1.
hata mesajı yoktu. sistemin çökmediğinin en kesin kanıtı buydu zaten: oryn delka, ekranın sol alt köşesinde yeşil yanıp sönen durum göstergesine baktı ve bir şeyin yanlış gittiğini anlamak için o yeşil ışığın ne kadar uzun süredir hiç kırmızıya dönmediğini saymaya çalıştı. sonra hesabı yeniden çalıştırdı. üçüncü kez.
sonuç aynıydı.
sayı değişmemişti, virgülün sağındaki ondalık basamaklara kadar.
delka'nın masasında yarısına kadar içilmiş, soğumuş bir bardak çay duruyordu; buharı camın iç yüzeyinde tatsız bir halka bırakmıştı. hesap motoru olan vérik, sesin yokluğunda neredeyse görünmez oluyordu; yalnızca soğutma fanının alçak uğultusuyla kendini belli ediyordu. delka o uğultunun ne zamandan beri değişmediğini düşündü. sonra bunu düşünmeyi bıraktı.
parmaklarını klavyenin üzerinde tuttu, bastırmadan. protokol gerektiriyordu ki böyle bir sonuç önce ekip liderine iletilsin, ekip lideri bölüm başkanına bildirsin, bölüm başkanı uzay bilim koordinasyon merkezi'ne yönlendirsin. beş katmanlı bir hiyerarşi. delka o hiyerarşinin içinde en altta, yani zemine en yakın noktada oturuyordu.
kalktı. bunun yerine koridora çıktı.
ekip lideri sanna mur, o sırada kahve makinesinin önünde fincana bakıyordu. delka yaklaştığında mur başını kaldırmadı bile.
«vérik yeniden askıda mı?»
«hayır.» delka duraksadı. «bir hesap var. bakar mısın?»
mur'un elindeki fincan, buharı yükselen küçük bir araç gibi havada asılı kaldı. sesin tonundaki bir şey, fincana masaya bırakmasına yol açtı.
ekrana baktılar. ikisi de bir şey söylemedi. mur hesabı yukarı kaydırdı, giriş parametrelerine döndü, orada durdu. parmaklarını şakağına götürüp çekti, sanki kafasının içindeki bir düğümü çözmeye çalışıyordu.
«yeniden çalıştırdın mı?»
«üç kez.»
«vérik'in kendi kontrol protokolünü?»
«otomatik çalışıyor. hata yok.»
mur ekrana dönük durdu, delka da ona dönük. koridordan birinin geçtiği duyuldu; adımlar uzaklaştı. sonra sessizlik.
«dört dakika» dedi mur, kelimeleriyle bir şeyin ağırlığını tartıyormuş gibi. «bu...»
durdu. cümleyi bitirmedi.
«güneş sisteminin tümüyle yok olması» dedi delka. sesi düzdü; çok düzdü, kendi sesini tanıyamadı. «gravitasyon dalgası kesiti, tahmin modelinden yüzde iki yüz sapma gösteriyor. gelen dalganın frekansı, vérik'in son iki yılda izlediği anomaliyle örtüşüyor.»
«iki yıl.»
«iki yıldır izliyorduk.»
mur hiçbir şey söylemedi. fincana gidip onu aldı, bir yudum içti. soğuktu artık, belliydi, yüzü buruştu; ama koymadı.
«protokol» dedi sonunda.
«biliyorum.»
«bölüm başkanına gideceksin.»
«biliyorum.»
birbirlerine baktılar. mur'un gözleri bir noktada, belirli bir noktada değil, sadece bir noktada kaldı.
«git» dedi.
delka döndü. koridorda yürürken arka cebindeki ince veri kartının köşesini hissetti, deri üzerinde düz bir kare basıncı. on iki basamaklı bir sayı. güneş sistemi için bir ölüm belgesi niteliği taşıyan şey, bir kartın köşesiydi.
bölüm başkanı reyt ozan, asansöre bindiği anda telefonla konuşuyordu. delka asansörde ona bakınca ozan elini kaldırdı, yani "bekle" anlamına gelen o evrensel hareketi yaptı. telefon görüşmesi bitince, daha delka konuşmaya fırsat bulamadan, ozan'ın telsizi çaldı. ozan telsife geçti. sonra asansör kapısı açıldı ve ozan indi, ama delka da indi ve ozan ona döndü, bu kez gerçekten döndü.
«ne var?»
delka veri kartını uzattı.
ozan kartı aldı, bir saniye inceledi, sonra delka'nın yüzüne baktı.
«doğrulandı mı?»
«üç kez.»
ozan'ın eli kartı tutarken biraz daha sıktı. parmakları beyazladı, sonra tekrar normale döndü.
«merkez'e iletiyorum» dedi. «sen hiçbir şey yapma. hiçbir şey.»
gitti.
delka koridorda kaldı. dört dakika. bunu hesaplamak için geldiğimiz yer buydu işte: biri "hiçbir şey yapma" diyor ve koridorda kalıyorsun. vérik'in fanı hâlâ uğulduyordu, orada, aşağıda, zemine en yakın katta.
delka geri indi.
kendi odasına girmedi. ortak çalışma alanının büyük penceresinin önünde durdu. dışarısı gündüzdü; karos araştırma kompleksi'nin çevresindeki sarı çimen hafif bir rüzgarla yatıp kalkıyordu. iki görevli bir şeyleri taşıyordu, elle yapılan bir iş, zahmetli, gereksiz ve tamamen umursamadan yapılan türden. biri öbürüne bir şeyler söylüyordu; öbürü güldü.
delka'nın telefonu titredi.
bildirim: ozan'ın iletişim kanalı. "merkez onayladı. sistem genelinde karantina uygulanıyor. personel yerinde kalacak."
delka telefonu bıraktı. yerinde kalmak, dört dakikası olan bir şey için garip bir talimattı.
sonra düşündü, belki de en mantıklı talimattı.
pencerede duran başka biri daha vardı: teknik analist borvéy sim, delka'nın iki yıldır aynı masayı paylaştığı, kahvesini hep şekersiz içen, hesap hatası bulduğunda çok sessiz olan borvéy. delka'nın yanına geldi, ama pencereye bakmadı. tabletine bakıyordu.
«iletişim ağları çöktü» dedi.
«ne zaman?»
«üç dakika önce. karantina bildirimi sistemi yükledi, sistem halk kanallarına sızdı. birisi paylaştı.»
delka dışarıya baktı. iki görevli hâlâ taşıyordu. farkında değillerdi.
«ne oluyor şehirde?»
borvéy tableti uzatmadan önce bir saniye durdu. görüntüler: bir kavşakta birbirini iterek geçmeye çalışan araçlar; bir mağazanın kırık camından taşınan kutular; ama başka bir yerde, kalabalık bir meydanda, biri yere oturmuş, etrafına çember yapan insanlar, kimse bir şey taşımıyor, kimse koşmuyor. sadece oturuyorlar.
borvéy tableti geri aldı.
«bazıları» dedi, «ailelerini arıyor. ağlar düştüğü için ulaşamıyorlar.»
delka camdan içeri döndü. «sen?»
borvéy'in sesi değişmedi; ama parmağı tabletin kenarını tıklamayı bıraktı. «annem gérvak'ta. numara boş gidiyor.»
delka bir şey söylemedi. ne söylenebilirdi ki.
«sen?» diye sordu borvéy, aynı tek kelimeyle.
delka pencereye döndü. sarı çimen hâlâ rüzgarla yatıp kalkıyordu. görevlilerden biri taşıdığı şeyi bırakmış, yere oturmuştu; öbürü durmuştu, ama gitmemişti.
«hesabı ben yaptım» dedi delka. cümlenin içinde ne anlatmak istediği tam olarak tarif edilemezdi, ama borvéy'in anladığını bildi, çünkü borvéy başını çevirdi ve delka'ya baktı, bu kez gerçekten.
«hesap doğruydu» dedi borvéy.
«evet.»
«yanlış olsaydı ne yapardın?»
garip bir soruydu. delka düşündü. «aynı şeyi yapardım. önce mur'a götürürdüm. sonra ozan'a.»
«demek istediğim» dedi borvéy ve durdu.
delka anladı. demek istediği: doğru hesabı yapıp yapmamanın, son dört dakikanın içeriğini değiştirip değiştirmediğiydi.
koridordan sesler geldi. birinin hızlı adımları, sonra bir kapının kapanması, sonra sessizlik.
delka cebinde telefonunun olmadığını fark etti; masada bırakmıştı. geri dönmek için bir adım attı, sonra durdu. telefonu alacak, kimi arayacaktı? ağlar düşmüştü. ve zaten, kimin sesini duymak istiyordu?
durdu.
düşündü.
yedi yıl önce, karos'a taşınmadan önce yaşadığı semti düşündü: talyar mahallesi, her sabah fırıncının açılış saatinde dışarıya yayılan çörek kokusu, pencereden görünen kavak ağaçları, yapraklarının o kendine özgü ince sesi. bunları hesaba katmamıştı hiçbir zaman. hesap motorlarına girmezdi.
«borvéy» dedi, sesi düzdü.
«ne?»
«annen ulaşılmazsa ne yapardı? yani, şu an ne yapıyor olabilir, sence?»
borvéy duraksadı. bu soruyu beklemiyordu. tabletini bıraktı, küçük bir masaya dikkatlice bıraktı, sanki onu koruyordu, sanki sonra lazım olacaktı.
«bahçededir muhtemelen» dedi. «fasulye doluyor bu mevsim.»
dışarıda, çimenlerin üzerindeki iki görevliden oturan ayağa kalkmıştı. öbürü hâlâ yerindeydi, ama gitmemişti. birbirlerine bir şey söylediler; uzaktan görünüyordu, ama sesler ulaşmıyordu. sonra ikincisi de kalktı.
karos'un üzerindeki gökyüzü soluk mavisini koruyordu. hiçbir şey yoktu orada; sadece soluk mavi ve uzakta, ufkun kıyısında birikmekte olan birkaç bulut. bulutlar da habersizdi.
delka pencereden ayrılmadı.
vérik aşağıda uğulduyordu. sonuçlarını hesaplamıştı, işini yapmıştı, hata vermemişti. soğutma fanı dönüyordu. durum göstergesi yeşil yanıp sönüyordu, aynı aralıkla.
borvéy yanında duruyordu, tabletini bırakmıştı, elleri boştu.
ikisi de konuşmadı.
sarı çimenler yatıp kalktı.
delka nihayetinde döndü. tablete baktı, yere baktı, sonra borvéy'in yüzüne baktı; ama orada tam olarak ne aradığını bilmiyordu.
«kaydettik mi?»
«kaydettik.»
«doğrulama protokolü?»
«çalıştı.» borvéy masanın kenarına oturdu, elleri dizlerinin üstünde. «her şey çalıştı. vérik'in söylediği doğruysa...»
cümleyi tamamlamadı. bunu ikisi de fark etti.
pencereden o iki görevli artık görünmüyordu. gitmişlerdi; ya binaya ya uzağa, bilinmezdi. çimenlerin üzerinde bıraktıkları yerde ufak bir çöküntü vardı belki, ya da yoktu, mesafeden seçilmezdi.
vérik'in söylediği şuydu: karos'un yüz yetmiş kilometre güneyinde, delteyn havzası'nın kör noktasında, dokuz yüz seksen yedi gündür kayıt altında tutulan titreşim verileri bir örüntü taşıyordu. rastgele değil. periyodik değil. ama anlamlı; belirli bir frekans bandında, tekrarlayan, dışarıdan gelen bir şey tarafından üretildiğini ima eden türden. vérik bunu olasılık olarak sunmuştu. yüzde seksen üç. geri kalan yüzde on yedi içinde atmosferik rezonans, jeolojik kayma, ölçüm hatası vardı; hepsinin payı vardı, ama küçüktü. küçücüktü.
delka tekrar pencereye döndü. görevlilerin gittiği yönde bir şey yoktu; sadece çimenler ve onların ardında karos'un basık binaları.
«rapor etmemiz gerekiyor.»
«biliyorum.»
«merkez'e.»
«biliyorum, delka.»
borvéy'in sesi düzdü, yüzeyi dümdüzdü, altında bir şey vardı ama delka ona basmadı. raporun ne anlama geldiğini her ikisi de biliyordu. merkez devreye girdiğinde bu oda, bu tablet, vérik'in soğutma fanı, hepsinin sahipliği değişecekti. karos'un o soluk mavisi başka bir şeyin rengi olacaktı.
borvéy ayağa kalktı, tabletini aldı.
«protokol ne diyor, ben de biliyorum. ama.»
duraksadı. «ama» kelimesi orada asılı kaldı.
«bir gece bekleyebiliriz.» delka bunu kendinden beklemiyordu. çıktı ve geri alamadı. «vérik verileri kaybetmez. bir gece. delteyn'deki sensörleri tekrar kalibre edelim, ölçümü bir kere daha alalım. yüzde seksen üçü yüzde doksana çıkarabiliriz, ya da düşürürüz. düşürmesi de mümkün.»
borvéy ona baktı. uzun süre baktı; tableti elinde tutuyordu ama artık sıkmıyordu.
«yüzde seksen üç yeterli.»
«evet.»
«merkez'in istediği eşik bu.»
«evet, borvéy.»
«o zaman ne bekliyoruz?»
cevap yok. delka bunun farkındaydı ve borvéy de farkındaydı. ikisi de raporun nereye gideceğini biliyordu. merkez'in delteyn havzası'na nasıl bakacağını biliyorlardı; önce sessiz bir sınıflandırma, sonra bir ekip, sonra ekibin ardından gelen her şey. bir kere başladı mı, karos bu mevsimde ne olursa olsun farklı bir şey olacaktı.
delka masaya yürüdü. vérik'in arayüzünü açtı, log ekranını kaydırdı; veriler sıralanmıştı, temiz ve tartışmasız. frekans grafiği ekranın sağ tarafında duruyordu, küçük bir görüntü, ama içinde dokuz yüz seksen yedi günlük titreşim vardı, yerleşmişti oraya.
«sensör kalibrasyonu iki saat sürer.»
borvéy hiçbir şey söylemedi.
«iki saat sonra hâlâ yüzde seksen üç ise rapor ederiz.»
«ve eğer artarsa?»
«rapor ederiz.»
«azalırsa?»
delka grafiğe baktı. frekans bandı değişmemişti; defalarca baktığında da değişmiyordu zaten. bir şey oraya yerleşmişti ve bekliyordu; acele etmeden, fark edilip edilmediğinden habersizce, ya da belki tam tersine, belki gayet bilinçli olarak.
«azalırsa da rapor ederiz. ama elimizden geleni yapmış oluruz.»
borvéy tableti masaya bıraktı. yavaşça, köşesini kenara hizalayarak. sonra vérik'e baktı, soğutma fanının döndüğü sessiz kutuya; yeşil ışık yanıp sönüyordu, aynı aralıkla, kendi zamanında.
«kalibrasyon için senta'yı aramam gerekecek. havzadaki ekibi uyandırmam gerekecek.»
«biliyorum.»
«bu soruşturulabilir.»
«biliyorum, borvéy.»
bir sessizlik geçti. delka pencereye bir kez daha döndü; çimenlerin rengi bir tık koyulaşmıştı, ya da ışık değişmişti, ya da o değişmişti. uzaktaki bulutlar ufkun kıyısından biraz daha içeri girmişti. hâlâ birbirinden kopuk ve dağınıktılar, habersiz görünüyorlardı; ama habersizlik de bir tercihtir kimi zaman ve delka bunu şimdi anlıyordu, sözcük bulmadan değil, tam tersine bularak, farkına vararak.
borvéy telekomünikatörü kaldırdı ve senta'nın kanalını aradı.
dışarıda rüzgar sakinleşmişti. çimenler artık yatıp kalkmıyordu; düzleşmişler, bekliyorlardı.
sonuç aynıydı.
sayı değişmemişti, virgülün sağındaki ondalık basamaklara kadar.
delka'nın masasında yarısına kadar içilmiş, soğumuş bir bardak çay duruyordu; buharı camın iç yüzeyinde tatsız bir halka bırakmıştı. hesap motoru olan vérik, sesin yokluğunda neredeyse görünmez oluyordu; yalnızca soğutma fanının alçak uğultusuyla kendini belli ediyordu. delka o uğultunun ne zamandan beri değişmediğini düşündü. sonra bunu düşünmeyi bıraktı.
parmaklarını klavyenin üzerinde tuttu, bastırmadan. protokol gerektiriyordu ki böyle bir sonuç önce ekip liderine iletilsin, ekip lideri bölüm başkanına bildirsin, bölüm başkanı uzay bilim koordinasyon merkezi'ne yönlendirsin. beş katmanlı bir hiyerarşi. delka o hiyerarşinin içinde en altta, yani zemine en yakın noktada oturuyordu.
kalktı. bunun yerine koridora çıktı.
ekip lideri sanna mur, o sırada kahve makinesinin önünde fincana bakıyordu. delka yaklaştığında mur başını kaldırmadı bile.
«vérik yeniden askıda mı?»
«hayır.» delka duraksadı. «bir hesap var. bakar mısın?»
mur'un elindeki fincan, buharı yükselen küçük bir araç gibi havada asılı kaldı. sesin tonundaki bir şey, fincana masaya bırakmasına yol açtı.
ekrana baktılar. ikisi de bir şey söylemedi. mur hesabı yukarı kaydırdı, giriş parametrelerine döndü, orada durdu. parmaklarını şakağına götürüp çekti, sanki kafasının içindeki bir düğümü çözmeye çalışıyordu.
«yeniden çalıştırdın mı?»
«üç kez.»
«vérik'in kendi kontrol protokolünü?»
«otomatik çalışıyor. hata yok.»
mur ekrana dönük durdu, delka da ona dönük. koridordan birinin geçtiği duyuldu; adımlar uzaklaştı. sonra sessizlik.
«dört dakika» dedi mur, kelimeleriyle bir şeyin ağırlığını tartıyormuş gibi. «bu...»
durdu. cümleyi bitirmedi.
«güneş sisteminin tümüyle yok olması» dedi delka. sesi düzdü; çok düzdü, kendi sesini tanıyamadı. «gravitasyon dalgası kesiti, tahmin modelinden yüzde iki yüz sapma gösteriyor. gelen dalganın frekansı, vérik'in son iki yılda izlediği anomaliyle örtüşüyor.»
«iki yıl.»
«iki yıldır izliyorduk.»
mur hiçbir şey söylemedi. fincana gidip onu aldı, bir yudum içti. soğuktu artık, belliydi, yüzü buruştu; ama koymadı.
«protokol» dedi sonunda.
«biliyorum.»
«bölüm başkanına gideceksin.»
«biliyorum.»
birbirlerine baktılar. mur'un gözleri bir noktada, belirli bir noktada değil, sadece bir noktada kaldı.
«git» dedi.
delka döndü. koridorda yürürken arka cebindeki ince veri kartının köşesini hissetti, deri üzerinde düz bir kare basıncı. on iki basamaklı bir sayı. güneş sistemi için bir ölüm belgesi niteliği taşıyan şey, bir kartın köşesiydi.
bölüm başkanı reyt ozan, asansöre bindiği anda telefonla konuşuyordu. delka asansörde ona bakınca ozan elini kaldırdı, yani "bekle" anlamına gelen o evrensel hareketi yaptı. telefon görüşmesi bitince, daha delka konuşmaya fırsat bulamadan, ozan'ın telsizi çaldı. ozan telsife geçti. sonra asansör kapısı açıldı ve ozan indi, ama delka da indi ve ozan ona döndü, bu kez gerçekten döndü.
«ne var?»
delka veri kartını uzattı.
ozan kartı aldı, bir saniye inceledi, sonra delka'nın yüzüne baktı.
«doğrulandı mı?»
«üç kez.»
ozan'ın eli kartı tutarken biraz daha sıktı. parmakları beyazladı, sonra tekrar normale döndü.
«merkez'e iletiyorum» dedi. «sen hiçbir şey yapma. hiçbir şey.»
gitti.
delka koridorda kaldı. dört dakika. bunu hesaplamak için geldiğimiz yer buydu işte: biri "hiçbir şey yapma" diyor ve koridorda kalıyorsun. vérik'in fanı hâlâ uğulduyordu, orada, aşağıda, zemine en yakın katta.
delka geri indi.
kendi odasına girmedi. ortak çalışma alanının büyük penceresinin önünde durdu. dışarısı gündüzdü; karos araştırma kompleksi'nin çevresindeki sarı çimen hafif bir rüzgarla yatıp kalkıyordu. iki görevli bir şeyleri taşıyordu, elle yapılan bir iş, zahmetli, gereksiz ve tamamen umursamadan yapılan türden. biri öbürüne bir şeyler söylüyordu; öbürü güldü.
delka'nın telefonu titredi.
bildirim: ozan'ın iletişim kanalı. "merkez onayladı. sistem genelinde karantina uygulanıyor. personel yerinde kalacak."
delka telefonu bıraktı. yerinde kalmak, dört dakikası olan bir şey için garip bir talimattı.
sonra düşündü, belki de en mantıklı talimattı.
pencerede duran başka biri daha vardı: teknik analist borvéy sim, delka'nın iki yıldır aynı masayı paylaştığı, kahvesini hep şekersiz içen, hesap hatası bulduğunda çok sessiz olan borvéy. delka'nın yanına geldi, ama pencereye bakmadı. tabletine bakıyordu.
«iletişim ağları çöktü» dedi.
«ne zaman?»
«üç dakika önce. karantina bildirimi sistemi yükledi, sistem halk kanallarına sızdı. birisi paylaştı.»
delka dışarıya baktı. iki görevli hâlâ taşıyordu. farkında değillerdi.
«ne oluyor şehirde?»
borvéy tableti uzatmadan önce bir saniye durdu. görüntüler: bir kavşakta birbirini iterek geçmeye çalışan araçlar; bir mağazanın kırık camından taşınan kutular; ama başka bir yerde, kalabalık bir meydanda, biri yere oturmuş, etrafına çember yapan insanlar, kimse bir şey taşımıyor, kimse koşmuyor. sadece oturuyorlar.
borvéy tableti geri aldı.
«bazıları» dedi, «ailelerini arıyor. ağlar düştüğü için ulaşamıyorlar.»
delka camdan içeri döndü. «sen?»
borvéy'in sesi değişmedi; ama parmağı tabletin kenarını tıklamayı bıraktı. «annem gérvak'ta. numara boş gidiyor.»
delka bir şey söylemedi. ne söylenebilirdi ki.
«sen?» diye sordu borvéy, aynı tek kelimeyle.
delka pencereye döndü. sarı çimen hâlâ rüzgarla yatıp kalkıyordu. görevlilerden biri taşıdığı şeyi bırakmış, yere oturmuştu; öbürü durmuştu, ama gitmemişti.
«hesabı ben yaptım» dedi delka. cümlenin içinde ne anlatmak istediği tam olarak tarif edilemezdi, ama borvéy'in anladığını bildi, çünkü borvéy başını çevirdi ve delka'ya baktı, bu kez gerçekten.
«hesap doğruydu» dedi borvéy.
«evet.»
«yanlış olsaydı ne yapardın?»
garip bir soruydu. delka düşündü. «aynı şeyi yapardım. önce mur'a götürürdüm. sonra ozan'a.»
«demek istediğim» dedi borvéy ve durdu.
delka anladı. demek istediği: doğru hesabı yapıp yapmamanın, son dört dakikanın içeriğini değiştirip değiştirmediğiydi.
koridordan sesler geldi. birinin hızlı adımları, sonra bir kapının kapanması, sonra sessizlik.
delka cebinde telefonunun olmadığını fark etti; masada bırakmıştı. geri dönmek için bir adım attı, sonra durdu. telefonu alacak, kimi arayacaktı? ağlar düşmüştü. ve zaten, kimin sesini duymak istiyordu?
durdu.
düşündü.
yedi yıl önce, karos'a taşınmadan önce yaşadığı semti düşündü: talyar mahallesi, her sabah fırıncının açılış saatinde dışarıya yayılan çörek kokusu, pencereden görünen kavak ağaçları, yapraklarının o kendine özgü ince sesi. bunları hesaba katmamıştı hiçbir zaman. hesap motorlarına girmezdi.
«borvéy» dedi, sesi düzdü.
«ne?»
«annen ulaşılmazsa ne yapardı? yani, şu an ne yapıyor olabilir, sence?»
borvéy duraksadı. bu soruyu beklemiyordu. tabletini bıraktı, küçük bir masaya dikkatlice bıraktı, sanki onu koruyordu, sanki sonra lazım olacaktı.
«bahçededir muhtemelen» dedi. «fasulye doluyor bu mevsim.»
dışarıda, çimenlerin üzerindeki iki görevliden oturan ayağa kalkmıştı. öbürü hâlâ yerindeydi, ama gitmemişti. birbirlerine bir şey söylediler; uzaktan görünüyordu, ama sesler ulaşmıyordu. sonra ikincisi de kalktı.
karos'un üzerindeki gökyüzü soluk mavisini koruyordu. hiçbir şey yoktu orada; sadece soluk mavi ve uzakta, ufkun kıyısında birikmekte olan birkaç bulut. bulutlar da habersizdi.
delka pencereden ayrılmadı.
vérik aşağıda uğulduyordu. sonuçlarını hesaplamıştı, işini yapmıştı, hata vermemişti. soğutma fanı dönüyordu. durum göstergesi yeşil yanıp sönüyordu, aynı aralıkla.
borvéy yanında duruyordu, tabletini bırakmıştı, elleri boştu.
ikisi de konuşmadı.
sarı çimenler yatıp kalktı.
delka nihayetinde döndü. tablete baktı, yere baktı, sonra borvéy'in yüzüne baktı; ama orada tam olarak ne aradığını bilmiyordu.
«kaydettik mi?»
«kaydettik.»
«doğrulama protokolü?»
«çalıştı.» borvéy masanın kenarına oturdu, elleri dizlerinin üstünde. «her şey çalıştı. vérik'in söylediği doğruysa...»
cümleyi tamamlamadı. bunu ikisi de fark etti.
pencereden o iki görevli artık görünmüyordu. gitmişlerdi; ya binaya ya uzağa, bilinmezdi. çimenlerin üzerinde bıraktıkları yerde ufak bir çöküntü vardı belki, ya da yoktu, mesafeden seçilmezdi.
vérik'in söylediği şuydu: karos'un yüz yetmiş kilometre güneyinde, delteyn havzası'nın kör noktasında, dokuz yüz seksen yedi gündür kayıt altında tutulan titreşim verileri bir örüntü taşıyordu. rastgele değil. periyodik değil. ama anlamlı; belirli bir frekans bandında, tekrarlayan, dışarıdan gelen bir şey tarafından üretildiğini ima eden türden. vérik bunu olasılık olarak sunmuştu. yüzde seksen üç. geri kalan yüzde on yedi içinde atmosferik rezonans, jeolojik kayma, ölçüm hatası vardı; hepsinin payı vardı, ama küçüktü. küçücüktü.
delka tekrar pencereye döndü. görevlilerin gittiği yönde bir şey yoktu; sadece çimenler ve onların ardında karos'un basık binaları.
«rapor etmemiz gerekiyor.»
«biliyorum.»
«merkez'e.»
«biliyorum, delka.»
borvéy'in sesi düzdü, yüzeyi dümdüzdü, altında bir şey vardı ama delka ona basmadı. raporun ne anlama geldiğini her ikisi de biliyordu. merkez devreye girdiğinde bu oda, bu tablet, vérik'in soğutma fanı, hepsinin sahipliği değişecekti. karos'un o soluk mavisi başka bir şeyin rengi olacaktı.
borvéy ayağa kalktı, tabletini aldı.
«protokol ne diyor, ben de biliyorum. ama.»
duraksadı. «ama» kelimesi orada asılı kaldı.
«bir gece bekleyebiliriz.» delka bunu kendinden beklemiyordu. çıktı ve geri alamadı. «vérik verileri kaybetmez. bir gece. delteyn'deki sensörleri tekrar kalibre edelim, ölçümü bir kere daha alalım. yüzde seksen üçü yüzde doksana çıkarabiliriz, ya da düşürürüz. düşürmesi de mümkün.»
borvéy ona baktı. uzun süre baktı; tableti elinde tutuyordu ama artık sıkmıyordu.
«yüzde seksen üç yeterli.»
«evet.»
«merkez'in istediği eşik bu.»
«evet, borvéy.»
«o zaman ne bekliyoruz?»
cevap yok. delka bunun farkındaydı ve borvéy de farkındaydı. ikisi de raporun nereye gideceğini biliyordu. merkez'in delteyn havzası'na nasıl bakacağını biliyorlardı; önce sessiz bir sınıflandırma, sonra bir ekip, sonra ekibin ardından gelen her şey. bir kere başladı mı, karos bu mevsimde ne olursa olsun farklı bir şey olacaktı.
delka masaya yürüdü. vérik'in arayüzünü açtı, log ekranını kaydırdı; veriler sıralanmıştı, temiz ve tartışmasız. frekans grafiği ekranın sağ tarafında duruyordu, küçük bir görüntü, ama içinde dokuz yüz seksen yedi günlük titreşim vardı, yerleşmişti oraya.
«sensör kalibrasyonu iki saat sürer.»
borvéy hiçbir şey söylemedi.
«iki saat sonra hâlâ yüzde seksen üç ise rapor ederiz.»
«ve eğer artarsa?»
«rapor ederiz.»
«azalırsa?»
delka grafiğe baktı. frekans bandı değişmemişti; defalarca baktığında da değişmiyordu zaten. bir şey oraya yerleşmişti ve bekliyordu; acele etmeden, fark edilip edilmediğinden habersizce, ya da belki tam tersine, belki gayet bilinçli olarak.
«azalırsa da rapor ederiz. ama elimizden geleni yapmış oluruz.»
borvéy tableti masaya bıraktı. yavaşça, köşesini kenara hizalayarak. sonra vérik'e baktı, soğutma fanının döndüğü sessiz kutuya; yeşil ışık yanıp sönüyordu, aynı aralıkla, kendi zamanında.
«kalibrasyon için senta'yı aramam gerekecek. havzadaki ekibi uyandırmam gerekecek.»
«biliyorum.»
«bu soruşturulabilir.»
«biliyorum, borvéy.»
bir sessizlik geçti. delka pencereye bir kez daha döndü; çimenlerin rengi bir tık koyulaşmıştı, ya da ışık değişmişti, ya da o değişmişti. uzaktaki bulutlar ufkun kıyısından biraz daha içeri girmişti. hâlâ birbirinden kopuk ve dağınıktılar, habersiz görünüyorlardı; ama habersizlik de bir tercihtir kimi zaman ve delka bunu şimdi anlıyordu, sözcük bulmadan değil, tam tersine bularak, farkına vararak.
borvéy telekomünikatörü kaldırdı ve senta'nın kanalını aradı.
dışarıda rüzgar sakinleşmişti. çimenler artık yatıp kalkmıyordu; düzleşmişler, bekliyorlardı.
devamını gör...
2.
devamını gör...