eyyyy jean baudrillard, her şeyin simülasyon olduğunu söyledin, ama senin düşüncelerin tam olarak bir simülasyon değil mi? "
gerçeklik kayboldu, her şey bir simülasyon" diyerek toplumu aydınlatmaya çalıştın ama işin aslı, senin kafanda yarattığın sanal dünya ile gerçeği birbirine karıştıran bir felsefi boşluğa düştün. evet, her şey bir temsilden ibaret olabilir ama bunu o kadar basitleştirip, laf salatasına dökerek herkesi kandırdın ki, sonunda senin simülasyonunda sadece sen kalmış oldun.
"
simülasyon" diye bir kavram yarattın ama bu kavramın içini öyle bir boşaltıp, öyle karmaşıklaştırdın ki, kimse tam olarak ne dediğini anlayamadı. senin işin bir aldatmaca, anlamlı bir söylem değil, bir tür entelektüel şov. freud, marx, hegel gibi devlerin üzerine inşa ettiğin bu düşünce yapısı, gerçekliğin kaybolmasına dair sürekli söylediklerinin sonunda bir tür nihilizme dönüştü. belki de mesele, "
her şey kayboldu" demekti; ama kaybolan şey, senin felsefene duyduğumuz inançtı.
baudrillard’a göre, "gerçek" dediğimiz şey zaten bir illüzyondan ibaret. çok hoş. peki, sorarım sana: insanlar bu kadar güçlü bir illüzyon içinde yaşarken, sen ne yapıyorsun? onlara "gerçek yok, simülasyon var" deyip, sonra çıkıp "bunu anlayan azınlık çok özel bir şey" gibi bir elitist hava mı yaratıyorsun? bunun ne kadar faydalı olduğunu gerçekten düşünmüş müydün? yoksa senin simülasyonun, sadece sosyo-politik kaygılarınla şekillenen kendi küçük entelektüel balonundan mı ibaretti?
sonuçta, baudrillard'ın düşüncelerinin ardında büyük bir entelektüel boşluk var. bir simülasyon arayışının içinde kaybolan, nihayetinde kendi ideolojik egosuyla takılıp kalan bir filozof. insanlar "gerçeklik" konusunda ciddi sorunlar yaşarken, sen, jean, bütün bu karmaşayı ve sorunu daha da derinleştirdin. ne yazık ki, postmodernizmin kara deliği, sadece daha fazla kafa karıştıran fikirler üretmekle yetindi ve biz de bu girdapta kaybolduk.
devamını gör...