zaman tüneli
ırkçılık bir çocukluk hastalığıdır
gidip bir gen testi yaptırsın da gülelim sonucuna...
devamını gör...
fenerlilerin galatasaray şampiyon olmayı hak etti diyememesi
galatasaray liverpool ile oynadığı son maçın travması ve sakatlıkları sebebiyle son dönem düşüşte ama ondan önce bariz her takımdan kat be kat daha iyiydi. hani algı yapıyorlar da herkes kötü, galatasaray daha az kötü diye, has sektör derim apaçık cl'de son 16 yapan kötü takım mı olur?
devamını gör...
barbaros şansal
van depreminde yöresel kadın içgiyim kıyafetleri toparlayıp gidip dağıtmıştı. bunu duydum. kimsenin haberi olmadı.
devamını gör...
tayyip ölünce başa kim geçecek sorunsalı
tayyip ölene dek başta yani. illa biri geçmesi için ölmesi gerekiyor.
oğlum bu padişahlık lan.
oğlum bu padişahlık lan.
devamını gör...
uysal
ben uysal bir insanım.
yapım-tarzım-tercihim bu.
rica ediyorum beni kendi hiddetinize suruklemeyin. en iflit oldugum sey.
yapım-tarzım-tercihim bu.
rica ediyorum beni kendi hiddetinize suruklemeyin. en iflit oldugum sey.
devamını gör...
parfüm satın alma hastalığı
brut ile başladı parfüm merakım
"erkeğin özü" sloganıyla çıkmıştı piyasa.
vazgeçilmezimdi.
şimdi herhangi bir marka takıntım yok.
"erkeğin özü" sloganıyla çıkmıştı piyasa.
vazgeçilmezimdi.
şimdi herhangi bir marka takıntım yok.
devamını gör...
tayyip ölünce başa kim geçecek sorunsalı
bu sorunsalı normal karşılıyor olmamız daha sorunsal.. halkın kimi seçeceğinden ziyade onun kimi işaret edeceği önemli olmuş gibi. asıl mesele kim gelecekten çok, sistem kişilerden bağımsız şekilde işlemeye devam ediyor mu sorusuna dayanıyor bence.
devamını gör...
hesabım var
benim de allah-kul hesabım çok karışık. şimdi bir deftedâr zebâni bakacak benim hesabıma. çıkamayacak işin içinden ve iletecek allah’a.
-efendim, çıkamadım işin içinden. bir kulunuz var; bir sevap, bir günah… büyük sevap, büyük günah… her günü böyle geçmiş. âlim mi deli mi anlamadım. hangisi neyi örtecek bilemedim.
hayırlısı. allah büyük. hesabımızı illâ ki öderiz…
yukarıda da belirtmiş sayın yazar. 90 yılında ibrahim tatlıses'in söylim mi? albümünde yer alır ilk defa. sözü de atilla ergün'e aittir. mesela atilla ergün başka ne yazmıştır? adını yoldaki taşlara yazdım'ı yazmıştır. güftesi sağlamdır güftekârın.
peki kimdir atilla ergün?
sonra bu şarkıyı bülent ersoy, azer bülbül, adnan şenses gibi isimler de icra etmiştir.
sevenler elbet kavuşur, hesabım var.
devamını gör...
2030
60'lı yaşlarda olacağım.
ama 80 öncesinde neysem yine o olacağım.
ölünceye kadar faşizmle savaşmaya devam edeceğim..
ama 80 öncesinde neysem yine o olacağım.
ölünceye kadar faşizmle savaşmaya devam edeceğim..
devamını gör...
2030
oğlum ilkokula başladığı sene doğum tarihimi sormuştu. 1900'lü bir sayı söyleyince "ooo anne sen atatürk'ü de gördün mü? " diye şaşkınlıkla o minik ağzını açmıştı. yani şey diyeceğim sözlük, ara nesil olmak zor. ne zaman geldik biz 2030'lara, akıl alır gibi değil. bilim kurguya geçiş yaptım sanki..
devamını gör...
doğululardan nefret etmek
dışardan birisi olarak (bkz: uzay), bana türkiye’nin her yeri aynı geliyor. ilkellik, ahlaki çıpanın ve geleneğin olmaması, toz toprak, inşaat, sigara kokusu…
devamını gör...
tayyip ölünce başa kim geçecek sorunsalı
ilk önce onu destekleyen zihniyetin ölmesi gerekir.
devamını gör...
ceyda kasabalı
kelime şakaları çok çirkin olan ama bir yerden sonra güldüren, enerji dolu bir kadın.
eşiyle de güzel bir uyumu var.
zaten hatunun ilk eğitimini aldığı aile kalitesi, abisinden belli. (bkz: gökmen kasabalı)
böyle güzel ailelerden güzel çocuklar çıkar.
keyifleri bol olsun.
eşiyle de güzel bir uyumu var.
zaten hatunun ilk eğitimini aldığı aile kalitesi, abisinden belli. (bkz: gökmen kasabalı)
böyle güzel ailelerden güzel çocuklar çıkar.
keyifleri bol olsun.
devamını gör...
geceye bir ahmet kaya şarkısı bırak
aşırı hüzün verdiğinden 15 senede bir dinlerim, fikrimce en iyi şarkısı.
hoşça kalın ağız tatlarım
sıcak çorbam, çayım, sigaram
havalandırma sıram, banyo sıram
kelepçe sıram
parkamı, kazağımı, eldivenlerimi
ayakkabılarımı ve kalemimi ve saatimi
ve kavgamı bıraktığım sevgili dostlar
hoşça kalın, hoşça kalın.
hoşça kalın ağız tatlarım
sıcak çorbam, çayım, sigaram
havalandırma sıram, banyo sıram
kelepçe sıram
parkamı, kazağımı, eldivenlerimi
ayakkabılarımı ve kalemimi ve saatimi
ve kavgamı bıraktığım sevgili dostlar
hoşça kalın, hoşça kalın.
devamını gör...
didem madak
dokuz eylül üniversitesi hukuk fakültesi’nde okumuş, bir süre avukatlık yapmıştır. şiire geçişi doğrudan edebiyat eğitimi üzerinden değil, hayatın içinden olmuştur..
sevgili anneciğim,
binlerce kez açıldım, binlerce kez kapandım yokluğunda
kocaman bir dağ lalesi gibi
ve kapkara göbeğini dünyaya fırlatacakmış gibi duran.
şimdi mucizevi bir yerdeyim
muc’ın ucuz evinde
sanki mürekkebi rutubet olan bir kalem
duvarlara hep senin resmini çiziyor
di’li geçmiş zamanda birçok resim,
hep gülümsüyorsun
aklının ortasında mavi bir yıldız varmış gibi
ve o yıldız karanlık bir şubat akşamında
durmadan soluyormuş gibi
hatırlar mısın?
mavi saçlı bir tanrı gibi severdim burdur gölü’nü
o göl şimdi içimde kocaman bir anne ölüsü.
vişne bahçeleriyle dolu,
neşeli bir şehre benzerdi senin sesin.
bazen ölmek istiyorum
beni yeniden doğurman için
iri, ekşi bir vişne tanesi gibi.
kış başında bir ton kömür yığarlardı kapıya
bazen görülen rüyalar gibi kapkara
bir ton rüya çıtırdarken
sen kar yağmadan önce başkaydın,
kar yağdıktan sonra bambaşka.
sanki hep buluğ çağındaydım.
kuşlar zaptederdi her yeri, sabahları
binlerce kez söylerlerdi söyleyeceklerini
bizim hiç anlayamayacağımız bir şeyi
senin şarkıların aç kuşlara buğday saçardı
kediler yusyuvarlak dururdu karın ortasında
kar manzaralı bir resmin ortasında durur gibi
gri kediler sarmıştı etrafımızı, gri dağlar...
bir tek senin çocuklar üşüyecek rengi saçların vardı.
ben bu eve muc’ın ucuz evi diyorum
yokluğunda böyle oldum.
mucize öldükten sonra buraya taşındım.
ve inan
muc bu evi bana çok ucuza verdi.
yaşasaydın, hayatının ortasına
güller yığan bir adam olsun isterdim babam.
sen bir çocuk romanı annesi ol isterdim.
ölü mısır tarlaları hışırdıyordu
ve kalbimde çıngıraklı yılan sürüleri
diye başlayan bir çocuk romanında...
şalına sarınırdın toprağa sarınır gibi
erken öleceğini biliyordum bana bırakmak için,
bu acımasız ölü anne sesini
şimdi mucizevi bir yerdeyim
zaman bir salyangozun vücudunda yaşıyor burada
ve çok ağır ilerliyor.
yüzümdeki çillerden başka
isyan eden biri yok hayatımda.
not:
ölen her kadın için bir şiir yazdım.
onları muc’a evin karşılığında verdim
çok ucuza.
artık bütün üzgün oluşlarımın adı:
anne!
didem madak
sevgili anneciğim,
binlerce kez açıldım, binlerce kez kapandım yokluğunda
kocaman bir dağ lalesi gibi
ve kapkara göbeğini dünyaya fırlatacakmış gibi duran.
şimdi mucizevi bir yerdeyim
muc’ın ucuz evinde
sanki mürekkebi rutubet olan bir kalem
duvarlara hep senin resmini çiziyor
di’li geçmiş zamanda birçok resim,
hep gülümsüyorsun
aklının ortasında mavi bir yıldız varmış gibi
ve o yıldız karanlık bir şubat akşamında
durmadan soluyormuş gibi
hatırlar mısın?
mavi saçlı bir tanrı gibi severdim burdur gölü’nü
o göl şimdi içimde kocaman bir anne ölüsü.
vişne bahçeleriyle dolu,
neşeli bir şehre benzerdi senin sesin.
bazen ölmek istiyorum
beni yeniden doğurman için
iri, ekşi bir vişne tanesi gibi.
kış başında bir ton kömür yığarlardı kapıya
bazen görülen rüyalar gibi kapkara
bir ton rüya çıtırdarken
sen kar yağmadan önce başkaydın,
kar yağdıktan sonra bambaşka.
sanki hep buluğ çağındaydım.
kuşlar zaptederdi her yeri, sabahları
binlerce kez söylerlerdi söyleyeceklerini
bizim hiç anlayamayacağımız bir şeyi
senin şarkıların aç kuşlara buğday saçardı
kediler yusyuvarlak dururdu karın ortasında
kar manzaralı bir resmin ortasında durur gibi
gri kediler sarmıştı etrafımızı, gri dağlar...
bir tek senin çocuklar üşüyecek rengi saçların vardı.
ben bu eve muc’ın ucuz evi diyorum
yokluğunda böyle oldum.
mucize öldükten sonra buraya taşındım.
ve inan
muc bu evi bana çok ucuza verdi.
yaşasaydın, hayatının ortasına
güller yığan bir adam olsun isterdim babam.
sen bir çocuk romanı annesi ol isterdim.
ölü mısır tarlaları hışırdıyordu
ve kalbimde çıngıraklı yılan sürüleri
diye başlayan bir çocuk romanında...
şalına sarınırdın toprağa sarınır gibi
erken öleceğini biliyordum bana bırakmak için,
bu acımasız ölü anne sesini
şimdi mucizevi bir yerdeyim
zaman bir salyangozun vücudunda yaşıyor burada
ve çok ağır ilerliyor.
yüzümdeki çillerden başka
isyan eden biri yok hayatımda.
not:
ölen her kadın için bir şiir yazdım.
onları muc’a evin karşılığında verdim
çok ucuza.
artık bütün üzgün oluşlarımın adı:
anne!
didem madak
devamını gör...
facebook solcusu
feysbuk bunların paylaşımlarında hasta çocuklara 1dolar yardım da yapar
devamını gör...
parfüm satın alma hastalığı
sadece parfüm değil, imza parfümüm (bkz: quentin bisch) imzalı olduğu için body wash'ından handcreamine kadar alıyorum.
devamını gör...
facebook solcusu
solculuğun her türlüsü ırkçılıktan iyidir..
devamını gör...


