zaman tüneli
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
bilerek ya da bilmeyerek. geldiğin -aradaki nokta doğru, orada duraksayın- bu noktada mutlu ya da mutsuz olsan ya da olmasan fark eder ya da etmez buradasın bunu yaşıyorsun. kabul eyle.
devamını gör...
georg wilhelm friedrich hegel
inanilmaz etkileyici bir zihin.
devamını gör...
yazarların kedileri ile benzerlikleri
ikimizinde aklı bir karış havada.
ama hüso tatlı bir evlat.
ona baktığım kadar kendime iyi bakmıyorum.
ama hüso tatlı bir evlat.
ona baktığım kadar kendime iyi bakmıyorum.
devamını gör...
shabnam nasimi
shabnam nasimi (doğumu 16 şubat 1991), afgan asıllı britanyalı bir yazar, gazeteci, sosyal aktivist ve eski siyasi danışmandır. özellikle afganistan ve iran'daki insan hakları, kadın hakları ve tarihsel miras üzerine çalışmalarıyla tanınır.
youtube kanalında genellikle afganistan tarihi ve kültürü ile ilgilense de. güncel politika konusunda tepkilerine de yer vermektedir.
afganistan tarihinde sanki türkler hiç yokmuş gibi anlatması enteresandır. oysaki uzun yıllar türk hanedanların yönettiği bir ülke.
ha keza afganistandaki kent isimlerini iran hind ve yunanlılara dayandırması gibi çok büyük bir hatasıda dikkatimi çekti. oysa ki afganistandaki kent isimlerinin yarısı türkçe kökenli.
uluslarası yayınlarda da maalesef türkçe kökenli olabilecekleri ihtimaline yer verilmemiş.
örneğin: kunduz'un türkçe olduğu gayet açık.
kandahar muhtemelen "kent i har" yani sıcak kent
ha keza farah kentininde isminin ferah kelimesinden geldiği söylenebilir.
takhar diye yazdıkları bölgeyi tahar diye telaffuz ediyorlar. taharet kelimesi hala türkçede mevcut
muhtemelen taharya temiz bölge demek.
vs vs.
tüm afgan kent ve bölge isimlerini farsça ve yunancayla açıklamaya çalışmış o ve dilbilimciler ancak bunların en az yarısı türkçe kökenli.
ülkemizde bu konuyla ilgilenip yok devenin nalı diyecek dil bilimcisi olmaması yazık bi durum.
o kızda ingilizin ve iranlının yazdığı kitabı okuyor bilinçli yaptığını sanmıyorum.
youtube.com/shorts/m3q1z6XR...
youtube kanalında genellikle afganistan tarihi ve kültürü ile ilgilense de. güncel politika konusunda tepkilerine de yer vermektedir.
afganistan tarihinde sanki türkler hiç yokmuş gibi anlatması enteresandır. oysaki uzun yıllar türk hanedanların yönettiği bir ülke.
ha keza afganistandaki kent isimlerini iran hind ve yunanlılara dayandırması gibi çok büyük bir hatasıda dikkatimi çekti. oysa ki afganistandaki kent isimlerinin yarısı türkçe kökenli.
uluslarası yayınlarda da maalesef türkçe kökenli olabilecekleri ihtimaline yer verilmemiş.
örneğin: kunduz'un türkçe olduğu gayet açık.
kandahar muhtemelen "kent i har" yani sıcak kent
ha keza farah kentininde isminin ferah kelimesinden geldiği söylenebilir.
takhar diye yazdıkları bölgeyi tahar diye telaffuz ediyorlar. taharet kelimesi hala türkçede mevcut
muhtemelen taharya temiz bölge demek.
vs vs.
tüm afgan kent ve bölge isimlerini farsça ve yunancayla açıklamaya çalışmış o ve dilbilimciler ancak bunların en az yarısı türkçe kökenli.
ülkemizde bu konuyla ilgilenip yok devenin nalı diyecek dil bilimcisi olmaması yazık bi durum.
o kızda ingilizin ve iranlının yazdığı kitabı okuyor bilinçli yaptığını sanmıyorum.
youtube.com/shorts/m3q1z6XR...
devamını gör...
çocuk yapmadan önce konuşulması gereken konular
bence türk toplumunun en önemli ve kronik sorunu budur. ben bunu tek cümle ile şöyle özetlerim:
anne veya baba olmaya uygun olup olmadığınızı bilmeden, çocuk yapmak.
evet, annelik ve babalık öğrenilir burada haklısınız ama duygusal, psikolojik ve bilişsel olarak ebeveyn olmaya uygunsanız, bunu öğrenebilirsiniz.
anne veya baba olmayı başaramayacak insanların çocuk sahibi olması, toplumda travmalı karakterlerin fazlalaşmasına sebep oluyor. düzgün yetişememiş her çocukta, genelde başka birinin canını yakıyor. bu yüzden anne veya baba olmadan önce konuşulması gereken konular olduğunu düşünüyorum çünkü aslında kimse çocuk yapmak zorunda değil. "ya büyür bir şekilde! biz nasıl büyüdük?!" diye safsatayla çocuk yapılmaz. böyle büyütülen çocukların hali ortada..
bence kadın ve erkek adına temel sorular şöyle olmalı:
kadınlar için,
1.ben anne olmaya uygun muyum? limitsiz derece fedakar, özverili ve tüm hayallerini askıya alacak ve bundan asla mutsuz olmayacak biri miyim?
(- çünkü cocuk doğurmak tüm önceliği çocuk haline getirmek anlamına gelir. bu, çogu zaman hedeflerden feragat veya hedefleri ertelemek anlamına gelir. )
2. bu durum uzun vade de beni mutsuz eder mi? dahası, cocugumu zamanla hayatımı yaşamama engel olmuş bir varlık gibi görür müyüm? ve ona olan yaklaşımımı bu duygular değiştirir mi?
( biliyorsunuz, cocugunu kendisine yük gören veya doğmasını istemediğini söylemeyen hatta hayatını çaldığını iddia eden çok patalojik anne figürü var. )
3. bir anne olarak, vücudumdaki değişikliklere hazır mıyım? kilo alacağım, gögüslerim sarkacak, catlaklarım oluşacak belki bir sürü dermatolojik deformasyonum olacak. doğum sonrası kendimi kabul edebilecek miyim?
( çünkü bunlar için yine çocugun suçlanma şansı var.)
erkekler için,
1.ben baba olmaya hazır mıyım? hayatım boyunca bir cocugun maddi ve manevi yükünü gögüsleyebilir miyim? onu hayallerimin ve hedeflerimin ötesine yerleştirebilir miyim?
( biliyorsunuz, cocugunu istemeyen, kabullenmeyen hatta ortada bırakıp giden çok tip var.)
2. çocuguma sağlıklı ve düzgün davranabilir miyim? onu eğitirken ve büyütürken hassas olabilir miyim?
( bu soru önemlidir çünkü çocuguna siddet uygulayan, küfür eden ve dayakla eğitebileceğine inanan sorunlu babalar var.)
iki taraf içinde en büyük ve tek soru:
ben ebeveynlik için doğru partneri seçtim mi? bir ömür boyu, bir canlıyı beraber, mutsuz olmadan büyütebilir miyiz?
bu ve daha diğer bir sürü soruyu- sorgulamayı yapmadan kimsenin ebeveyn olmaması gerekiyor. özellikle bu devirde gördüğüm çoğu çocuga üzülüyorum. çoğu öyle veya böyle aile içi istismar mağduru.
sonuç: doğru ve sağlıklı ebeveyn olamayacaksanız, lütfen korunun.
çok kolay bir yöntemdir kendisi.
anne veya baba olmaya uygun olup olmadığınızı bilmeden, çocuk yapmak.
evet, annelik ve babalık öğrenilir burada haklısınız ama duygusal, psikolojik ve bilişsel olarak ebeveyn olmaya uygunsanız, bunu öğrenebilirsiniz.
anne veya baba olmayı başaramayacak insanların çocuk sahibi olması, toplumda travmalı karakterlerin fazlalaşmasına sebep oluyor. düzgün yetişememiş her çocukta, genelde başka birinin canını yakıyor. bu yüzden anne veya baba olmadan önce konuşulması gereken konular olduğunu düşünüyorum çünkü aslında kimse çocuk yapmak zorunda değil. "ya büyür bir şekilde! biz nasıl büyüdük?!" diye safsatayla çocuk yapılmaz. böyle büyütülen çocukların hali ortada..
bence kadın ve erkek adına temel sorular şöyle olmalı:
kadınlar için,
1.ben anne olmaya uygun muyum? limitsiz derece fedakar, özverili ve tüm hayallerini askıya alacak ve bundan asla mutsuz olmayacak biri miyim?
(- çünkü cocuk doğurmak tüm önceliği çocuk haline getirmek anlamına gelir. bu, çogu zaman hedeflerden feragat veya hedefleri ertelemek anlamına gelir. )
2. bu durum uzun vade de beni mutsuz eder mi? dahası, cocugumu zamanla hayatımı yaşamama engel olmuş bir varlık gibi görür müyüm? ve ona olan yaklaşımımı bu duygular değiştirir mi?
( biliyorsunuz, cocugunu kendisine yük gören veya doğmasını istemediğini söylemeyen hatta hayatını çaldığını iddia eden çok patalojik anne figürü var. )
3. bir anne olarak, vücudumdaki değişikliklere hazır mıyım? kilo alacağım, gögüslerim sarkacak, catlaklarım oluşacak belki bir sürü dermatolojik deformasyonum olacak. doğum sonrası kendimi kabul edebilecek miyim?
( çünkü bunlar için yine çocugun suçlanma şansı var.)
erkekler için,
1.ben baba olmaya hazır mıyım? hayatım boyunca bir cocugun maddi ve manevi yükünü gögüsleyebilir miyim? onu hayallerimin ve hedeflerimin ötesine yerleştirebilir miyim?
( biliyorsunuz, cocugunu istemeyen, kabullenmeyen hatta ortada bırakıp giden çok tip var.)
2. çocuguma sağlıklı ve düzgün davranabilir miyim? onu eğitirken ve büyütürken hassas olabilir miyim?
( bu soru önemlidir çünkü çocuguna siddet uygulayan, küfür eden ve dayakla eğitebileceğine inanan sorunlu babalar var.)
iki taraf içinde en büyük ve tek soru:
ben ebeveynlik için doğru partneri seçtim mi? bir ömür boyu, bir canlıyı beraber, mutsuz olmadan büyütebilir miyiz?
bu ve daha diğer bir sürü soruyu- sorgulamayı yapmadan kimsenin ebeveyn olmaması gerekiyor. özellikle bu devirde gördüğüm çoğu çocuga üzülüyorum. çoğu öyle veya böyle aile içi istismar mağduru.
sonuç: doğru ve sağlıklı ebeveyn olamayacaksanız, lütfen korunun.
çok kolay bir yöntemdir kendisi.
devamını gör...
çocuklar duymasın vs avrupa yakası
çocuklar duymasın dönemin en ikonik aile dizilerinden biridir. aslında haluk ve meltem inanılmaz önemli karakterlerdir. kurgu olmalarına rağmen, yıllarca insanlara nasıl ebeveyn olmaları gerektiğiyle ilgili dersler verdiler.
meltem ve haluğa baktığınız zaman, daima anlayışlı, çocuklarına şiddet uygulamayan, psikolojik ve duygusal açıdan asla istismar etmeyen birer anne ve baba figürü görürsünüz. ben gerçekten algısı açık ve kendisini ebeveynlik konusunda geliştirmek isteyen her insana inanılmaz iyi anne- baba örneği olduklarını düşünüyorum. şaka değil. gerçekten tüm türkiye yıllarca onlar üzerinden aile terapisi aldı.
sadece meltem ve haluğu izleyerek, çocuklarınıza nasıl davranmanız gerektiğini düpedüz öğreniyordunuz. çocuklar duymasın, bir ailenin her halini ama ebeveyn olmanın her gününü ve her yaşını öğretiyordu. çocuk havuç, ergen havuç, yetişkin havuç , ergen duygu, yetişkin duygu, anne duygu derken.. bir çocuga tepeden tırnağa nasıl rehberlik edilir öğrendik.
ben hala çok net hatırlıyorum. hep meltem'i ideal anne olarak görmüş ve kendime anne olarakta istemişimdir. özellikle 2000'li yıllarda oynadığı dönemler, benim ilk ve ortaokul yıllarıma denk geldiği için, onun annelik yaklaşımına çok özenirdim. bence bu dizi hem pınar altuğ'u hem de tamer karadağlıyı çok geliştirdi. ikisi de harika ebeveynler oldular. özellikle bu dizide canlandırdığı meltem karakteri sebebiyle, pınar altuğ'a acayip bir sempatim var. düzenli olarakta takip ediyorum. gerçekten kendi orijinal karakteri, meltem ile çok uyuyor. kızı su'ya muhteşem annelik yapıyor. çok doğru, çok saygılı bir yerden sergilediği anneliği var. bu yüzden kızı cıvıl cıvıl yetişmiş bir genç kadın oldu.
bence ebeveyn olmakla ilgili sorun yaşayan, çocuğuyla doğru iletişim kuramadığını düşünen, çocuğuna yaklaşım konusunda aklı karışık olan herkes düzenli diziyi izlemeli. çocukları küçük olan ebeveynler için dizinin ilk yıllarını kapsayan ( 2002-2004-2005 ) bölümlerini, çocukları yetişkin olmuş aileler içinse 2010 yılı ve sonrası çekilen bölümlerini öneririm.
avrupa yakası ise tamamen absürt bir komedidir. aşırı uç hayatlar bilerek abartılı komik şekilde verilir. bu dizinin altında ki tek amaç
" toplumu eğlendirmektir."
aynı kategoride bu yüzden değiller.
gülmek isterseniz, avrupa yakası
ebeveynlik konusunda davranış eğitimi isterseniz, çocuklar duymasın izlemelisiniz.
meltem ve haluğa baktığınız zaman, daima anlayışlı, çocuklarına şiddet uygulamayan, psikolojik ve duygusal açıdan asla istismar etmeyen birer anne ve baba figürü görürsünüz. ben gerçekten algısı açık ve kendisini ebeveynlik konusunda geliştirmek isteyen her insana inanılmaz iyi anne- baba örneği olduklarını düşünüyorum. şaka değil. gerçekten tüm türkiye yıllarca onlar üzerinden aile terapisi aldı.
sadece meltem ve haluğu izleyerek, çocuklarınıza nasıl davranmanız gerektiğini düpedüz öğreniyordunuz. çocuklar duymasın, bir ailenin her halini ama ebeveyn olmanın her gününü ve her yaşını öğretiyordu. çocuk havuç, ergen havuç, yetişkin havuç , ergen duygu, yetişkin duygu, anne duygu derken.. bir çocuga tepeden tırnağa nasıl rehberlik edilir öğrendik.
ben hala çok net hatırlıyorum. hep meltem'i ideal anne olarak görmüş ve kendime anne olarakta istemişimdir. özellikle 2000'li yıllarda oynadığı dönemler, benim ilk ve ortaokul yıllarıma denk geldiği için, onun annelik yaklaşımına çok özenirdim. bence bu dizi hem pınar altuğ'u hem de tamer karadağlıyı çok geliştirdi. ikisi de harika ebeveynler oldular. özellikle bu dizide canlandırdığı meltem karakteri sebebiyle, pınar altuğ'a acayip bir sempatim var. düzenli olarakta takip ediyorum. gerçekten kendi orijinal karakteri, meltem ile çok uyuyor. kızı su'ya muhteşem annelik yapıyor. çok doğru, çok saygılı bir yerden sergilediği anneliği var. bu yüzden kızı cıvıl cıvıl yetişmiş bir genç kadın oldu.
bence ebeveyn olmakla ilgili sorun yaşayan, çocuğuyla doğru iletişim kuramadığını düşünen, çocuğuna yaklaşım konusunda aklı karışık olan herkes düzenli diziyi izlemeli. çocukları küçük olan ebeveynler için dizinin ilk yıllarını kapsayan ( 2002-2004-2005 ) bölümlerini, çocukları yetişkin olmuş aileler içinse 2010 yılı ve sonrası çekilen bölümlerini öneririm.
avrupa yakası ise tamamen absürt bir komedidir. aşırı uç hayatlar bilerek abartılı komik şekilde verilir. bu dizinin altında ki tek amaç
" toplumu eğlendirmektir."
aynı kategoride bu yüzden değiller.
gülmek isterseniz, avrupa yakası
ebeveynlik konusunda davranış eğitimi isterseniz, çocuklar duymasın izlemelisiniz.
devamını gör...
yolculuk yapmamız gereken konular var
her yola, herkesle çıkılmıyor ne yazık ki...
daha doğrusu, herkes , her yolun insanı değil...
şafağı beraber göreceğiniz kişiyi iyi seçin.
daha doğrusu, herkes , her yolun insanı değil...
şafağı beraber göreceğiniz kişiyi iyi seçin.
devamını gör...
sevgiliniz varken başkasının gönderisini beğenmek
insanlar artık kendi zaaflarını kontrol etmekte çok zorlandıkları için, sergilenen her hareketi "aldatmak" olarak tanımlıyorlar. arkadaşın, dostun veya bakış açısını , pozunu beğendiğin birinin resimlerini beğenebilirsin. her şeyi "aldatmak" olarak tanımlamaktan vazgeçilmesi gerekiyor. o zaman hiçbirimiz toplumsal hayata karışmayalım, kimseyle iletişim kurmayalım. nasıl kafalar yaşıyorsunuz siz?
medeniyetler ileri gideceğine, iyice ilkelleşiyor. insanlık bu kadar da düşemez yani.
"onun resmine beğeni atmışsın, beni kesin aldatıyorsun!"
"ona selam verdin, demek ki hoşuna gidiyor"
"onu sosyal medyana eklemişsin, demek ki potansiyel olarak görüyorsun!"
bu kafada olan sayın arkadaşlar, hasta mısınız siz? kusura bakmayın fakat hepinizi hasta olarak görüyorum. sosyal iletişim denilen bir şey var farkındasınız değil mi? her selam- sabah verdiğimizi arzuluyor olsak, başımıza neler gelirdi!
sizin gibi insanların ben izole kalması ve izole yaşaması gerektiğini düşünüyorum. hepinizde hastalıklı bir "yalnızca bana ait olsun, onu tamamen kendime kapatayım" saplantısı var. kendinize evcil hayvan almanızı tavsiye ederim. keza hiçbir insan, sosyal hayattan ve iletişimden koparılamaz. kendi küçük dünyanızda sıfır insanla yaşayabilirsiniz fakat iletişim halinde olduğunuz insanı buna zorlayamazsınız. bu yaklaşım hukuki açıdan da suçtur. biraz neye hakkınız olduğunu ve neye olmadığını bilin. sonra adliye kapılarında sürünüp duruyorsunuz.
kadın veya erkek fark etmez, sizin gibilerin kesinlikle ilişki yaşamaması gerekiyor. lütfen, insanlardan uzak durun.
not: burada karıştırılmaması gereken bir husus var. insanlarla sosyalleşmek, onlarla normal niyetlerle diyalog kurmakla, beklentiyle kurmak arasında tabi ki fark var.
sevgili başlığı açan yazar arkadaşım,
sosyal iletişim ahlakı gereği, istediğin insanın fotografını beğenebilir, görüşebilir ve mesajlaşabilirsin fakat bunların hiçbiri özel beklenti barındırmamalı. biriyle sadece arkadaşça iletişimde kalmak ile, flörtleşmek için iletişim kurmak arasında tabi ki fark var. birini çekici bulduğun için beğeniyorsan, bu kesinlikle sorundur fakat kişisel duygu barındırmayan bir beğeni yaptıysan, neden sorun olsun?
benim sorunum karşı cinsle kurulan her iletişimi "aldatma" olarak tanımlayan insanlarla. iletişim kurmak, aldatmak değildir. aldatma için "özel bir duygu ile yanaşmak/ yaklaşmak" gerekir. attığın beğeniyi hanımefendiyi tanıdığın için attıysan veya dosthane bir açıyla attıysan sorun yok. "bundan bana iş çıksın, cok cekici, ilgimi fark etsin" diye attıysan, ilk işin kız arkadaşından ayrılmak olsun çünkü sadık bir adam değilsin. en azından bekarken istediğini yaparsın, kimsenin de canını durup dururken sıkmazsın.
medeniyetler ileri gideceğine, iyice ilkelleşiyor. insanlık bu kadar da düşemez yani.
"onun resmine beğeni atmışsın, beni kesin aldatıyorsun!"
"ona selam verdin, demek ki hoşuna gidiyor"
"onu sosyal medyana eklemişsin, demek ki potansiyel olarak görüyorsun!"
bu kafada olan sayın arkadaşlar, hasta mısınız siz? kusura bakmayın fakat hepinizi hasta olarak görüyorum. sosyal iletişim denilen bir şey var farkındasınız değil mi? her selam- sabah verdiğimizi arzuluyor olsak, başımıza neler gelirdi!
sizin gibi insanların ben izole kalması ve izole yaşaması gerektiğini düşünüyorum. hepinizde hastalıklı bir "yalnızca bana ait olsun, onu tamamen kendime kapatayım" saplantısı var. kendinize evcil hayvan almanızı tavsiye ederim. keza hiçbir insan, sosyal hayattan ve iletişimden koparılamaz. kendi küçük dünyanızda sıfır insanla yaşayabilirsiniz fakat iletişim halinde olduğunuz insanı buna zorlayamazsınız. bu yaklaşım hukuki açıdan da suçtur. biraz neye hakkınız olduğunu ve neye olmadığını bilin. sonra adliye kapılarında sürünüp duruyorsunuz.
kadın veya erkek fark etmez, sizin gibilerin kesinlikle ilişki yaşamaması gerekiyor. lütfen, insanlardan uzak durun.
not: burada karıştırılmaması gereken bir husus var. insanlarla sosyalleşmek, onlarla normal niyetlerle diyalog kurmakla, beklentiyle kurmak arasında tabi ki fark var.
sevgili başlığı açan yazar arkadaşım,
sosyal iletişim ahlakı gereği, istediğin insanın fotografını beğenebilir, görüşebilir ve mesajlaşabilirsin fakat bunların hiçbiri özel beklenti barındırmamalı. biriyle sadece arkadaşça iletişimde kalmak ile, flörtleşmek için iletişim kurmak arasında tabi ki fark var. birini çekici bulduğun için beğeniyorsan, bu kesinlikle sorundur fakat kişisel duygu barındırmayan bir beğeni yaptıysan, neden sorun olsun?
benim sorunum karşı cinsle kurulan her iletişimi "aldatma" olarak tanımlayan insanlarla. iletişim kurmak, aldatmak değildir. aldatma için "özel bir duygu ile yanaşmak/ yaklaşmak" gerekir. attığın beğeniyi hanımefendiyi tanıdığın için attıysan veya dosthane bir açıyla attıysan sorun yok. "bundan bana iş çıksın, cok cekici, ilgimi fark etsin" diye attıysan, ilk işin kız arkadaşından ayrılmak olsun çünkü sadık bir adam değilsin. en azından bekarken istediğini yaparsın, kimsenin de canını durup dururken sıkmazsın.
devamını gör...
anlatınca geçer mi sandın
konuşunca geçiyor. sesinizi duyun.
devamını gör...
hayal edilen ölüm şekli
bence ölüm hayal edilmemeli. ölümün üzerine düşünülmemeli dahi. tanrı'nın size bağışladığı hayatın içerisinde, ölümü planlayarak yaşamak vakit kaybetmektir. ölüm insanın mutlak sonudur. hayat ise, yaşanması adına verilmiştir. zaman ileri yönlü, tek çizgide akar. yaşanması adına verilen hayatı yaşamak gerekir - doğru ve ahlaklı şekilde .
devamını gör...
anlatınca geçer mi sandın
sevince geçer.
devamını gör...
hayal edilen ölüm şekli
suda boğulmak ve elektrik çarpması haricinde her şey kabulüm
devamını gör...
siyasal islam
bu kadar güçlenmesinin sebeplerinden biri de kenan evren'dir. radikal komünizmi bastırmak için türk-islam sentezine ve bunu sömürenlere alan tanımıştır. yaptığı baskıcı politika maalesef siyasal islamın " oh mağdur olacak bir şey buldum" demesine yol açmıştır. kendisi bu ufak gücü, solu tasfiye edebilmek için kontrollü kullanmak istedi kendisi o görüşte olmamasına rağmen. lakin kontrolü elinden kaybetti ve kukla yapmak istediği siyasal islam inanılmaz hızla gelişti.
devamını gör...
nintendo switch
şu haliyle fiyatına da bakarak herhangi bir artı yanını göremediğim oyun hedesi.
devamını gör...
favlayan yazarın asıl amacı
onlar arkandan favlarlarlarlar.
uabelc5 isimli sanatçımızın son hiti olan favfav şarkısından bir kuple ile ifade etmek gerekirse hoşuna giden bir tanımı favlamak olabilir.
uabelc5 isimli sanatçımızın son hiti olan favfav şarkısından bir kuple ile ifade etmek gerekirse hoşuna giden bir tanımı favlamak olabilir.
devamını gör...
hayal edilen ölüm şekli
geleceğin bahattin abisi olmayı planlıyorum. hem millet cenazemi kaldırmak için de fazla uğraşmamış olur.
devamını gör...
favlayan yazarın asıl amacı
(bkz: gülücüğe odaklan)
devamını gör...
anlatınca geçer mi sandın
öpünce de geçmiyor. kesin bilgi, yayalım.
devamını gör...
hayal edilen ölüm şekli
faydalı bir iş yaparken ölmek. kesinlikle. sakız çiğnerken ölmek istemiyorum. bu bir duadır.
devamını gör...
yazarların kafasını koyduğunda yastığın düşündükleri
eskiden ne olursa olsun kolayca uyuyabilirdim hatta bununla övünürdüm de fakat yetişkin olduktan sonra işler şekil değiştirmeye başladı.
sanırım çocukluğun ve gençliğin(20'li yaşlar) en güzel özelliği kafayı hiçbir şeye kolay kolay takmıyor olmaktır. iş dünyasına girdiğinizde ve asıl kirli dünyanın kocaman yüzünü gördüğünüzde, uykularınız fazlasıyla eksilmeye başlıyor. kapitalist sistemde, rahat rahat uyuyabilen bir insan olduğunu düşünmüyorum.
hele türkiye'de... kafanızı yastığa emekli olduğunuzda dahi huzurla koyamıyorsunuz... rahat uykunun tek yolu sinir sistemini dış müdahale ile gevşetmek oldu.. psikiyatr ve psikologlar buna "anti-depresan" diyorlar .... çünkü insanlık olarak öyle bir noktadayız ki kendi kendimizi sakinleştiremiyoruz. üzerimizde olan baskının ağırlığı o kadar fazla ki.. duygusal açıdan kontrolü kaybetmiş durumdayız. hepimizde stress, kaygı hatta takıntı nirvana.. bu yüzden çoğu kişi uzun yıllarca terapi alıyor hatta bir profesyonelle ilerlerken dahi, iyileşmek yıllar alabiliyor... gerisini siz düşünün.
bu arada asla anti- depresan kullanmaya teşvik etmiyorum ve önermiyorum da. onun yerine uzun vadeli terapi alın. anti-depresan sağlıklı bir şey değil. şeker veya sakız gibi tüketen insanlar var. bu yoldan dönün. onlar ilaç, tatlandırıcı değil.
sanırım çocukluğun ve gençliğin(20'li yaşlar) en güzel özelliği kafayı hiçbir şeye kolay kolay takmıyor olmaktır. iş dünyasına girdiğinizde ve asıl kirli dünyanın kocaman yüzünü gördüğünüzde, uykularınız fazlasıyla eksilmeye başlıyor. kapitalist sistemde, rahat rahat uyuyabilen bir insan olduğunu düşünmüyorum.
hele türkiye'de... kafanızı yastığa emekli olduğunuzda dahi huzurla koyamıyorsunuz... rahat uykunun tek yolu sinir sistemini dış müdahale ile gevşetmek oldu.. psikiyatr ve psikologlar buna "anti-depresan" diyorlar .... çünkü insanlık olarak öyle bir noktadayız ki kendi kendimizi sakinleştiremiyoruz. üzerimizde olan baskının ağırlığı o kadar fazla ki.. duygusal açıdan kontrolü kaybetmiş durumdayız. hepimizde stress, kaygı hatta takıntı nirvana.. bu yüzden çoğu kişi uzun yıllarca terapi alıyor hatta bir profesyonelle ilerlerken dahi, iyileşmek yıllar alabiliyor... gerisini siz düşünün.
bu arada asla anti- depresan kullanmaya teşvik etmiyorum ve önermiyorum da. onun yerine uzun vadeli terapi alın. anti-depresan sağlıklı bir şey değil. şeker veya sakız gibi tüketen insanlar var. bu yoldan dönün. onlar ilaç, tatlandırıcı değil.
devamını gör...