zaman tüneli

yahu sen nasıl bir salaksın ki 5 tane titlenin altına 3 kuruş para için girdiğin yetmiyomuş gibi 3 ay maaş almadan çalışıp kartlarını patlattın. anla artık patron şirketlerinde hele ki büyğme potansiyeli olmayan patron şirketlerinde çalışmak seni ileri götürmez en iyi ihtimalle yerinde saydırır. bundan sonrasında aptallık etme kendine gel dicem de sen kesin bi aptallık yaparsın
devamını gör...

bugün ofis mutfağında bizzat şahit olduğum, anadolu insanının process sequence ve temel fizik kurallarıyla olan toksik ilişkisini gözler önüne seren bi vizyonsuzluk turnusoludur.
sabah masamda endonezya ofisinin vendor audit'leriyle boğuşurken ve sap üzerindeki vat discrepancy'lerini resolve etmeye çalışırken beynim error verdi, dedim ki gidip kendime bi kahve arası vereyim. mutfakta kendi single origin çekirdeklerimi tartarken, ofise evrak getiren kargo kuryesi de o sırada kendine şirketin kavanozdaki ucuz granül kahvelerinden birini yapıyordu.
ve gitti önce o incecik karton bardağa sebilden kaynar suyu ağzına kadar doldurdu. sonra kavanozdan aldığı bi kaşık kahve tozunu suyun üzerine boşalttı.
bendeki o analitik, process-oriented auram anında tetiklendi. bu kadar irrasyonel, solubility dinamiklerini alt üst eden bi workflow olamazdı. o an sap ekranındaki o karmaşık vendor datalarından bile daha kaotik bi manzarayla karşı karşıyaydım.
"ustacığım," dedim, sesimi olabildiğince soft ama bi o kadar da vizyon aşılayan bi tonda tutarak. "şu an o tozu suyun üstüne dökerek yarattığın surface tension kaosunun farkında mısın? önce tozu koyup, üzerine suyu belli bi flow rate'le dökerek bardağın içinde doğal bi vortex yaratmak ve homojen bi mixture elde etmek varken, neden süreci tersten işletiyorsun? toz üstte kaldığı için ve onu çözmek için ekstra bi stirring eforu harcayarak kendi time-management'ını sabote edeceksin. hayattaki diğer case'lere de böyle mi yaklaşıyorsun? önce problemin içine atlayıp sonra mı altyapıyı kurmaya çalışıyorsun?"
adam bana o boş gözlerle bakıp, elindeki tahta karıştırıcıyı göstererek, "abi tozu önce koyunca dibine yapışıyor, böyle dökünce üstte kalıyor karıştırması kolay oluyor" gibi inanılmaz defansif, statükocu ve inovasyona tamamen kapalı, risk-averse bi argüman sundu.
ona sadece acıyarak gülümsedim. "işte sizin sorununuz tam olarak bu ustacığım," dedim. "bottom-sticking korkusuyla process'in en temel adımını bypass ediyorsunuz. o dibe yapışan tortuyla yüzleşmeyi, onu proaktif bi şekilde çözmeyi bilmediğiniz sürece hayat boyu o kargo paketlerini sırtınızda taşımaya, başkalarının process'lerinde sadece bi external dependency olarak kalmaya mahkumsunuz. big picture'ı gör biraz."
cevap vermesini beklemeden kahvemi alıp işime geri döndüm. eminim şu an o topaklanmış, process hatası kurbanı kahvesini yudumlarken kendi opportunity cost'unu sorguluyordur.
devamını gör...

ben bunu beklemiyorum erkeklerden.
erkeklerde boyle bir kapasite yok bence.

ha ben kendi tarafımda bir erkek icin tum erkeklerden vazgececegimin sözünü verebilirim;)
devamını gör...

başlığı açmadan yazarı tahmin etmiştim.

ve, gönül gözüm açıldığı için değil, malumun ilanı diyelim.

hikayeye gelince, gözümde overlok makinesinden çıkan türevde bir süreç canlandı.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

cinsiyeti olmaksızın aklınızda ya da kalbinizde birden fazla kişi varsa aslında hiç kimse yoktur aslında. sanıyorum ki akıl da gönül de kendisi için doğruyu bulduğunda bir başkasını aramaz.
ayrıca birinin yanındayken bir başkasını düşünüyorsanız muhtemelen o birileri de sizin yanınızda bir başkasını düşünüyordur. çünkü istemsizce bu tip frekanslar yayıyorsunuzdur. o yüzden gel gitler oluyordur.

üzücü bir durum herkes için.
devamını gör...

ronaldocularla messicilerin içinde bulunduğu hazin olay
devamını gör...

"inşallah çok zengin olursun da akrabaların seni hiç yalnız bırakmaz."

beddua gibi duanın şaheseri ancak böyle olur.
devamını gör...

arada kaynamış olabiir.
aynı anda tanım girildiğinde doğal olarak o sizin üstünüzdeki için yazarken siz aslında bi üsteki yazar oluyorsunuz. tatsız mı kişiye göre değişir.
devamını gör...

bir ihtimal haftaya bir araba alacağım. alana kadar aklımda, hayalimde, hesap-kitabımda… bakalım artık.
devamını gör...

gece gece kafama takıldı bu bebek yaa. offf şunu kullanmak var ya.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bana göre hayal kırıklığının beraberinde getirdiği his.

bazı şeyler için çabalarsın, uğraşırsın ancak istediğin gibi gitmez hatta daha kötüsünü yaşarsın. bu da keşke başka türlü yaşasaydım, her şey farklı olabilirdi hissini ortaya çıkarıyor. ama unutmamalı ki onun öyle olması belki daha doğrudur, "her şerde bir hayır vardır" sözünü gerçekten yabana atmamalı, çabalamaktan da vazgeçmemeliyiz.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bu iki erkek de bana meraklı degil de ben kendi tarafımda ne yasadıgımı durust bir sekilde anlatabilirim:

gordum. dibim dustu. ilgilendi. sonra gitti. ben ozledim. sonra oburu geldi. once oburunun yanında birinciyi ozledim. sonra oburu sardı.
sonra birinci geldi. birincinin yanında obırunu ozledim. sonra birinciyle bir takım yakınlasmalar. birinci gitti. oburunun yanında birinciyi ozledim.

takip edebildiniz mi? ;)

ben masum masum dururken oldu bunlar.
valla hic sucum yok.
yeminle ben hicbi sry yapmadım.
devamını gör...

bir aile içi şiddet mağduru olarak benim en sevdiğim person of interest bölümü many happy returns oldu. yani sezon 1 -bölüm 21.
bu bölümü bir bilimkurgu-ajan-polisiye hikayesi olmaktan çıkarıp adeta derin bir toplumsal eleştiriye dönüştüren en önemli unsur , kadına yönelik şiddet konusunu işleyiş tarzı. zira ana tema hem bireysel hem de mevcut düzen üzerinden çok çarpıcı iki örnekle işlenmiş; karen ve jessica.
- karen : makinenin son verdiği numara zengin, çevresi geniş ve sözde "saygın" görünen kocası tarafından sistematik şiddete maruz kalan kadın. kocası us marshal mensubu olan karen'in hikayesinde çok acı bir gerçeğin altı çiziliyor: şiddet uygulayan kişi sistemin, hukukun veya gücün bizzat kendisi olduğunda, kurbanın sığınacak kimsesi kalmıyor.
- jessica : flashback ‘lerde jessica'nın john için önemi ve hikayesi biraz daha netleşiyor. john’un 11 eylül olaylarından sonra geri dönmesi ile başlayan süreçte izlediğimiz havalimanı karşılaşması bu bölümün kilit sahnelerinden biri haline geliyor. johnun ayrılırken söylediği “günün sonunda yalnızsın ve kimse seni kurtarmaya gelmeyecek” cümlesi jessicanın kaderini adeta mühürlüyor ve "kaza" süsü verilmiş bir cinayete kurban gidiyor , hatta leş koca bozuntusunun otopsi raporunu bile manüple ettiğini carter sayesinde görüyoruz.

john reese, jessica'yı kurtaramamanın acısı hala tazeyken, karen'ın da aynı kaderi paylaşmasına istemediği için finch’in tüm engellemelerine rağmen bu vakaya dahil oluyor ve karen'i kurtarıyor . öldürmeyi planladığı lanet kocayı ise carter’ın onu yolda durdurup doğru olanı yapmasını istemesinden sonra öldürmeyip ömür boyu çıkamayacağı ve kimsenin onun gücünü veya makamını umursamayacağı bir meksika hapishanesine kapatıyor.

reese’in bu kararında carterla aralarında oluşan derin bağın payı büyük bence çünkü dizi başladığında reese ruhu ölü, hayattan hiçbir beklentisi olmayan alkolik bir eski suikastçıy. evet harold ona bir amaç veriyor ama carter john'un "insanlığını ve adalete olan inancını" asıl geri kazandıran kişi . john , henüz carter'in yakalamaya çalıştığı “man in the suit” olduğu zamanlarda bile ona dedektif carter diyerek çok özel bir saygı gösteriyor ve carter’in idealizmini , adalet anlayışını ve anneliğini gördükçe ona hayranlık duymaya başlıyor , kısacası carter , reese’i o hiç sahip olmadığı normal ve temiz bir dünya ‘ya bağlayan neden oluyor.

ayrıca bu bölümde reese'in neden yolunu kaybetmiş alkolik bir evsiz olduğunu daha iyi anladık . sokaklarda yaşamasının nedeni jessicanın ölümünden sorumlu olduğunu düşündüğü için kendine verdiği acımasız bir ceza. karen'ı kurtarması ve psikopat kocayı öldürmeyip cezalandırması john’un içinde kaybolduğu karanlık vicdan azabıyla ilk kez gerçek anlamda hesaplaşmasını sağlıyor.

finch’in bu bölümdeki yeri ise benim için finch’i favori karakter yapan özelliği. makinenin verdiği numaralardan birinin jessica olduğunu yine bu bölümde öğrendik. finch jessicanın numarasının çıktığı gün reese’in elinden bilmeden aldığı jessica ile kurabileceği o sıcak "yuvayı" sonsuza dek kaybetmesine neden olmuştu ama bölüm sonunda reese’e verdiği “ev” ile john reese'i karanlık bir "gölge"olmaktan çıkıp, new york'un koruyucusu adam olarak meşrulaştırıyor.

veee bölüm sonu şarkısı revenge… bence bu bölümü efsane yapan unsurların en önemlilerinden biri bu şarkı . şarkı sözlerinin reese'in hayatının bir özeti gibi olmasının yanında şarkı ve bölüm biterken john, yeni dairesinin penceresinden şehrin en sık gittiği ve yaşlı bir uzak doğulu ile satranç oynadığı parka bakarken, artık şehrin karanlığına ait biri değil tam tersi , o karanlığa karşı savaşan bir adam olarak karşımızda duruyordu.
ben bu bölümden gerçekten çok etkilendim. bir daha başka bir dizinin beni bu kadar etkileyeceğini de sanmıyorum açıkçası. her bölümü ayrı ayrı tespit konusu muhteşem bir dizi person of interest.
devamını gör...

- cin olmadan adam mı çarpıyorsun sen?
- yooo, ben aslında cinim.
- allahümme la ilahe illa..
- tamam gidiyorum ama kendim istediğim için gidiyorum.
devamını gör...

1) - bu çok büyük bir sorumluluk ve ben o sorumluluğu göze alamıyorum.
2) - çocuk yetiştirmek çok pahallı ( bezi, maması, okulu, vs.)
3) - gözünden sakladığım evladım bilinçsiz ebeveynler tarafından sözde suça sürüklenen bir başka çocuk tarafından öldürülebilir. bu acı hayal bile edilemez.
4) - dünya her geçen gün daha kötü bi hale geliyor. böyle bir dünyaya çocuk falan getirilmez.
5) - kendime zor bakıyorum.

ve daha bir sürü şey.....
devamını gör...

bedduada "çığır açmak" klasik "allah belanı versin" çizgisinden çıkıp günlük hayatın küçük ama sinir bozucu dertlerine odaklanmakla olur. zaten türkçe, beddua literatürü açısından zengin bir dil. işin içine spesifik, güncel, teknolojik versiyonlar da giriyor. bunun örnekleri :

inşallah telefonunu %1'de şarja takarsın da priz çalışmıyor çıkar.

inşallah yastığın her iki tarafı da soğuk olur.

inşallah market kuyruğunda tam sıra sana gelince yeni kasa açılır ve herkes oraya geçer.

inşallah çorbanıı tam kıvamında kaynattığını sanırken tuzunu unutmuş olduğunu fark edersin.
devamını gör...

beddua aslında hiçbir zaman komik değildi de fetö bedduasından sonra insanlar komik beddualar üretmeye başladı ondan bazen komik gelebilir
devamını gör...

eczacının yine bekleriz demesi
devamını gör...

azerbaycan türklerinin yoğun yaşadığı bir şehir. dili, kültürü anadolu'ya çok yakın. tebrizli biriyle konuşunca bir akrabalık hissi var, coğrafya farklı ama ruh benzer.
iran'ın içinde ama iran'dan farklı bir kimlik taşıyor. bu kimlik de şehre ayrı bir karakter katıyor. ne tam iran, ne tam azerbaycan, kendine özgü bir yerde duruyor.
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim