zaman tüneli

kendimi o dar, dairesel havalandırma şaftının içine attım.
arkamdan gelen o yüzsüz hemşirenin uzun, kemikli parmakları botumun topuğunu kavradı. tırnakları deriyi yırttı. bacağımla geriye doğru şiddetli bir tekme attım. botumun tabanı yaratığın pürüzsüz gri yüzüne çarptı. o sert çat sesi yine yankılandı. yüzdeki deri yarıldı ve içinden dışarıya gümüş rengi gaz fışkırdı.
yaratık cızırdayarak geriye doğru yuvarlandı.
kapağı içten üzerime çektim ve karanlık metal borunun içinde sürünmeye başladım.
borunun içi son derece dardı. omuzlarım metal cidara sürtünüyor, dirseklerim çamur ve pas katmanının içinde kayıyordu. borunun içinde ilerledikçe, havalandırmanın metalik duvarlarında yankılanan o ses daha da güçlendi.
aşağıda, tesisin derinliklerinde bir şey dönüyordu. devasa bıçaklar, cıvık bir sıvıyı çalkalayan devasa kanatlar...
süründüm. dizlerim yaralandı, kan kumaştan dışarı sızdı ama durmadım.
derken, altımdaki metal ızgara aniden ağırlığıma dayanamayarak kırıldı.
çığlığım metal borunun içinde yankılanırken, kendimi boşlukta buldum. metrelerce yüksekten, aşağıya doğru düşüyordum.
bir anda gözlerim karardı.
gözlerimi acıyla açarken ne kadar zaman geçtiğini bilmiyordum.
sırtüstü bir şeyin üzerine düşmüştüm.
düştüğüm yer sert beton değildi. ıslak, yumuşak, vıcık vıcık bir yığındı. düşmenin etkisiyle ciğerimdeki tüm hava dışarı fırladı. gözlerimden yaşlar geldi. nefes almaya çalışırken, altında kaldığım o yığının kokusu burnumu doldurdu.
burası bir çöplüktü.
ama evsel atıkların değildi. tesisin -2. katındaki biyolojik tecrit odalarından aşağıya atılmış, sökülmüş insan organlarının, kesilmiş yüz derilerinin ve çürümüş nörolojik liflerin biriktirildiği devasa bir atık çukuruydu.
tavandan sarkan tek bir sarı ampul, bu cehennem çukurunu cılız bir ışıkla aydınlatıyordu.
etrafıma baktım.
üzerine düştüğüm yığın… yüzlerce, binlerce insan yüzünün derisinden oluşuyordu. bir giysi gibi sökülmüş, kurutulmuş, üzerlerine mürekkeple numaralar basılmış deri parçaları. bazılarında hala bıyık izleri, bazılarında dudak kenarları seçiliyordu.
dehşetle ayağa kalkmaya çalıştım. elimi yığına bastığımda, parmaklarımın altındaki o derilerden biri kımıldadı.
sökülmüş, tek başına duran bir yüz derisi... kurumuş dudakları aralandı ve fısıldadı: beni yüzüme geri dik. lütfen... çok soğuk.
devamını gör...

ben sözlükten kimseyle arkadaş olmam.
insanların ne kadar manyak olduklarını görünce ister istemez mesafeli oluyorsun.
devamını gör...

en doğrusunu yapmaktır.

kimseye güven borcumuz yok sonuçta. herkesi kendim gibi zannetmem, güvenmek de istemem. bana ne.
devamını gör...

merdivenlerin başında sarı renkle boyanmış büyük bir tabela vardı:
-1. kat: arındırma ve denek tecrit bölgesi
-2. kat: akustik rejeksiyon ve frekans laboratuvarı
-3. kat: elektrik santrali ve biyolojik atık havuzları
-4. kat: rejektör çekirdeği (giriş kesinlikle yasaktır)
merdivenlere doğru ilk adımımı attım.
basamaklar betondan değildi. basamakların üzeri, dondurulmuş, sertleşmiş bir yağ ve kemik tozu katmanıyla kaplanmıştı. her bastığımda zemin hafifçe esniyor, ayağımın altından soğuk, rutubetli bir hava fışkırıyordu.
üçüncü basamağa indiğimde, aşağıdan bir ses geldi.
sert, ritmik ve kemiksi bir yürüme sesi.
tık... tık... tık... tık...
birden fazla kişi yürüyordu. merdivenlerin altındaki o koyu, kırmızı karanlıktan yukarıya doğru siluetler tırmanıyordu.
duraksadım. göğsümdeki o yanan günlük kağıtlarını ve kaset çaları daha sıkı kavradım.
gelenler tesisin eski personeliydi.
üzerlerinde sararmış, kan ve irin lekeleriyle kaplanmış laboratuvar önlükleri, hemşire kıyafetleri ve asker üniformaları vardı. ancak yürüyüşleri bir insana ait değildi. eklemleri tersine bükülmüştü. kolları yanlara doğru imkansız açılarla sarkıyor, başları omuriliklerinin üzerinde bir kukla gibi sallanıyordu.
ve hepsinin... hepsinin yüzleri o gri, pürüzsüz deriyle kaplıydı.
en önde gelen hemşire kıyafetli siluetin göğsünde paslı metal bir tepsi vardı. tepsinin içinde uzun bakır iğneler, kemik testereleri ve içi koyu gri bir sıvıyla dolu devasa şırıngalar duruyordu.
yüzü olmayan hemşire, başını kıtırdayan bir kemik sesiyle bana doğru kırdı.
ağzı yoktu ama göğsündeki o yırtık önlüğün altından, akciğerlerinin olduğu yerden doğrudan beynime bir frekans fırlattı:
yeni denek geldi. beyin suyunu boşaltma vakti. mimarın emri var.
geriye doğru sıçradım. ama arkamdaki merdiven başı aniden çöktü. beton bloklar gürültüyle aşağıya kaydı, yukarıya çıkan yolu kapattı.
kapanmış bir kapandım.
aşağıdan tırmanan o yüzsüz teknisyenler ve hemşireler, birer haşere gibi duvarlara ve basamaklara tırmanarak üzerime doğru gelmeye başladılar. ellerindeki o paslı neşterleri, bakır iğneleri birbirine vuruyorlardı.
sağ tarafımdaki duvarda, üzerinde havalandırma işareti olan küçük, paslı bir metal kapak gördüm.
hiç düşünmeden kendimi o tarafa attım. kapağın paslı kolunu bütün gücümle çektim. kapak feryat eden bir gıcırtıyla açıldı. içeriden dışarıya buz gibi, ozon kokan bir hava akımı fışkırdı.
devamını gör...

kara kediyi severim. güçlü kadındır. öyle her yürek onun yaşadıklarını taşıyamaz. bunca acının, bunca kırılmanın ardından hala ayakta durabiliyorsa, içinde hala umudunu kaybetmemiş bir taraf vardır. o yüzden temizinden bi 10.çalışır.
devamını gör...

o iş beğenmeyen gençleri yapanlar, gençleri iş beğenmemekle suçlayan işverenler. olm, bunların hepsi sizin çocuklarınız, çocuğunuz değilse de torununuz. adam olaydınız da düzgün yetiştireydiniz o zaman, di mi? ne güzel memleket lan, kimse hiçbir şeyden sorumlu değil.
devamını gör...

ben sıradan sözlük teyzesiyim. bayramda kapı açmam. şeker de el opmek de sağlığa zararlıdır. hem kapı kapı gezmek de ne ola? burası eski türkiye değil. kapının ardinda nasıl bir psikopat var biliyor musunuz? ananıza babanıza söyleyin, uyarın.
devamını gör...

#4044165 reddedilme korkusu değil, reddedilmek ölüm de değil. mesele bu kadar basit olabilir mi bir düşün, bir ilişkiye başlayıp yürütebilecek kapasiteye sahip olduğundan eminsen her şeyi göze alırsın, ne kaybeceksin? ben ilişki yaşama ehliyetine sahip görmüyorum kendimi. kafan almıyor bir türlü, kaç kere anlattık sana.
devamını gör...

hikayeyi bugün tamamen bitirip gideceğim. en azından okuyan varsa saygısızlık olmasın.
devamını gör...

*

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

siz beğeniyor musunuz yaptığınızı peki?
zaten beğeniyor olsalardı bu gençlik nereye gidiyor ulan hiç mi bir önceki neslinizin üstüne bir tuğla dahi ekleyemediniz! demeniz gerekmez miydi?

he bir de, kolaylıkla ve yalnızca görev tanımı kapsamında bir iş versenize bir test edin bakalım beğeniyorlar mı?

salak salak şeyler.
devamını gör...

15 ten 7.41
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

#4044208 yazık. * ayrıca (bkz: tabi lan manyak mısın)
devamını gör...

#4044207 seni şöyle inkar tayfasına alalım. * direkt altımda belirip, bana yazmadığını düşüneceğim bundan sonra. her gittiğim başlıkta da değilsin zaten. demi? zor. zor abi. götü yemiyor milletin evet demeye. yaz, yaz çekil köşene. ben aslında… bik bik. tamam. sensin. he.

#4044211 başka nickim yok. tişikkirlir. bye.
devamını gör...

hava sıcak. bira buz gibi. manzara kötü. kalp ağrılı. hayatın tadı tuzu yok. mecbur zıkkımlanacaz.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

19 dan 10
devamını gör...

#4044169 ben sana ilk geldiğin gün beni takip etme demedim mi? cevap falan veriyorsun ben göremiyorum seni takip etmediğim için. * aynen ben şizofrenim. psikopatım bak. *
uzak duramıyorsan da sus! sus be. sarrrrrrmıyo nenem, sarrrrrmıyor. yazma bana ithafen. hasta. bitane stalker yetiyor bana.
devamını gör...

evden taşınıyorum. şehir değişikliği..
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim