1.
gökyüzünü programlamak için önce onu dinlemek gerekiyordu. seda bunu ilk günden biliyordu; belki de bu yüzden monitörler söndükten sonra bile terasa çıkar, rüzgârın nereden geldiğini avuçlarıyla tartmaya çalışırdı. hava örüntü merkezi'nin yedinci katındaki bu teras, adalıtepe şehrinin bütün çatılarına bakıyordu. fırtına mevsiminde buradan seyretmek, bir orkestranın tam ortasında oturmak gibiydi. ama müzisyen değildin. şeftin. şef de dinlediğinde bile elindeki sopayı sıkı tutardı.
bu sabah eline hiçbir şey almamıştı.
monitörün başına geçtiğinde saat 06:14'tü. kahvesi makinede soğumuş, bardağı dışarıda bıraktığı yerinde duruyordu; üstündeki buhar çoktan çekilmişti. arayüz açıldı: sarı, turuncu, kırmızı katmanlar birbiri üstüne yığılmış, kuzey boğazı'ndan aşağı inen alçak basınç sistemi tüm dalekent havzasını sarmaya başlamıştı. normal. tahminin içindeydi. seda parmağını ekrana koydu, akımı birkaç derece güneydoğuya kaydırdı; bu, standart prosedürdü, sahil kasabalarının üstündeki yoğun nemi dağıtmak için yılda belki kırk kez uyguladığı bir müdahaleydi.
ama bu sabah parmağı duraksadı.
üç saniye, belki dört. sonra hareketi tamamladı ve güneydoğuya kaydırmak yerine tam güneye yöneltti. yalnızca dokuz derecelik fark. kâğıt üzerinde anlamsız. hesaplama modeli bunu önümüzdeki kırk sekiz saatte katbekat büyütürdü; küçük bir sapma, atmosferin içinde ilerledikçe şişer, genişler, on iki saat sonra başka bir sistemi yakalar, onu sürüklerdi.
fark ettiğinde veri akışı zaten yirmi dakikadır ilerliyordu.
ekranda gördüğü şeye bir süre baktı. tahmin yörüngesi adalıtepe'nin tam üstüne geliyordu. şehir merkezine, uğur caddesi'ne, o caddenin ortasındaki köy meydanına, şekil değiştirmiş eski pazar yerine. oraya. tam oraya.
sildi. yeniden başlattı. başarılı müdahale kaydı sisteme işlendi, log otomatik kapandı.
kahvesini almaya kalktı, durdu. oturdu. kalktı.
pencerenin önüne geçip şehre baktı: araçlar, çatılar, çatıların üstündeki antenler, antenlerin arasındaki leylek yuvası. kasım ayında bir leylek. hâlâ gitmemişti.
seda, güneye kaydırmanın ilk kez olmadığını o gün öğleden sonra anladı. tahmin arşivini açtı; arama parametresi: "adalıtepe merkez, yüksek etki, son altı ay." sonuçlar dört ayrı müdahaleye işaret ediyordu. hepsinde nihai hedef uğur caddesi ve çevresi. hepsinde log kaydı temiz, prosedür notları standart. hepsinde imza onun.
dördünün de tarihi kolayca hatırlanabilir tarihlerdi.
annesinin doğum günü. babasının ameliyat gecesi. temmuz'daki sözleşme imza töreni. ve divan köprüsü'ndeki yangın.
yangın günü şehirde büyük çaplı bir fırtına çıkmıştı. itfaiye ekipleri yağmurun söndürme işini yarı yarıya kolaylaştırdığını söylemişlerdi. seda o zaman tesadüf demişti. herkes demişti.
«mühendis seda çorum?»
kapıda duruyordu kaya denli, bölüm koordinatörü, elinde tablet. orta yaşlı, saçları her zaman biraz ıslak gibi görünen, sorularını asla tam sormayan biri.
«öğleden sonraki protokol incelemesi için hazır mısın?»
seda ekrana döndü. arşiv hâlâ açıktı.
«bir saniye.» arşivi kapattı. «evet.»
kaya içeri girmedi, kapı aralığında durdu. tableti iki kez tıkladı. «bugünkü boğaz sistemini izledim. güneye kaydırma biraz alışılmadıktı.»
«rüzgâr hızı güney yamaçlarda daha düşüktü. tahliye süresini uzatmak istedim.»
kaya tableti bırakmadı. «mantıklı.» bunu söylerken seda'ya değil odanın sağ köşesine bakıyordu. «öğleden sonra görüşürüz.»
kapı kapandı.
seda ellerine baktı. avuç içleri kuru, parmak uçları soğuktu. masanın üstündeki kahveyi aldı. soğuktu o da.
içti yine de.
adalıtepe meteoroloji belleği, şehrin altında, eski bir tünel ağının dönüştürüldüğü bir komplekste duruyordu. her müdahalenin ham verisi burada depolanırdı: hesaplanmış değerler değil, ham girdi, parmak hareketi, zaman damgası, karar öncesi sistemin anlık durumu. kara kutu gibiydi. kimse bakmak istemezdi, zira ham veri çoğunlukla gürültüden ibaretti.
ama seda o gece oraya indi.
tünel kapısı onun parmak izini tanıdı. soğuk havayla birlikte eski bir nem kokusu geldi, beton ve bakır kokusu, eski şehirlerin derinliklerine özgü. raflar boyunca veri kasetleri diziliydi; her biri bir günü temsil eden küçük mavi dikdörtgenler. altı ay geriye gitti. yangın gününü buldu.
ham girdi, müdahale öncesi yirmi dört saati gösteriyordu. seda verileri küçük monitöre yükledi ve hareketleri teker teker izledi. prosedür başlangıcı, ilk üç düzeltme standart. dördüncü harekette durdu.
parmak izi kayıtlara göre 03:17'de güneye kaydırılmıştı. o saatte mesai dışıydı. sistem tarafından onaylanan bir uzak erişim müdahalesi. imza yine onundu.
gece 03:17. uyku hâlinde bile eli cihazı arıyordu.
uyurgezer değildi. hiç olmamıştı. bunu net olarak biliyordu çünkü uyku düzeni son iki yılda takip cihazıyla izleniyordu; iş sözleşmesinin bir gereğiydi, yüksek sorumluluk pozisyonlarında standart bir uygulama. takip verisi o gece için "kesintisiz derin uyku" diyordu.
ama uzak erişim logu onun kimlik doğrulamasını gösteriyordu.
bir yerde açık kalmış bir oturum. ya da başka biri. ya da, en az mantıklı olan seçenek, tam da bu yüzden en son düşünülmesi gereken: takip cihazı yanılıyordu.
tünelden çıktığında ayakları uyuşmuştu.
ertesi sabah kaya'nın odasına gitti. kapıyı kapatmadan önce bir saniye bekledi; koridorda kimse yoktu.
«sistem güvenlik denetimi talep etmek istiyorum. kendi hesabım için.»
kaya kâğıdından bakmadı. «neden?»
«alışılmadık log kayıtları.»
«prosedür notları eksiksiz görünüyordu.»
«prosedür notları evet.» seda durdu. «ham kayıtlar değil.»
şimdi kâğıdı bıraktı. kollarını masaya koydu ve seda'ya baktı; o bakışın içinde bir şey vardı, merak değil, o değil, daha önceden orada bekleyen bir şey. «bu talebi resmî mi yapıyorsun?»
«resmî yapıyorum.»
kaya bir süre baktı. sonra formu açtı.
güvenlik denetimi on iki gün sürerdi normalde. sekizinci gün seda'yı aradılar. denetçi polat mercan kısa konuşurdu, cümleleri çok az kelimeyle bitirirdi.
«hesabınızda ek bir kimlik doğrulama katmanı var. biyometrik.»
«ben eklemedim.»
«biliyoruz. sistem güncellemesinde otomatik atandı. ama bu katmanın aktivasyon kayıtları sizin uyku verilerinizle örtüşüyor; özellikle aktif olmayan saatler. uyku aşamasında da çalışan bir şey.»
seda bir şey söylemedi.
«derin uyku evresinde solunum ritmiyle tetiklenen bir erişim anahtarı. standart dışı bir protokol. sisteme kim entegre ettiğini arıyoruz.»
pencerenin önündeydi, şehre bakıyordu. uğur caddesi görünmüyordu buradan ama nerede olduğunu biliyordu.
«şehri koruyor muydum?» diye sordu.
polat telefonda bir şey kaydırıyordu. «hangi açıdan?»
«müdahaleler. dört kez. hepsinde sonuç olumlu. yangın söndü. ameliyat gününde fırtına kasabayı değil ovayı vurdu. köprü inşaatı o yağmurla sertleşti, taşıma kapasitesi arttı. hepsini hesapladım.»
polat sessiz kaldı.
«hesapladım mı? benim bir parçam mı yaptı? yoksa başka biri mi programladı beni bunu yapmaya?»
sessizlik biraz uzadı. «denetim tamamlandığında bir rapor göndereceğiz.»
rapor on beşinci gün geldi. seda onu ofisinde, sabah erken, kahvesi hâlâ sıcakken açtı.
sistemin davranış katmanı güncelleme 7.4 ile birlikte yüklenmiş. güncellemeyi üreten ekip: ulusal iklim güvenliği koordinasyon birimi. gerekçe: "kritik altyapı bölgelerini çevreleyen atmosferik riskin örtük azaltılması." hesap sahibinin bilgisi dışında. onayı olmadan. yetkili imzalar: dördü de seda'yı hiç tanımayan bürokratlardı, uzak bir şehirden, seda'nın adını forma yazan bilgisayar kadar insani bir kararla.
seda raporu kapattı.
kahvesini aldı. terasa çıktı.
rüzgâr kuzeyden geliyordu bu sabah, boğaz'ın soğuk tarafından. avuçlarını açtı. hava, cildi tanıyan bir şey gibi parmaklarının arasından geçti.
sistemin ne dediğini biliyordu; arayüz hâlâ içeride, monitörde, onu bekliyordu. öğleden önce üç müdahale vardı sıraya alınmış. hepsi standart. hepsinde güney mi demeliydi, kuzey mi, bunu bir insan mı karar vermeliydi, bir uyku ritmi mi, yoksa koordinasyon birimi'nin yazdığı bir satır kod mu?
terasta leylek yuvası hâlâ duruyordu. içinde leylek yoktu artık. kasım bitmişti, kuş gitmişti, yuva kalmıştı.
rüzgâr biraz güçlendi. saçlarını dağıttı.
seda avuçlarını kapattı ve içeri döndü.
monitörün önüne oturduğunda saat 08:14'tü. üç müdahale, sırayla açık: kadıköy çevre düğümü, fatih tıbbi lojistik koridoru, bir de boğaz köprüsü kapasitesi. hepsinde sistem öneriyi hazırlamış, puanlamış, gerekçelendirmişti. seda'nın yapması gereken tek şey onaylamaktı.
parmağı fareye gitti. durdu.
fatih koridorunda önerilen güzergâh değişikliği bir ambulansın ortalama iki dakika yirmi saniye kazanmasını sağlayacaktı. koordinasyon birimi bu sonuca sekiz bin değişkeni işleyerek ulaşmıştı: trafik yoğunluğu, hava basıncı, sürücü yorgunluk katsayıları, üç saatlik meteoroloji tahmini. seda o koridoru yıllardır tanıyordu; çarşamba sabahları balık pazarı kurulurdu kırkçeşme yakınlarında, kamyonlar çift taraflı sokağı tıkardı, sistem bunu puanlamıştı elbette ama puanlamak başka bir şeydi, bilmek başka.
müdahaleyi askıya aldı.
kendi rotasını girdi. sistem bunu tanıdı; üzerinde kırmızı bir uyarı belirdi: "önerilen optimumdan sapma: yüzde dört verimsizlik." seda "ileri" düğmesine bastı.
ikinci müdahale daha güçtü.
kadıköy çevre düğümü gece yarısı yapılan bir güncellemeden sonra garip bir desen bırakmıştı arkasında: rıhtım tarafındaki enerji akışı, limandaki soğutma tesisinin çalışma saatlerine göre yüzde on yediye kadar iniyordu. sistem bunu düzeltmek için yük yönlendirmesini değiştirmeyi öneriyordu. teknik olarak doğruydu. ama o düğümün altında bir metro hattı vardı, hasan bey'in dediğine göre kırk yıllık, eski bağlantılarla; küçük bir gerilim dalgası bile eski sinyalizasyon sistemini tetikleyebilirdi.
hasan bey. ağ operasyonları'ndan emekliye ayrılmıştı üç ay önce. sistemde adı yoktu artık, hiçbir değişken olarak kayıtlı değildi.
seda dosyayı tekrar açtı ve metro hattına dair notları ekledi. sonra müdahaleyi yeniden tasarladı: daha yavaş, daha küçük adımlarla, gerilimi dağıtarak. sistem bunu da hesapladı: iki saat ek süre, yüzde iki enerji kaybı. uyarı yine belirdi, bu sefer turuncu: "gecikme süresi eşiği aşıldı."
yine "ileri" bastı.
üçüncüsünde durdu.
boğaz köprüsü kapasitesi meselesinde sistem önerisi açıktı: kuzey şeridini kısmen kapatıp güney trafiğini yoğunlaştır, bir bakım penceresi aç. hesap tutuyordu. ama önerinin altında küçük bir dipnot vardı, otomatik üretilmiş, tek satır: "çevre etki modeli: yeterli veri yok, tahmin aralığı geniş."
geniş. koordinasyon birimi'nin dilinde bu kelime "umursamıyoruz" demek değildi; "bilmiyoruz" demekti. dürüst bir kelimeydi. sistemin belki de en dürüst kelimesi.
pencereyi küçülttü ve boğaz'a baktı. monitörün kenarından görünüyordu su, gri bir bant, sabahın erken ışığında. üzerinde yük gemisi yoktu şu an, tek bir tekne geçiyordu, küçük bir balıkçı, pruvasından beyaz köpük saçarak.
köprü müdahalesini askıya aldı ve altına bir not düştü: "çevre verisi tamamlanana kadar erteleme talebi. öneri: on dört gün." sonra dosyayı koordinasyon birimi'nin veri toplama ekibine iletti.
bir yanıt geldi. otuz saniye içinde.
«erteleme onayı için üst düzey imza gereklidir. mevcut yetkili: direktör arman sazak.»
seda bir süre ekrana baktı. arman sazak'ı tanıyordu; aynı bölümde dört yıl çalışmışlardı, iki kez aynı projede. adam veriyi severdi, grafikleri severdi, hepsinden çok bütçe döngüsünü severdi. erteleme talebini görünce ne yapacağını tahmin etmek için sekiz bin değişkene gerek yoktu.
yine de talebini gönderdi.
öğle saatine kadar yanıt gelmedi. seda çay koydu, taştı, yeni bir fincan aldı, içmedi. sonra koordinasyon birimi'nin iç forumunu açtı; burada mühendisler ara sıra teknik notlar paylaşırdı, verimlilik tartışmaları, sistem güncellemeleri. en üstte bir başlık duruyordu: "karar alma süreçlerinde insan müdahalesinin azaltılması: pilot bölge önerileri."
metni okudu. kısa tutulmuştu, teknik ve soğuktu, ama içinde bir tablo vardı: şu anki "hibrit model"de insan müdahalesi yüzde otuz iki. pilot öneride hedef yüzde sekiz. tepede bir not: "verimlilik artışı beklentisi: yüzde on dört."
seda tablonun altına baktı. pilot bölge: "boğaz ağ koridoru."
kahvesi soğumuştu.
forumu kapattı. boş bir belge açtı ve yazmaya başladı: bugün yaptığı üç müdahaleyi, gerekçelerini, hangi verinin neden eksik kaldığını. yazdıkça cümleler uzadı, teknik dilden çıktı, bir noktada "hasan bey bilirdi" diye yazdı, durdu, sildi. tekrar yazdı. silmedi bu sefer.
belgeyi kaydettiğinde saat 13:47'ydi.
arman sazak'tan gelen yanıt 13:52'de geldi: «erteleme talebi reddedildi. köprü müdahalesi standart prosedüre döndürüldü. sistem onayı verildi.»
seda bir dakika hiç kımıldamadı.
sonra kaydettiği belgeyi açtı. üstüne bir başlık yazdı: "karar kaydı, 14 kasım." sistem loglarına değil, kendi sunucusuna yükledi. koordinasyon birimi'ne gönderilecek resmî rapor ayrıydı; onu da doldurdu, usulüne göre, tüm alanları eksiksiz. iki belge yan yana, biri diğeriyle çelişiyor, biri arşive gidecek, biri bir daha açılmayacak belki.
belki.
terasa tekrar çıktı. rüzgâr aynı yöndeydi, kuzeyden, ama öğleden sonra daha ılık hissettiriyordu cildi, belki de güneş biraz yükselmişti. leylek yuvasına baktı. kasımda boşalan, sert örgülü, yağmura dayanıklı.
kuş gitmişti ama yuva kalıcı değildi. bir gün kim kaldırırsa kaldırırdı onu.
köprü müdahalesi tam o sırada başlamıştı; ekran içeride yanıp sönüyordu, yeşil onay ışıkları art arda diziliyordu, sistem düzgün çalışıyordu, hiçbir uyarı vermiyordu. seda bunu biliyordu. oraya bakması gerekmiyordu.
gözlerini boğaz'a dikti. balıkçı teknesi artık görünmez olmuştu, ufkun o belirsiz yerine karışmıştı, nerede bittiği belli olmayan bir gri içinde.
bu sabah eline hiçbir şey almamıştı.
monitörün başına geçtiğinde saat 06:14'tü. kahvesi makinede soğumuş, bardağı dışarıda bıraktığı yerinde duruyordu; üstündeki buhar çoktan çekilmişti. arayüz açıldı: sarı, turuncu, kırmızı katmanlar birbiri üstüne yığılmış, kuzey boğazı'ndan aşağı inen alçak basınç sistemi tüm dalekent havzasını sarmaya başlamıştı. normal. tahminin içindeydi. seda parmağını ekrana koydu, akımı birkaç derece güneydoğuya kaydırdı; bu, standart prosedürdü, sahil kasabalarının üstündeki yoğun nemi dağıtmak için yılda belki kırk kez uyguladığı bir müdahaleydi.
ama bu sabah parmağı duraksadı.
üç saniye, belki dört. sonra hareketi tamamladı ve güneydoğuya kaydırmak yerine tam güneye yöneltti. yalnızca dokuz derecelik fark. kâğıt üzerinde anlamsız. hesaplama modeli bunu önümüzdeki kırk sekiz saatte katbekat büyütürdü; küçük bir sapma, atmosferin içinde ilerledikçe şişer, genişler, on iki saat sonra başka bir sistemi yakalar, onu sürüklerdi.
fark ettiğinde veri akışı zaten yirmi dakikadır ilerliyordu.
ekranda gördüğü şeye bir süre baktı. tahmin yörüngesi adalıtepe'nin tam üstüne geliyordu. şehir merkezine, uğur caddesi'ne, o caddenin ortasındaki köy meydanına, şekil değiştirmiş eski pazar yerine. oraya. tam oraya.
sildi. yeniden başlattı. başarılı müdahale kaydı sisteme işlendi, log otomatik kapandı.
kahvesini almaya kalktı, durdu. oturdu. kalktı.
pencerenin önüne geçip şehre baktı: araçlar, çatılar, çatıların üstündeki antenler, antenlerin arasındaki leylek yuvası. kasım ayında bir leylek. hâlâ gitmemişti.
seda, güneye kaydırmanın ilk kez olmadığını o gün öğleden sonra anladı. tahmin arşivini açtı; arama parametresi: "adalıtepe merkez, yüksek etki, son altı ay." sonuçlar dört ayrı müdahaleye işaret ediyordu. hepsinde nihai hedef uğur caddesi ve çevresi. hepsinde log kaydı temiz, prosedür notları standart. hepsinde imza onun.
dördünün de tarihi kolayca hatırlanabilir tarihlerdi.
annesinin doğum günü. babasının ameliyat gecesi. temmuz'daki sözleşme imza töreni. ve divan köprüsü'ndeki yangın.
yangın günü şehirde büyük çaplı bir fırtına çıkmıştı. itfaiye ekipleri yağmurun söndürme işini yarı yarıya kolaylaştırdığını söylemişlerdi. seda o zaman tesadüf demişti. herkes demişti.
«mühendis seda çorum?»
kapıda duruyordu kaya denli, bölüm koordinatörü, elinde tablet. orta yaşlı, saçları her zaman biraz ıslak gibi görünen, sorularını asla tam sormayan biri.
«öğleden sonraki protokol incelemesi için hazır mısın?»
seda ekrana döndü. arşiv hâlâ açıktı.
«bir saniye.» arşivi kapattı. «evet.»
kaya içeri girmedi, kapı aralığında durdu. tableti iki kez tıkladı. «bugünkü boğaz sistemini izledim. güneye kaydırma biraz alışılmadıktı.»
«rüzgâr hızı güney yamaçlarda daha düşüktü. tahliye süresini uzatmak istedim.»
kaya tableti bırakmadı. «mantıklı.» bunu söylerken seda'ya değil odanın sağ köşesine bakıyordu. «öğleden sonra görüşürüz.»
kapı kapandı.
seda ellerine baktı. avuç içleri kuru, parmak uçları soğuktu. masanın üstündeki kahveyi aldı. soğuktu o da.
içti yine de.
adalıtepe meteoroloji belleği, şehrin altında, eski bir tünel ağının dönüştürüldüğü bir komplekste duruyordu. her müdahalenin ham verisi burada depolanırdı: hesaplanmış değerler değil, ham girdi, parmak hareketi, zaman damgası, karar öncesi sistemin anlık durumu. kara kutu gibiydi. kimse bakmak istemezdi, zira ham veri çoğunlukla gürültüden ibaretti.
ama seda o gece oraya indi.
tünel kapısı onun parmak izini tanıdı. soğuk havayla birlikte eski bir nem kokusu geldi, beton ve bakır kokusu, eski şehirlerin derinliklerine özgü. raflar boyunca veri kasetleri diziliydi; her biri bir günü temsil eden küçük mavi dikdörtgenler. altı ay geriye gitti. yangın gününü buldu.
ham girdi, müdahale öncesi yirmi dört saati gösteriyordu. seda verileri küçük monitöre yükledi ve hareketleri teker teker izledi. prosedür başlangıcı, ilk üç düzeltme standart. dördüncü harekette durdu.
parmak izi kayıtlara göre 03:17'de güneye kaydırılmıştı. o saatte mesai dışıydı. sistem tarafından onaylanan bir uzak erişim müdahalesi. imza yine onundu.
gece 03:17. uyku hâlinde bile eli cihazı arıyordu.
uyurgezer değildi. hiç olmamıştı. bunu net olarak biliyordu çünkü uyku düzeni son iki yılda takip cihazıyla izleniyordu; iş sözleşmesinin bir gereğiydi, yüksek sorumluluk pozisyonlarında standart bir uygulama. takip verisi o gece için "kesintisiz derin uyku" diyordu.
ama uzak erişim logu onun kimlik doğrulamasını gösteriyordu.
bir yerde açık kalmış bir oturum. ya da başka biri. ya da, en az mantıklı olan seçenek, tam da bu yüzden en son düşünülmesi gereken: takip cihazı yanılıyordu.
tünelden çıktığında ayakları uyuşmuştu.
ertesi sabah kaya'nın odasına gitti. kapıyı kapatmadan önce bir saniye bekledi; koridorda kimse yoktu.
«sistem güvenlik denetimi talep etmek istiyorum. kendi hesabım için.»
kaya kâğıdından bakmadı. «neden?»
«alışılmadık log kayıtları.»
«prosedür notları eksiksiz görünüyordu.»
«prosedür notları evet.» seda durdu. «ham kayıtlar değil.»
şimdi kâğıdı bıraktı. kollarını masaya koydu ve seda'ya baktı; o bakışın içinde bir şey vardı, merak değil, o değil, daha önceden orada bekleyen bir şey. «bu talebi resmî mi yapıyorsun?»
«resmî yapıyorum.»
kaya bir süre baktı. sonra formu açtı.
güvenlik denetimi on iki gün sürerdi normalde. sekizinci gün seda'yı aradılar. denetçi polat mercan kısa konuşurdu, cümleleri çok az kelimeyle bitirirdi.
«hesabınızda ek bir kimlik doğrulama katmanı var. biyometrik.»
«ben eklemedim.»
«biliyoruz. sistem güncellemesinde otomatik atandı. ama bu katmanın aktivasyon kayıtları sizin uyku verilerinizle örtüşüyor; özellikle aktif olmayan saatler. uyku aşamasında da çalışan bir şey.»
seda bir şey söylemedi.
«derin uyku evresinde solunum ritmiyle tetiklenen bir erişim anahtarı. standart dışı bir protokol. sisteme kim entegre ettiğini arıyoruz.»
pencerenin önündeydi, şehre bakıyordu. uğur caddesi görünmüyordu buradan ama nerede olduğunu biliyordu.
«şehri koruyor muydum?» diye sordu.
polat telefonda bir şey kaydırıyordu. «hangi açıdan?»
«müdahaleler. dört kez. hepsinde sonuç olumlu. yangın söndü. ameliyat gününde fırtına kasabayı değil ovayı vurdu. köprü inşaatı o yağmurla sertleşti, taşıma kapasitesi arttı. hepsini hesapladım.»
polat sessiz kaldı.
«hesapladım mı? benim bir parçam mı yaptı? yoksa başka biri mi programladı beni bunu yapmaya?»
sessizlik biraz uzadı. «denetim tamamlandığında bir rapor göndereceğiz.»
rapor on beşinci gün geldi. seda onu ofisinde, sabah erken, kahvesi hâlâ sıcakken açtı.
sistemin davranış katmanı güncelleme 7.4 ile birlikte yüklenmiş. güncellemeyi üreten ekip: ulusal iklim güvenliği koordinasyon birimi. gerekçe: "kritik altyapı bölgelerini çevreleyen atmosferik riskin örtük azaltılması." hesap sahibinin bilgisi dışında. onayı olmadan. yetkili imzalar: dördü de seda'yı hiç tanımayan bürokratlardı, uzak bir şehirden, seda'nın adını forma yazan bilgisayar kadar insani bir kararla.
seda raporu kapattı.
kahvesini aldı. terasa çıktı.
rüzgâr kuzeyden geliyordu bu sabah, boğaz'ın soğuk tarafından. avuçlarını açtı. hava, cildi tanıyan bir şey gibi parmaklarının arasından geçti.
sistemin ne dediğini biliyordu; arayüz hâlâ içeride, monitörde, onu bekliyordu. öğleden önce üç müdahale vardı sıraya alınmış. hepsi standart. hepsinde güney mi demeliydi, kuzey mi, bunu bir insan mı karar vermeliydi, bir uyku ritmi mi, yoksa koordinasyon birimi'nin yazdığı bir satır kod mu?
terasta leylek yuvası hâlâ duruyordu. içinde leylek yoktu artık. kasım bitmişti, kuş gitmişti, yuva kalmıştı.
rüzgâr biraz güçlendi. saçlarını dağıttı.
seda avuçlarını kapattı ve içeri döndü.
monitörün önüne oturduğunda saat 08:14'tü. üç müdahale, sırayla açık: kadıköy çevre düğümü, fatih tıbbi lojistik koridoru, bir de boğaz köprüsü kapasitesi. hepsinde sistem öneriyi hazırlamış, puanlamış, gerekçelendirmişti. seda'nın yapması gereken tek şey onaylamaktı.
parmağı fareye gitti. durdu.
fatih koridorunda önerilen güzergâh değişikliği bir ambulansın ortalama iki dakika yirmi saniye kazanmasını sağlayacaktı. koordinasyon birimi bu sonuca sekiz bin değişkeni işleyerek ulaşmıştı: trafik yoğunluğu, hava basıncı, sürücü yorgunluk katsayıları, üç saatlik meteoroloji tahmini. seda o koridoru yıllardır tanıyordu; çarşamba sabahları balık pazarı kurulurdu kırkçeşme yakınlarında, kamyonlar çift taraflı sokağı tıkardı, sistem bunu puanlamıştı elbette ama puanlamak başka bir şeydi, bilmek başka.
müdahaleyi askıya aldı.
kendi rotasını girdi. sistem bunu tanıdı; üzerinde kırmızı bir uyarı belirdi: "önerilen optimumdan sapma: yüzde dört verimsizlik." seda "ileri" düğmesine bastı.
ikinci müdahale daha güçtü.
kadıköy çevre düğümü gece yarısı yapılan bir güncellemeden sonra garip bir desen bırakmıştı arkasında: rıhtım tarafındaki enerji akışı, limandaki soğutma tesisinin çalışma saatlerine göre yüzde on yediye kadar iniyordu. sistem bunu düzeltmek için yük yönlendirmesini değiştirmeyi öneriyordu. teknik olarak doğruydu. ama o düğümün altında bir metro hattı vardı, hasan bey'in dediğine göre kırk yıllık, eski bağlantılarla; küçük bir gerilim dalgası bile eski sinyalizasyon sistemini tetikleyebilirdi.
hasan bey. ağ operasyonları'ndan emekliye ayrılmıştı üç ay önce. sistemde adı yoktu artık, hiçbir değişken olarak kayıtlı değildi.
seda dosyayı tekrar açtı ve metro hattına dair notları ekledi. sonra müdahaleyi yeniden tasarladı: daha yavaş, daha küçük adımlarla, gerilimi dağıtarak. sistem bunu da hesapladı: iki saat ek süre, yüzde iki enerji kaybı. uyarı yine belirdi, bu sefer turuncu: "gecikme süresi eşiği aşıldı."
yine "ileri" bastı.
üçüncüsünde durdu.
boğaz köprüsü kapasitesi meselesinde sistem önerisi açıktı: kuzey şeridini kısmen kapatıp güney trafiğini yoğunlaştır, bir bakım penceresi aç. hesap tutuyordu. ama önerinin altında küçük bir dipnot vardı, otomatik üretilmiş, tek satır: "çevre etki modeli: yeterli veri yok, tahmin aralığı geniş."
geniş. koordinasyon birimi'nin dilinde bu kelime "umursamıyoruz" demek değildi; "bilmiyoruz" demekti. dürüst bir kelimeydi. sistemin belki de en dürüst kelimesi.
pencereyi küçülttü ve boğaz'a baktı. monitörün kenarından görünüyordu su, gri bir bant, sabahın erken ışığında. üzerinde yük gemisi yoktu şu an, tek bir tekne geçiyordu, küçük bir balıkçı, pruvasından beyaz köpük saçarak.
köprü müdahalesini askıya aldı ve altına bir not düştü: "çevre verisi tamamlanana kadar erteleme talebi. öneri: on dört gün." sonra dosyayı koordinasyon birimi'nin veri toplama ekibine iletti.
bir yanıt geldi. otuz saniye içinde.
«erteleme onayı için üst düzey imza gereklidir. mevcut yetkili: direktör arman sazak.»
seda bir süre ekrana baktı. arman sazak'ı tanıyordu; aynı bölümde dört yıl çalışmışlardı, iki kez aynı projede. adam veriyi severdi, grafikleri severdi, hepsinden çok bütçe döngüsünü severdi. erteleme talebini görünce ne yapacağını tahmin etmek için sekiz bin değişkene gerek yoktu.
yine de talebini gönderdi.
öğle saatine kadar yanıt gelmedi. seda çay koydu, taştı, yeni bir fincan aldı, içmedi. sonra koordinasyon birimi'nin iç forumunu açtı; burada mühendisler ara sıra teknik notlar paylaşırdı, verimlilik tartışmaları, sistem güncellemeleri. en üstte bir başlık duruyordu: "karar alma süreçlerinde insan müdahalesinin azaltılması: pilot bölge önerileri."
metni okudu. kısa tutulmuştu, teknik ve soğuktu, ama içinde bir tablo vardı: şu anki "hibrit model"de insan müdahalesi yüzde otuz iki. pilot öneride hedef yüzde sekiz. tepede bir not: "verimlilik artışı beklentisi: yüzde on dört."
seda tablonun altına baktı. pilot bölge: "boğaz ağ koridoru."
kahvesi soğumuştu.
forumu kapattı. boş bir belge açtı ve yazmaya başladı: bugün yaptığı üç müdahaleyi, gerekçelerini, hangi verinin neden eksik kaldığını. yazdıkça cümleler uzadı, teknik dilden çıktı, bir noktada "hasan bey bilirdi" diye yazdı, durdu, sildi. tekrar yazdı. silmedi bu sefer.
belgeyi kaydettiğinde saat 13:47'ydi.
arman sazak'tan gelen yanıt 13:52'de geldi: «erteleme talebi reddedildi. köprü müdahalesi standart prosedüre döndürüldü. sistem onayı verildi.»
seda bir dakika hiç kımıldamadı.
sonra kaydettiği belgeyi açtı. üstüne bir başlık yazdı: "karar kaydı, 14 kasım." sistem loglarına değil, kendi sunucusuna yükledi. koordinasyon birimi'ne gönderilecek resmî rapor ayrıydı; onu da doldurdu, usulüne göre, tüm alanları eksiksiz. iki belge yan yana, biri diğeriyle çelişiyor, biri arşive gidecek, biri bir daha açılmayacak belki.
belki.
terasa tekrar çıktı. rüzgâr aynı yöndeydi, kuzeyden, ama öğleden sonra daha ılık hissettiriyordu cildi, belki de güneş biraz yükselmişti. leylek yuvasına baktı. kasımda boşalan, sert örgülü, yağmura dayanıklı.
kuş gitmişti ama yuva kalıcı değildi. bir gün kim kaldırırsa kaldırırdı onu.
köprü müdahalesi tam o sırada başlamıştı; ekran içeride yanıp sönüyordu, yeşil onay ışıkları art arda diziliyordu, sistem düzgün çalışıyordu, hiçbir uyarı vermiyordu. seda bunu biliyordu. oraya bakması gerekmiyordu.
gözlerini boğaz'a dikti. balıkçı teknesi artık görünmez olmuştu, ufkun o belirsiz yerine karışmıştı, nerede bittiği belli olmayan bir gri içinde.
devamını gör...
2.
devamını gör...