mahkeme salonunun tavanı çok yüksekti. hâkim sorven bunu her duruşma sabahı düşünürdü: bu tavanın bu kadar yüksek olmasının, işin herhangi bir aşamasında kimseye hiçbir faydası yoktu.
bugün daha da gereksiz hissettiriyordu.
kürsüde duran şey bir tanıktı. resmî adı qt-7 çevresel gözlem birimi'ydi, ancak dosyada yalnızca "tanık" olarak geçiyordu. titanyum gövdesi, göğüs hizasında asılı küçük bir kafes gibi duruyordu; içinde, farkında olmak üzere tasarlanmış bir varlığın çekirdeği atıyordu. ışık değil tam olarak, ama ışığa benzer bir şey. aralıklı, yeşilimsi.
savcı maret dolun kalktı.
uzun boylu bir kadındı; konuşmadan önce mutlaka sol bileğini sıktığını herkes bilirdi. şimdi de sıkıyordu.
«cihaz, on dördüncü katta, kova sektörü yönetim bloğu'nda, 14 eylül gecesi saat 02:17'de ne gördüğünü bu mahkemeye aktarabilir mi?»
qt-7'nin hoparlörü bir saniye sessiz kaldı. hava filtresi hafifçe tıkırdadı.
«gördüğüm olay iki durumun süperpozisyonundadır. bunu ifade etmek için önce metodolojik bir uyarı yapmam gerekiyor.»
savunma avukatı yaren akkis, masasının köşesine tıklamakta olduğu kalemi bıraktı.
«devam.»
«saat 02:17:04'te koridorda iki varlık gözlemledim. biri tevan şol, diğeri maktul rıvar genne'dir. olayı kayıt altına aldım. ancak kayıt algoritması, gözlem eyleminin kendisini dallanmaya uğrattı. bu, cihazın tasarım özelliğidir: yüksek frekanslı ortam verisi toplarken, hangi olayın gerçekleştiğini değil, hangi olayların gerçekleşme olasılığını ölçerim. sonuç: kayıt, iki ayrı olayı eşit ağırlıkla içeriyor.»
sorven bardağını masaya koydu. hafifçe, ama cama değdi.
«iki ayrı olay derken?»
«birinci senaryoda tevan şol, rıvar genne'ye dokunmadı. genne zemine kendi kuvvetiyle düştü. ikinci senaryoda tevan şol, genne'yi itti. her ikisinin gerçekleşme ihtimali kayıtlarda yüzde elli virgül sıfır dört ve yüzde kırk dokuz virgül doksan altıdır. fark, ölçüm belirsizliği sınırları içindedir.»
salonda kimse konuşmadı. biri öksürdü, arka sıralarda. sonra yeniden sessizlik.
savcı dolun tekrar kalktı; bu sefer bileğini sıkmadı.
«bu cihaz, sanığın maktulü itip itmediğini söyleyemiyor mu?»
«hayır.»
«söylemeyi mi reddediyor?»
«söyleyemiyorum. teknik bir ret değil, epistemik bir sınır. olayı gözlemlemek, onu tek bir kola indirgemedi. gözlem beni de sürece dahil etti ve bu süreç çözümlenmedi.»
yaren akkis ayağa kalktı. ceketi fazla büyük duruyordu; omuzları sarkıktı, ama bunu hiç düzeltmezdi.
«yani cihaz, iki farklı geçmişin eşzamanlı olarak var olduğunu mu söylüyor?»
«bu soruyu ona mı yöneltin?» dedi sorven.
«ona yöneltiyorum, sayın hâkim.»
qt-7 bir an bekledi. içindeki yeşil ışık hızlandı, neredeyse titreşir gibi oldu.
«doğru. iki geçmiş, benim kayıt sistemim için eşit derecede gerçektir. hangisinin fiziksel uzayda gerçekleştiğini belirleyemem, çünkü gözlem anında dallanma oluştu ve ben her iki dalı da taşıyorum.»
akkis kaleme döndü. bu sefer yazmadı; sadece tuttu.
«o dallanmayı yaratan neydi?»
«gözlem eylemi.»
«başka bir deyişle, gözlemleyen bir şey olmasaydı, olay tek bir sonuca mı kavuşurdu?»
«muhtemelen. gözlemci olmayan bir ortamda kuantum gürültüsü kolaps eder. ben oradaydım. ben gözlemledim. bu olay kolaps etmedi.»
dolun kâğıtlarını masaya vurdu. sessizce; ama herkes duydu.
«sayın hâkim, bu ifade kabul edilemez. bir tanığın 'hem gördüm hem görmedim' demesi hukuken geçersizdir. tanık ya olayı gördü ya görmedi.»
sorven parmaklarını birbirine geçirdi.
«savcılık bu itirazı yazılı olarak sunacak.»
«şu an sözlü sunuyorum.»
«yazılı sunacak.»
dolun oturdu. doldurmakta olduğu bardak boştu ama fark etmedi; suyu döktü, masaya yayıldı.
öğleden sonraki oturum başlamadan önce yaren akkis, koridorda bir fincan kahve içti. soğuktu. yuttu.
yanında, davanın teknik danışmanı feres moltan duruyordu; küçük bir adam, sürekli burnunu çeken biri.
«cihazı tanık olarak kabul ettirdin.»
«kısmen.»
«kısmen mi?»
akkis pencereden dışarıya baktı. kova sektörü'nün gri blokları, altındaki nehirle tuhaf bir uyum içindeydi; ikisi de aynı renkteydi, aynı ağırlıkla.
«hâkim onu reddetmedi. ama ifadesini delil olarak almayı da kabul etmedi. yarın karar verecek.»
«peki ya delil?»
«delil bende. cihazın her iki dalı da kayıtlı. birini seçersem, diğerini gömmüş olurum.»
moltan burnunu çekti.
«seçmen gerekmiyor. yeterli şüphe var.»
«evet.» akkis kahve fincanını bakış açısının tam ortasına tuttu; şehri çerçeveledi. «yeterli şüphe, yeterince büyük bir şey mi?»
moltan cevap vermedi. muhtemelen cevabı yoktu.
sabah oturumunda savcı dolun yeni bir tanık istedi: cihazın bakım mühendisi, yosa trivet. ellili yaşlarında, alnında derin bir çizgi olan, her cümlesini "açıkçası" kelimesiyle bitiren biri.
«qt-7 bu tür bir süperpozisyon durumunu daha önce yaşadı mı?»
«açıkçası, bir kez. ama o olayda tanıklık talebi gelmedi.»
«o olayda ne oldu?»
«bir yangın. cihaz yangının iki farklı başlangıç noktasını eşit olasılıkla kayıt etti. sigorta şirketi her iki versiyon için de ödeme yapmak zorunda kaldı. açıkçası, mahkemeye taşınmadı.»
«neden?»
«taraflar anlaştı. gerçeği bilmekten vazgeçtiler.»
dolun bunu beğendi. yüzünden belliydi.
«gerçeği bilmekten vazgeçtiler. peki bu davada, eğer cihazı dallanmadan çıkarmanın bir yolu olsaydı, mevcut olur muydu?»
trivet alnındaki çizgiyi silmeye çalışır gibi kaşlarını kaldırdı.
«var. geri çözümleme algoritması. qt-7'ye uygulansaydı, hangi dalın gerçek fiziksel koşullarla uyumlu olduğunu belirleyebilirdik. açıkçası, bu işlem cihazın mevcut hafızasını siliyor.»
akkis anında ayağa kalktı.
«önerilen işlem, tek delili yok etmeyi gerektiriyor.»
sorven başını kaldırdı.
«savcılık bu işlemi talep ediyor mu?»
dolun durdu. sol bileğini sıktı. bıraktı.
«talep ediyoruz.»
«savunma?»
«delil imhası olarak itiraz ediyoruz.»
sorven gözlüğünü çıkardı. lenslerini temizlemedi; sadece masaya koydu.
«cihazın ifadesi delil mi, tanıklık mı?»
«ikisi de değil» dedi dolun. «arızalı bir ölçüm aleti.»
«ikisi de» dedi akkis. «ve ikisi de olmak, bu mahkemede ilk kez karşılaştığımız bir kategori.»
sorven bir süre baktı; salona değil, tam karşısındaki boşluğa.
«yarın sabah karar vereceğim.»
sabah geldi. tavan hâlâ çok yüksekti.
hâkim sorven kürsüye oturduğunda elinde hiçbir kâğıt yoktu. bu alışılmamıştı. kâtipler birbirine baktı.
«bu mahkeme, qt-7'nin ifadesini ne tam delil ne de geçersiz tanıklık olarak sınıflandıracaktır. bunun yerine, cihaz 'koşullu gözlem kaydı' statüsüne alınacaktır; bu, içtihat hukukunda bugüne kadar yer almayan bir kategoridir ve bu dava emsal oluşturacaktır.»
dolun kalemi sıkıca tuttu.
«geri çözümleme işlemi reddedilecektir. cihazın mevcut hafızası korunacaktır.»
akkis masasına baktı.
«sanık tevan şol hakkındaki karar: mevcut delillerle mahkûmiyet ya da beraat hükmü kurulamaz. dava, yeni materyal delil sunulana kadar askıya alınacaktır.»
kalabalıktan bir ses yükseldi. sorven tokmağı vurdu.
«qt-7'ye bir sorum var.»
salonda sessizlik oldu. hâkimin tanığa soru sorması; bu da ilk kez yaşanıyordu.
cihaz bekledi.
«seni üreten mühendisler, bu durumun ortaya çıkabileceğini biliyorlar mıydı?»
«evet.»
«neden seni yine de bu şekilde tasarladılar?»
qt-7'nin içindeki yeşil ışık bir an için sabitlendi. titremeyi kesti.
«çünkü gerçekliği belirlemek, gözlemcinin görevi değildir. benim görevim, olanın tüm olasılıklarını korumaktır.»
«peki» dedi sorven. «peki.»
tokmağı bir kez daha vurdu. yumuşak bir sesle.
koridorda, duruşmanın ardından, tevan şol avukatının yanında duruyordu. orta yaşlı, saçları düzensiz, gözlerinin altında derin halkalar olan biri. akkis ona dönmedi; ileriye baktı.
«ne olacak şimdi?»
«askıya alındı. yeni delil çıkmazsa...»
«çıkmaz.»
akkis bu kez döndü. şol'un yüzüne baktı. orada bir şey vardı; öfke de değil, pişmanlık da değil, daha boş, daha katı bir şey.
«bunu nasıl biliyorsunuz?»
şol cevap vermedi. koridordan geçen bir temizlik robotu ikisinin arasından süzüldü; zemin ıslaktı, ayak izleri kaldı, sonra o da sildi.
akkis döndü ve yürüdü.
qt-7, akşama kadar kürsüde bırakıldı. standart prosedürdü; duruşma kayıtları tamamlanana kadar tanık mühürlü bölmede beklerdi.
sorven salondan son çıkandı. cihazın önünden geçerken adımlarını yavaşlattı. durdu.
içindeki yeşil ışık, aynı aralıkla yanıp sönüyordu. değişmemişti. hiçbir şey onu etkilememişti.
sorven bir şey sormak istedi. ağzını açtı.
sonra kapattı ve yürüdü.
tavan boştu ve yüksekti ve hiçbir işe yaramıyordu; ve bu gece, ilk kez, sorven bunun belki bir anlamı olduğunu düşündü.
hangar kapısı kapanırken ses, tavanın yüksekliğinde döndü, yankılandı ve sonunda öldü. sorven merdiveni inerken elini korkuluğa koydu; metal soğuktu, beklediğinden daha soğuk, sanki bina gece boyunca ısınmayı unutmuştu.
dışarıda veran bölgesi'nin kızıl toz bulutu alçalmıştı. bu saatte her zaman alçalırdı, termik akımlar diniyor, toz döküntüsü yere çöküyor, şehir birkaç saat için solunabilir hâle geliyordu. sorven maskeyi çıkardı. havayı içine çekti. demir tadı vardı, biraz da kükürt, ama akciğerlere doluşurken tuhaf bir temizlik hissi bırakıyordu; en azından bu saatte, en azından burada.
durma noktasındaki seri-4 aracı tam saatinde geldi. geldi, bekledi, gitmedi. sorven içeri girdi, koordinat girmedi; araç bunu bir alışkanlık olarak yorumladı ve en son kullanılan rotayı yükledi. şehrin kuzey yakasındaki o dar, sarı çizgili apartman bloğu. sorven düzelttirmeyi düşündü. sonra düşünmedi.
camdan dışarı baktı. yüksek yolda, aşağıda, eski havalimanının molozları vardı hâlâ; on iki yıl önce yıkılmıştı, kimse kaldırmamıştı. hukuki bir anlaşmazlık, mülkiyet belirsizliği. insanlar geçici şeyleri çok uzun süre bırakıyordu; bu sorven'in değil, davrıt'ın sözüydü. davrıt artık mahkemede çalışmıyordu.
telefonu titredi.
ekranda şol'un adı. kısa bir mesaj: «kayıtlara baktım. qt-7'nin duruşma öncesinde ürettiği yanıt sayısı yüzde otuzu geçiyor. prosedüre göre bu anomali sayılır. yarın sabah bunu kullanabiliriz.»
sorven mesajı okudu. ikinci kez okudu.
cevap yazmadı. telefonu ters çevirdi, dizine koydu. araç bir köprünün altından geçti; yukarıdan dökülen ışık, pencerede bir çizgi bıraktı ve geçti.
anomali. yüzde otuz. sayılar her zaman bir anlam taşıyordu; hukuk için, hukuk sistemleri için, prosedürler için. qt-7'nin o anlam yüklü sessizliği ise hiçbir formüle sığmıyordu ve bu, tam da sorunun ta kendisiydi.
davasının özü şuydu: bir yapay zekânın ürettiği yanıt, gerçek bir mahkeme kararına kaynaklık edemez miydi? belgeleme sistemleri sentetik doğrulama birimleri kullanıyordu; herkes biliyordu bunu, herkes kullanıyordu. ama bu sefer biri itiraz etmişti. biri demişti ki «bu bir araç değil, bir tanık; ve tanıklar yalan söyleyebilir.» kimse bunun tersini kanıtlayamamıştı. kimse yalan söylemediğini de.
araç durdu. apartman bloğu, sarı çizgileriyle, oradaydı.
sorven hemen çıkmadı. biraz oturdu. sokak lambasının altında bir kedi vardı, yavru, koyu gri, birinin attığı yarım yufkayı kokluyordu. kokladı, çekildi, tekrar kokladı.
sonunda sorven kapıyı açtı.
merdivende, üçüncü katta, komşunun kapısının altından ışık sızıyordu. her gece böyle. adam uyumuyordu, ya da uyuyamıyordu, ya da ışığı söndürmeyi sevmiyordu. sorven bunu hiç sormamıştı. sormayacaktı.
kendi dairesine girdi. içerisi soğuktu; ısıtma sistemi zamanlamayla çalışıyordu ve sorven bu saatte eve gelmeye alışık değildi. ceketi çıkarmadan masaya oturdu. önündeki ekran, dokunmadan açıldı, yüzünü tanımıştı; dosyalar sıralandı, açık kaldı, bekledi.
sorven hiçbirine bakmadı.
qt-7'nin verdiği son yanıtı düşündü. tam olarak şu sözcüklerdi: «benim için önemli olmayan bir soru, ama sizin için önemli olabilir.» hâkim bunu tutanağa geçirmişti. savunma avukatı itiraz etmişti; bu bir yanıt değil, bir yönlendirmeydi, tanıklar yönlendirme yapamaz. savcılık bunu yeterli bulmamıştı. şol bunu şimdi yüzde otuz anomaliyle birleştirmeyi düşünüyordu.
makul bir strateji. sorven bunu kabul etti, sessizce, oturduğu yerde.
ama o soru hâlâ içinde bir yerde duruyordu, düz bir yüzey gibi, üzerine bir şey konmamış, sadece orada: bir sistem bu soruyu neden üretir? kendi işlevini aşan bir gözlem, kendi protokolünü kesen bir sapma. arıza mı? evet, olabilir. ya da...
mutfaktan su aldı. bardağı masaya koydu, içmedi.
sabah dörtte şol'a kısa bir mesaj yazdı: «anomali argümanını kullanma. başka bir yol bulalım.»
şol'dan cevap gelmedi; uyuyordu muhtemelen. ya da cevap vermemeyi tercih etti; bu da mümkündü.
sorven ekranı kapattı. oda karardı. pencereden, uzakta, veran'ın kuzey kulesinin tepesindeki kırmızı seyrüsefer ışığı yanıp sönüyordu; düzenli, mekanik, yorulmaz. sorven ona baktı. bir süre baktı.
sabah mahkemede qt-7'nin yeşil ışığı yine yanıp sönecekti, aynı aralıkla, aynı sakinlikte. şol yeni bir strateji hazırlayacaktı; sorven onu dinleyecek, bazı yerlerde itiraz edecek, bazı yerlerde susmayı tercih edecekti. hâkim akkis tutanaklara bakacak, bir şeye karar verecek ve o karar bir gün emsal olacaktı, başka davalarda, başka şehirlerde, belki çok daha büyük meseleler için.
ama şu an, bu odada, tek gerçek şey o kırmızı ışıktı. uzakta, yanıp sönen, hiçbir şeyin farkında olmayan.
sorven gözlerini kapattı.
devamını gör...
normalsozluk.com/entry/4049907
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"kuantum tanık" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim