kitapta da çok fazla paralellik kurdum ve etrafımla da konuşurken sık sık; “iyi ki bugün bizi yönetenler sosyal medya denen şey yokken yönetmemişler.” dedim.

öte yandan kitap düzenin değişeceğine dair bir umut veriyor; bu diktatörlüğün de sonu olduğuna dair, tüm dalkavukların, zübüklerin gemiyi terk edeceğine dair… ama sonra bir aydınlanma geliyor ve bir diktatörü başa getirmiş, o diktatörü tüm zorbalıklarına rağmen çok uzun yıllar alaşağı edememiş bir toplum yine yeniden bir diktatöre teslim etmez mi kendisini? o yüzden ilk anda bulabildiğim umudu sonrasında kaybettim ve günün birinde ancak dominik olabileceğimizi fark ettim.
devamını gör...

beni dünya tutuyor. hep kafadayım gibi.
devamını gör...

kağıt filmindeki repliği hatırlayın..

''her yasak kendi isyancısını yaratır!
yasalar her zaman masum değildir müzeyyen hanım.
bir sabah uyandınız ve birileri diyor ki size:
'sabah kahvaltısında zeytin yemek yasak!' ne olurdu?
''sabah kahvaltısında zeytin yemeyiz''
'yanlış! her yasak kendi isyancısını yaratır.
zeytin severler bir örgüt kurarlardı. üzerinde zeytin dalı amblemi olan bir bayrakları olurdu. zeytinlere özgürlük diye bir marşları olurdu belki.
şimdi soruyorum size;
zeytinseverler ayaklanıp dağa çıksa, dağa çıkan zeytinseverler mi suçlu yoksa sabah kahvaltılarında zeytini yasaklayanlar mı?
"

kimse durduk yere dağa çıkmaz.
devamını gör...

hiç kimse yiyemezdi. tengricilikte ruhban sınıfı yoktur. din adamlığının maddi bir getirisi yoktur.
devamını gör...

#3969682 yalnızca bu tanım özelinde konuşmayacağım fakat elimde bu var şu an. apocu, pkk sempatizanı, demli falan ilan edilmişim, süper olay. şimdi efendim benim evime bayrak asılmadığını nereden çıkardınız? tanımadığınız insanların hayatları hakkında bu kadar cesur olmak size nasıl anormal gelmiyor anlatsanıza biraz? pkk için terörist değildir gibi bir ifade kullandığımı asla hatırlamıyorum, bilakis terörist diye bahsettiğim konusunda eminim. hayata dair tek bir şeyi idrak edebilmiş -onu da yarım yamalak- kimselerin, idrak ettiği şeye saplanıp kalması sizde adettir de ben yabancıyım o mevzulara. ömründe bir kez olsun dem'e -veya önceki isimleri her neyse- oy vermemiş birini de yalnızca iki tanım üzerinden pkklı ilan edecek kadar dar yaşıyorsunuz. sizi suçlamıyorum asla, kapasite meselesi. bir kürt olarak dem partiye oy vermeyi çok isterdim fakat sizden hiçbir farkları olmadığının farkındayım, daha önce de ifade ettiğim üzere milliyetçilerden nefret ederim. ana dilini konuştuğu için öldürülen insanların ölümünü meşru kılmak için şehitlerimizi örnek gösterme hatsizliğinizi de siz oturup bir düşünün, bu konuyu tartışma hatsizliğinde bulunmayacağım. utangaç apocu da denmişti benim için sanırım, gizleyecek olsam hiç konuşmam. yalnızca bir konu hakkında düşüncelerimi yazıyorum ve siz de kapasiteniz yettiğince algılıyorsunuz. sizi şakşaklamak yahut size ters bir fikri beyan etmemek gerekir sanırım apocu olmamak için. olsun.
horgörüyle takip ediyorum sizleri. muhatap olarak kabul edeceğim insanlar değilsiniz birçoğunuz, bu son olsun.

bunu buraya yazdım çünkü sizden daha iyi bir örneğini bulmam şu an için biraz zor.
devamını gör...

yeri geldiği zaman gayet de seviyorum; maalesef hep kontrol, hep kontrol, ilerleyemiyoruz. zaten kontrol bendeyken de doğru kararlar verdiğim söylenemez.
devamını gör...

tengricilik, panteizm* esaslı bir dindir. insanlığın en eski dinlerinden biri olup bunlar arasında varlığını hala sürdürebilen tek dini inançtır. tengriciliğin bir din olmadığını söylemek, hakaret olur. bu dini hafife alamayız ve tesirini küçük göremeyiz. tengricilikte dogmalar, kutsallar vardır lakin bir kitabımız yoktur. bir inancın din olabilmesi için mutlaka kitabının olması gerekmez. eğer bu doğru olsaydı dünyada sadece dört din olurdu, oysaki yeryüzünde binlerce din vardır. bizim değerlerimiz, insan aklının kavrayabileceği ve insan vicdanının özümseyebileceği basitlikte ve netlikte hakikatlerdir. bu yüzden dini kurallarımızı kitaplaştırmamız hiç gerekmedi ve gerekmeyecek de. bir müslümanın kuran'ını ya da bir hristiyanın incil'ini açık havaya koyun. yağmur kitabın sayfalarını ıslatacak ve rüzgar onları kopartacaktır. işte bizim dini kitabımız, o yağmur ve o rüzgardır, doğanın ta kendidir. biz tanrı'nın suretini bizzat kendisine bakıp okuruz. bizzat bilgi verme maksadıyla bir kitap kaleme alacaksak da buna kutsiyet atfetmeyiz ve onu dayatmayız.

öyle ki tengricilik, göklerin tek hakimi olan tengri'ye inanmakla başlar. tengri, evrenin bizzat kendisidir. geniş uzayda bulunan canlı ve cansız her varlık, kendi düzenini kurmak için mutlak bir çaba ve mücadele içerisindedir. hidrojen atomları birbirine yaklaşarak yıldızları meydana getirir, toz bulutları yakınlaşıp birikerek asteroitleri meydana getirir, asteroitler bir araya gelir ve gezegenleri oluşturur. gezegenler yıldızların kütle çekimine kapılır ve onların etrafında döner, yıldızın ısısı gezegenin yüzeyinde yeşerecek hayat için enerji verir, hücreler koloniler kurar, koloniler çok hücreli canlılara dönüşür, çok hücreliler bitkileri ve hayvanları meydana getirir, hayvanlar bitkileri yer, büyük hayvanlar küçük hayvanları yer ve bu böyle sonsuza dek gider...

evrenin bu haline baktığımızda tam bir kaos ve bu kaostan beslenen döngüsel bir düzen görüyoruz. burada hepimiz şu soruyu sorarız: neden ? neden gezegenler, yıldızlar, hayvanlar tüm bu şeyleri yapıyor ? abiyogenez * neden yaşandı ? bütün bu cansız ve canlı varlıkların bu ilerleme çabasını açıklayabilmek için mutlaka bir dürtüye, bir itici güce, bir şuura ihtiyaç vardır. işte bu bizi tengri'ye götürür. o, her bir maddenin ve her bir atomun içerisindedir. o her yerdedir, her zamandadır, her oluştadır. tanrının içimizdeki en büyük izi, var olma arzusudur. buna tarihteki panteistlerden spinoza conatus derdi. taşın sertliği, parçalanmamak için verdiği bir mücadeledir. bebeğin annesinin memesini araması bir mücadeledir. yıldızların kütleçekimiyle çökmemeye çalışması bir mücadeledir. evrenin genişlemesi, yıldızların ve gezegenlerin kütleçekim dansı, canlılığın evrimi... bunların hiçbirinde doğaüstü bir sihirbaza ihtiyaç yok. maddenin kendi içsel yasaları (fizik kuralları) zaten bu "şuurlu" hareketi doğurur. buna dinimizde pratiğini gördüğümüz panpsikizm * denir.

tanrı, hiçbir şeyi yoktan var etmemiştir. tanrı bir büyücü değildir, bir sihirbaz değildir. binaenaleyh, büyü ve sihir diye bir şey yoktur ! doğaüstü bir güç asla yoktur. tanrı, evreni meydana getirmek için kullanacağı fizik yasalarına ihanet etmez; o her dilediğini kendi araçlarını kullanarak gerçekleştirir. bundan dolayı tengricilikte metafizik diye bir şeye de asla inanmayız. insanların metafizik sandığı şey, aslında henüz keşfedilmemiş fiziktir. örneğin "cin" adı verilen ruhsal varlıklar tamamıyla maddeseldir ve fiziksel olarak vardır, lakin insanlığın elindeki teknoloji onları tespit etmek için yeterli değildir. aynı şekilde tanrı da evrenin ta kendisi olduğu için maddeseldir. öyle ki maddenin ötesinde hiçbir şey yoktur, yaşadığımız evrenin dışında hiçbir şey yoktur. cin örneğinden devam edelim... bir cin, çoğu zaman kötücül bir ruhsal varlık olarak düşünülür. böyle bir varlığın insana çeşitli halüsinasyonlar göstermek suretiyle korku ve endişe verdiği; bu da yetmezmiş gibi o insanın akli dengesini yerinden oynattığı hepimizin malumudur. cin adı verilen bu art niyetli varlığın kişiye bu denli bir zarar verebilmesi için onun beynindeki nöronlara ve bağlantılara müdahale etmesi, serotonin üretimine engel olması, vücuttaki hormon dengesini alt üst etmesi gerekir. bunları yapmadan o kişiyi korkutması zaten olanaksızdır. o halde bu "cin" maddeden bağımsız bir metafiziğin ürünü olamaz. mutlaka ve mutlaka fiziksel bir varlık olmalıdır ki insanla böylesine temas kurabilsin. işte bundan dolayı tengricilik inancına mensup kamlar, baksılar ve şamanlar bu tür varlıklar tarafından rahatsız edilen kişilerin sıkıntılarının giderilmesi için kötü ruhları kovan ritüeller gerçekleştirirler lakin kişinin mutlaka psikiyatrik tedavi görmesini de gerekli görürler. zira o "cin" denilen ifritin kişinin ruhunda bıraktığı hasar son derece gerçektir ve kalıcı olmaması için her türlü tıbbi önlem alınmalıdır. bu yönüyle bizim inancımız hakikati kendisine rehber edinmiştir.

tengricilikte ruhun ne olduğunu, ölümden sonra bizleri nelerin beklediğini de daha önce anlattım. buradan ulaşabilirsiniz.

#3962601
#3965174
devamını gör...

ben her yerde delirebiliyorum. ha gayret dostlar.
devamını gör...

bi günde sen çık, eve ekmek getir, güdümsüz. :)
devamını gör...

kurban kesmeseydin gitme derdi.

ne o öyle bağırmalar, sakatatçılıklar, billurlar...
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ben;)

beynimin kontolu bende olmalı. ayık olmalıyım. bilincli olmalıyım. en dogru secimleri yapmalıyım.

son 20 senedir sarhos olmadım.
devamını gör...

arkadaş çevrem.
akıllı insanla asla işim olmaz ki, delirecek varsa gelsin ona da yer var.
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim