zaman tüneli
oblomov
hayata 'oblomovluk' diye bir terim kazandırmıştır.
aslında çoğumuz bizden beklenenden çok daha azı olduk hayatta.
hepimiz biraz üşengeç hepimiz biraz oblomovuz.
kitap kalın ve rus edebiyatı sıkılırız demeyin, gayet akıcı.
aslında çoğumuz bizden beklenenden çok daha azı olduk hayatta.
hepimiz biraz üşengeç hepimiz biraz oblomovuz.
kitap kalın ve rus edebiyatı sıkılırız demeyin, gayet akıcı.
devamını gör...
orhan gencebay'ın hülya avşar'ın poposuna tokat atması
orhan bey bu nezih hareketi ile hülya avşar tarafından pandik harekatına maruz kalıp büyük mağduriyet yaşayan ricky martin'in öcünü almış, hemen herkesin artık nefretle yaklaştığı avşar kızının cezasını kesmiştir.
(bkz: kimse bilmez ancak ceza nefretten de eskidir)
(bkz: kimse bilmez ancak ceza nefretten de eskidir)
devamını gör...
caz dinlemeye yeni başlayanlara tavsiyler
jazz standards denilen diye bir liste var, en bilinen ve en fazla çalınmış jazz eserlerinden olma. jazz müziğin standart abc'si o. onunla başlayın.
devamını gör...
caz dinlemeye yeni başlayanlara tavsiyler
sonra ibrahim tatlıses, ebru yasar falan sevmez olursunuz. başlamayın. pop müzik değil o.
akademisyenlerle mücadelenin en iyi yolu her yere üniversite yapmaktır. herkes akademisyen olabilir ama herkes siyasetçi olamaz, zengin olamaz.
akademisyenlerle mücadelenin en iyi yolu her yere üniversite yapmaktır. herkes akademisyen olabilir ama herkes siyasetçi olamaz, zengin olamaz.
devamını gör...
caz dinlemeye yeni başlayanlara tavsiyler
ben hepinizden daha iyi dinliyorum o yüzden çok kasmayın bi de piyanoda gitarda çalıyom
günün sonunda müzisyen müziğidir müzikle uğraşmıyosanız çok önermem keyfinize bakın performative müzik dinlemeyin
günün sonunda müzisyen müziğidir müzikle uğraşmıyosanız çok önermem keyfinize bakın performative müzik dinlemeyin
devamını gör...
tanrı'nın hiç anısının olmayışı
bir yaştan, çok fazla tecrübeden, bilgelikten sonra hayat çok anlamsız ve sıkıcı oluyor. tanrıyı düşünemiyorum. herşeyi bilmek mümkün değil.
zaten bilgi hayatta kalmak için var, hayatta kalma amacı dışında bilgi diye tanımlanabilecek hiç bir şey yok. dolayısı ile tanri bilgi değil sadece istek olabilir.
zaten bilgi hayatta kalmak için var, hayatta kalma amacı dışında bilgi diye tanımlanabilecek hiç bir şey yok. dolayısı ile tanri bilgi değil sadece istek olabilir.
devamını gör...
caz dinlemeye yeni başlayanlara tavsiyler
yol yakınken bırakın
devamını gör...
köpek

bu köpek değil ki. bunun adını oynak koymuştum ben. kendisi haza hanımefendi bir yaratıktır. o kadar oynaktır ki, kafası başka yere poposu başka yere gider.
yaramaz. bizim buradaki yastıklarımızı yorganlarımızı kapıp götürür. terlik mesela, en sevdiği şey.
yılışık. merdivenden çıkıyor çardağa, sofada yatıyor. kız zilli! diyorsun, hemen gidiyor ama geri geliyor sonra.
acıkmış allah rızası ve insan merhametince tabii yemek verdik. şimdi ön bahçede, dolanıp duruyor.
şımarık.
devamını gör...
aynı göğün altında
aynı göğün altında iki yabancıyız şimdi.
devamını gör...
caz dinlemeye yeni başlayanlara tavsiyler
ben 6 yaşımdan beri caz dinlerim..
devamını gör...
dizi bağımlılığı
ananemin bagimliligi. dunki elektrik carpma ve bilgisayar sarj aletimin kirilmasindan sonra ananem gene durmadi. odama geldi, tv'deki youtube'dan izlemeye devam ediyoruz. 60. bolumdeyiz. bikac gunde 11 bolum dizi izledik. cok hizli ilerliyoruz, ben de korkuyorum. sabahtandir dizi izliyoruz gene, rezalet de bi dizi. daha 100 bolum var. allah'tan artik atlamaya basladik, ananem de bikti. evet.
devamını gör...
hoşgörü
dunyayı daha güzel bir yer yapacak olan bu.
tasları sopaları silahları alıp birbirimizi mi yok edelim?
bazen sinir uclarımla oynandıgında ben bile hosgorulu olmakta zorlanıyorum. sonra bi su iciyorum. nefes egzersizi yapıyorum. sakinliyorum. sabredip özüme donunce tepki vermeyi tercih ediyorum.
kardes kardes yasamayı ogrenmek zorundayız.
cümleten yok olmak istemiyorsak.
bu da hosgoruden geciyor.
birbirimizi bilicez ve idare edicez.
kimse dört dörtlük degil.
tasları sopaları silahları alıp birbirimizi mi yok edelim?
bazen sinir uclarımla oynandıgında ben bile hosgorulu olmakta zorlanıyorum. sonra bi su iciyorum. nefes egzersizi yapıyorum. sakinliyorum. sabredip özüme donunce tepki vermeyi tercih ediyorum.
kardes kardes yasamayı ogrenmek zorundayız.
cümleten yok olmak istemiyorsak.
bu da hosgoruden geciyor.
birbirimizi bilicez ve idare edicez.
kimse dört dörtlük degil.
devamını gör...
aynı göğün altında
sahne aynen şu; sabahın körü, üzerimde o eski püskü yazlık pijamalar, mutfak penceresinin camını aralamışım. içeri acayip tatlı bir rüzgar üflüyor, saçımı başımı dağıtıyor. arkamı mutfağın o bitmek bilmeyen dağınıklığına dönmüşüm ve pencereden parktaki ağaçları kesiyorum. bizim cadı tarçın da rahat durur mu? çıkmış pervaza, gözü dışarıda, gözüne bir minik serçeyi kestirmiş sanki süperman gibi uçup yakalayacak, bir telaş, bir acele… masada yeni doldurduğum, dumanı üstünde bir kupa kahve, yanında da anneler gününden kalma bir vazo çiçek.
kafamın içi dersen, tam bir cadı kazanı. beyin jimnastiği falan hafif kalır, düşünceler resmen birbirini yiyor, bi acayip dalmışım ki sorma. ama garip bir şekilde de o eski hüzünlü ağırlık yok bu sefer üstümde, bir tık umutluyum galiba.
parktaki o heybetli ağaca takıldı gözüm. ulan diyorum, bir ağacın bile insana geçecek be kızım hissi verebilmesi ne acayip bir iş. baktım gövdesine uzun uzun. kim bilir kaç kış gördü bu herif, kaç fırtınada belini büktü. ama bakıyorsun, yine her bahar dallarına o yeşili takmayı unutmamış.
ben de harbiden unuturum sanmıştım yaşamayı. kafayı yedik, bittik, bir daha toparlayamam diyordum. o can ciğer olduğum, her sırrımı bilen dostumla da yolları ayırınca, o saçma sapan kavga yüzünden birbirimize düşman gibi küsüp gidince bir daha toparlayamam diyordum. yılların emeği bir kalemde silinmiş gibi gelmişti. oysa insanın içi tamamen kararmıyormuş be. sadece ışığın geleceği yeri bir süreliğine kaybediyormuşsun, hani o koridordaki elektrik anahtarını karanlıkta bulamazsın ya, öyle bir şey.
mutfakta öyle yalın ayak turlarken seni düşündüm sonra. bazı insanlar hayatından sektir olup gittikten sonra bile dünyadaki yerlerini kaybetmiyor arkadaş. en çok kaçtıklarımız bir saçma şarkının içinde yakalıyorlar seni bazen. bazen birlikte az mı ıslandık dediğin o yağmurun kokusunda. bazen de işte şu an ansızın suratıma çarpan rüzgarda. yoklukları bile öyle bir kalıcı oluyor ki insanın üstünde, sanki hala bir yerlerde o eski bağ duruyor gibi..
tam bunları kurarken, şak diye yağmur başladı iyi mi.
hani insan bir zamanlar can yoldaşı olan birini anarken yağan o yağmurun harbiden başka bir kafası oluyormuş. camı biraz daha açtım. damlalar yüzüme vurdukça garip bir sıcaklık hissettim. gökyüzü buz gibiydi ama içim üşümüyordu. kafayı kaldırıp bulutlara baktım. o an, aynı göğe senin de baktığını düşündüm. belki tamamen başka bir şehirden, belki bambaşka bir hayatın, bambaşka çevrelerin içinden… aramızda dağlar yollar olsa da, artık birbirimizin adını bile anmıyor olsak da, aynı gökyüzünün altında yaşadığımızı bilmek bile yetti bana, sakinleştim.
çünkü bazı insanlar geri dönmez, o gurur duvarları bir kere örüldü mü bir daha yıkılmaz belki ama sağlam bir dostun zamanında insanda bıraktığı o his var ya… işte o his, araya ne küslük, ne yıllar girerse girsin, bir ömür boyunca sığınacak o en güvenli ev gibi kalıyor insanın içinde. şimdi o eski güzel günlerin hatırına kahvemden bir yudum alıp "hadi bakayım" diyorum, "kaldığımız yerden devam..."
kafamın içi dersen, tam bir cadı kazanı. beyin jimnastiği falan hafif kalır, düşünceler resmen birbirini yiyor, bi acayip dalmışım ki sorma. ama garip bir şekilde de o eski hüzünlü ağırlık yok bu sefer üstümde, bir tık umutluyum galiba.
parktaki o heybetli ağaca takıldı gözüm. ulan diyorum, bir ağacın bile insana geçecek be kızım hissi verebilmesi ne acayip bir iş. baktım gövdesine uzun uzun. kim bilir kaç kış gördü bu herif, kaç fırtınada belini büktü. ama bakıyorsun, yine her bahar dallarına o yeşili takmayı unutmamış.
ben de harbiden unuturum sanmıştım yaşamayı. kafayı yedik, bittik, bir daha toparlayamam diyordum. o can ciğer olduğum, her sırrımı bilen dostumla da yolları ayırınca, o saçma sapan kavga yüzünden birbirimize düşman gibi küsüp gidince bir daha toparlayamam diyordum. yılların emeği bir kalemde silinmiş gibi gelmişti. oysa insanın içi tamamen kararmıyormuş be. sadece ışığın geleceği yeri bir süreliğine kaybediyormuşsun, hani o koridordaki elektrik anahtarını karanlıkta bulamazsın ya, öyle bir şey.
mutfakta öyle yalın ayak turlarken seni düşündüm sonra. bazı insanlar hayatından sektir olup gittikten sonra bile dünyadaki yerlerini kaybetmiyor arkadaş. en çok kaçtıklarımız bir saçma şarkının içinde yakalıyorlar seni bazen. bazen birlikte az mı ıslandık dediğin o yağmurun kokusunda. bazen de işte şu an ansızın suratıma çarpan rüzgarda. yoklukları bile öyle bir kalıcı oluyor ki insanın üstünde, sanki hala bir yerlerde o eski bağ duruyor gibi..
tam bunları kurarken, şak diye yağmur başladı iyi mi.
hani insan bir zamanlar can yoldaşı olan birini anarken yağan o yağmurun harbiden başka bir kafası oluyormuş. camı biraz daha açtım. damlalar yüzüme vurdukça garip bir sıcaklık hissettim. gökyüzü buz gibiydi ama içim üşümüyordu. kafayı kaldırıp bulutlara baktım. o an, aynı göğe senin de baktığını düşündüm. belki tamamen başka bir şehirden, belki bambaşka bir hayatın, bambaşka çevrelerin içinden… aramızda dağlar yollar olsa da, artık birbirimizin adını bile anmıyor olsak da, aynı gökyüzünün altında yaşadığımızı bilmek bile yetti bana, sakinleştim.
çünkü bazı insanlar geri dönmez, o gurur duvarları bir kere örüldü mü bir daha yıkılmaz belki ama sağlam bir dostun zamanında insanda bıraktığı o his var ya… işte o his, araya ne küslük, ne yıllar girerse girsin, bir ömür boyunca sığınacak o en güvenli ev gibi kalıyor insanın içinde. şimdi o eski güzel günlerin hatırına kahvemden bir yudum alıp "hadi bakayım" diyorum, "kaldığımız yerden devam..."
devamını gör...
yazarların rüyaları
unutmadan yazmak gerekirse;
gümüldür'deki yazlıktayım, o gece de purge var. filmlerden aşina olmayanlar için, belirli bir saatte bir alarm çalıyor ve ülke genelinde yarım günlüğüne her şey serbest, kanunlar askıya alınıyor yani.
saklanacak yer bulmaya çalışıyorum, bulamıyorum. daha bir kaç saat var ama geriliyorum. en son bir adam ve oğlunu görüyorum, yanaşıyorum, "siz nereye saklanacaksınız, ben de geleyim, beraber saklanalım" diyorum. "gel gel süper yer bulduk biz" diyorlar. takılıyorum bunların peşine.
beni konferans salonu gibi bir yere götürüyorlar, içeride 3-5 kişi daha var. "buraya saklanacağız, purge'ü burada geçireceğiz. süper güvenli" diyorlar.
götürdükleri yer de zemin katta, 4 tane girişi olan, koca koca, demirsiz pencerelere sahip kocaman bir salon.
"oğlum siz mal mısınız, burada hepimizi zgerler, ben burada kalmam baba, siz ölün, beyninize sokayım sizin" diyerek orayı terkediyorum.
purge yaklaşıyor.
en sonunda bir tane apartman bulup çatısına çıkıyorum, kimse gidip de random bir apartmanın çatısına çıkıp bakacak değil ne de olsa. çatı kapağına bir tane asma kilit takıp beklemeye başlıyorum. purge başlıyor.
aşağıdaki yanan şehri izlerken uyanıyorum.
neyse ölmedik en azından.
gümüldür'deki yazlıktayım, o gece de purge var. filmlerden aşina olmayanlar için, belirli bir saatte bir alarm çalıyor ve ülke genelinde yarım günlüğüne her şey serbest, kanunlar askıya alınıyor yani.
saklanacak yer bulmaya çalışıyorum, bulamıyorum. daha bir kaç saat var ama geriliyorum. en son bir adam ve oğlunu görüyorum, yanaşıyorum, "siz nereye saklanacaksınız, ben de geleyim, beraber saklanalım" diyorum. "gel gel süper yer bulduk biz" diyorlar. takılıyorum bunların peşine.
beni konferans salonu gibi bir yere götürüyorlar, içeride 3-5 kişi daha var. "buraya saklanacağız, purge'ü burada geçireceğiz. süper güvenli" diyorlar.
götürdükleri yer de zemin katta, 4 tane girişi olan, koca koca, demirsiz pencerelere sahip kocaman bir salon.
"oğlum siz mal mısınız, burada hepimizi zgerler, ben burada kalmam baba, siz ölün, beyninize sokayım sizin" diyerek orayı terkediyorum.
purge yaklaşıyor.
en sonunda bir tane apartman bulup çatısına çıkıyorum, kimse gidip de random bir apartmanın çatısına çıkıp bakacak değil ne de olsa. çatı kapağına bir tane asma kilit takıp beklemeye başlıyorum. purge başlıyor.
aşağıdaki yanan şehri izlerken uyanıyorum.
neyse ölmedik en azından.
devamını gör...
logosu görüldüğünde güvendeyim hissi veren markalar
eker muhallebi. bilinmeyen yeni bir mekandan online iğrenç dürüm, kır pidesi vs geldiğinde yanında yenebilir görünen tek şey.
devamını gör...
yapay zeka videoları
youtube bunlara da para veriyor mu? boş boş bilgi kırıntıları dolu, hecelemeyi bile beceremeyen videolar. bunları izleyeceğime fesli kadir izlesem daha çok şey öğrenirim.
devamını gör...
logosu görüldüğünde güvendeyim hissi veren markalar
devamını gör...


