zaman tüneli

burada da adım başı tekel büfe var, giden var gitmeyen var.

ben gidene niye gittin, gitmeyene niye gitmedin demiyorum. kul dünyada karışmayıp, cennette mi karışır?

zaten hesap kitap, günah sevap bitmiş olmuyor mu, ahiretten sonra?
devamını gör...

dünya da tüm günahlardan uzak durup cennette şarap ırmaklarını görünce olası bir durum bence
devamını gör...

bu programdan nasıl bir grup çıkarsa çıksın fangirl olacağım ama benim grubum: efe, miraç, ahmet emre, arda soydoğan, oğuzhan.
6. olacaksa karar veremedim. yusif, umut arda, ayberk, alperen ya da barış olur. kalanlar çok ışık vermiyor.
devamını gör...

bosna hersek'in ilk yarıyı 1-0 götürdüğü ve kanada'ya futbol oynamayı öğrettiği maç. umarım da kazanan taraf olur.
devamını gör...

tabii ki gitceksin...türkiye'de n' aapabilirsin ki?..

sen bilimle falan uğraşıyosan, bi yerlere geldiysen, ya da gelmek üzereysen...

bütün olayın bi ak parti "mülakatına" bakar...

türkler allah yolunda kutsal insanlar...sen kendi olayına bakcaksın...türkleri allah kurtarır.

ama sen kendini kurtarcaksın.
devamını gör...

paylaşmakla ilgili hiçbir sorunum olmaması.
belki çok şeyim olmadığı için bu kadar kolaylıkla paylaşıyorumdur, belki altında bambaşka bir psikolojik sebep vardır ama maddi\manevi her şeyimi kolaylıkla verebilirim.
dünya eninde sonunda nedir ki elimizdekileri sadece kendimize saklayacağız?
devamını gör...

bu yaşta nasıl bu kadar klas oynayabiliyor şaşırtan futbolcudur.
devamını gör...

altından ancak etin beş, tavuğun ise dört rakamlı fiyatlara evrilmesi çıkacak olan.
sözlükteki fütücü artışı da gözden kaçmıyor bu arada.
anahtar kelimeler o kadar bariz ki...
devamını gör...

6 aya kapanır denilirken 6.yılına ilerleyen zamana pençe atmayı başarmış sözlüktür.

bu zamana kadar 35.000 üye kaydı almış olup, 4 milyon adet entryi bünyesinde barındırmaktadır.

elbette 6 yılda çok daha iyi istatistikler de yakalanabilirdi.
bilhassa son 2 senedir sözlükle neredeyse hiç ilgilenemeyişim, kısıtlı kaynaklar, metal yorgunlukları, değişen dijital çağ, sözlüğün ivmesini oldukça yavaşlattı.

bu platformun hakkını verme zamanının geldiğine inanıyorum. alacağım kararlar olumlu etki yapabileceği gibi çok daha kötü sonuçlar da doğurabilir. ama artık vakit sözlüğün yolunu çizme vaktidir.

eylül ayına kadar hayata geçirilmesi planlanan lüzumlar ;

1 - ) gönüllülük esasıyla sözlükte görev alma devri bitiyor.
sıfırdan bir yönetim kadrosu kurulacak.
sözlükte görev alacak kişiler için iki farklı ödeme yöntemi oluşturuldu.

a - ) aylık x tutar, ivmelenme ile beraber x + y tutar.
b - ) görevde geçirilen zaman, verilen emek karşılığı z oranında hisse.


2 - ) yenilenmiş bir (bkz: normal sözlük formatı ve kuralları) anayasası.
6 yılda çok tecrübe edindik. bu tecrübeler doğrultusunda format ve kurallar günümüze uyarlanacak.

3- ) sözlüğe, yalnızca yazarların faydalanabileceği yeni özellikler eklenecek.

a - ) indirim kuponları.
çeşitli markalar ve e -ticaret siteleri için normal sözlük yazarlarına özel, belirli yüzdelikli indirim kuponlarını mobil uygulamamıza tanımlamak gibi bir projemiz mevcut, bunu hayata geçireceğiz.
buradan önizleme yapılabilir.

b - ) satranç ve okey.
mobil uygulamamıza, soru cevap oyunu gibi oyunlar yüklemeye devam edilecek.
öncelikli oyunlarımız satranç ve okey & okey 101

4 - ) sosyal medya aktifliği.
özellikle x, instagram aktifliği sağlanacak. yeterli etkileşim sağlanabilirse youtube projeleri düşünülecek.

5 - ) normal radyo tekrar yayın hayatına başlayacak.
başında bu sefer bizzat yoldaş benjamin franklin sümüklüsü olacak.

6 - ) bir süredir çalışmayan ve bizlerin de fiksleyemediği 6.ayın sonunda kimi hesapların silinmemesi problemi düzeltilecek.

eylül ayına kadar yapılması planlanan işler yukarıdadır. başarıldığı takdirde sonraki adım premium üyelik (reklamsız vb. özellikler) getirmek olacak.
çok yakında sözlükte çalışmak isteyenler için iş başvurularını yayınlamış olacağız.

benimle fikir paylaşmak isteyen, eleştirisi olan, sözlüğe şöyle bir şey katabilirim diyen ya da bi sesini duyayım diyen varsa discord üzerinden ulaşabilir.
yoldas6822
devamını gör...

bilkent'ten hacettepe'ye, evime, dönmek gibidir. artık nem yoktur, bunaltıcı sıcak ya da soğuk yoktur. ankara'ya ait olmayan ne varsa yoktur artık. mabedine dönmüşsündür. yabancılık hissi yoktur artık, baba evindesindir ayrıca.
devamını gör...

zengin olmak da zor bu ülkede düşünsene çalış kazan birisi gelsin elinden alsın
devamını gör...

konuşursam içeri alırlar.
devamını gör...

ıron maiden-empire of clouds.
devamını gör...

h: amirim, ben bu istanbul'un neyini seviyorum biliyor musun?
b: neyini?
h: angara'ya dönüşünü.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


bakın arkadaşlar cumhuriyet kurulduğunda bu ülkede elde yok avuçta yokken bizzat atatürkün emriyle ankara tavukçuluk araştırma enstitüsü kuruldu. yerli tavuklar ıslah edilerek et ve yumurta verimi yüksek kümes hastalıklarına dirençli ataks tavuğu üretildi ve anadolu köylüsüne hibe edildi. bununla da kalmadı beyaz et tüketimi özendirildi.

genelde protokol sofralarında kaz eti haricinde beyaz et tüketilmez. ancak biz atatürk’ün yabancı devlet adamlarına dahi aydın yöresinden ekşili tavuk ikram ettiğini ve bu yemeğin tabuları yıkarak gayet itibar gördüğünü biliyoruz.

özetle devletin gıda sektöründeki toplumsal problemlere yaklaşımı pozitif olmalıdır. özel şirketleri suçlu ilan etmek çok kolay bunlara yaptırım uygulamak daha da kolay ancak kısa vadede dahi çözüm değil.

eğer devletin kalite standartlarını sağlayan ve piyasayı regüle eden bir tavuk fabrikası olsaydı halk ister devletten ister özelden beyaz et ihtiyacını yüksek kalitede ve uygun fiyatlı olarak tedarik edebilirdi ve vatandaş ne idüğü belirsiz firmaların ürettiği sağlıksız tavuklara yüksek fiyat ödememiş olurdu.
devamını gör...

hiç izlemedim neo.
devamını gör...

kendi kendime konuşmayı öğrendim.
devamını gör...

kendi kendime ingilizce öğrendim, kendi kendime gitar çalmayı öğrendim.
devamını gör...

boşnak çocuklarına hitaben bir mektup yazmış futbolcu.



bosna hersek'teki sevgili çocuklar, sizin için bir mesajım var.

hiçbir şey imkansız değil.

hiçbir şey.

bosna hersekli olduğumuz için şanslıyız. bunu hayalini yaşayan bir adam olduğum için söylemiyorum, ayrıca savaştan kurtulmuş bir çocuk olarak da söylüyorum. bambaşka bir kaderim olabilirdi.

saraybosna'daki o günler hakkında konuşmayı sevmiyorum ama o günleri anlamanız çok önemli. başladığında 6 yaşındaydım. sirenlerin çaldığı ilk anı hatırlıyorum. annem beni aldı ve ayakkabılığın arkasına saklandık. bu birinci gündü. dört yıl boyunca sürdü. ne olduğunu tam olarak anlamamıştık ama her günümüz korkunç geçiyordu. evimiz kalmak için tamamıyla güvensiz hale gelince, dedemlerin yanına taşındık. 40 metre kare bir evde 15 kişiydik. hepimiz yerde uyuyorduk.

birlikte monopoly oynardık. dışarı çıkmak tehlikeliydi çünkü her yerde keskin nişancılar bekliyordu. kuzenlerimle birlikte yere oturur, saatlerce oynardık. sirenleri ve bomba seslerini duyardık. bazen yer sallanırdı.

oynarken birkaç dakikalığına savaşı unuturduk. sadece bir anlığına çocuk olmamıza izin vardı.

dışarıda futbol oynamak istiyorduk ama her gün dışarıda masum insanların ambulanslarla hastaneye götürüldüğünü görüyorduk. peki ya bir çocuğu dört yıl boyunca bir evde nasıl tutabilirsiniz? tabii ki tutamazsınız ve büyüklerimiz de bunu biliyordu. nadiren de olsa etraf sakin göründüğünde, annem dışarı çıkmamıza izin verirdi. çıkardık ve mahalledeki diğer çocuklarla futbol oynardık.

annemin o anlara bakışlarını asla unutmayacağım. yüzünde bir gülümseme vardı çünkü futbol oynarken beni görünce mutlu oluyordu. ama gözlerine baktığımda da ne kadar korktuğunu görüyordum çünkü eve geri dönemeyebilirdim.

zaman zaman suyumuz biterdi. kovalarımızı alır ve sıraya girerdik. elektrik yoktu, dolayısıyla asansör de. o kovaları taşırdık. üçüncü kat, dördüncü kat... 6 kat daha kaldı... saraybosna'daki en zayıf çocuk bendim. yemek de bizim için problemdi. ailelerimiz bunun için hayatlarını riske etti. bazen yemek dolu kutular gökyüzünden bırakılırdı, sanki sihirmiş gibi... nereden geldiğini bilmezdik, umurumuzda da değildi. tatları inanılmazdı. her gün aynı şeyi yediğinde, fıstık ezmesi gökten gelen bir hediyeymiş gibi oluyor.

günün sonunda, bir şekilde hayatta kaldık. geri dönüp baktığımda ne kadar güçlü olduğumuza dair şoka giriyorum. küçücük çocuklardık. onlarca masum insan öldü. ne için?

para için. güç için. ego için.

yani hiçbir şey için.

bugün haberlerde savaş gördüğümde berbat hissediyorum.

bunun hiçbir yerde yaşanmasını istemiyorum.

ama nedense yetişkinler bunu asla öğrenemiyor.

savaş bittiğinde 10 yaşındaydım. futbolcu olmak gibi bir planım yoktu. imkansız geliyordu, bu konuda hayalim bile yoktu.

her şey paramparça edilmişti. futbolu sadece sevdiğim için oynuyordum. babam eskiden ekmek taşırdı. ben ilk kulübüme katılınca, işine aralar verir ve beni götürüp getirirdi. yoldayken bana hep 'kibar ol, herkese aynı şekilde davran, nereden oldukları ve ne yaptıklarının önemi yok' derdi. bunu asla unutmadım. o da alt liglerde futbol oynamıştı, benim kahramanımdı. arabadan indiğimde bana muz verirdi ve 'iyi şanslar oğlum' derdi.

hafta sonları televizyonda birlikte maç izlerdik. o dönemde serie a en iyi ligdi. shevchenko'yu duydunuz mu? ona bayılırdım. italya'yı çok severdim. dünyanın öbür ucundaki bir peri masalı gibi gelirdi. orada futbol oynamayı hayal bile edemezdim. zeljeznicar'ın a takımında futbol oynamak tek hedefimdi. hocalarımdan biri bana sheva diye seslenmeye başladı çünkü sarışındım ve çok gol atıyordum. hoşuma gitmişti.

19 yaşındayken bir başka hoca geldi ve beni çekya'ya götürmek istediğini söyledi. bosna'dan ayrılmak istemedim ama oraya gidersem hayalimi gerçekleştirme ihtimalimin daha yüksek olduğunu söyledi. dürüst olmak gerekirse hayalimin ne olduğunu bile bilmiyordum. sadece daha iyi olmak istiyordum. bedenimin en güçlü tarafı zihnim. teplice'ye gittiğimde kendime şöyle dedim: "edin, bu adamlardan daha çok çalışmalısın yoksa seni gönderirler."

beni 25.000 euro'ya almışlardı.

2 yıl sonra wolfsburg'a imza attım. milan'la karşılaştık, sheva ile forma değiştim.

sonra manchester city beni 37 milyon euro'ya satın aldı.

sonra roma'ya gittim.

savaşta büyümüştüm. gerçekten bir peri masalı yaşıyordum.

hiçbir şey imkansız değil. bosna'yı dünya kupası'na götürmek bile.

2014'ü hatırlıyor musunuz, çoğunuz doğmamıştınız bile. ilk kez dünya kupası'na o yıl gitmiştik. hayatlarımızın en iyi günüydü.

litvanya'daki eski bir stadyumda eleme maçı oynamıştık. hakem son düdüğü çaldı, bosnalılar sahaya girdi. 2 metrelik duvarı aşmışlardı. içimden 'delirmişler' demiştim.

sonra diğerlerinden daha yavaş şekilde koşan bir adam gördüm. gözünde yaşlarla bana doğru geliyordu.

babamdı.

'baba, ne oldu?' dedim.

'duvardan atlarken ayağımı incittim ama problem yok, acı hissetmiyorum' dedi.

sarıldık ve ağladık.

ne yazık ki brezilya'da şans bizimle değildi. bunu hatırlamıyorsunuz ama nijerya'ya karşı bir gol atmıştım, sayılmalıydı. o gün var yoktu ve gruplardan bu yüzden elendik. ama bizim küçük ülkemiz maracana'da sahaya çıkmıştı. dünyaya kim olduğumuzu göstermiştik.

şimdi ise geri dönüyoruz.

komik olan ne biliyor musunuz? martta 40 yaşına girdim ve kutlamadım. müslümanım, o dönem ramazan ayıydı ve bizim de galler ve italya karşısında bir işimiz vardı. ben de şöyle düşündüm, madem öyle o zaman ben bu maçları partiye çevireceğim.

galler karşısında 85. dakikaydı ve skorborda baktım, 1-0 gerideydik.

tek hissettiğim şey panikti. zamanımız bitiyordu.

sonrasında bir korner oldu. beni sıska bir adam marke ediyordu. 'harika' dedim. topu ağlara gönderdim, sevindim ve aklıma şu geldi: "daha önce 4 kez seri penaltı atışlarına çıktım, hepsini kaybettim."

şükürler olsun ki gençler nasıl penaltı atılacağını biliyordu. biz veteranlar gibi çok düşünmüyorlar.

sonra italya'yla oynadık. donnarumma'dan korkuyordum. çok büyük. ona penaltılarda gol atıp atamayacağımı bilmiyordum. sağ omzumu da incitmiştim ve kenara gelmiştim. ilk penaltımızı izleyemedim çünkü kolumu sargıya alıyorlardı. izleyemedim ve golü attık.

o an dedim ki, belki de izlememeliyim. sadece tribünün sesini takip edeyim. halkımı dinleyeyim.

italya kaçırdı, taraftar golü attığımız andan bile daha çok ses çıkardı.

sonra bir kez daha kaçırdılar. sadece dua ediyordum. gördüğüm tek şey hocalarımızın sırtlarıydı.

esmir topu aldığında, hocamız da arkasını döndü ve 'ben de izleyemiyorum' dedi.

geldi, bana sarıldı. kafalarımızı birbirimize yasladık, gözlerimizi kapattık ve sadece dinledik.

sonra da duyup duyabileceğimiz en büyük gürültüyü duyduk.

buraya gelmek hiç kolay olmadı. 40 yaşına geldiğinizde, sırtınız acı içinde bağırabiliyor. siz de ağrı kesicilere koşuyorsunuz. ama bedenim ne zaman bu işi bırakmak isterse istesin, her zaman kaçırdığım kutlamaları, ailemden uzak geçirdiğim o günleri, kaçırdığım yaz tatillerini düşünüyorum. mental olarak bu çok zor. eleştiriler hala can yakıyor ama sahaya çıktığımda hala çocuk gibi hissediyorum. sizler gibi. karnımda kelebekler uçuşuyor.

eve her geldiğimde de şunu düşünüyorum: değdi.

her şey değdi.

kötü anlar olmadan, iyi anlar gelmez.

20 yıldır bosna'dan uzağım. bosna'dan uzak kaldıkça, sevgim artıyor. bu 20'nin 9'u italya'daydı. çocuklarım roma'da doğdu. orası hala benim ikinci evim ama ne zaman saraybosna'yı ziyaret etsem, annem yemek pişiriyor. herkes orada. ben de çok mutluyum. bosna formasını giymek, kalbimi farklı attırıyor.

halkım için oynuyorum. saraybosna'nın sokaklarındaki çocuklar için oynuyorum. sahip olduğumuz farklı kültürlerden ve farklı dinlerdeki insanlar için oynuyorum. bizim ülkemizi güzel yapan şey bu. hala bazı insanlar bizi ayırmaya çalışsa da...

asla başarılı olamadılar.

benim sayemde değil. yetişkinler sayesinde de değil. biz asla öğrenemiyoruz. sizin sayenizde çocuklar.

bana son bir iyilik yapın tamam mı?

saraybosna, roma ya da st. louis, nerede yaşarsanız yaşayın; ister müslüman, ister musevi, ister katolik, ister ortadoks olun. nereden geldiğinizi asla unutmayın.

bosnalısınız. dünya ayaklarınızın altında.


hepinizi çok seviyorum.
devamını gör...

istanbul - eskişehir arası 3 saatte götüren, yavaş hızlı tren'dir. bu süreçte boğaz vapuru gibidir. boğaz vapuru birçok iskelede durur, bu da her istasyonda duruyor. gebze, arifiye, bilecik gibi...
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim