zaman tüneli

türkiye şartlarında artık bir zorunluluk haline gelen reformdur. bugün bunu anlatıyorum.

türkiye, jeopolitik konumu gereği adeta "kurtlar sofrasında" yer alan bir ülke. çevresindeki istikrarsızlıklar ve küresel güç mücadeleleri nedeniyle devlet, her şeyden önce hayatta kalmayı ve bağımsız hareket edebilmeyi merkeze alıyor. devlet; savunma sanayisini, stratejik altyapıları ve dev üreticileri destekleyerek ekonomiyi büyütüp ülkeyi küresel ligde bir dev haline getirmeye odaklanıyor.

ancak bu büyük jeopolitik mücadelede, devletin kendi eliyle koyduğu ve kendi ayağına dolanan çok ciddi bir pranga var: yasal asgari ücret. türkiye, jeopolitik gücünü korumak için dışarıya mal satmak (ihracat yapmak) ve dünyaya üretim yapabilen bir merkez olmak zorunda. ancak dünyada bizimle aynı malları üreten çin, mısır, hindistan veya bangladeş gibi ülkeler var.

sorun ne? devlet, halkı memnun edebilmek uğruna asgari ücrete yüksek bir yasal sınır koyduğunda, bizim fabrikalarımızın üretim maliyeti rakiplerine göre fırlıyor. bunu bir boks maçına benzetebiliriz. devlet, bizim boksörümüzün (sanayicimizin) eline yasal asgari ücretle ağır bir dambıl bağlıyor ve sonra "hadi git, ringdeki hafif ve çevik rakiplerini yen" diyor. sanayici maliyeti kurtaramayınca ya küçülüyor ya da batıyor; bu da devletin büyüme hedeflerini baltalıyor.

asgari ücret, başlangıçta işçiyi korumak için konulmuş bir barajdır. ancak devlet kapitalizminde işler tersine döner ve bu baraj bir süre sonra herkesin içine düştüğü bir hapishaneye dönüşür. türkiye'de bugün çalışanların yarısına yakını asgari ücret alıyor. devlet taban fiyatı sürekli yukarı çektikçe, işverenler fabrikadaki mühendise, kıdemli ustaya veya teknik personele hak ettiği zammı yapamaz hale geliyor. herkes en alttaki maaşta eşitleniyor.

bir okul düşünün. sınıfın en tembel öğrencisi geçsin diye geçme notunu sürekli yükseltiyorsunuz (asgari ücreti artırıyorsunuz). bir süre sonra çok çalışan, takdir alan öğrencilerin (mühendislerin, ustaların) notu da tembel öğrenciyle aynı seviyeye geliyor. bu durumda çalışkan öğrenciler okulu terk eder (beyin göçü). nitelikli insanını kaybeden bir devlet ise jeopolitik olarak asla süper güç olamaz.

asgari ücretin bir de bölgesel realiteyle uyuşmaması durumu vardır. devlet istanbul’un finans merkezindeki bir işletme ile anadolu'nun küçük bir kasabasındaki yerel bir atölyeye aynı taban maliyeti dayatır. istanbul’da asgari ücret açlık sınırının altında kalırken, aynı miktar anadolu’nun birçok şehrinde küçük esnafın istihdam yaratmasını engelleyen ağır bir yüke dönüşür.

yasal asgari ücret kalktığında, ücretler bölgesel ekonomik gerçeklere ve sektörel verimliliğe göre serbestçe belirlenir. bu durum, anadolu’da istihdamı patlatırken, büyükşehirlerde ise şirketlerin nitelikli iş gücü çekmek için taban ücretin çok üzerinde maaşlar teklif etmesini (rekabeti) zorunlu kılar.

şu anki sistemde asgari ücrete yapılan her zam, bir ay sonra iğneden ipliğe her şeye zam (enflasyon) olarak geri dönüyor. yani nominal para artıyor ama paranın alım gücü düşüyor. halk kazandığı parayla sürekli ithal tüketime (lüks telefonlar, yabancı markalar) yöneliyor, bu da paranın dışarı kaçmasına neden oluyor.

asgari ücret kalkarsa ne olur? devlet maaş belirleme popülizmini tamamen bırakır. asgari ücret ortadan kalktığında halkın gereksiz ithal ürünleri tüketme çılgınlığı azalır; çünkü harcanabilir nakit para daha kontrollü hale gelir. buna karşılık devlet, halkın temel ihtiyaçları (gıda, barınma, eğitim) üzerindeki vergileri minimuma indirir. fiyatlar sabit kalacağı, hatta ucuzlayacağı için cebinizdeki paranın miktarı azalsa bile satın alma gücünüz (gerçek refahınız) artar.

işçiyi kim koruyacak ? dediğinizi duyar gibiyim. asgari ücretin kalkması, işçinin patronun insafına bırakılması demek değildir. dünyanın en müreffeh, zengin ve en güçlü ülkelerinde asgari ücret yoktur. orada işçiyi koruyan şey devletin kaba bir yasal sınırı değil, güçlü sektörel sendikalardır. her iş kolunun sendikası, o işin hak ettiği değeri patronlarla masaya oturup adil bir toplu sözleşmeyle belirler.

diyelim ki sendikalara güvenmedik... o halde hiç değilse devletin bütün sektörler için taban ücreti ayrı ayrı belirlemesi gerekiyor. bu rakam da elbette o sektörün getiri ve götürüsüne göre şekil alacak. bu durumda ne olacak ? işçiler, karı fazla olan dolayısıyla daha çok maaş veren sektöre akın edecek ve hem işçi rahat edecek hem de türkiye ekonomisi çok hızlı bir şekilde büyüyecek.

vesselam.
devamını gör...

devamını gör...

#4000604
cumartesi günleri bizden yıllarca düşüyordu. isabetli bir karar olmuş.
devamını gör...

son derece bizden
son dwrece masumane bir teklif
devamını gör...

anlamsız bir alışkanlıktan ziyade, işlevsel olması beklenenlerdir.
devamını gör...

aslında yazılı olanlardan daha fazla ve geçerlidir o kurallar. hepimiz bilir ve uygularız, ya da bilerek ve isteyerek uygulamayız.

ama var bu kurallar, kimse inkar edemez.
devamını gör...

at gözlüğünden ve sürekli saman tüketmekten kaynaklanan düşünce şeklidir.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

e zaten öyle değil mi? cumartesi pazar çalışmayan ben için öyle en azından. eylülde 5 gün izin alıp 9 gün izine çıkıyorum. hehehe
devamını gör...

siyonist denen bir alt türünün, hitler'in bile pek çok dua almasına sebep olduğu sinsi bir böcek çeşididir. tüm dünya'yı özellikle de ülkemizi on yıllardır, her fırsatta ve her anlamda gerileten/ket vuran, içten içe tüm yapılarını çürüten/tüketen yegane kurtçuktur. bu sinsi yılanların, acilen tüm ülkelerden -özellikle ülkemizden, bir şekilde bağlantısı olanlar da dahil olmak üzere- sınır dışı edilerek memleketine gönderilmesi ve görevlerinden kovulması gereklidir ki tüm kurduklarını zannettikleri düzenleri ve hayalleri başlarına yıkılsın. insanlık dışı halleriyle, faşist olmayanı bile faşist yapar bunlar.
devamını gör...

moruk şöyle bir bakıyorum aleme taşlara kayalara bakıyorum mesela dünyaya gelişleri 500 milyon yıl önce. hayvanlara bakıyorum buraya yerleşim tarihleri 350 milyon yıl önce. inorganik maddelere bir bakış atıyorum tevellütü nerden baksan 250 milyon yıl önce.

bi de dönüp insana bakıyorum daha dünkü çocuk. 150 bin yıl önce gelmişler. buraya en son insan gelmiş ama dağdan gelip bağdakini kovmuş. kendisinden milyonlarca yaş büyük taşlara, hayvanlara en ufak saygısı bile yok. sömürmüş de sömürmüş kendisinden başkasını. şimdilerde de kendisini bugünlere kadar getirmiş olan kaynakların yüzde 80'ini yok etmiş.

misal madenlerin yüzde 90 ını yemiş bitirmiş, kullanılabilir suyun yarısını tüketmiş. şimdi de ben ne bok yedim de bunları yok ettim diye kafaya vurup duruyor ve nasıl kurtulurum bu cendereden diye düşünüp duruyor.

halbuki karşında hep vardı bu ağaçlar , sular , hayvanlar. sen ona bakıyordun o da sana bakıyordu. onun da bir varlığı vardı ve senle yaşamak için can atıyordu. ama sen sırf kendin varmış inkar ettin onların varlığını ve yok ettin hepsini. şimdi insan düşünsün.
devamını gör...

başka bişeye indirgeyelim bunu biz...mesela otobüs ve otobüs şoförü ikilemi üzerinden değerlendirelim.

türkiye ' nin en anlamadığı konulardan.

otobüs, kutsal bile olsa, o otobüsü kullanan şoför , otobüsü pekala da 300 m' lik şarampole yuvarlayabilir. otobüsteki herkesi - kendisini de- öldürebilir.

o zaman kutsal mutsal kalmaz.

otobüsü kimin kullandığı sandığından daha önemlidir !!...
devamını gör...

herkesin hakkıdır ama çalışandan çok hırsız haramilerin ve akbabaların sahip olduğudur.
devamını gör...

(bkz: allaha şirk koşarken dalağı şişen ateist (yazar))

romantikliğime zeval gelmesin.*
devamını gör...

bizi biz yapan tüm değerlerimiz, bayrağımız, halkımız, seçme-seçilme hakkımız ve tüm cumhuriyet değerlerimiz kutsaldır.

devlet kısmıyla ilgili olarak; koca koca gelişmiş devletlerin başındaki güncel; palyaçolara, sapıklara, katillere, gericilere, cahillere ve delilere bakarsak, kutsal olsa bile onu batırmayı ve rezil etmeyi başaranlar vardır diyebiliriz. eğer tüm kötüye kullanılabilecek araçları ve kapıları, insanoğlunun tüm olası bencil numaralarına ve ektilerine karşı kesinlikle sarsılmaz kurallar bütününe dönüştürülebilir ve kapatılıp izole edilebilirse, belki sonra kutsal olanlar çıkar bi ara.
devamını gör...

filmlerle ve dizilerle yaşamayan, genellikle çok rasyonel kararlar alan beni bu denli etkilemesine şaşırdığım 2 animeden bir tanesidir.

berserk'ten taban tabana zıt felsefesiyle insana umudu aşılayan bir yapısı vardır. izledikten sonra buda gibi dolaşıyorsunuz ortalıkta.


"batının çok uzağında, denizin de ötesinde, vinland adında bir yer var. orası sıcak ve bereketlidir. savaş ağalarının ulaşamayacağı kadar uzaktadır. orada ne savaş vardır ne de kölelik."
devamını gör...

arabayla değil, bu bebekle.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

onu arabayla değil motosikletle giderler. harley' le falan. dura dura giderler. hayat tecrübelerinden biridir. 1 ayda filan giderler. sonra motorları trenlere yüklerler, geri gelirler new york 'a...o da trenle bile 5 gün sürer...

ya new york' tan, ya new jersey ' den motorları gemiye yüklerler. motorlar 2 haftada almanya ' ya geri gelir, o 2 hafta kendileri de new york ve çevresini gezerler. en son bi lufthansa 401 uçağına biner almanya ' ya geri gelirler.

her yıl bu tura adam ararlar, sayfalarında tecrübelerini yazarlar. ılgilenen okusun diycem de, almanca.

çok insanın hayalidir o. hayatta bi kere yapan bunun fotosunu, videosunu yayınlayan çok insan var.

ama benim tanıdığım, motorla...arabayla değil.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

evrene/kozmolojiye/bilime/sanata dair merakım, yaşamayı ve doğayı aşırı seviyor olmam, sürekli bir şeyler eklediğim hayallerim ve projelerim şeklinde kısaca sıralayabilirim.
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim