zaman tüneli

yok
devamını gör...

"önemli olan" dan nefret, tiksinç, kusunç...
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

çatlak şanzel, ankara eğlence hayatının “bunu senaryoya yazsan yapımcı abartmışsın der” kontenjanından çıkmış karakterlerinden biridir.

gerçek adı şanzel çetin. zaten hikayenin ilk enteresan tarafı burada başlıyor; insan “çatlak” kısmının sahne adı olduğunu anlıyor da şanzel'in de sahne adı olduğunu düşünüyor. değil. şanzel gerçekten şanzel. dolayısıyla kendisinin daha nüfus cüzdanı aşamasında hayata 1:0 önde başladığını söylemek mümkün.

1982 doğumlu, ailesi elbistan kökenli. henüz 12 yaşındayken düğünlerde şarkı söylemeye başladığı anlatılıyor. yani bizim 12 yaşında okuldan eve gelip taso, atari, sokak maçı üçgeninde hayatı çözmeye çalıştığımız yaşta kadın mikrofon alıp düğün ahalisiyle uğraşıyor. böyle bir çocukluktan sonra yetişkin olduğunda insan kaynakları departmanında bordro takip etmesini beklemek de biraz haksızlık olur zaten.

asıl habitatı ise ankara'nın gazino, pavyon, taverna ekseni. buradaki “pavyon” kelimesini yalnızca gece eğlencesi olarak düşünmemek lazım. ankara pavyonu başlı başına bir sosyoloji bölümü gibi. masada oturan adamdan müzisyene, konsomatristen soliste kadar herkesin kendi yazılı olmayan anayasası var. çatlak şanzel de tam bu dünyanın içerisinden çıkmış biri. sahnedeki hali klasik anlamda “şarkıcı çıkar, şarkısını söyler, teşekkür eder, iner” formatında değil. şarkının ortasında konuşur, seyirciye laf atar, bir anda sinirlenir, sonra güler, parçayı başka yere bağlar. sahne ile günlük hayat arasındaki duvarı komple kaldırmış gibidir.

zaten internette meşhur olmasının önemli sebeplerinden biri de bu. özellikle “nerdesin” yorumunu izleyince insan şarkının artık besteciden çıktığını, tapusunun geçici olarak şanzel'e geçtiğini düşünüyor. bazı insanlar şarkı söyler, bazıları şarkıyı yorumlar; şanzel ise şarkıyla kişisel bir mesele yaşıyor gibi söyler. sanki ismail yk parçayı yıllar önce özellikle ona yanlış yapan bir adama gönderme olsun diye yazmış.

“çatlak” lakabının hikayesi de karaktere uygun. kendi anlattığına göre bir dönem birine kafa tutuyor, çevresindekilerden biri de kabaca “bu kadın çatlak” minvalinde bir şey söylüyor ve lakap kalıyor. normal insana böyle bir lakap takılsa iki hafta sonra unutulur. şanzel'de ise adeta marka tesciline dönüşmüş. çünkü kadın sahneye çıktığında “şanzel hanım” desen eksik kalıyor. çatlak kelimesi burada sıfat değil, ürünün fabrika çıkış donanımı gibi.

yalnız hikayenin komik olmayan, bayağı karanlık bir tarafı da var. 2020'de armağan çağlayan'ın gör beni programında anlattığına göre genç yaşta bir doktoru öldürmüş ve yıllarca cezaevinde kalmış. daha sonraki bazı yaralama olaylarından da söz ediyor. anlatımındaki rahatlık o dönem ciddi tepki çekmişti. burada meseleyi “ne kadar çılgın kadın hahaha” seviyesine indirmek doğru olmaz; ortada gerçek bir insanın öldürülmesi var. zaten röportajın tuhaflığı da tam burada ortaya çıkıyor: bir dakika önce pavyon anısı dinlerken birkaç dakika sonra ağır bir suç hikayesinin ortasında buluyorsunuz kendinizi. türkiye'nin yakın dönem popüler kültüründe “bu röportaj nereye gidiyor?” hissinin en yoğun yaşandığı programlardan biri olabilir.

şanzel'i ilginç yapan şey bence iyi şarkıcı mı kötü şarkıcı mı tartışmasından ziyade, tamamen filtresiz bir karakter olması. günümüzde insanların instagram'a kahve koyarken bile masanın üstündeki anahtarı kadrajdan çıkarıp hayatını estetize ettiği bir çağda, şanzel'in kamusal personası bunun tam tersi. kötü hikayesini de anlatıyor, rezil olduğu anı da, başına geleni de, yaptığı şeyi de. hatta bazen insan “abla bunu anlatmasan da olurdu” diye ekranın karşısından müdahale etmek istiyor ama iş işten geçmiş oluyor.

bu yüzden kendisine “internet fenomeni” demek de biraz eksik kalıyor. fenomenlik onda amaçtan çok yan ürün gibi. sosyal medya için üretilmiş bir karakter değil; sosyal medya sonradan gelip bu karakteri keşfetmiş. algoritma şanzel'i yaratmadı, şanzel yıllardır zaten şanzel'di. algoritma sadece kamerayı doğru yere çevirdi.

bir de ankara faktörü var tabii. bazı karakterleri şehirden bağımsız düşünemezsiniz. vedat milor istanbul'da yemek yiyebilir, cem yılmaz bodrum'a taşınabilir ama çatlak şanzel'i zihninizde stockholm'de bir caz barda canlandırmaya çalışınca sistem hata veriyor. fonda mutlaka ankara gecesi, klavye, ışıklı tabela, masaya gelen meyve tabağı ve hesabı görünce hayatı sorgulayan bir abi olması gerekiyor.

özetle; çatlak şanzel bir “ünlü”den ziyade türk gece hayatının ve erken dönem viral internet kültürünün acayip bir kesişim noktasıdır. hayat hikayesinde komedi de var, trajedi de, suç da, müzik de, absürtlük de. bazı bölümlerine gülersiniz, bazı bölümlerinde “bu nasıl hayat lan?” dersiniz, bazı bölümlerinde ise hiç gülmezsiniz.

ama birkaç videosunu izledikten sonra şu konuda insanın kafasında pek soru kalmıyor:

kadına lakabı gelişigüzel koymamışlar.

aslında güzel kadın he bu arada, eed.

devamını gör...

buldum seni.
devamını gör...

senin için şubuo diyolar !
devamını gör...

arada bir "benim gibi" olmanızdan memnuniyet duyuyorum. ama arada bir.

çokluk size benzemediğimi kendime söyler dururum.
devamını gör...

şarjlı matkap alacaksan bosch’un 18v 2a’liğinden şaşmayacaksın.
devamını gör...

devamını gör...

evet yumuşak tuvalet kağıdı. gerçekten.
1940'larda bulabileceğiniz tuvalet kağıtlarını keçe olarak kullanabilirdiniz. o dönemde insanların "yumuşaklık" kavramıyla ilişkisi bambaşkaymış. keçe burada övgü bile olabilir. savaş ekonomisi dokunuşu. bugün 3 katlı, parfümlü, nemlendiricili kağıtlara alışkın biri için 1940'ların kağıdını hayal etmek, "bununla ne yapıyorsunuz, kalem mi açıyorsunuz?" dedirtebilir. yani evet, 1940'ların tuvalet kağıdı konfor açısından bir kabus, komedi açısından ise altın madeni.
devamını gör...

85 lira şu anda.
devamını gör...

sadece çocuk yer
devamını gör...

zamanında uygulanan sonradan kaldırılan bir işlemi üniversiteye iptal ettirerek diplomalar geçersiz yapılabilir. o'nun herşeye gücü yeter.
devamını gör...

sault'un gece parçası ya.
ooffffffffff

devamını gör...

sinir bozar.
(bkz: olası siyasetçi nick önerileri)
devamını gör...

serbest akışta notlar.

dokuz rakamında bir hikmet yok. gözün takılıyor sadece tıpkı bire ya da on bire ya da yirmi beşe takıldığı gibi. konumuz rakamlar mı? evet.

çünkü algılamıyoruz daha doğrusu algılayamıyoruz. beşin otuz iki bin olmasını algılayamadığımız gibi.

bütün bu olanlar içinde bir kalem bir a4 kağıt yetiyor. çiziyorsun ve rahatlıyorsun. sanki katkın oldu dünyaya, sanki o çizik bir şeylerin ifadesi gibi.

kimsenin birbirini iplediği yok oysa.

inceden bir kelimenin birilerine dokunmasını bekliyorsun.

bir kelime....

yavşaklar.
devamını gör...

anlık böyle hehe..
devamını gör...

kendimi savunmasız hissediyorum. sanki kurduğum duvarlar artık bana güven vermemeye başladı. zihnim dolu, bedenim yorgun kalbim ürkek.
devamını gör...

hakkında bu kadar suç var ama tek bir soruşturma bile yok .. sonra adalet adalet diye bağrıyorlar.
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim