zaman tüneli
nasibin mehmet
soyadı kanunundan sonra dahi herkes tarafından nasibin mehmet olarak bilinen bestekar. ablası var adı nasip hanım onunla birlikte saz heyetlerine gidiyorlar öylece nasibin mehmet oluyor. pek güzel besteleri vardır. en meşhurlarından yazalım da nasibin mehmet kimmiş bilin şimdilik beş doz yazıyorum.
(bkz: seyr i mehtap edelim gel bu şeb ey mehlika)
(bkz: neden kalbim seni sevdi)
(bkz: açmam açamam söyleyemem çünkü derinde)
(bkz: ömrün ezvakında aşkın görmeyen esrarını)
(bkz: kederden mi neden bilmem sararmış reng i ruhsarın)
(bkz: seyr i mehtap edelim gel bu şeb ey mehlika)
(bkz: neden kalbim seni sevdi)
(bkz: açmam açamam söyleyemem çünkü derinde)
(bkz: ömrün ezvakında aşkın görmeyen esrarını)
(bkz: kederden mi neden bilmem sararmış reng i ruhsarın)
devamını gör...
deli yürek
yıllar sonra bu müthiş seriyi canlandırmak için kendimce bir synopsis yazdım.
yıl 2073... yıllar önce öldüğü sanılan yusuf miroğlu, devletin gizli “miro” projesinde yeniden ortaya çıkar. yapılan deneyler sonucunda vücudu, her yeni patojene karşı anında virüs-spesifik mirna üretebilen biyolojik bir savunma sistemine dönüşmüştür. dünya zombi pandemisiyle çökerken, enfekte olmayan tek adam odur: the miroğlu.
dizide miroğlu’nun hücreleri, virüs genomunu tanıyıp ona karşı özel mirna’lar sentezleyerek viral replikasyonu daha başlamadan susturur. yani virüs hücreye girer ama çoğalamaz. bu yüzden influenza, kuduz, ebola, koronavirüs, hatta zombi virüsü falan hiçbir şey tutmaz. miroğlu’nun bağışıklığı klasik antikor bağışıklığı değil; doğrudan post-transkripsiyonel racon kesme sistemi (ptrks) gibi çalışır.
"virüs bana bulaşmaz. ben virüse bulaşırım."
arch enemy karakterler:
dr. savaş genomics: miroğlu’nun mirna profilini kopyalayıp zombi virüsünü kontrol etmek isteyen eski bir biyoteknoloji mafyası. miroğlu’nun süper gücü fiziksel uçmak kaçmak değil, hastalanmamak, enfekte olmamak, virüsleri susturmak ve zombi sürülerinin arasında “taşıyıcı olmadan” yürüyebilmek. ama yan etki olarak vücudu sürekli yeni mirna ürettiği için arada geçmişten halüsinasyonlar görüyor: eski istanbul, masa başı racon sahneleri, kaybedilen dostlar vs.
prof. dr. turgay atacan cas9 turgay. eski bir moleküler biyolog. zombi pandemisinden önce devletin gizli gen düzenleme programında çalışmıştır. miroğlu’nun bedenindeki “mir-oğlu lokusu”nu ilk keşfeden kişidir ama projeden atılmıştır. şimdi amacı, miroğlu’nun virüslere karşı direnç sağlayan mirna sistemini bozup onu da enfekte edilebilir hale getirmektir. bu arkadaş crıspr tabanlı bir sistem geliştirir: crıspr-cas13/crıspr-cas9 hibrit saldırısı. cas9 ile miroğlu’nun dna’sındaki mir bölgesini hedef alır, cas13 ile de aktif mirna moleküllerini parçalamaya çalışır. böylece miroğlu’nun “hastalanmama” gücü zayıflar. ilk defa ateşi çıkar, yaraları geç iyileşir, zombi virüsüne karşı direnç kaybetmeye başlar.
turgay aslında miroğlu’nu öldürmek istemez. onu “insanlığın tek gerçek aşı kaynağı” olarak görür ama etik sınırı yoktur. miroğlu’nun mirna sistemini kopyalayıp herkese vermek ister. fakat bunu yapmak için miroğlu’nu parçalarına ayırmaya hazırdır.
s1e5-gen makası: turgay, miroğlu’nun mir bölgesini gerçekten keser. herkes miroğlu’nun gücünü kaybettiğini sanır. ama son anda anlaşılır ki miroğlu’nun sistemi sadece dna’da değil, hücrelerinde epigenetik olarak da kayıtlıymış.
s1e8-racon ınterference: son sahnede de miroğlu laboratuvardaki ekrana bakar. ekranda yeni bir varyant belirir: mir-oğlu resistant strain detected. sonra dönüp şöyle der "bana direnç geliştirenin, sonu pek hayırlı olmaz."
...
tutar bence bu.
yıl 2073... yıllar önce öldüğü sanılan yusuf miroğlu, devletin gizli “miro” projesinde yeniden ortaya çıkar. yapılan deneyler sonucunda vücudu, her yeni patojene karşı anında virüs-spesifik mirna üretebilen biyolojik bir savunma sistemine dönüşmüştür. dünya zombi pandemisiyle çökerken, enfekte olmayan tek adam odur: the miroğlu.
dizide miroğlu’nun hücreleri, virüs genomunu tanıyıp ona karşı özel mirna’lar sentezleyerek viral replikasyonu daha başlamadan susturur. yani virüs hücreye girer ama çoğalamaz. bu yüzden influenza, kuduz, ebola, koronavirüs, hatta zombi virüsü falan hiçbir şey tutmaz. miroğlu’nun bağışıklığı klasik antikor bağışıklığı değil; doğrudan post-transkripsiyonel racon kesme sistemi (ptrks) gibi çalışır.
"virüs bana bulaşmaz. ben virüse bulaşırım."
arch enemy karakterler:
dr. savaş genomics: miroğlu’nun mirna profilini kopyalayıp zombi virüsünü kontrol etmek isteyen eski bir biyoteknoloji mafyası. miroğlu’nun süper gücü fiziksel uçmak kaçmak değil, hastalanmamak, enfekte olmamak, virüsleri susturmak ve zombi sürülerinin arasında “taşıyıcı olmadan” yürüyebilmek. ama yan etki olarak vücudu sürekli yeni mirna ürettiği için arada geçmişten halüsinasyonlar görüyor: eski istanbul, masa başı racon sahneleri, kaybedilen dostlar vs.
prof. dr. turgay atacan cas9 turgay. eski bir moleküler biyolog. zombi pandemisinden önce devletin gizli gen düzenleme programında çalışmıştır. miroğlu’nun bedenindeki “mir-oğlu lokusu”nu ilk keşfeden kişidir ama projeden atılmıştır. şimdi amacı, miroğlu’nun virüslere karşı direnç sağlayan mirna sistemini bozup onu da enfekte edilebilir hale getirmektir. bu arkadaş crıspr tabanlı bir sistem geliştirir: crıspr-cas13/crıspr-cas9 hibrit saldırısı. cas9 ile miroğlu’nun dna’sındaki mir bölgesini hedef alır, cas13 ile de aktif mirna moleküllerini parçalamaya çalışır. böylece miroğlu’nun “hastalanmama” gücü zayıflar. ilk defa ateşi çıkar, yaraları geç iyileşir, zombi virüsüne karşı direnç kaybetmeye başlar.
turgay aslında miroğlu’nu öldürmek istemez. onu “insanlığın tek gerçek aşı kaynağı” olarak görür ama etik sınırı yoktur. miroğlu’nun mirna sistemini kopyalayıp herkese vermek ister. fakat bunu yapmak için miroğlu’nu parçalarına ayırmaya hazırdır.
s1e5-gen makası: turgay, miroğlu’nun mir bölgesini gerçekten keser. herkes miroğlu’nun gücünü kaybettiğini sanır. ama son anda anlaşılır ki miroğlu’nun sistemi sadece dna’da değil, hücrelerinde epigenetik olarak da kayıtlıymış.
s1e8-racon ınterference: son sahnede de miroğlu laboratuvardaki ekrana bakar. ekranda yeni bir varyant belirir: mir-oğlu resistant strain detected. sonra dönüp şöyle der "bana direnç geliştirenin, sonu pek hayırlı olmaz."
...
tutar bence bu.
devamını gör...
olamazdım senle
devamını gör...
altın gümüş yatırımcısının tokatlanması
şimdiye kadar çok sevdi o bizi, şimdi tokatladığına bakmayın, tekrardan sever o bizi.
devamını gör...
çalışkan
ben lisede calıskan bir cocuktum.
okul cıkısı telefon caldı.
yas 12-13. bizim liseden bi cocuk arıyor. bir odeve dair bi sey sordu. anlattım, kapattık.
babam paralel telefondan konusmamızı dinlemiş. bana nasıl bagırıyor ama. çıklık cıglıga:
-bir erkek sana telefon edecek hakkı nasıl bulıuyor? bi daha olursa bacaklarını kırarım.
babamla yasamak zor zordu;)
okul cıkısı telefon caldı.
yas 12-13. bizim liseden bi cocuk arıyor. bir odeve dair bi sey sordu. anlattım, kapattık.
babam paralel telefondan konusmamızı dinlemiş. bana nasıl bagırıyor ama. çıklık cıglıga:
-bir erkek sana telefon edecek hakkı nasıl bulıuyor? bi daha olursa bacaklarını kırarım.
babamla yasamak zor zordu;)
devamını gör...
bin muhteşem güneş
insanın içini dağlayan, yer yer bu kadar da olmaz dedirten, zaman zaman ohh çektiren ama genel itibariyle gözlerini nemlendiren bir roman. her ne kadar roman desek de adına, dünyanın bir yerlerinde bu olayları gerçekten yaşayan insanların olduğunu bilmek insanın içini daha da eziyor.
sözde hürriyet adına, din adına, ideolojileri adına farklı farklı gruplara ümit bağlayıp günden güne daha da kısıtlı, daha da kötü günler yaşamaya mahkum edilen afgan halkının çaresizliğini iliklerine kadar hissediyor insan. bilhassa kadınların hak ve özgürlüklerini ellerinden alıp her geçen gününü aratır hale getirmek kaçıncı seviye vicdansızlıktır mesela. mücahitler galip gelirse rahatlayacağını uman halk umduğunu bulamayınca mücahitlerden kurtulmak için taliban'a sarılıyor ama denize düşüp de yılana sarılsak daha iyiydi noktasına geliyorlar. dinle alakası olmayan ama siyasi arzu ve heveslerini, şahsi menfaatlerini din kisvesi altında gidermek isteyen bir zümre insanın zulmü yıllarca insanlara büyük çileler çektirdi.
burası spoiler:
bir harami olarak meydana gelen meryem'in hikayesi ile başlayan roman, leyla ve tarık'ın hikayesi ile devam ederken bir anda her şey birbirine girip hayatları kesişiyor. bir yerden sonra hangisine üzüleceğini şaşırıyor insan. başta iyi bir insan gibi gelen raşit ayısının erkek çocuk sevdası, leyla'ya aşkı uğruna söylediği yalanla sevdiğinden ayırması ve sonunda hayatında ilk defa anlamlı bir şey yapmaya karar veren meryem'in cesareti ile kendini feda etmesi sonucunda tatmin etmese de buna da şükür dedirten mutlu sonu ile insanın ruhunda onulmaz yaralar açıyor kitap.
aynı bizdeki bazı andavallar gibi kız çocuklarını okutmayıp karısı kızı hasta olunca kadın doktor isteyen mağara ayılarının o coğrafyalarda daha yoğun ve vahşi hüküm sürdüğünü görmek de şaşırtmıyor. toplumsal analiz yapalım demeye çalışsak bile ortada analiz edilebilecek bir toplum yok desek yeridir. baskı, korku, sindirme, dini kullanma, gücü eline geçirince başlayan zulüm... hikaye hep aynı.
bu kitabı bütün kadınlara okutmak lazım. özellikle atatürk düşmanı olanlara. bugün kendilerine sunulan imkanları, verilen hakları, gördükleri değerin neye, kime borçlu olduklarını, ayakları üzerinde durmazlarsa başlarına neler gelebileceğini görsünler.
sözde hürriyet adına, din adına, ideolojileri adına farklı farklı gruplara ümit bağlayıp günden güne daha da kısıtlı, daha da kötü günler yaşamaya mahkum edilen afgan halkının çaresizliğini iliklerine kadar hissediyor insan. bilhassa kadınların hak ve özgürlüklerini ellerinden alıp her geçen gününü aratır hale getirmek kaçıncı seviye vicdansızlıktır mesela. mücahitler galip gelirse rahatlayacağını uman halk umduğunu bulamayınca mücahitlerden kurtulmak için taliban'a sarılıyor ama denize düşüp de yılana sarılsak daha iyiydi noktasına geliyorlar. dinle alakası olmayan ama siyasi arzu ve heveslerini, şahsi menfaatlerini din kisvesi altında gidermek isteyen bir zümre insanın zulmü yıllarca insanlara büyük çileler çektirdi.
burası spoiler:
bir harami olarak meydana gelen meryem'in hikayesi ile başlayan roman, leyla ve tarık'ın hikayesi ile devam ederken bir anda her şey birbirine girip hayatları kesişiyor. bir yerden sonra hangisine üzüleceğini şaşırıyor insan. başta iyi bir insan gibi gelen raşit ayısının erkek çocuk sevdası, leyla'ya aşkı uğruna söylediği yalanla sevdiğinden ayırması ve sonunda hayatında ilk defa anlamlı bir şey yapmaya karar veren meryem'in cesareti ile kendini feda etmesi sonucunda tatmin etmese de buna da şükür dedirten mutlu sonu ile insanın ruhunda onulmaz yaralar açıyor kitap.
aynı bizdeki bazı andavallar gibi kız çocuklarını okutmayıp karısı kızı hasta olunca kadın doktor isteyen mağara ayılarının o coğrafyalarda daha yoğun ve vahşi hüküm sürdüğünü görmek de şaşırtmıyor. toplumsal analiz yapalım demeye çalışsak bile ortada analiz edilebilecek bir toplum yok desek yeridir. baskı, korku, sindirme, dini kullanma, gücü eline geçirince başlayan zulüm... hikaye hep aynı.
bu kitabı bütün kadınlara okutmak lazım. özellikle atatürk düşmanı olanlara. bugün kendilerine sunulan imkanları, verilen hakları, gördükleri değerin neye, kime borçlu olduklarını, ayakları üzerinde durmazlarsa başlarına neler gelebileceğini görsünler.
devamını gör...
beyinde rasyonel diye bir bölge mi var sorusu
benim beynim full genital bölge.
devamını gör...
elz
kullanımına göre anlamı değişecek olan kısaltma.
devamını gör...
andromeda galaksisinde yer alan en gizemli nötron yıldızı
sözlükçülük hayatımda ilk defa rastladığım yazar tipi. 11 entrymi oylamış geçen gün. dedim şuna bi mesaj atıp sorayım sizi 11 de durduran ne oldu diye de mesajı attım, cevap bu yazar sizi engellediğinden dolayı mesaj atamazsınız. lol
hani mesaj atıp engelleyeni çok gördüm de bu bi ilk. şaka gibi.
sanırım dün bekledi mesaj veya mukabele etmemi, olmayınca engellemiş hüsrana uğrayıp.
hayır ben zaten entrylerimi siliyorum aklıma geldikçe 3er 3er sistem izin verdikçe bu artırıyor bi de dikkat çekmek için ilgi budalası.
neyse bunu da silerim. mesaj çekemiyoruz madem nickaltıdan okusun.
hani mesaj atıp engelleyeni çok gördüm de bu bi ilk. şaka gibi.
sanırım dün bekledi mesaj veya mukabele etmemi, olmayınca engellemiş hüsrana uğrayıp.
hayır ben zaten entrylerimi siliyorum aklıma geldikçe 3er 3er sistem izin verdikçe bu artırıyor bi de dikkat çekmek için ilgi budalası.
neyse bunu da silerim. mesaj çekemiyoruz madem nickaltıdan okusun.
devamını gör...
beyinde rasyonel diye bir bölge mi var sorusu
hadi diyelim böyle bir bölge var. iç anadolu bölgesi gibi de beynin tam ortasına yerleşmiş ve her yere teması var. peki müdür ya irrasyonel bölge ne olacak? rasyonel bir bölge var diye irrasyoneli "hiç bi ske yaramaz" diye çöpe mi atacağız?
duyguları, tutkuları , hisleri nerene sokacaksın? e eğer irrasyonel bölge varsa , o zaman rasyonel olana tüm bunlardan sıyrılıp nasıl kavuşacaksın? hadi kavuştun irrasyoneller onun bunun evladı mı?
duyguları, tutkuları , hisleri nerene sokacaksın? e eğer irrasyonel bölge varsa , o zaman rasyonel olana tüm bunlardan sıyrılıp nasıl kavuşacaksın? hadi kavuştun irrasyoneller onun bunun evladı mı?
devamını gör...
güneşimi kaybettim
devamını gör...
eğer ben pkk'yı kullansaydım erdoğan bana müdahale ederdi
şöyle bir müdahale olabilir:
devamını gör...
güneş ışığı
güneş’in çekirdeğindeki nükleer füzyon sebebiyle ortaya çıkayan elektromanyetik ışınım.
bir de o’nun gülüşü var.
bir de o’nun gülüşü var.
devamını gör...
aşure günü
anneannem enfes aşure yapardı. bütün yayla komşuları, hatta meydandaki esnaflar bile onun aşure kaynatacağı günü beklerdi. ateş yakılır, üzerine kocaman kazan yerleştirilirdi. anneannem günler öncesinden özenle hazırladığı malzemeleri tek tek kazana eklerdi.
bu kadar lezzetli olmasının sırrı ise küçük bir kesede saklıydı. keseye taze nane, merduş, reyhan ve “gül damlası” adını verdiği, bahçesinde yetiştirdiği mis kokulu bir bitkiyi koyar, ağzını bağlayıp kazanın içine bırakırdı. bir yandan da duasını okurdu.
bütün çocuklarına, “siz de evden malzeme getirin, ekleyelim; duasına da, bereketine de ortak olun,” derdi. abartmıyorum; o büyük kazan pişip de aşureler kaselere doldurulmaya başladığında, daha sıcağı üzerindeyken komşular ve esnaflar gelmeye başlardı.
“ayşa gız, bunun içine ne katıyorsun sen?” diye sormaktan onlar bıkmadı, anneannem de o küçük sırrı saklamaktan. belki de işin güzelliği buydu. paylaşmanın, birlikte üretmenin, aynı sofranın etrafında buluşmanın verdiği mutluluk…
gülüşmeler, şakalaşmalar, avlunun içini dolduran sohbetler… hepsi şimdi geçmişte kaldı.
ama o küçük sır kaybolmadı. anneannemden anneme geçti. bugün hala komşuları onun aşuresini sabırsızlıkla bekliyor. eskisi kadar kalabalık olmasa da, o kazanın içinde sadece aşure değil; hatıralar, bereket, paylaşma kültürü ve nesilden nesile aktarılan sevgi de kaynıyor.
bu kadar lezzetli olmasının sırrı ise küçük bir kesede saklıydı. keseye taze nane, merduş, reyhan ve “gül damlası” adını verdiği, bahçesinde yetiştirdiği mis kokulu bir bitkiyi koyar, ağzını bağlayıp kazanın içine bırakırdı. bir yandan da duasını okurdu.
bütün çocuklarına, “siz de evden malzeme getirin, ekleyelim; duasına da, bereketine de ortak olun,” derdi. abartmıyorum; o büyük kazan pişip de aşureler kaselere doldurulmaya başladığında, daha sıcağı üzerindeyken komşular ve esnaflar gelmeye başlardı.
“ayşa gız, bunun içine ne katıyorsun sen?” diye sormaktan onlar bıkmadı, anneannem de o küçük sırrı saklamaktan. belki de işin güzelliği buydu. paylaşmanın, birlikte üretmenin, aynı sofranın etrafında buluşmanın verdiği mutluluk…
gülüşmeler, şakalaşmalar, avlunun içini dolduran sohbetler… hepsi şimdi geçmişte kaldı.
ama o küçük sır kaybolmadı. anneannemden anneme geçti. bugün hala komşuları onun aşuresini sabırsızlıkla bekliyor. eskisi kadar kalabalık olmasa da, o kazanın içinde sadece aşure değil; hatıralar, bereket, paylaşma kültürü ve nesilden nesile aktarılan sevgi de kaynıyor.
devamını gör...
lise
herhalde artık görüştüğüm kimsenin kalmadığı üniversiteden daha fazla okuduğum dönem bu arada sınıfta falan kalmadım hem hazırlık hem de lise 4 vardı bizde genel müfredatta yokken
devamını gör...
bilincin kendini bilmesi mümkün mü sorusu
ilim ilim bilmektir
ilim kendin bilmektir
sen kendin bilmezsen
ya nice okumaktır.
ilim kendin bilmektir
sen kendin bilmezsen
ya nice okumaktır.
devamını gör...
lise
ben liseden kimseyi sevmiyorum.
sevdigim iki uc kişi var yalnızca butun lisede.
neyse. ben 13-14 yasındayken yan sınıftan bi cocuk vardı. bi gun dedi ki:
-teyzemler senin apartmanda oturuyor. ben onlara gidicem bugun. okul cıkısı sizin evin bahcesinde bulusalım mı?
-olur.
ben eve geldim servisle. giyindim. bahceye inicem. babam kapıda durdurdu:
-nereye gidiyorsun?.
-okuldan bir erkek arkadasım teyzesine gelmiş. bahcede oturucaz
-izin vermiyorum. gidemezsin.
sonra kapıyı kilitledi.
kış gunuydu. benimki dort bes saat sogukta bahcede beklemiş. kıyamam ya;)
velhası kendisi sosyal medyamda. cok tatlı bi kızla evlendi. dunyalar guzeli bi kızları var. o kadar tatlılar ki. bayılıyorum;) selam olsun. galp.
sevdigim iki uc kişi var yalnızca butun lisede.
neyse. ben 13-14 yasındayken yan sınıftan bi cocuk vardı. bi gun dedi ki:
-teyzemler senin apartmanda oturuyor. ben onlara gidicem bugun. okul cıkısı sizin evin bahcesinde bulusalım mı?
-olur.
ben eve geldim servisle. giyindim. bahceye inicem. babam kapıda durdurdu:
-nereye gidiyorsun?.
-okuldan bir erkek arkadasım teyzesine gelmiş. bahcede oturucaz
-izin vermiyorum. gidemezsin.
sonra kapıyı kilitledi.
kış gunuydu. benimki dort bes saat sogukta bahcede beklemiş. kıyamam ya;)
velhası kendisi sosyal medyamda. cok tatlı bi kızla evlendi. dunyalar guzeli bi kızları var. o kadar tatlılar ki. bayılıyorum;) selam olsun. galp.
devamını gör...
bilincin kendini bilmesi mümkün mü sorusu
kısaca öz bilinç nedir sorusu.
tamam bilinç denen bir şey var. bu biyolojik olarak beynin içinde ve bir takım dönüşümler sayesinde çok karmaşık bir biçimde meydana geliyor. ama bunu beyindeki hafif sulu et parçası ile de açıklayamıyoruz. yani şöyle; bu tür fiziki et parçalarını bir araya getirerek ya da sktir ettim vaz geçtim herhangi beynin et parçalarından , fiziki herhangi bir şeyi birbirine monte ederek bugüne kadar bilinç diye bir şey üretilemedi.
o halde soru şu bilinç nerde ve bilincin kendisi üzerine konuşabileceği öz var mı? natüralist , materyalist ya da teolojik çerçeve dışında bu sorunun cevabı var mı? ya da bunların hepsini içine alabilecek bir çerçeve mümkün mü?
tamam bilinç denen bir şey var. bu biyolojik olarak beynin içinde ve bir takım dönüşümler sayesinde çok karmaşık bir biçimde meydana geliyor. ama bunu beyindeki hafif sulu et parçası ile de açıklayamıyoruz. yani şöyle; bu tür fiziki et parçalarını bir araya getirerek ya da sktir ettim vaz geçtim herhangi beynin et parçalarından , fiziki herhangi bir şeyi birbirine monte ederek bugüne kadar bilinç diye bir şey üretilemedi.
o halde soru şu bilinç nerde ve bilincin kendisi üzerine konuşabileceği öz var mı? natüralist , materyalist ya da teolojik çerçeve dışında bu sorunun cevabı var mı? ya da bunların hepsini içine alabilecek bir çerçeve mümkün mü?
devamını gör...
aptal insanın mutlu olması
aptallık, insanların çoğunu ve hayatın genel akışını anlamayı zorlaştıran bir olgudur.
dolayısıyla aptal birisinin mutlu olması işten bile değildir.
dolayısıyla aptal birisinin mutlu olması işten bile değildir.
devamını gör...
kızı ya da oğlanı almamak
babayı aldığına delalet olabilir.
devamını gör...