zaman tüneli

(bkz: harley davidson)
devamını gör...

geçen bi tanesi önüme çıktı
böyle bir senfoni olamaz
yıkıyor ortalığı
5000cc sanki deyyus
ciğerimde hissettim resmen
hangi egzozdu acaba
devamını gör...

bir insanı rahatsız etmeyi şaka sanan daly*klar bununla başladı.

milletin arabasına boya döküp "şahaa" diyen sonra da yediği bir araba sopayı video atıp para kazanma hayali kuran bozuk bi model var ya, bunu yapıp alkışlanmıştır küçükken.
devamını gör...

1909 yilindan beri piyasada bulunan blended viski.
devamını gör...

harley almak için gereçli
yüzlerce sebepten sadece bir tanesi
ve en önemlisi
devamını gör...

devamını gör...

kaş ilçesine bağlı gömbe beldesinde bulunan yayla.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yahhya - reşik
devamını gör...

tayaş adlı üretici tarafından üretilen yumuşak şeker, kalite olarak tofy'e oldukça yakın.
fiyat-performans ürünü
bayram öncesi lazım olur bu bilgi
devamını gör...

rabbim spanzetleri neden bu kadar geç yarattın
devamını gör...

bir psikoz hastası olarak ilk izlediğimde anladığım film. evet hayatınızı kabusa çeviren bu hastalığın böyle ufak tefek getirileri de oluyor tabii. *


hastaları sorguladığı sahnede, bayan kearns bir bardak su istiyor ve ortağı chuck su getirmek için kalkıp gittiğinde kearns teddy'nin defterine bir şeyler karalıyor. chuck suyu getirdiğinde kearns suya uzanıyor, fakat birkaç saniye ağzına götürdüğü elinin boş olduğunu görüyoruz ve ardından masaya bardak bırakıyor. işte bu dostlarım, gerçeklikten kopuşu belli eden sahnedir. zihin gerçeklikten koptuğunda veya olmayan/yaşanmayan bir şeyler yarattığında bir kopukluk ve eksiklik olur. yönetmen teddy'nin psikozunu gözümüze sokuyor adeta.
devamını gör...

benzinim ve deterjanım aynı anda bitti
devamını gör...

forza horizon 6 oynuyorum
devamını gör...

bayram temizligi bitti
mutfakta kahve icip sütün yarisini yogurt mayaladim kadayifa serbet kayniyor ayni zamanda sutlaca pirinc kaynatiyorum yanlislikla ev hanimi oldum
devamını gör...

genelde gazetelerinin şefik hüsnü tarafından kurulduğunu iddia etseler de aralarında herhangi bağ yoktur. o dönem osmanlı/türkiye'de yayınlanan ilk haftalık sosyalist gazete olma ünvanını taşısa da ömrü pek uzun olmamış ve 4 yıllık bir yayın sürecinin ardından kapatılmıştır.
tekrardan bu tarz girişimler, takrir i sükun nedeniyle boşa düşürülmüş ve matbaa işi yeraltına çekilmek durumunda kalınmıştı.

perinçek tayfası ise zaten 50'li yılların ortalarında dağılmış bu geleneğin yayın ismine çökmüşlerdir. çökmedikleri yetmezmiş gibi ''şefik hüsnü gazetemizin kurucusu'' diye her yıl gazetelerinde 2 paragraf bir şey paylaşırlar. şefik hüsnü yaşasa, bugün perinçek tarikatının tam karşısında olurdu.
şefik hüsnü yaşamının önemli bölümünü cezaevinde geçirmiş olmasına ve dönemin zorlu koşullarına rağmen sade ve net bir şekilde işini yapmıştır.
perinçek ise tam tersine, rüzgar onu nereye savurursa yönünü oraya çevirmiştir.
devamını gör...

zamanlama manidar. araya bayram vs girdi. saraçhane süreci de aynıydı. zaten yaşananlar o sürecin bir yansıması.
eyleme katılan chp üyesi il başkanı vs tüm tanıdıklara bakıyorum toplasan 200-1000 kişi ile eylem yapıyorlar. biri pikacu getirmiş sonrasında bilindik livaneli, suavi şarkıları falan.
özel'in bi eko ya da mansur gibi halk tabaninda bir karşılığı da yok üstelik. saraçhane sürecini çok örnek veriyoruz da orada kendini ön plana çıkarması ve kürt kürt kürt söylemlerini bırakması gerekiyordu. o otobüsün üstüne ilkay akkaya'yı çıkarıp şarkı söyletmemesi, rudaw'da dem parti için kardeş parti söylemlerini kullanmaması gerekiyordu. halk irrite olur bunlardan. ki ben oldum yani. ha dem parti şu yaşananlara ne dedi ?"sorunlar diyalog yoluyla çözülmeli/bizim sürecimize gölge düşmemeli" mealen kendi bokunuzda boğulun biz kendi davamıza bakarız diyorlar.
dilerim ki özgür kimin dost kimin düşman olduğunu artık anlar ve şu süreci sündürmeden yönetir. aksi durumda ben de çıkıp derim ki haydi o zaman sizi o çok sevdiğiniz kürtler kurtarsın!

yine de sanıyorum ki bir ay sonraya her şey kabullenilmiş olacak ya da yeni parti kurulup chp dersimli kk'ye terk edilecek. bu durumda seçime kadar örgütlenme süreci ve propaganda için maddi sorunlar ortaya çıkacaktır.

ee hemşerim o koltuğa ilk oturduğunda seloya selam gondermek yerine kk kadrolarını tasfiye edecektin.
devamını gör...

madem bulaştık bunu da anlatalım. böyle böyle hepinizi sesçi yapıcam olm.
dijital ses mevzusuna falan girdik madem, mevzunun kalbini de yazalım; analog to digital converter a.k.a adc.
adı biraz android robotları anımsatmıştır hep bana.*
aslında mevzunun başlangıç noktası diyebiliriz -en azından dijitale geçişte. öncesinde mikrofon falan var, onları da bayram yatışında anlatırım.-

biz daha önce ne dedik, fiziksel dünyada ses analogdur, sonsuzdur yani. sürekliliği olan ve bu sürekliliğe ne kadar yakından bakarsak bakalım sonsuz çözünürlükte bir durumun karşımıza çıkacağını konuşmuştuk. gerçek bir süreklilik hali yani.
bir ses çıkardığımızda* havadaki basıncı değiştiriyoruz. bu basınç mikrofon diyaframını da aynı şekilde titreştiriyor ve elektrik sinyaline dönüştürüyor dedik.

“iyi de, buraya kadar hâlâ analogdayız, dijital hiçbir şey yok” dediğinizi duyar gibiyim.*
evet haklısın kardeşim çünkü o elektrik sinyali de analog. kesintisiz, sonsuz ve sürekli değişken.
bizim dijital sistemlerin* problemi burada başlıyor. çünkü analog dünyayı anlayamıyorlar. onlar genelde sayıları sevip, onları anlamayı biliyorlar.
adc kardeşimiz de görevi burada devralıyor. analog sinyali dijitale çeviriyor.

hatırlarsanız sample rate konusunda sürekli bir ölçüm halindeydik. -saniyede minimum 44.100 kez-
işte adc dediğimiz sistem tam olarak bunu yapıyor.
analog sinyalin o anki voltaj seviyesine bakıyor ve; “hah, şu an sinyal burada” diyerekten ölçüm alıyor.
ama olay yalnızca ölçüm almak değil. çünkü sistem aynı zamanda bu ölçümü sayısal bir değere çevirmek zorunda. işte burada da bit depth mevzusu devreye giriyor. -daha önce anlattık.-
örneğin 16 bit bir sistemde adc, ölçtüğü sinyali yaklaşık 65 bin farklı seviyeden birine yerleştiriyor. 24 bit sistemde ise bu sayı yaklaşık 16.7 milyona çıkıyor. yani adc yalnızca: “şu anda sinyal var”demiyor. aynı zamanda;“bu sinyal tam olarak hangi seviyede?” sorusuna da cevap vermeye çalışıyor.

yine bir enteresan taraf bulmak istersek de; biz aslında gerçek analog dalganın bire bir kopyasını oluşturmuyoruz. -bunları da anlattık. okuyalım lüufen- yalnızca belirli zaman aralıklarında alınmış ölçümler üzerinden matematiksel bir temsil oluşturuyoruz.
yani dijital ses dediğimiz şeyin tamamı aslında: “sonsuz bir sistemi, sınırlı veriyle taklit etmeye çalışma” mevzusu.

burada da yine karşımıza bazı problemler çıkıyor tabii. mesela adc ölçümleri tam doğru zamanlarda yapamazsa jitter* oluşabiliyor. özellikle üst frekanslarda transient* davranışları bulanıklaşabiliyor. stereo görüntü bozulabiliyor veya sistemin netlik hissi azalabiliyor.
o yüzden özellikle profesyonel sistemlerde -ki aslında ev tipi cihazlarda da.- word clock mevzusu baya önemlidir. çünkü bütün cihazların aynı zaman referansında çalışması gerekir. yoksa sistemin örnekleme davranışı* kaymaya başlar.

bir de şu yanlış anlaşılır “ses kartı dediğin şey giriş çıkış kutusu.” -ne kadar karanlık bir cümle-

iyi hoş da ses kartının en önemli parçalarından biri çoğu zaman adc tarafıdır. birçok marka model bu converterlar'ın sınıfını reklam yapar. çünkü mikrofonunuz dünyanın en iyi mikrofonu da olsa, adc analog sinyali kötü çeviriyorsa sistemin geri kalanı da çöp olur.

özellikle ucuz converter’larda* dip gürültüsü*, distortion*, dynamic range* ve linearity* gibi problemler daha belirgin hale gelir.
mesela bazı adc'ler transient’leri daha bulanık yakalayabilir. bazıları düşük seviyeli ambience* detaylarını kaybetmeye daha yatkın olabilir. bazıları ise sinyali daha sert veya daha steril hissettirebilir. -sterilizasyon her zaman hoşumuza gitmez-

işin yine suratımıza tokat gibi çarpan gerçeği; biz aslında hiçbir zaman gerçek analog dalgayı tamamen yakalayamıyoruz. -yakalayamayacak gibiyiz de uzun bir süre- yalnızca insan kulağını ikna edecek kadar doğru bir matematiksel temsil oluşturmaya çalışıyoruz. -kısaca kandırıyoruz- ve ses teknolojisinin, günümüz teknolojisindeki temel fikri hep aynıdır: “madem sonsuzluğu kaydedemiyoruz, en azından beyni kandıralım"



yine bir bilgi yazısıydı, hatalar olabilir. ola ki fark ederseniz düzeltmekten çekinmeyiniz.
öperler*
devamını gör...

karıncaların ölüm sarmalı gibi düşünebiliriz. sürekli gidiyorsun ama sen gittikçe yol sana zarar veriyor. döngü içinde olduğunu da anlamıyorsun, belki de anlıyorsun ama döngüde olmanın sana iyi geldiğini de düşünüyorsun. sonunda hareket halindesin, bir umut var içinde. kısır döngü insana bazen sarhoşluk ve güvenli liman gibi de görünebilir. lakin ondan ne kadar çabuk kurtulursanız sizin için o kadar iyi olur. çünkü döngü adı üstünde kısırdır. size hiçbir şey vadetmez ve aksine zaman içinde karınca gibi sarmal içinde can verirsiniz.

döngülerden çıkmak veya vazgeçmek bazen çok acı verici olsa da en azından hayatta kalırsınız. karınca girdiği sarmalı atlatır ama başının döndüğünü unutmaz. akıllı olun.
devamını gör...

kağıdın altına adını, soyadını yaz, bir de imzanı at. gerisini ben hallederim.
devamını gör...

10 senedir bir kısır dongudeyim.
aynı seyleri tekrar tekrar yapmamam gerektigine inanıyorum.
genel olarak enerjim bittigi icin tercihim hicbi sey yapmamak tarafında.
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim