zaman tüneli

fakir köylü/taşralı olur, zengin otantik tatlar arar ya da yöresel lezzetler tadar.

gerçek düşünceme gelince, son derece suni bulduğum/yvşklık olarak nitelendirdiğim bir olay.
devamını gör...

petrol kralları filmini seviyorum.
devamını gör...

bak bu yapılmalı işte
kışın yapıcaksın ama
alıcan hatunu
sevişe sevişe içe içe gğle oynaya gezicen
devamını gör...

zeki metin filmi olmadığı için mototonist’in zikrettiği “mavi boncuk”..

ikilinin her ikisini de pek sevmem/sevmezdim.

metin akpınar’ın şu tiradları vardır ya, onlara çok uyuz olurdum. yok bakla pişirme tarifi, yok çocuklukta kurban kesme ritüelleri ve inanılmaz absürt, gerçeklikle hiç bir alakası olmayan detaylar..

zeki alasya da çok hat hut oynardı, vücut dili agresif gelirdi bana. ağzını yüzünü böyle değişik şekillere sokardı.

ama mavi boncuk iyiydi. hatta orada bile zeki alasya olmasa film bir şey kaybetmezdi bana göre..
devamını gör...

hızır gibi yetişirler. şoförlerin o öğle yemeği bulmak isteyip seyir hâlinde oluşları kaynaklı kısa süreli açlıklarını en kestirme yoldan gideren bu krallar hem şoför tarafından minnetle karşılanır hem de yolcular birkaç saniyeliğine tatlı ve içten görüntülere tanık olur. sırf bu yüzden bile minibüs şoförü olup o hat senin bu hat benim dolaşası ve her öğlen bir adamın dibi dönerci tarafından döner ayranla beslenesi gelir insanın.

bunun bir diğer versiyonu da çiğköftecilerdir. çiğköftenin birleşik yazılışını hâlâ kabullenemeyengillerdenim. ama olsun, alışıp öğreneceğim. onlar da acılı acısız, soslu sossuz, kelli felli çiğköftelerini özenle hazırlar, minibüs süren emekçi kardeşlerimizin huzuruna yetiştirirler. çok hoşuma gider dönerci ve çiğköftecilerin bu minibüsçü dostu hâlleri. işlerini de çabucak hâlleder bu insanlar. dönerci veya çiğköfteci durmuş bir minibüs görür, minibüsçü yemeği alır ve parayı hemencecik verir. bekletmez yolcuları ve esnafı.

pratik kazana kazana alman disiplini edinmişlerdir. en fazla 5 saniyede bitirirler işi. öndeki araç hareket ettiği gibi de şoför devam eder stresli, maceracı ve keyifli yolculuğuna. gözü gönlü toktur. dönerci ve çiğköfteciler yoluyla karnı da... erzurum'a gitse öyle lezzetli döner, urfa'ya ulaşsa öyle tatlı çiğköfte yiyemez. bilir çünkü, en leziz yemek açken yediğindir.
devamını gör...

her şey o kadsr dallanıp budakşandı ki
zamsn yetmşyor artık
içsel ve dışsal bir çok etkenle micadele ediyoruz
mesela business analyst falsn dşye uzmanlıklar çıkmış
ne ske derman oldukları da belli değil

böyle böyşe bi şeyler icad edip sonra ona uygun ihtiyaçlar uyduruluyo oysa tam tersi olması lazım değil mi ya
sonra da bunları hayatımıza eklemlşyoruz, ona yer açıyoruz falan
devamını gör...

bir kulağımızın arkası kalmıştı…

teşekkür ederim iki kulağımın arkasını da ısırmışsınız. köpeğimle beraber fıtı fıtı kulağımızı kaşıyoruz iki saattir *

sistemin bir parçası olmanız beni çok üzüyor gerçekten.
devamını gör...

arabesk yaşamın modern psikolojideki karşışlığı
aşağıda konuşulmuş
(bkz: pesimizm)
devamını gör...

üzerine ekmek banıp yiyorum.
tırs gelip vırs gidiyor artık..
olumsuz mu? tamam ben buna alışığım..
bir olumlu düşününce geliyor- ki çok nadirdir- sudan çıkmış balık gibi ne yapacağımı şaşırıyorum.
sağ olsun hayatta karamsarlık ekmeğimin üzerine balı güzelce boca ediyor..
her durumda dakik bir pesimistim ben..
devamını gör...

bu yorgunluğa rağmen üşenmedim kalkıp tavuk pilav yaptım

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

tarrare, fransa'ya dayanan bir tıp efsanesi. çelimsiz, kupkuru bir adam. ama asla doymak bilmeyen bir canavar. sıradan bir iştah değildir bu; tıp dünyasının çözemediği bir anomalidir. hikayeye göre henüz ergenken, bir oturuşta kendi ağırlığı kadar yemek yemiştir. ailesi tarafından sokağa atılmıştır. sokaklar artık onun avlağıdır. ne bulursa yutmaktadır; canlı kediler, köpek yavruları, yılanlar ve taşlar. çiğnemek bile yoktur onun sözlüğünde.

fransız devrim ordusu’na katılmıştır sonra. askeri rasyonlar bu dipsiz kuyuyu doyurmaya yetmemiştir. çöpler karıştırılmakta, hastaların yemekleri çalınmaktadır. ordu doktorları durumu fark etmiş ve kendisinden faydalanma yoluna gitmiştir. tarrare, içine gizli mesaj saklanan ahşap bir kutuyu yutmuş ve düşman hatlarına sızdırılmıştır. fakat yakalanmıştır prusya askerlerine. feci bir dayak yedikten sonra serbest bırakılmıştır.

hastaneye döndüğünde açlığı artık akıl oynatacak cinstendir. morglara dadanmıştır tarrare; cesetleri yerken yakalanmıştır. lakin işleri kan dondurucu noktaya getiren hadise hastanedeki 14 aylık bir bebek, aniden ortadan kaybolmasıdır. tarrare’ın ağzında ise taze kan izleri görülür. hastaneden yaka paça kovulur. birkaç yıl sonra, tüberkülozdan ölmüştür. otopside midesinin bütün iç organlarını kapladığı ve yumurta çürüğüne benzer bir kokunun yayıldığı tespit edilmiştir.

bir mnemosyne (yazar) ukdesi.
devamını gör...

zaten tartıiılmış olandır
(bkz: minimal rakı masası)
ben artık kasten yağıldığını düşünüyorum
devamını gör...

karıyı dürüm yapıp kaçırdıkları film güzeldi ya
devamını gör...

ergenlikte her şeyi kafamın içindeki duvara astım, oda duvarının sadeliği asacağım şeyin bir veya iki yaş sonra geçecek heves ten daha güzel duruyordu.
bugün hâlâ arasıra bana zor kişiliksin seni çözmek zor, diyorlar.
olsun, ben de kendimden pek bir şey anlayıp çözmüş değilim diyorum.
devamını gör...

fakir ölür, zengin hakkın rahmetine kavuşur
devamını gör...

yogaya karşı önyargılı davranan tiplet
devamını gör...

16. yüzyıl iskoçya’sının tekinsiz ve balta girmemiş kıyılarında, kulaktan kulağa yayılan öyle bir lanet vardı ki, dönemin kralı i. james bile bu vahşeti sonlandırmak için bizzat ordunun başına geçmek zorunda kalmıştı. hikayenin merkezinde, çalışmaktan ve dürüst bir hayattan nefret eden, karanlık ruhlu bir adam vardı: alexander "sawney" bean.

sawney bean, taşra hayatının monotonluğundan ve dürüst işçi sınıfının sefaletinden sıkılınca, yanına kendisi gibi düşünen hırslı ve acımasız bir kadın alarak medeniyete tamamen sırtını döndü. çift, ayrshire kıyılarında, suların yükselmesiyle girişi tamamen kapanan, yüzlerce metre derinliğindeki karanlık ve nemli (b bennane mağarası)’nı kendilerine yurt edindi. bu mağara, sonraki çeyrek asır boyunca iskoçya tarihinin en büyük kabusuna ev sahipliği yapacaktı.

hayatta kalmak için ne bir tarlaları vardı ne de bir zanaatları. sawney ve karısı, çareyi yoldan geçen yalnız gezginleri pusuyu düşürüp soymakta buldu. ancak yakalanma korkusu onları ana akım suçlulardan çok daha vahşi bir yönteme itti: arkalarında hiç şahit bırakmamak. öldürdükleri kurbanların cesetlerini mağaraya taşıdılar. zamanla bu cinayetler sadece bir güvenlik önlemi olmaktan çıkıp, temel besin kaynakları haline geldi. kurbanlarını mağaranın karanlığında parçalara ayırıyor, tuzlayıp kurutarak salamura yapıyorlardı.

yıllar geçtikçe mağaranın içindeki nüfus, ensest ilişkilerle çığ gibi büyüdü. sawney ve karısının çocukları oldu, o çocuklardan yeni çocuklar doğdu. sonunda dış dünyadan tamamen izole, sadece insan etiyle beslenen, ahlak ve dil kavramını yitirmiş yaklaşık 50 kişilik devasa bir yamyam klanı oluştu. çevre kasabalarda yüzlerce insan ardında hiçbir iz bırakmadan kayboluyor, yerel halk suçu masum göçmenlere ya da hancılara atıyordu. kimsenin aklına o karanlık mağaraya bakmak gelmiyordu çünkü yükselen deniz suları klanın tüm izlerini kusursuzca gizliyordu.

her kusursuz suç gibi, bean ailesinin saltanatı da tek bir hata ile sarsıldı. bir gece klan, panayırdan dönen evli bir çifte pusu kurdu. kadını saniyeler içinde attan düşürüp vahşice katlettiler ancak kocası göründüğünden daha dişli çıktı. atının üstünde kılıcı ve tabancasıyla amansız bir savunma savaşı verdi. tam gücü tükenmek üzereyken, aynı yoldan dönen 20 kişilik başka bir yolcu grubu çığlıkları duyarak yardıma yetişti. kalabalığı gören yamyam klanı, arkalarında parçalanmış bir kadın cesedi ve dehşet içinde bir koca bırakarak mağaralarına geri kaçtı.

yaşanan bu vahşet nihayet gizemi bozdu ve şikayetler doğrudan kral i. james’e ulaştı. kral, yanına 400 eğitimli asker ve iz sürücü tazılar alarak ayrshire kıyılarına bizzat çıkarma yaptı. askerler günlerce hiçbir iz bulamadı ancak tazıların keskin burunları, deniz sularının çekildiği bir an o kör mağaranın ağzında donup kaldı. mağaraya giren ordu, insanlık tarihinin en karanlık manzarasıyla karşılaştı: tavandan sarkan insan uzuvları, kurutulmuş etler, dağ gibi birikmiş kıyafetler ve mücevherler.

sawney bean ve tüm ailesi tek bir kayıp bile verilmeden kıskıvrak yakalandı. işledikleri suçlar o kadar büyük ve dehşet vericiydi ki, mahkemeye bile gerek duyulmadı. edinburgh’a götürülen klanın erkeklerinin kolları ve bacakları canlı canlı kesilerek kan kaybından ölmeye bırakıldı; kadınlar ve çocuklar ise bu vahşeti izlemeye zorlandıktan sonra yakılarak idam edildi. sawney bean, son nefesini verirken bile pişmanlık göstermedi ve cellatların yüzüne karşı, "bitmedi, asla bitmeyecek" diye haykırdı. ardında bıraktığı hikaye ise yüzyıllar boyunca geceleri çocukları korkutmak için anlatılan en gerçek masal olarak kaldı.
devamını gör...

zengin elinde sopa dağa çıkarsa trekking olur, fakir çıkarsa köylü derler.
devamını gör...

çok var da son iki tanesini anlatayım.

yurt dışına çıkıp da döndükten sonra artık kimsenin kullanmadığı antika şehir haritalarını açıp gösteren sonradan görme tipler vardır bir de böyle hiç ilgilenmezsin o haritayla neyse işte bir buluşmada yanımıza böyle geldi eskiden tanıdığım bir geri zekalı çantasından harita çıkartıp gösteriyor hiç ilgilenmedim "e merak ettim şehri dedin aç bak" falan dedi lfkfkf ulan götoğlanı onları biz en son 20 sene önce kullanıyorduk akıllı telefon internet yapay zeka navigasyon diye şeyler var artık herife bunlardan bahsediyoruz "ben böyle seviyorum" falan diyordu ulan çin işkencesi gibidir o haritalar nesini seveceksin elini ağrıtıyor nerede olduğunu bulamıyorsun başta muhakkak kendisi de kullanmıyordu ama şov olsun diye yapıyordu bir de gene böyle sonradan görme olarak imzalattırdığı aptal aptal şeyleri 24 bin liralara falan satıyordu dolapta normalde fiyatı 2000 lira olan esas ona en çok gıcık sinir olmuştum.

bundan başka olarak grafik tasarımcı olan bir meslektaş hatun vardı geçen sene konuştuğum sürekli sürekli ama sürekli sürekli sürekli işini anlatıyordu bir telefonlaştık böyle nefes almadan sanki cv'sini anlatıyor gibiydi hiçbir şekilde söz hakkı vermiyordu ki zaten böyle söz hakkı vermeden karşısındakiyle diyalog kurmadan konuşan sürekli ben ben ben diyen tiplere sinir olurum kendi kurduğu reklam ajansını anlatıyor ama sanarsın sanki holding yaptığı işler de bok gibiydi hiç böyle akademik eğitim almış bir grafik tasarımcının elinden çıkmış gibi değildi malum ikimiz de üniversite mezunuyduk ve ben de sonuçta çok kötüydüm üniversitenin başında, zamanla ne nasıl yapılır öğrendim tabii ama onun yaptığı işler o kadar kötüydü ki bir de yapay zekada bir şeyler yapmış web sitesine çat çat koymuştu aslında geçen sene bunun üzerine bayağı gıcık olup ajansının ismi ile başlık da açmıştım burada(ajansın adı da abisiyle isminin baş harfleri yani aman ne yaratıcı) hatta kendisi görüp mesaj attı senden duymak isterdim bunları demişti sırf etik değil diye silmiştim o entryi kendisini de engellemiştim hakkındaki düşüncemi söyleyip..

o yüzden sizi sinir eden birisi olursa tahammül etmek zorunda değilsiniz hakkındaki düşünceyi söyleyin.
devamını gör...

12-17 yaş arasında odamda hiçbir poster vesaire bir şey asılı olmadığı için kişiliksiz kaldığım analiz. yine de asmak aklıma gelse ricardo quaresma ve komünizm ile alakalı olurdu asacaklarım o yıllarda diye düşünüyorum.
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim