zaman tüneli

kralların kebabıdır.
devamını gör...

kebapların krallarındandır.
devamını gör...

kavga etmeyi değil izlemeyi seven ılık bir yazar. *
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

rage bait queenim.
seviyorum midiyi.
devamını gör...

sosyal zekasız ama akademik başarısı yüksek tipler olduğuna eminim ama ispatlayamam. tabi bu korelasyon arka sıralara doğru gittikçe tersine döner.
devamını gör...

müzik konusunda bayılıyorum bunu yapmaya... sadece sözlükler değil, twitter ve hatta gerçek hayatta da aşığım müzikal rage baite. bence müzik, insanları en hızlı ve en eğlenceli şekilde birbirine düşürmenin en kestirme yollarından birisi, hatta en kestirmesi bile diyebilirim...

bunu neden yapıyorum diye düşününce dürüst olmak gerekirse bazen ben de bilmiyorum. pozitif ilgi görmek için yetenek ya da sempati lazım, o bende yok açıkçası, insanlara kendimi sevdiymeye çok üşniyorum ama rage bait? sıfır maliyet, maksimum etkileşim. belki de bu, küçüklükten kalma tuhaf bir ilgi görme biçimi... biri bana sevgiyle sarılsa bu kadar yoğun bir duygu hissettiremez... hissettiremez yani dürüst olayım ama adam orada köpürüp ''sen git manifest dinle.s...'', ya da ''radiohead hakkında böyle konuşuyorsun da tek şarkıyla radiohead'i nasıl eleştirisin aptal karı'' diye giydirince olay bambaşka bi boyuta ilerliyo...
devamını gör...

italo-amerikan filmi.

bu filmi ilk bakışta dahi izlenir kılan en önemli şey filmde kullanılan renklerdir. sarı, yeşil ve kırmızının pastel tonları o kadar yoğundur ki dikkat çeker.

pastel renkler yaşanmışlık hissiyatıyla insanlara güvene dayalı bir huzur verir aynen sıcak evinizin penceresinden yaprak dökmüş ağaçları, dinmeyen soğuk rüzgarlı fırtınaları ve sağnak yağmuru huzurla izlemek gibi. evet dışarısı durulacak halde değil ama endişelenmeyin siz evinizde güvendesiniz.

filmdeki her bir sahnede bitmek bilmeyen gerilim bu arkaplanla bilinçli bir tezat oluşturur. her insanın içinde olan saldırganlık duygusunu bu güvenli arkaplanda tatmin edersiniz.

aynı tantanalı senaryo ve benzer arkaplan renkleri breaking badte de var. evet hiç şaşırmadınız değil mi? o da sevilen bir dizi.

şimdi vay anassını derken bi arkanıza yaslanın, bankaların kredi onaylanan müşteri hizmetleri bölümü, avukatlık büroları ve kumarhanelerin hakim renklerini hatırladığınız kadarıyla göz önüne getirin.

bunların hepsi stresli sayılabilecek bir ortamda hayatınızı etkileyen radikal kararlar almanızı kolaylaştırmak için kendinizi güvende hissetmeniz algısı sağlamak amacıyla yapılmış bilinçli renk tercihleridir. tesadüf değildir.

yani eğer böyle bir ortamdaysanız ve içinizde en ufak bir tedirginlik varsa emin olun yanılmıyorsunuz ve o an ne yapmak üzereyseniz asla yapmayın, sizi ayakta öpecekler farkında değilsiniz.
devamını gör...

evrenin "ulan bütün bu fizik yasaları aslında tek bir şeyden çıkıyor olabilir mi?" sorusuna verilmiş en manyak cevaplardan biri. olay kısaca şu: sicim teorisinin birden fazla versiyonu var. ilk bakışta birbirinden farklı teoriler gibi duruyorlar. sonra fizikçiler diyor ki "dur lan, bunlar aslında aynı şeyin farklı görünümleri olabilir." işte bu daha büyük çatıya "m kuramı" deniyor.

sicim teorisinde evrenin en temel yapı taşları minicik titreşen sicimlerken, m kuramında olay biraz daha büyüyor. sadece sicimler değil, farklı boyutlara sahip "brane" denen daha büyük yapılar da işin içine giriyor. bir de meşhur "11 boyutlu bir evren" meselesi var. bizim üç uzay boyutu + zaman dışında, göremediğimiz ekstra boyutların var olabileceği düşünülüyor. bunların aşırı küçük ölçekte kıvrılmış olması mümkün. hatta bazı modellerde bizim evrenimiz bile daha yüksek boyutlu bir "brane" olabilir. ama burada önemli bir ayrıntı var: m kuramı henüz deneysel olarak kanıtlanmış "evrenin gerçek teorisi" değil. daha çok kuantum mekaniğiyle kütle çekimini aynı çatı altında birleştirmeye çalışan, matematiksel olarak son derece ilginç bir aday.

özetle; sicim teorisi: "parçacık dediğimiz şeyler aslında titreşen sicimler olabilir."

m kuramı: "belki bu sicimler ve diğer bütün yapılar, 11 boyutlu çok daha büyük bir teorinin farklı görünümleridir."

yani fizikçilerin yıllardır aradığı o meşhur "her şeyin teorisi" için atılmış en büyük adımlardan biri. tabii evrenin kullanım kılavuzunu henüz bulamadık. bulursak ilk iş 11. boyutun nerede saklandığına bakarız...
devamını gör...

ekşi sözlükte cemregillerden diye bir eleman vardı. rage bait konusunda gördüğüm en büyük usta o dur bu sözlük camiasında hehe..
devamını gör...

#4060893 o gözü bozuk tek tük tip benim. selam. okudum, adam olamadım çünkü kadınım. bir tek restoran yönetiyorum işte… kendi restoranım değil. param olsaydı kendimin de olurdu. demek ki her şey okumakla olmuyormuş. neys’ söze döneyim;

ilk sıra en solda otururdum akademide. dersi dinlemekten çok sıramın köşesinde kütüphaneden aldığım sci fi romanlarını düşünürdüm. konusu ne, nasıl yazıldı acaba, eve gittiğimde nasıl bir kafa sineması bekliyor beni diye. edebiyat ve literatürde çok iyiydim. tüm almanca hocalarım sınıfta en çok beni severdi. sınıf arkadaşlarım sevmezdi, kıyaslandığım için. mobbingin dik alasını yedim, zeki biri olsaydım da değseydi bari. *. özene bezene yaptığım o powerpoint sunumlarını özledim bir de işletme dersini.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

yaklaşık 10 gün önce can suyunu verdiğimiz fidanların güncel hali. çok ii gidiyoruz. içinde çalışmayı özlemişim.
devamını gör...

ilkokuldan yüksek lisansa kadar hep en önün ortasında oturdum.

bazı şeyler değişmez, belki de değişmemeli..
devamını gör...

korona dönemlerinde sözlük yazarları tiktok gibi camialarda ragebait kassaydı şimdiye ünlü olmuşlardı.
çok iyi yapıyolar çünkü bu sporu.
devamını gör...

''sigara içmekten boğulmak sana bir fayda sağlamaz...''
devamını gör...

(bkz: hocam ödev vardı) hehe..
devamını gör...

dersi dinlemek zorunda olanlar.

yanımda bile kimse oturmamalı hatta o derece kolay dikkati dağılan, her şey üstüne konuşacak bir şey bulabilen biri olarak dersi dinleyemiyorsam anlayamam öğrenemem.
devamını gör...

michio kaku'nun "the god equation" (türkçesi: (gbkz: tanrı denklemi)) kitabı, ismine bakınca insanı ister istemez "ulan bu adam tanrı'nın matematiksel formülünü mü bulmuş?" diye düşündürüyor. yok öyle bir şey. kitap aslında insanlığın uzun zamandır peşinde koştuğu çok daha manyak bir soruyu anlatıyor: *evrenin bütün kurallarını tek bir teoriyle açıklayabilir miyiz?* yani elimizde doğayı açıklamak için bir sürü şahane teori var ama bunların hepsi aynı masada oturmuyor. newton kütleçekimini gayet güzel açıklıyor, einstein işi uzay-zamana kadar götürüyor, kuantum mekaniği atom altı dünyayı tokatlıyor... fakat konu evrenin en küçük ve en ekstrem noktalarına geldiğinde bu arkadaşlar birbirleriyle pek anlaşamıyor. özellikle de genel görelilik ile kuantum mekaniği meselesi.

genel görelilik bize büyük resmi anlatıyor: gezegenler, yıldızlar, galaksiler, kara delikler, uzay ve zaman. kuantum mekaniği ise atomun içine giriyor; elektronlar, fotonlar, kuarklar falan. sorun şu ki evrenin bazı yerlerinde bu iki dünyayı aynı anda hesaba katmamız gerekiyor. örneğin kara deliğin merkezini veya evrenin ilk anlarını düşün. burada hem inanılmaz küçük ölçekler hem de inanılmaz güçlü kütle çekimi var. ve fizikçiler burada "abi bir dakika..." deyip kalıyor. çünkü kullandığımız iki büyük teori aynı anda çalıştırıldığında matematik saçma sapan sonuçlar vermeye başlıyor. kaku'nun kitabı temelde bu problemi ve bunu çözmek için yüzyıldır devam eden arayışı anlatıyor. işin tarih tarafı da güzel. newton'un yaptığı büyük devrimlerden biri, yerdeki elmanın düşmesiyle ay'ın dünya etrafında dönmesini aynı kütle çekim yasasıyla açıklamasıydı. yani gökyüzünün ayrı, yeryüzünün ayrı fizik kuralları olmadığını gösterdi.

sonra maxwell elektrik ile manyetizmayı birleştirdi. einstein uzay ve zamanı birleştirdi. fizik tarihine tepeden bakınca enteresan bir desen ortaya çıkıyor: "doğa, ilk bakışta olduğundan daha basit olabilir." birbirinden bağımsız sandığımız şeylerin aslında aynı mekanizmanın farklı görünümleri olduğu defalarca ortaya çıktı. işte "tanrı denklemi" arayışının temelinde de bu fikir var.

doğadaki dört temel kuvveti düşünelim: kütle çekimi, elektromanyetizma, güçlü nükleer kuvvet ve zayıf nükleer kuvvet. bunlardan üçünü kuantum fiziği çatısı altında oldukça başarılı biçimde açıklayabiliyoruz. fakat kütle çekimi hala ayrı telden çalıyor. einstein'ın genel göreliliği kütle çekimini uzay-zamanın geometrisi olarak açıklıyor. kuantum fiziği ise doğayı parçacıklar ve olasılıklar üzerinden tarif ediyor. yani bir tarafta "uzay-zaman bükülüyor" diyen einstein var, diğer tarafta "abi elektronun burada bulunma ihtimali yüzde şu kadar" diyen kuantumcular.

ikisi de doğru. ama aynı anda doğru olmaları gereken yerlerde işler karışıyor. burada devreye sicim teorisi giriyor. kaku'nun özellikle üzerinde durduğu fikirlerden biri bu. normalde temel parçacıkları noktasal şeyler gibi düşünürüz. sicim teorisi ise bunların aslında aşırı küçük, titreşen sicimler olabileceğini söylüyor. hani gitar telini farklı şekillerde titreştirince farklı notalar çıkar ya... buradaki fikir de kabaca şu: "evrendeki farklı parçacıklar, aynı temel sicimin farklı titreşim biçimleri olabilir." elektron başka titreşim, kuark başka titreşim, başka bir parçacık başka titreşim... hatta işin en güzel tarafı, sicim teorisinin matematiğinde kütle çekimini taşıyan varsayımsal parçacık olan gravitonun da doğal biçimde ortaya çıkması.

bu yüzden sicim teorisi fizikçiler açısından ilginç. çünkü belki de "madde ayrı, kuvvetler ayrı, kütle çekimi ayrı" diye baktığımız şeylerin hepsi aslında daha temel tek bir yapının farklı sonuçlarıdır. fakat burada frene basmak lazım. çünkü kitap bazen insanı "tamam lan, her şey çözülmüş" havasına sokabiliyor.

hayır. her şey çözülmüş değil. sicim teorisi deneysel olarak doğrulanmış bir her şeyin teorisi değil. hala ciddi şekilde tartışılan, matematiksel açıdan çok güçlü fakat deneysel doğrulaması son derece zor bir yaklaşım. hatta sicim teorisinin ekstra boyutlar gerektirmesi de işin ayrı bir manyaklığı. biz üç uzay boyutu ve zamanı deneyimliyoruz. sicim teorisinin bazı versiyonları ise teorinin tutarlı olabilmesi için çok daha fazla boyut gerektiriyor. sonunda iş m kuramına ve "11 boyutlu bir evren" fikrine kadar gidiyor.

"11 boyut ne lan?" diye düşünüyorsanız yalnız değilsiniz. fikir kabaca şu: bu ekstra boyutlar bizim günlük hayatımızda göremeyeceğimiz kadar küçük ölçekte kıvrılmış olabilir. bir hortumu uzaktan düşünün. uzaktan baktığınızda tek boyutlu bir çizgi gibi görünür. yakından baktığınızda ise hortumun çevresinde başka bir boyut olduğunu fark edersiniz. belki evrende de buna benzer şekilde göremediğimiz boyutlar vardır. kitabın "tanrı" kısmı ise bence en çok yanlış anlaşılabilecek bölüm. kaku burada dini anlamda tanrı'yı matematikle kanıtlamaya çalışmıyor. "tanrı denklemi" daha çok doğanın bütün temel yasalarını tek bir matematiksel yapı altında açıklayabilecek nihai teori için kullanılan iddialı bir isim. yani aranan şey aslında şu: "evren neden böyle çalışıyor?", "neden bu parçacıklar var?", "neden bu kuvvetler var?", "neden fizik yasaları tam olarak böyle?", "uzay ve zaman gerçekten temel şeyler mi, yoksa daha derin bir yapının ortaya çıkan özellikleri mi?", "kara deliğin merkezinde ne oluyor?", "büyük patlama'nın en başında ne vardı?"... hatta belki bizim evrenimiz tek mümkün evren bile değil. bunların hepsi bu nihai teorinin cevaplayabileceği sorular arasında. ama henüz cevaplanmış değiller...

kitabın bence en güzel tarafı da burada. aslında kaku bize "işte cevap bu" demekten ziyade insanlığın 'cevabı bulma saplantısını' anlatıyor. newton'dan einstein'a, kuantum mekaniğinden sicim teorisine kadar fizikçiler sürekli aynı şeyi yapıyor: "karmaşık görünen şeylerin altında daha basit bir düzen arıyorlar." ve bu bana kitabın isminden daha güzel geliyor. çünkü belki de "tanrı denklemi" dediğimiz şey gerçekten tek bir denklemden ibaret olmayacak. belki de evrenin en temel seviyesinde bugün bildiğimiz uzay, zaman, madde ve kuvvet kavramlarının bile başka bir şeyden türediğini göreceğiz.

kitabı bitirince bende kalan ana fikir şu oldu: "insanlık evrenin ne kadar büyük olduğunu anlamaya çalışırken bir yandan da evrenin ne kadar basit olabileceğini çözmeye çalışıyor." ve işin komik tarafı, evreni anlamaya çalışırken sürekli kendi sınırlarımıza çarpıyoruz. 13 milyar küsur yıllık evreni birkaç denklemle açıklamaya çalışıyoruz. galaksileri, kara delikleri, atomları, zamanı, hatta varoluşun kendisini bir matematik diline sıkıştırmaya çalışıyoruz. belki başaracağız, belki de doğanın son katmanına hiçbir zaman ulaşamayacağız. ama kaku'nun kitabının asıl olayı zaten bu arayış. "tanrı denklemi" aslında tanrı'yı bulma hikâyesinden ziyade, evrenin kullanım kılavuzunu bulmaya çalışan insanlığın hikâyesi.

ve açıkçası... evrenin kullanım kılavuzu varsa, ben de bir nüsha isterdim...
devamını gör...

pilli bebek şarkısı gibi nick. ankaralı sanırım.
devamını gör...

evimi ocağımı, yuvamın sıcağını, yarimin kucağını bıraktım..
bu şarkı aklımdan çıksın artık..
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim