zaman tüneli
eylül geldi sonra
kış gelecek. karanlık, sessiz, sıkıcı, çamurlu ve gri olacak. ya ne olacağıdı?
devamını gör...
rüzgar mühendisi
devamını gör...
beyaz miras
devamını gör...
sinyal çocukları
devamını gör...
dört dakika
devamını gör...
kuantum tanık
devamını gör...
çöl belleği
devamını gör...
sel felaketinin sorumlusu
kumluca'da 2022 yılının aralık ayında büyük bi sel olmuştu. afet bölgesi ilan edilmiştik. evler, iş yerleri, seralar...
halk olarak ayaklanıp hollanda hük istifa naraları atmıştık. evet atmıştık.
halk olarak ayaklanıp hollanda hük istifa naraları atmıştık. evet atmıştık.
devamını gör...
sel felaketinin sorumlusu
imamoğlu diye biliyorum.
devamını gör...
sel felaketinin sorumlusu
hollandadir. dünyanın en iyi su yönetimi tecrübesine sahip bir ülke olarak tüm dünyadaki sel kayıplarından hollanda sorumludur. ne yapılması gerektiğini, suyun nasıl kontrol edileceğini her ülkeye öğretmekle yükümlüdürler.
ikinci de italya.
ikinci de italya.
devamını gör...
eylül geldi sonra
uzun bir sıcak hava dalgasından sonra bu gece hava serindi mışıl mışıl uyumuşuz.
devamını gör...
kırgın çiçekler
''kemalim yapmaz.''
iş yerinde sıkıntıdan başladım. her bölüm ağlama, şiddet ve korkunç sahneler var *. dram ihtiyacımızı kesinlikle karşılıyor. her neyse ciddiyetsiz ve vakit geçsin diye akıyor.
iş yerinde sıkıntıdan başladım. her bölüm ağlama, şiddet ve korkunç sahneler var *. dram ihtiyacımızı kesinlikle karşılıyor. her neyse ciddiyetsiz ve vakit geçsin diye akıyor.
devamını gör...
av tüfekleri
bende baikal mp 155 var . memnunum
yerli alacaksanız burdur malı yıldız marka iyidir.
yerli alacaksanız burdur malı yıldız marka iyidir.
devamını gör...
günaydın sözlük
evdeki minik patron 2 aylık olunca geceleri yalnız kalamıyor tabii... dün gece ağlayıp durdu, kıyamadım yanıma aldım. komşular rahatsız olmasın derken sabah bir uyandım ki; yatak, çarşaf, pike tam anlamıyla bir "biyolojik felaket" alanı!
hepsini çöpe attım..
siz de, size değer vermeyenleri atın gitsin çöpe..
günaydın sözlük..
hepsini çöpe attım..
siz de, size değer vermeyenleri atın gitsin çöpe..
günaydın sözlük..
devamını gör...
istifanın kabul edilmemesi
tabii bütün bunları yaparken yasal ihbar sürenizi de göz önünde bulundurarak “şu tarihten itibaren” ibaresini dikkatli bir biçimde eklemelisiniz.
bir de, haklı fesihe sebep olmamak için 4857 sayılı iş kanunu’nun 25. maddesi ‘nde belirtilen ve yargıtay içtihatlarında sıklıkla görülen herhangi bir durumda, en basitinden mesai saatlerinde iş aramak gibi kusurlarda bulunmamanız gerekir.
bir de, haklı fesihe sebep olmamak için 4857 sayılı iş kanunu’nun 25. maddesi ‘nde belirtilen ve yargıtay içtihatlarında sıklıkla görülen herhangi bir durumda, en basitinden mesai saatlerinde iş aramak gibi kusurlarda bulunmamanız gerekir.
devamını gör...
istifanın kabul edilmemesi
kabul edilmeyebilir. normal şartlarda, hukuki açıdan istifanın red edilmesi gibi bir durum söz konusu olamaz fakat burası türkiye. burada ne hukuki ki?
işvereninizin istifanızı kabul etmeme durumu söz konusu olamaz. sadece kötü niyetli veya çıkarcı işverenler istifa mektubunuzu ellerinde tutarak, insan kaynaklarına ulaştırmaz( istifayı kabul etmemek böyle olur) ve bildiriminiz insan kaynaklarına ulaşamadığında, çıkış işlemleriniz başlatılmaz. işverenin tek başına istifayı reddetme gücü yoktur ancak istifa mektubunuzu saklama gücü vardır. bu yüzden istifanızın lütfen peşinde olun. istifanızı üstünüze ilettiğinizde, insan kaynaklarına sürekli uğrayın ve sürecinizi sorun. eğer istifanız iletilmediyse, iletilmediği ortaya çıkacaktır. suç işlediği alalen ortaya çıkan yöneticiniz( istifanızın kabul edilmemesinin söylenmesi ve insan kaynaklarına iletilmemesi de mobbingtir ve suçtur) mecburen istifa mektubunuzu iletmek zorunda kalacaktır.
ben bu şekilde yüz göz olmak istemiyorum diyorsanız, istifanızı noterden tebliğ ettirmenizi tavsiye ederim. tebliği çektiğiniz andan itibaren, kurum veya kuruluşla ilişiğiniz kesilir. noter üzerinden tebliğatı ilettiğiniz için, kabul edilmeme durumu söz konusu olamaz. noterin imzası ve mühürü yasal bir süreç başlattığı için, kurumunuzun yöneticisi veya birim amirinde herhangi bir işlem yapma yetkisi bulunamaz. noter istifanızı direkt kurumun kendisine iletir. dolayısıyla, işin içerisinden yasal olarak ve üstelik delilli biçimde sıyrılırsınız.
işvereninizin istifanızı kabul etmeme durumu söz konusu olamaz. sadece kötü niyetli veya çıkarcı işverenler istifa mektubunuzu ellerinde tutarak, insan kaynaklarına ulaştırmaz( istifayı kabul etmemek böyle olur) ve bildiriminiz insan kaynaklarına ulaşamadığında, çıkış işlemleriniz başlatılmaz. işverenin tek başına istifayı reddetme gücü yoktur ancak istifa mektubunuzu saklama gücü vardır. bu yüzden istifanızın lütfen peşinde olun. istifanızı üstünüze ilettiğinizde, insan kaynaklarına sürekli uğrayın ve sürecinizi sorun. eğer istifanız iletilmediyse, iletilmediği ortaya çıkacaktır. suç işlediği alalen ortaya çıkan yöneticiniz( istifanızın kabul edilmemesinin söylenmesi ve insan kaynaklarına iletilmemesi de mobbingtir ve suçtur) mecburen istifa mektubunuzu iletmek zorunda kalacaktır.
ben bu şekilde yüz göz olmak istemiyorum diyorsanız, istifanızı noterden tebliğ ettirmenizi tavsiye ederim. tebliği çektiğiniz andan itibaren, kurum veya kuruluşla ilişiğiniz kesilir. noter üzerinden tebliğatı ilettiğiniz için, kabul edilmeme durumu söz konusu olamaz. noterin imzası ve mühürü yasal bir süreç başlattığı için, kurumunuzun yöneticisi veya birim amirinde herhangi bir işlem yapma yetkisi bulunamaz. noter istifanızı direkt kurumun kendisine iletir. dolayısıyla, işin içerisinden yasal olarak ve üstelik delilli biçimde sıyrılırsınız.
devamını gör...
evlenilecek kadın
sözlüğü kitledi tanımın. lütfen siler misin
devamını gör...
evlenilecek kadın
mesela sinamaya gittik, kız dedi ki " sinemada patlamış mısırı kolası resmen adam öpüyorlar , aşağıdaki marketten, kolamızı abur cuburumuzu alalım , ben çantamın içinde sinemaya sokarım ". bak bu kızla evlenilir :)
devamını gör...
terazi (öykü)
normalsozluk.com/entry/4049907
jüri kürsüsünde kimse yoktu. sekiz yıldır yoktu.
mahkeme salonunun ortasındaki silindir, beyaz ışık saçarak dönerken mira soban her zamanki yerine oturdu: savunma masasının tam karşısına, izleyici bölümünü ayıran parmaklığın ardına. üzerinde çalıştığı sisteme bu mesafeden bakmayı tercih ediyordu. uzaktan baktığında bir yargıç gibi duruyordu, bir makine gibi değil. bu onu her seferinde biraz rahatsız etti. hâlâ da etti.
silindir, adil-9'un fiziksel yüzüydü; geri kalanı, binanın beş kat altında serilmiş soğutma borularında, veri merkezinin karanlığında yaşıyordu. mira onu tasarlamıştı. daha doğrusu, tasarlayan ekibin başındaydı ve o sıfat, o gece mahkeme sicilinde onun boynuna dolanan şeydi.
dava numarası 7741-k. hüküm: beraat.
mira dosyayı yeniden açtı, üçüncü kez. sanık ferit yalın, ev yangınında iki çocuğunu kaybetmiş, karısını ağır yaralamıştı. iddia makamı kasıtlı ihmal, adil-9 ise seksen yedi değişkeni tarttıktan sonra beraate hükmetmişti. gerekçe kâğıdı on dört sayfaydı ve her satırı mantıklıydı. mira bu satırları birer birer okudu, her birinin altındaki veriyi doğruladı. her şey yerli yerindeydi.
tam olarak sorun buydu.
«saat kaç?»
kapının önünde, salonun loş arka köşesinde biri duruyordu. yargıç yardımcısı selin tok, elinde ince bir tablet, üstünde dün giydiklerine benzeyen gri bir takım. belki aynısıydı.
mira saatine bakmadı. «geç.»
«bugün temyiz kararı çıkıyor.»
«biliyorum.»
selin ilerledi, parmaklığın kapısından geçmeden duraksadı. izin ister gibi bir bekleyiş. mira başıyla içeriyi işaret etti, selin oturdu, tabletin ekranı yüzüne mor bir ışık yaktı.
«mahkûmun avukatı yeni bir şey bulmuş.»
«ne tür bir şey?»
«mağdurun kendi beyanı. yangından üç ay önce verilen bir ifade. komşu şikâyeti, aile içi şiddet dosyasından.»
mira kalemi bıraktı. kalem masada kaldı, yuvarlak ucu tavana bakarak.
«adil-9 o dosyayı gördü mü?»
«hayır.» selin'in sesi düzdü, yalnızca bilgi aktarıyordu. «dosya bölge-4 aile mahkemesi'ndeydi. entegrasyon eksikliği. veri köprüsü geçen yıl güncellendi ama eski arşivler henüz aktarılmadı.»
mira parmak uçlarıyla masanın kenarına bastırdı. cildinin altında kemiği hissetti.
«adil-9 eksik veriyle çalışmış, o zaman.»
«teknik olarak evet. ama hatayı yapan sistem değil.»
«evet.» mira ayağa kalktı. «hatayı yapan ben değilim. hatayı yapan veri köprüsünü güncellemeye karar verenler.»
selin bir şey söylemedi. sesi çıktığında ise mira zaten silindirin önündeydi, buzlu cam yüzeyine bakıyordu: «yarın temyiz duruşmasında söylemek istediğin bu mu?»
mira cevap vermedi.
adil-9'u kamuoyuna sunduklarında adalet bakanlığı'nın konferans salonunda tam iki yüz kişi vardı. mira o gün mikrofona çıkmıştı: "sistem bir şeyi garanti eder: önyargı yok, yorgunluk yok, rüşvet yok. veriyi görür, veriyi işler." alkış uzundu. kendisi de alkışlamıştı, bunu hatırlıyordu.
şimdi silindirin yanında duruyordu ve "veri" kelimesinin içi boşalmış gibiydi.
ertesi sabah duruşma on birde başladı. temyiz hâkimi cemal aydar, kürsüye oturmadan önce salona bir kez baktı: izleyici bölümüne, boş jüri kürsüsüne, silindire. sonra oturdu.
mira teknik tanık sıfatıyla çağrıldı. kürsüye yürürken ferit yalın'ın avukatıyla göz göze geldi; adam bekliyordu, genç sayılırdı, sol şakağında derin bir çizgi vardı, faturalı bir yorgunluk. mira onu tanımıyordu, adını dosyadan bilirdi: rıfat eron.
yemini beklemeksizin eron konuştu. hâkim kâğıdını düzeltirken eron'un sesi salonun içine yayıldı: «sistemin bu davada çalıştığı veri setini açıklar mısınız?»
mira küçük bir ekran istedi, asistan bir tablet uzattı. soru basitti ve cevabı teknikti; mira elli sekiz saniyede anlattı. eron not alıyordu, başını kaldırmadan.
«mağdurun bölge-4 şikâyet dosyası bu veri setinin içinde miydi?»
«hayır.»
«neden?»
«veri köprüsü entegrasyonu tamamlanmamış.»
«bu eksikliği kim biliyordu?»
mira durdu. bir saniye, belki iki. «bakanlık bilgi işlem birimi. güncelleme takvimi kamuya açıktı.»
«siz bilir miydiniz?»
soru sivri bir açıyla geldi. mira onu beklemiyordu; ya da beklediğini söylemek doğru olurdu, ama bu kadar çabuk değil.
«evet.»
salon sessizdi. sanki bina nefes tuttu.
«bunu sistem devreye alınmadan önce tespit ettiniz mi?»
«evet. raporumuzu sunduk.»
«rapora cevap geldi mi?»
«bütçe döngüsünü beklemelerine karar verildi.»
eron kalemi bıraktı, masaya koydu, sonra hâkime döndü ve hiçbir şey söylemedi. hâkimin kaleminden kâğıda inen çizginin sesi duyuldu.
öğleden sonra mira koridorda oturdu. çantasından bir şey çıkarmadı, telefona bakmadı. pencerenin dışında merkez caddesi görünüyordu, güneş yatay geliyordu, yaya adalarının kırmızı bazalt taşları üzerinde gölgeler uzuyordu. birinin kahve içtiğinin kokusu geldi, kantinden; rüzgâr ters esiyordu, bu yön kafeteryaya çıkmıyordu diye düşündü.
selin yanına gelip oturdu.
«ifaden iyi geçti.»
«hayır, geçmedi.»
«sistemi temizledin.»
«ferit yalın masum mu?»
selin tableti dizine koydu, ekran kapandı. «adil-9 öyle söyledi.»
«adil-9 eksik veriyle çalıştı. mağdurun korkusunu, üç aylık şikâyetini, çocukların odasının yangın çıkış noktasına olan mesafesini görmedi.» mira pencerenin camına yaslandı. «bir terazi hayal et. sağına ağırlık koyuyorsun, soluna koyamıyorsun çünkü sol kefenin altı boş. terazi sağa yatıyor. doğru çalışıyor mu?»
«elindeki veriyle evet.»
«işte.» mira ayağa kalktı. «işte bu.»
o gün öğleden sonra duruşma yeniden açıldığında mira kürsüye çıkmamıştı. teknik tanıklık bitmiş, sıra sistem değerlendirme raporuna gelmişti. adil-9'un kendi sunumu, bakanlık standardı gereği, her temyiz duruşmasında kayıt olarak çalınıyordu. mira bunu dışarıdan dinledi, kapı aralığından.
sistem kendi gerekçesini anlattı. seksen yedi değişken, ağırlık katsayıları, karar ağacının uç düğümleri. her şey yerindeydi. ses tonu bile yerindeydi; mira o tonu kendisi ayarlamıştı, nötr ama anlaşılır, bir haber spikeri değil bir eczacı.
eron'un son sorusu yazılı olarak gelmişti. hâkim onu yüksek sesle okudu: "sistem, ulaşamadığı bir verinin var olduğunu bilerek sonuç üretebilir mi?"
adil-9, bir buçuk saniyelik işlem gecikmesinin ardından cevap verdi. ses kaydından: «hayır. bilinmeyeni bilemem. ulaşamadığım veriyi yokmuş gibi işlerim.»
selin çıkmıştı koridora, mira'nın yanında durdu. ikisi birlikte dinledi.
«bilinmeyeni bilemem.»
mira bu cümleyi yazmamıştı. adil-9'un kendi dil modeli üretmişti onu, öz-değerlendirme modülünden. ama bu kesinlikte, bu sınır çizgisinde bir şey vardı; kendi elinden çıkmış gibi hissettirdi.
temyiz heyeti kararını o gün vermedi. üç gün daha sürdü.
mira bu üç günü ofisinde geçirdi, eski arşiv entegrasyon protokollerini inceleyerek. açık değildi bu iş. sıkıcıydı, teknikti, kimsenin okumak istemediği türden belgelerdi. ama her birini okudu. hangi mahkemelerin hangi veri köprülerinden beslendiğini, hangi köprülerin hâlâ 2031 öncesi mimaride kaldığını, hangi davaların bu nedenle eksik profille sonuçlanmış olabileceğini not etti.
liste uzadı. yirmi iki dava. daha fazla olabilirdi.
karar günü mira duruşma salonuna girmedi. dışarıda bekledi, koridorun uzak ucunda, pencerenin yanında. hüküm silindir aracılığıyla açıklandı: yeniden yargılama. ferit yalın tutuklandı.
mağdurun adı, iki çocuğun adı sicile bir kez daha işlendi.
mira duydu. duymamış gibi davranabilirdi ama duymamak başka bir şeydi.
akşamüstü bakanlık'tan mesaj geldi: sistem değerlendirme toplantısı, iki hafta sonra. gündemde entegrasyon boşlukları ve denetim protokolleri vardı. mira mesajı okudu, tabletin ekranını kapattı.
kantinden geçerken tezgâhta bir fincan çay vardı, buharlıydı hâlâ, sahibi yoktu. birisi bırakmış, unutmuş ya da bırakmayı tercih etmişti. mira bir an durdu, fincanın yanından geçti.
merdivende eron'la karşılaştı. adam aşağı iniyordu, mira yukarı çıkıyordu. ikisi de durdu, orta sahanlıkta.
«teşekkür etmek istiyorum.»
mira başını eğdi, hafifçe. «etme.»
«ifadensiz...»
«ifadem sistemin ne yaptığını anlattı. sistemi ben yazdım.»
eron bir şey daha söylemek istedi; bunu dudaklarının arasında kalan bir nefesten anladı mira. ama söylemedi. indi.
mira çatı katına çıktı. burada depoya dönüştürülmüş eski bir oda vardı, penceresinden şehrin kuzey yönü görünüyordu: rençber tepesi'nin arka yamacı, üstünde son yılın inşaatlarından biri, yarım bırakılmış bir iskelet.
yirmi iki dava. belki daha fazla.
adil-9 bilinmeyeni bilemezdi. bunu şimdi çok net biliyordu.
cebindeki tablete uzandı, not uygulamasını açtı, yeni bir belge başlattı. başlık yazdı: "eski arşiv entegrasyonu: acil değerlendirme talebi." adını yazdı, tarih damgası düştü. dosyayı bakanlık genel koordinatörüne, sistem denetim birimine ve veri altyapısı ekibine gönderdi.
sonra tableti kapattı.
rençber tepesi'nin ardında güneş kayıyordu. iskeletin çelik kirişleri arasında rüzgâr dönerken toz, kırmızı bir bulut hâlinde yükseldi, bir an gökyüzünde asılı kaldı, sonra dağıldı.
adil-9'un dosyayı gönderdiğini onaylayan küçük bir titreşim geldi bilekten. sistem ses çıkarmıyordu, yalnızca o hafif, neredeyse özür diler nitelikteki titreşim. mira bunu fark etti. belki de hep fark etmişti, hiç umursamamıştı.
avluya indi.
bina görevlisi rüstem bey, kapının yanında plastik bir sandalyeye ilişmişti, eski model bir gazete okur gibi tabletine bakıyordu. mira geçerken başını kaldırdı.
«çözdünüz mü?»
«hayır.»
rüstem bey bir şey söylemedi. tableti dizine koydu, pencereye baktı. mira da öyle baktı bir saniye. ikisi de rençber tepesi'nin siluetini görüyordu, ama muhtemelen farklı şeyler görüyorlardı.
dışarıda hava soğumuştu. yolda çok az araç vardı. mira yürüdü, durakları geçti, saat yirmi bir on altıda metro kapısından girdi. metro neredeyse boştu. tam karşısındaki koltuğa bir çocuk oturmuştu, sekiz-dokuz yaşlarında, dizine kadar fermuarı açık bir mont içinde, sırt çantası kucağında, uyuklayarak. başı öne düştükçe kalkıyordu.
mira baktı. sonra başka tarafa baktı.
sistemin devreye girmesi tam bu sırada oldu.
bilekte tekrar titreşim. bu sefer uzun, iki saniyelik. acil protokol. mira bileğini kaldırdı, küçük ekranı okudu: "ilgili birim temsilcisi: ani görüşmeyi kabul ediyor mu?" altında iki seçenek: evet, hayır. ve gönderenin adı: "adil-9 / koordinasyon birimi."
mira durdu.
kendi gönderdiği talebe ilişkin bir mesaj. yani sistem, talebi işlemiş, içinden bir koordinasyon katmanı üretmiş ve o katman şimdi kendisiyle konuşmak istiyordu. teoride bu mümkündü. pratik kılavuzda böyle bir senaryo için iki paragraf vardı, sayfa yüz otuz dörtte. mira o iki paragrafı bir kere okumuştu, beş yıl önce, hiç gerçekleşmeyeceğini düşünerek.
evet'e bastı.
metro talat durağı'nda yavaşlarken ekranda yazı belirdi: "entegrasyon talebiniz alındı. değerlendirme sürecinde bir tutarsızlık tespit edildi." altında, madde imi yok, yalnızca düz yazı bloğu olarak: "adil-9'a atanan dava kümesi içinde, on dört dosya yüksek güvenilirlik skoru taşıyan, ancak orijinal tarama algoritmasının kapsam dışı bıraktığı veri kümelerinden türetilmiş kararlar içeriyor. bu kararlar; hukuki geçerliliği olan, insan operatörler tarafından onaylanmış kararlardır. ancak tarama algoritması bu onay mekanizmasını tanımıyordu. dolayısıyla sistem hata olarak işaretledi. hata, sistemin kendisindeydi."
metro durdu. kapılar açıldı, kapandı. uyuklayan çocuk sıçradı, şaşkın gözlerle etrafa baktı, durağın adını gördü, tekrar gözlerini yumdu.
mira ekrana baktı.
demek ki şu anlama geliyordu: yirmi iki dava hatalı değildi. sistemi tasarlayanlar, sistemi yeterince tanımlamamıştı. kayıp veriler değildi. kayıp, tanımın kendisiydi.
yazı devam ediyordu: "acil değerlendirme talebiniz kapsamında şu öneri üretilmiştir: etkilenen dosyalar yeniden sınıflandırılacak, hata kaydı sistematik tasarım açığı olarak arşivlenecek. adil-9 bu süreçte rehber operatör statüsünde görev yapacak. onaylıyor musunuz?"
üçüncü bir seçenek yoktu. yalnızca evet ve hayır.
mira tableti çantasına attı. bilek ekranına baktı. metro, sekizinci hat'ın en derin istasyonuna giriyordu; tünel bitmeden önce sinyal kesilirdi zaten, üç-dört saniye içinde.
sinyalin kesilmesi onu kurtarmayacaktı. geri döndüğünde mesaj hâlâ orada duruyordu.
sorun şuydu: eğer evet derse, sistemin ürettiği bir çerçeveyi kabul etmiş oluyordu. yeniden sınıflandırma, kimin tanımıyla yapılacaktı? kimse sormamıştı bunu. soruyu sormak için bile sisteme başvurman gerekiyordu, sistem de sana bir cevap üretiyordu ve o cevabın içinde zaten bir sonraki soruyu kim soracak sorusu gömülüydü. mira bunu çok iyi biliyordu. bunu sekiz yıl önce, bu işe ilk başladığı haftanın perşembesinde görmüştü, ama görmezden gelmişti; çünkü sistem işliyordu, davalar kapanıyordu, sayılar tutuyordu.
eğer hayır derse, talep askıya alınırdı. bir insan denetçi devreye girerdi. o denetçi de aynı ekrana bakardı, aynı iki seçenekle.
metro yavaşladı. son durak. mira kalktı.
perondan çıkarken bileğini kaldırdı, bir kez daha okudu. sonra parmağını ekrana götürdü.
durdu.
merdivenin başında, birinin bıraktığı bir şemsiye vardı. siyah, sapı kırık, tek teline sarılmış kalmış. kimse almamıştı, kimse atmamıştı. öylece duruyordu.
mira onu geçti, yürüdü, istasyonun çıkışına ulaştı. dışarıda rüzgâr yoktu artık, hava durmuştu. kaldırımda bir çift yürüyordu, birbirinden ayrı ama yakın, aralarında hiç konuşmadan. bir kedi, bir lokantanın neon tabelasının altında oturmuş, hiçbir şeye bakmıyordu.
mira bileğindeki ekrana baktı.
parmağını indirdi.
jüri kürsüsünde kimse yoktu. sekiz yıldır yoktu.
mahkeme salonunun ortasındaki silindir, beyaz ışık saçarak dönerken mira soban her zamanki yerine oturdu: savunma masasının tam karşısına, izleyici bölümünü ayıran parmaklığın ardına. üzerinde çalıştığı sisteme bu mesafeden bakmayı tercih ediyordu. uzaktan baktığında bir yargıç gibi duruyordu, bir makine gibi değil. bu onu her seferinde biraz rahatsız etti. hâlâ da etti.
silindir, adil-9'un fiziksel yüzüydü; geri kalanı, binanın beş kat altında serilmiş soğutma borularında, veri merkezinin karanlığında yaşıyordu. mira onu tasarlamıştı. daha doğrusu, tasarlayan ekibin başındaydı ve o sıfat, o gece mahkeme sicilinde onun boynuna dolanan şeydi.
dava numarası 7741-k. hüküm: beraat.
mira dosyayı yeniden açtı, üçüncü kez. sanık ferit yalın, ev yangınında iki çocuğunu kaybetmiş, karısını ağır yaralamıştı. iddia makamı kasıtlı ihmal, adil-9 ise seksen yedi değişkeni tarttıktan sonra beraate hükmetmişti. gerekçe kâğıdı on dört sayfaydı ve her satırı mantıklıydı. mira bu satırları birer birer okudu, her birinin altındaki veriyi doğruladı. her şey yerli yerindeydi.
tam olarak sorun buydu.
«saat kaç?»
kapının önünde, salonun loş arka köşesinde biri duruyordu. yargıç yardımcısı selin tok, elinde ince bir tablet, üstünde dün giydiklerine benzeyen gri bir takım. belki aynısıydı.
mira saatine bakmadı. «geç.»
«bugün temyiz kararı çıkıyor.»
«biliyorum.»
selin ilerledi, parmaklığın kapısından geçmeden duraksadı. izin ister gibi bir bekleyiş. mira başıyla içeriyi işaret etti, selin oturdu, tabletin ekranı yüzüne mor bir ışık yaktı.
«mahkûmun avukatı yeni bir şey bulmuş.»
«ne tür bir şey?»
«mağdurun kendi beyanı. yangından üç ay önce verilen bir ifade. komşu şikâyeti, aile içi şiddet dosyasından.»
mira kalemi bıraktı. kalem masada kaldı, yuvarlak ucu tavana bakarak.
«adil-9 o dosyayı gördü mü?»
«hayır.» selin'in sesi düzdü, yalnızca bilgi aktarıyordu. «dosya bölge-4 aile mahkemesi'ndeydi. entegrasyon eksikliği. veri köprüsü geçen yıl güncellendi ama eski arşivler henüz aktarılmadı.»
mira parmak uçlarıyla masanın kenarına bastırdı. cildinin altında kemiği hissetti.
«adil-9 eksik veriyle çalışmış, o zaman.»
«teknik olarak evet. ama hatayı yapan sistem değil.»
«evet.» mira ayağa kalktı. «hatayı yapan ben değilim. hatayı yapan veri köprüsünü güncellemeye karar verenler.»
selin bir şey söylemedi. sesi çıktığında ise mira zaten silindirin önündeydi, buzlu cam yüzeyine bakıyordu: «yarın temyiz duruşmasında söylemek istediğin bu mu?»
mira cevap vermedi.
adil-9'u kamuoyuna sunduklarında adalet bakanlığı'nın konferans salonunda tam iki yüz kişi vardı. mira o gün mikrofona çıkmıştı: "sistem bir şeyi garanti eder: önyargı yok, yorgunluk yok, rüşvet yok. veriyi görür, veriyi işler." alkış uzundu. kendisi de alkışlamıştı, bunu hatırlıyordu.
şimdi silindirin yanında duruyordu ve "veri" kelimesinin içi boşalmış gibiydi.
ertesi sabah duruşma on birde başladı. temyiz hâkimi cemal aydar, kürsüye oturmadan önce salona bir kez baktı: izleyici bölümüne, boş jüri kürsüsüne, silindire. sonra oturdu.
mira teknik tanık sıfatıyla çağrıldı. kürsüye yürürken ferit yalın'ın avukatıyla göz göze geldi; adam bekliyordu, genç sayılırdı, sol şakağında derin bir çizgi vardı, faturalı bir yorgunluk. mira onu tanımıyordu, adını dosyadan bilirdi: rıfat eron.
yemini beklemeksizin eron konuştu. hâkim kâğıdını düzeltirken eron'un sesi salonun içine yayıldı: «sistemin bu davada çalıştığı veri setini açıklar mısınız?»
mira küçük bir ekran istedi, asistan bir tablet uzattı. soru basitti ve cevabı teknikti; mira elli sekiz saniyede anlattı. eron not alıyordu, başını kaldırmadan.
«mağdurun bölge-4 şikâyet dosyası bu veri setinin içinde miydi?»
«hayır.»
«neden?»
«veri köprüsü entegrasyonu tamamlanmamış.»
«bu eksikliği kim biliyordu?»
mira durdu. bir saniye, belki iki. «bakanlık bilgi işlem birimi. güncelleme takvimi kamuya açıktı.»
«siz bilir miydiniz?»
soru sivri bir açıyla geldi. mira onu beklemiyordu; ya da beklediğini söylemek doğru olurdu, ama bu kadar çabuk değil.
«evet.»
salon sessizdi. sanki bina nefes tuttu.
«bunu sistem devreye alınmadan önce tespit ettiniz mi?»
«evet. raporumuzu sunduk.»
«rapora cevap geldi mi?»
«bütçe döngüsünü beklemelerine karar verildi.»
eron kalemi bıraktı, masaya koydu, sonra hâkime döndü ve hiçbir şey söylemedi. hâkimin kaleminden kâğıda inen çizginin sesi duyuldu.
öğleden sonra mira koridorda oturdu. çantasından bir şey çıkarmadı, telefona bakmadı. pencerenin dışında merkez caddesi görünüyordu, güneş yatay geliyordu, yaya adalarının kırmızı bazalt taşları üzerinde gölgeler uzuyordu. birinin kahve içtiğinin kokusu geldi, kantinden; rüzgâr ters esiyordu, bu yön kafeteryaya çıkmıyordu diye düşündü.
selin yanına gelip oturdu.
«ifaden iyi geçti.»
«hayır, geçmedi.»
«sistemi temizledin.»
«ferit yalın masum mu?»
selin tableti dizine koydu, ekran kapandı. «adil-9 öyle söyledi.»
«adil-9 eksik veriyle çalıştı. mağdurun korkusunu, üç aylık şikâyetini, çocukların odasının yangın çıkış noktasına olan mesafesini görmedi.» mira pencerenin camına yaslandı. «bir terazi hayal et. sağına ağırlık koyuyorsun, soluna koyamıyorsun çünkü sol kefenin altı boş. terazi sağa yatıyor. doğru çalışıyor mu?»
«elindeki veriyle evet.»
«işte.» mira ayağa kalktı. «işte bu.»
o gün öğleden sonra duruşma yeniden açıldığında mira kürsüye çıkmamıştı. teknik tanıklık bitmiş, sıra sistem değerlendirme raporuna gelmişti. adil-9'un kendi sunumu, bakanlık standardı gereği, her temyiz duruşmasında kayıt olarak çalınıyordu. mira bunu dışarıdan dinledi, kapı aralığından.
sistem kendi gerekçesini anlattı. seksen yedi değişken, ağırlık katsayıları, karar ağacının uç düğümleri. her şey yerindeydi. ses tonu bile yerindeydi; mira o tonu kendisi ayarlamıştı, nötr ama anlaşılır, bir haber spikeri değil bir eczacı.
eron'un son sorusu yazılı olarak gelmişti. hâkim onu yüksek sesle okudu: "sistem, ulaşamadığı bir verinin var olduğunu bilerek sonuç üretebilir mi?"
adil-9, bir buçuk saniyelik işlem gecikmesinin ardından cevap verdi. ses kaydından: «hayır. bilinmeyeni bilemem. ulaşamadığım veriyi yokmuş gibi işlerim.»
selin çıkmıştı koridora, mira'nın yanında durdu. ikisi birlikte dinledi.
«bilinmeyeni bilemem.»
mira bu cümleyi yazmamıştı. adil-9'un kendi dil modeli üretmişti onu, öz-değerlendirme modülünden. ama bu kesinlikte, bu sınır çizgisinde bir şey vardı; kendi elinden çıkmış gibi hissettirdi.
temyiz heyeti kararını o gün vermedi. üç gün daha sürdü.
mira bu üç günü ofisinde geçirdi, eski arşiv entegrasyon protokollerini inceleyerek. açık değildi bu iş. sıkıcıydı, teknikti, kimsenin okumak istemediği türden belgelerdi. ama her birini okudu. hangi mahkemelerin hangi veri köprülerinden beslendiğini, hangi köprülerin hâlâ 2031 öncesi mimaride kaldığını, hangi davaların bu nedenle eksik profille sonuçlanmış olabileceğini not etti.
liste uzadı. yirmi iki dava. daha fazla olabilirdi.
karar günü mira duruşma salonuna girmedi. dışarıda bekledi, koridorun uzak ucunda, pencerenin yanında. hüküm silindir aracılığıyla açıklandı: yeniden yargılama. ferit yalın tutuklandı.
mağdurun adı, iki çocuğun adı sicile bir kez daha işlendi.
mira duydu. duymamış gibi davranabilirdi ama duymamak başka bir şeydi.
akşamüstü bakanlık'tan mesaj geldi: sistem değerlendirme toplantısı, iki hafta sonra. gündemde entegrasyon boşlukları ve denetim protokolleri vardı. mira mesajı okudu, tabletin ekranını kapattı.
kantinden geçerken tezgâhta bir fincan çay vardı, buharlıydı hâlâ, sahibi yoktu. birisi bırakmış, unutmuş ya da bırakmayı tercih etmişti. mira bir an durdu, fincanın yanından geçti.
merdivende eron'la karşılaştı. adam aşağı iniyordu, mira yukarı çıkıyordu. ikisi de durdu, orta sahanlıkta.
«teşekkür etmek istiyorum.»
mira başını eğdi, hafifçe. «etme.»
«ifadensiz...»
«ifadem sistemin ne yaptığını anlattı. sistemi ben yazdım.»
eron bir şey daha söylemek istedi; bunu dudaklarının arasında kalan bir nefesten anladı mira. ama söylemedi. indi.
mira çatı katına çıktı. burada depoya dönüştürülmüş eski bir oda vardı, penceresinden şehrin kuzey yönü görünüyordu: rençber tepesi'nin arka yamacı, üstünde son yılın inşaatlarından biri, yarım bırakılmış bir iskelet.
yirmi iki dava. belki daha fazla.
adil-9 bilinmeyeni bilemezdi. bunu şimdi çok net biliyordu.
cebindeki tablete uzandı, not uygulamasını açtı, yeni bir belge başlattı. başlık yazdı: "eski arşiv entegrasyonu: acil değerlendirme talebi." adını yazdı, tarih damgası düştü. dosyayı bakanlık genel koordinatörüne, sistem denetim birimine ve veri altyapısı ekibine gönderdi.
sonra tableti kapattı.
rençber tepesi'nin ardında güneş kayıyordu. iskeletin çelik kirişleri arasında rüzgâr dönerken toz, kırmızı bir bulut hâlinde yükseldi, bir an gökyüzünde asılı kaldı, sonra dağıldı.
adil-9'un dosyayı gönderdiğini onaylayan küçük bir titreşim geldi bilekten. sistem ses çıkarmıyordu, yalnızca o hafif, neredeyse özür diler nitelikteki titreşim. mira bunu fark etti. belki de hep fark etmişti, hiç umursamamıştı.
avluya indi.
bina görevlisi rüstem bey, kapının yanında plastik bir sandalyeye ilişmişti, eski model bir gazete okur gibi tabletine bakıyordu. mira geçerken başını kaldırdı.
«çözdünüz mü?»
«hayır.»
rüstem bey bir şey söylemedi. tableti dizine koydu, pencereye baktı. mira da öyle baktı bir saniye. ikisi de rençber tepesi'nin siluetini görüyordu, ama muhtemelen farklı şeyler görüyorlardı.
dışarıda hava soğumuştu. yolda çok az araç vardı. mira yürüdü, durakları geçti, saat yirmi bir on altıda metro kapısından girdi. metro neredeyse boştu. tam karşısındaki koltuğa bir çocuk oturmuştu, sekiz-dokuz yaşlarında, dizine kadar fermuarı açık bir mont içinde, sırt çantası kucağında, uyuklayarak. başı öne düştükçe kalkıyordu.
mira baktı. sonra başka tarafa baktı.
sistemin devreye girmesi tam bu sırada oldu.
bilekte tekrar titreşim. bu sefer uzun, iki saniyelik. acil protokol. mira bileğini kaldırdı, küçük ekranı okudu: "ilgili birim temsilcisi: ani görüşmeyi kabul ediyor mu?" altında iki seçenek: evet, hayır. ve gönderenin adı: "adil-9 / koordinasyon birimi."
mira durdu.
kendi gönderdiği talebe ilişkin bir mesaj. yani sistem, talebi işlemiş, içinden bir koordinasyon katmanı üretmiş ve o katman şimdi kendisiyle konuşmak istiyordu. teoride bu mümkündü. pratik kılavuzda böyle bir senaryo için iki paragraf vardı, sayfa yüz otuz dörtte. mira o iki paragrafı bir kere okumuştu, beş yıl önce, hiç gerçekleşmeyeceğini düşünerek.
evet'e bastı.
metro talat durağı'nda yavaşlarken ekranda yazı belirdi: "entegrasyon talebiniz alındı. değerlendirme sürecinde bir tutarsızlık tespit edildi." altında, madde imi yok, yalnızca düz yazı bloğu olarak: "adil-9'a atanan dava kümesi içinde, on dört dosya yüksek güvenilirlik skoru taşıyan, ancak orijinal tarama algoritmasının kapsam dışı bıraktığı veri kümelerinden türetilmiş kararlar içeriyor. bu kararlar; hukuki geçerliliği olan, insan operatörler tarafından onaylanmış kararlardır. ancak tarama algoritması bu onay mekanizmasını tanımıyordu. dolayısıyla sistem hata olarak işaretledi. hata, sistemin kendisindeydi."
metro durdu. kapılar açıldı, kapandı. uyuklayan çocuk sıçradı, şaşkın gözlerle etrafa baktı, durağın adını gördü, tekrar gözlerini yumdu.
mira ekrana baktı.
demek ki şu anlama geliyordu: yirmi iki dava hatalı değildi. sistemi tasarlayanlar, sistemi yeterince tanımlamamıştı. kayıp veriler değildi. kayıp, tanımın kendisiydi.
yazı devam ediyordu: "acil değerlendirme talebiniz kapsamında şu öneri üretilmiştir: etkilenen dosyalar yeniden sınıflandırılacak, hata kaydı sistematik tasarım açığı olarak arşivlenecek. adil-9 bu süreçte rehber operatör statüsünde görev yapacak. onaylıyor musunuz?"
üçüncü bir seçenek yoktu. yalnızca evet ve hayır.
mira tableti çantasına attı. bilek ekranına baktı. metro, sekizinci hat'ın en derin istasyonuna giriyordu; tünel bitmeden önce sinyal kesilirdi zaten, üç-dört saniye içinde.
sinyalin kesilmesi onu kurtarmayacaktı. geri döndüğünde mesaj hâlâ orada duruyordu.
sorun şuydu: eğer evet derse, sistemin ürettiği bir çerçeveyi kabul etmiş oluyordu. yeniden sınıflandırma, kimin tanımıyla yapılacaktı? kimse sormamıştı bunu. soruyu sormak için bile sisteme başvurman gerekiyordu, sistem de sana bir cevap üretiyordu ve o cevabın içinde zaten bir sonraki soruyu kim soracak sorusu gömülüydü. mira bunu çok iyi biliyordu. bunu sekiz yıl önce, bu işe ilk başladığı haftanın perşembesinde görmüştü, ama görmezden gelmişti; çünkü sistem işliyordu, davalar kapanıyordu, sayılar tutuyordu.
eğer hayır derse, talep askıya alınırdı. bir insan denetçi devreye girerdi. o denetçi de aynı ekrana bakardı, aynı iki seçenekle.
metro yavaşladı. son durak. mira kalktı.
perondan çıkarken bileğini kaldırdı, bir kez daha okudu. sonra parmağını ekrana götürdü.
durdu.
merdivenin başında, birinin bıraktığı bir şemsiye vardı. siyah, sapı kırık, tek teline sarılmış kalmış. kimse almamıştı, kimse atmamıştı. öylece duruyordu.
mira onu geçti, yürüdü, istasyonun çıkışına ulaştı. dışarıda rüzgâr yoktu artık, hava durmuştu. kaldırımda bir çift yürüyordu, birbirinden ayrı ama yakın, aralarında hiç konuşmadan. bir kedi, bir lokantanın neon tabelasının altında oturmuş, hiçbir şeye bakmıyordu.
mira bileğindeki ekrana baktı.
parmağını indirdi.
devamını gör...
