sissy hankshaw yazar profili

sissy hankshaw kapak fotoğrafı
sissy hankshaw profil fotoğrafı
rozet
karma: 35226 tanım: 3727 başlık: 192 apolet: 5 takipçi: 151
We are what we pretend to be, so we must be careful about what we pretend to be.

son tanımları | başucu eserleri


stüdyo ghibli tarzı normal sözlük yazarları

heves ettiğim hede. ama yaptıramadım yapay zekâya, yok o kadar sabrım. hiçbir şey anladığı da yok. canım bacım rene el attı olaya, şöyle şeyler çıkmış ortaya, bu kadar olabildi dedi:
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
tebrik ediyorum kendisini, bunların çeyreği kadar detaylı bir görsel oluşturmaya muvaffak olamadım ben. armysuzy de diyo ki aa şu benzemiş. çok güldüm, benzemiş dediği görseli iliştiriyorum:
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
abi güzel bakan güzel görür diye boşuna dememişler. bu algı farkını iyice ifade edebilmek için benim kendimi nasıl algıladığımı da ilştiriyorum:
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kol kıllarını almayan kadın iticiliği

şimdi linçlenmeyi ve tüm kısmetlerimi kaçırmayı göze alarak kıl-tüy konusunda tanım gireceğim.
beni cebren ve hile ile ve toplum baskısı ile ve duygu sömürüsü ile epilasyona başlattılar arkadaşlar. daha yeni oldu bu. kılıyla mılıyla mutlu bir kadındım. toplum dediğim de annem ve yengem.*

kıla neden bu kadar karşısınız anlamıyorum abi. görüyorum ve arttırıyorum, asıl kendisine "öğk" diye bakacak bi ton geri zekalı varken kıllarıyla dolaşabilen kadının öz saygısı ve öz güveni yüksektir, g*tünü silker ruhunuz duymaz.

100 kere yazdım bi kampta çalışıyodum. deli gibi sosyalleştiğim ve sürekli meşgale bulabildiğim bi' işti. bu projeye dahil olduğum ilk yaz (2015) her allahın günü banyo yapıp bacak jiletlemekten ikrah edince bi sonraki sene bu işi saldım. ya zaten çok komün bi' hayat yaşıyoz orda, it gibi çalışmaktan imanımız gevriyo. tuvalete sıçınca sifonu çekmeyi akıl edemeyen insanların olduğu bi toplumda yaşadığımı idrak etmek de etkili oldu tabi. silkerler dedim saldım. yani tabi 4 ay hiç almadım demiyorum çok b*kunu çıkarmadım ama minicik minicik olduklarında "tanrım kıllarımı görmemeliler" kafasında banyoya koşmayı bıraktım. sonra bir iki yakın arkadaşım "cesi bacakların zımpara gibi olmuş eheuheueh" diye takılmaya başladı, umursamadım. "cesi bak bende kullanılmamış jilet var veriym" diyene "oluuur ver hadi banyoya giricem" demeye başladım. ve ne oldu biliyo musunuz? kıllarım normalleşti. yani siz kendinize kılınız çıktı diye cıvık bir b*kmuş gibi muamele etmezseniz, bi süre sonra kimse etmiyo arkadaşlar. biliyorum "güzel" olmaya o kadar odaklısınız ki söylediklerim akıl dışı gibi geliyo ama yemin ederim bunlar hep algı ve alışkanlık. zaten bu kılsız olmayı kim normalleştirdi onu da anlamış değilim ya. niye herkes kel dolaşmıyo mesela abi? sizin saç dediğiniz şey de kıl. kim "kadınların koltuk altında kıl olmasın ama kafasında olmasında sorun yok" demiş ve tüm dünyayı buna ikna etmiş? ya birinin burnunuzu kesin ama kulaklarınız kalsın demesi kadar manakça bi şey bu.

ayrıca kılın da görsel olarak aşırı seksi durduğu kadın ve erkekler var. bulucam.
arayınca bulunmuyomuş ama buldum. böyle boydan bi foti aradım aslında bacak kılı filan da olsun göbek kılı olsun diye ama malesef bulamadım. şimdi hepsini de koymicam senin yüzünden kıl gördük tiksinç karı diye üstüme yürürsünüz, sanki hayatınızda görmediğiniz şey. midem bulandı filan diyen net olur.*
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
tabi son olarak ilahım patticim.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

ay bu arada son olarak "ayyy öğğğ kıllı kadın, kıllı kadının kendisine saygısı yok, ay kıl istemem" diyen beylere bi sorum var: tüm bu söylemlere rağmen, keşke verse diye peşinde koştuğunuz ve hasbelkader denk gelirse de üstüne atlamaktan geri durmadığınız "kıllı kadınlara" paye verenin kendine saygısı ne kadar?
hayatımda kılımı sorun eden erkek olmadı.
yoklukta gidiyo di mi?*

edit: bu arada eklemeyi unuttum. kılını alan kadınla da derdim yok. ille de almak istiyosa alsın. kimin bedeniyle ne yaptığı zerre umrumda değil. ben sadece insanların manyakça birbirini b*klamasına dayanamıyorum.
devamını gör...

sissy hankshaw

bellerophontes hocam "overrated" demişti, kaçmış sonra.
1-2 enayi trol var, ötekileri de yerim :d bu bahane ile birkaç bişi söylemek istiyorum tabi :d

çünkü tam olarak “overrated” olan nedir anlayamadım.
sözlük yazarlarının fotoğrafları” gibi bir başlıkta, sözlük denen şeyin kendisine zaten tümüyle aykırı olan ve hepimizin insta gibi kullandığı bir başlıkta, münferit bir şekilde “flood” yapma günahı işledim diye 3 gün ceza almam kastediliyorsa, çok katılıyorum.

ancak insanların buna tepki vermek istemesi “overrated” bulunduysa bence under bile rated. çünkü tümüyle haksız bir ceza idi, süreç de son derece adaletsiz idi.

bacaklarımın bile diyemiyorum, dizlerimin göründüğü bir fotoğraf paylaştım. tanım aniden yok olunca tepki göstermek adına yeni bir tanım girdim ve dizlerimi yuvarlak içine aldığım başka bir fotoğraf paylaştım. tanımda “götümüzü atmadık alooo neden siliyorsunuz, delirdiniz mi?” gibi bir şeyler diyorum. yani çok belli orada olayın “flood” olduğunu anlamadığım. daha sonra girip bakıyorum ve “flood sebebiyle” yazdığını görüyorum. bunun üzerine ilgili başlığa değil normal sözlük” başlığına eleştirilerimi yazıyorum.

burada moderatörleri suçladığım bir yerde değilim bakın, yazdığım şey şu:

imkansızlıkların ayrımcılığa dönüştüğü sözlük, en azından öyle düşünmek istiyorum.
abicim siz analog mu yapıyosunuz her şeyi?
bi yazılım sistem falan geliştirseniz ya en azından "flood" için. zeki müren sesiyle serdar ortaç şarkısı yapan teknoloji buna da kadirdir diye düşünüyorum. x saat içinde tekrar eden herkese ait ve tüm entryler silinebilse, böyle eleştirilere maruz kalmazsınız. oysa flood gerekçesi ile sildiğiniz entrynin bana kıl olan bi hıyarın şikayeti üzerine silindiğinin çok farkındayım.
o yüzden sözlüğünüz taraflı görünüyor, yazarlar da haksızlığa uğramış hissediyor.

bunu bu şekilde düşünmemin bir nedeni var. daha önce bir tanımım “yetersiz sansür” gerekçesi ile silindi. kullandığım kelimeye başka tanımlarda da denk geldiğim için moderatöre sordum ve “tüm tanımlara yetişemiyoruz, diğer yazarların şikayetleri üzerine fark edebiliyoruz. siz de böyle tanımları bildirirseniz onlara da işlem yapılır.” minvalinde bir yanıt almam. burada ben “bana kıl olan bir yazarın beni şikâyet ettiğini ve moderatörün de doğal olarak eyleme geçtiğini düşünüyorum.
ve de devam ediyorum:

yenisini attım, imajınızı korumak için onu da silin bence :d
bakın haber de veriyorum.
yoksa gerekçenin "flood" olduğundan iyice şüphe edeceğim.
kendimi şikayet edim mi önünüze düşsün diye?
yaparım, her şey sizin için :d

burada hala aslında moderasyonla bir derdim yok, moderasyon üzerinden beni şikayet ettiğini düşündüğüm şahsa sallamaktayım. e tabi o huysuzlukla sözlüğün bu anlamdaki yetersizliği ile toştoş da geçtim :d hala demek istediğim “her flooda aynı tavrı sergilemediğiniz için taraflı duruyorsunuz bakın, ben de şüphe edicem artık” gibi bir şey.

sonra hiç uyarılmadan çot diye 3 gün ceza…
e tamam, herkesi tek tek uyarmaya zaman ayıramayabilirler, o iyi niyetli bir inisiyatiftir, anlarım. beni neden uyarmadılar gibi bir derdim yok. yemin ederim torpil peşinde değilim. ama haksızlığa uğramış hissediyorum ve derdimi anlatmak için bir muhatap arıyorum. ee hesaba giremiyorum, modlar kankam değil, ne yapacağım?

ulan mail adresi vardır diye bi bakayım diyorum.
arkadaşlar, bir şikâyet için mail adresi var, bir de genel konular için. normal insan olduğum için şikâyet için olanı denedim, kullanım dışı gibi bi uyarı aldım :d. kütüphane ile falan konunun alakası yoktu takdir edersiniz ki :d
bana ceza aldığımı bildiren maile yanıt yazmayı bi umut denedim, yanıtlanamıyor haliyle, beklenen bir şeydi :d
genel konular: [email protected] <--- şuna mail atmayı başardım ama mesaj yazdığım mod mesajımı 9 saat sonra görebildiği için mailimi de 7 sene sonra görebilirler diye düşündüm ve başka bir çare aradım. * *
eskiden editörlük yaptığım için bir editör arkadaşa ulaştım ve “muhatap bulmak istiyorum” dedim. o da ulaştı sağ olsun. bu bile sıkıntı, “kankacılık” diye şikâyet edilen şey tam olarak bu çünkü. sözlük dışında da iletişim kurduğum birileri olmasa muhatabım yok benim herhangi bir sorunda. teknik bir zırvalık yüzünden hesabıma giremiyor olsam da bi muhatap yok yani. yeni gelen arkadaşlara kanki edinene kadar totoyu kollamalarını tavsiye ediyorum. :d

arkadaş bir mod’a ulaştı.
kendisine çok teşekkür ediyorum vallahi benimle iletişim kurmak da istemiş ama kimliğini ifşa etmesi kural dışı olacağı için buna yanaşmamış. gerçekten inanıyorum da samimiyetine. ve bana bir yanıt iletmiş.

“ısrarla flood yaptığım için” bu cezayı aldığımı, bir şikayet üzerine bu cezayı almadığımı belirtmiş. şikâyet üzerine aksiyon almadıklarını da belirtmiş. (yani burada kastedilenin “birisi şikayet etti diye içeriğe bakmadan işlem yapmıyoruz” olduğunu düşünüyorum.) benim şahsımla bir alakası yokmuş.

peki tamam, burada benim şahsımla alakalı bir durum olmasın.
benim açımdan kasıtlı olarak flood yaptığım bir durum da yok, gerekçeyi fark edince başka bir başlıkta isyan ediyorum zaten, niçin haksız göründüğünü de açıklayarak. ha tanımımı da “bakın bunu da silin” diyerek yine kasıtlı olarak moderasyona bırakıyorum. ben de bilirim koşa koşa silmeyi… onlara yönelik bir inatlaşma durumum yok. bunu belirttiğim halde, ceza çok isabetli bulunmuş. eyvallah. o zaman sormak istediğim şeyler var:
1- birilerine iftira eden birileri niçin ceza almadı da sözlükte cevval bir şekilde keyifle yazan arkadaş sözlüğe küsüp gitti?
2- sözlüğü, tüm sözlüğü 3 gün boyunca taciz eden bir yazar, varlığı aleni bir şekilde de görülürken niçin ceza almadı da en sonunda 1 gün ceza alıp mantar gibi tekrar dibimizde bitti? ben tüm sözlüğü taciz etmekten daha büyük bir suç mu işledim? :d bakın adam hala feyk hesaplardan rahatsız ediyor beni :d
3- ve madem konu kişisel değil şu nedir tam olarak allah rızası için, tüm gün başını beklemedim umarım silmişinizdir ya sevgili modlar:
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

valla "flood listesi" fırlatcaktım kafalarına.
sabah analiz yaparken* dedim ki sisi mal mısın ya, cadı avına mı çıkıcaz?
bu ss'i de ben almadım valla. kontrol de etmedim naapmışlar diye, silmişlerdir belki :d

ben birilerinin iyi niyetine güveneceksem haliyle benimkine de güvenilsin isterim. “uzun süreli bir yazar olduğun için kuralları bildiğin düşünülmüştür” dendi. uzun süreli bir yazar olmam hasebiyle zaten genel tutumum da çok ayan ve beyan, ne zaman kasıtlı olarak insanların iş yükünü artıracak bir iş yapmışım?

bir yeri hatır gönül işleri ile döndürüyorsak, bence profesyonelliğe soyunmak biraz anlamsız, gönülleri kırmamak lazım. çünkü onu koruyacak sistemsel altyapıya belli ki sahip değilsiniz. ha illa ki soyunacaksanız daha dikkatli ve mükemmeliyetçi olunmasını tavsiye ederim çünkü insanlar böyle sorularla karşınıza dikilebilir.:d

buna verilen tepki overrated bulunduysa, bu konuda tepki verenlerin çoğu zaten iletişimim olan insanlar, sözlüğün yarısı nickaltıma doluşmuş değil. onlar da “suçlu dahi olsam”, “ah be sisi, üzdü” falan gibi bana olan arkadaşlıklarını yansıttıkları bir tepki verebilirlerdi. bu illa taraf tutmak olmazdı “ne gerek vardı kızım ya salak mısın?” gibi bir yerden olabilirdi. ayrıca var oldukları bir yerde bir haksızlık yapılıyorsa, aklı olan gün gelir bu namlu bana da döner mi diye düşünüp tepki verir zaten.

bu vesileyle de herkesi gözlerinden öbüyorum.
yeaaaani, hadi canınız sağ olsun, biz zaten ağlamayız, saplarız :p.
şahsımla alakalı bir durum ise çıkar zaten kokusu. o zaman da yemin ederim “ifade özgürlüğüm gasp ediliyor, insanlık haklarım çiğneniyor” diye fırlarım ortalığa. :d sanal zorbalık falan allah ne verdiyse yardırırım. feci de yardırırım. beni bilirsiniz, şahıslarla da derdim olmaz… moderatör x-y-z’ye sarmam yani…

moderatör arkadaşlara da beyan ediym, bak çoğul konuşuyorum, sataşmıyorum kimseye. yazıyorum açık seçik. “sataşma” gerekçesi ile silmeye kalkmayın. latife ediyorum. kedimi ifade ediyorum, haklarımı gasp etmemenizi rica ediyorum…

tanım: şahsımdır.

tanım da girdik, hadi bakalım :d
devamını gör...

anın fotoğrafı

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

gadın anamla kahveli etkinlikler.
evimize yakın bi kitabevi eleman arıyordu. iş istemek için gidecektim ama ağustosta ortalama 15 gün adanada olmayacağım düşünülürse işi alamayacağım kesin gibiydi. ben de annemi de ay oradan da kahve içmeye gideriz diyerek yanımda sürükledim. 2 de teselli hediyesi kitap aldırdım, bizde olumlu havadisler kutlanır, olumsuz havadisler teselli edilir. benim yarattığım bi gelenek. ben kahvemi yudumlarken gadın anam teselli hediyelerimden birini (bkz: tavuk bacaklı ev) inceliyor.
öbüyoz sizi.
devamını gör...

eksi oy

sözlüğe girdiğim ilk andan itibaren neden var olmadığını anlamadığımdır. her şeyin zıddıyla var olduğu bi' dünyada biz niye bu kadar pozitif ve destekleyici oluyoruz allasen? bakıyorum leş gibi, zırcahil bi' tanım girilmiş. ne yapayım? nickaltında çemkireyim mi yazara? kavga mı çıkarayım? efendi efendi -'leyip geçmek istiyorum ama olamıyor. yok çünkü öyle bi' imkan. gün oluyor leş gibi bi başlık görüyorum, dayanamıyorum kim ne yazmış diye bakıyorum, kudurup tanım girmek zorunda kalıyorum. eksileyebilsem eksiler geçerim ve başlığın akışta kalmasına destek olmamış olurum ama bu da olamıyor.

normal sözlük ağdeta bir toksik pozitiflik yuvası. suistimal edilirmiş de bilmemne... insanlar örgütlenip kendilerine kurban seçip seri eksi mi bascaklar? bırakın insanlar b*k gibi iseler b*k gibi kişiler olduklarını bilsinler, bunu onlardan gizlemek iyilik değil*

tabi herkesi anlıyorum, bi entry girildiğinde 5 beğeni görünce enee negzel diyosunuz ama hemen yanında 15 de eksi görseniz surat sallandırıcaksınız. yabıcak bişi yok. bakın mesela eksi butonu olsa bu yazdıklarımı seri eksilerdiniz ama benim hiç umrumda olmazdı. neden? çok haklıyım çünkü. hayatımın %98'inde haklıyım ve bunun yüküyle yaşıyorum... siz o yüzden gelin beni dinleyin ekleyiverin eksi butonunu. *
devamını gör...

normal sözlük yazarlarının çektiği fotoğraflar

vallahi hiç sanatsal değil ama bence komik
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kahraman bakkal süpermarkete karşı (kitap)

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

ferhan şensoy imzası taşıyan bir oyundur. ortaoyuncular yayınları 1991 senesinde basmış galiba. ve yine galiba baskısı yok çünkü kitabı gugıllayınca direkt nadirkitap çıkıyor karşınıza.

ben ilk kez ferhan şensoy okudum. kitabı okumamda dün akşam annemle seyrettiğimiz pardon filmi etkili oldu tabii. okuma konusunda inanılmaz tıkanık olduğum ve tiyatro metni okumaya da alışık olmadığım için tereddütle başladım okumaya. bu arada storytel'de e-kitap formatında mevcut, oradan okudum.

yani nereden başlamalı? lise yıllarımda aynı sınıtfa olduğum ve inanılmaz sevdiğim bir arkadaşım sıkı bir ferhan şensoy hayranıydı. şu an onu çok iyi anlıyorum. espriler çok yerinde, karakterler çok canlı ve en karikatürize çizilen karakterler bile insanı rahatsız edecek kadar karikatürize değil. bakkal abla'nın bezgin huysuzluğu, türlü çeşitli müşteri profili, şeref'in inanılmaz tatlı bir hergele oluşu, hangi birini sayayım? evlen benimle şeref!

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

isminden de çok rahat anlaşılabileceği gibi, minik kendi halinde bir mahalle bakkalının şehirde süpermarketler açılması sonucu yaşadığı sıkıntılar anlatılıyor. bir yandan bakkal açısından dönemin mali sıkıntılarını, enflasyonun halkı ne kadar çıldırttığını esprili bir dille anlatıyor ferhan şensoy, bir yandan da bu süpermarketlerdeki "marketing" olayının manipülatif taraflarını ve mutfağını kurcalıyor. size açlık derken, pahallılık derken, ekonomik kriz derken, iflas derken aynı zamanda bu kadar eğlendirmeyi nasıl başarıyor orası muamma.

oyun ilk kez 1980 senesinin kasım ayında sahnelenmiş. ve o dönem tam 138 kez sahnelenmiş. ilk yıl oyunda zeliha berksoy, fuat güner, özkan uğur, tarık papuçcuoğluhikmet karagöz, zeynep tedü, ayla aslancan, neslihan kılıç, ferhan şensoy ve baykal kent rol almış.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
vallahi hiç e-kitap okuyamam falan demeyin nadirde 350 lira, koşun okuyun storytelden. çabuk, çabuk!
devamını gör...

normal sözlük yazarlarının çizimleri

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kurtarma mesafesi

samanta schweblin'in can yayınevi'nden 2021 senesinde çıkan kitabıdır. arjantin'li kadın yazarın ilk romanıdır. kitap 20017'de man booker ödülü kısa listesinde yer almıştır. kitabı türkçeye emrah imre kazandırmıştır.

ben utku lomlu'nun kapak tasarımlarını çok seviyorum arkadaşlar, sevmeyeni de var. ancak bu kitap da muhteşem kapağı nedeniyle gözüme çarptı ilk olarak. sonrasında da her yerde karşıma çıkmaya başladı. iki gece önce 1000kitap'ta son derece olumlu bir yorum da görünce dayanamadım ve anında e-kitap formatında satın aldım kitabı. aldığım gibi de okumaya başladım. eğer sefil bir uyku düzenim olmasaydı ve günde maksimum 4 saat uyuyarak yaşıyor olmasaydım o gece bitiriverecektim.

bana kalırsa hakkında bir kelime okumadan elinize almalısınız kitabı, o yüzden gerisini gizliyorum.


hiç beklemiyordum bu kadar vurucu bir roman okumayı. ilk sayfadan itibaren cümleler alıp götürüyor insanı. belirli bir anlatıcı karakter yok, iki kişi birlikte anlatıyorlar olup biteni. sayfaları çevirdikçe bu anlatının sayıklamalarla, acılarla ve hezeyanlarla dolu olduğunu anlıyoruz. kitap, şuursuzca kullanılan zirai ilaçlara büyük bir eleştiri. roman zehirlenen hayvanlar, zehirlenen insanlar, zehirlenmiş olarak doğan çocuklar ve sonradan zehirlenen çocuklar üzerinden ilerliyor. hava kötü, su kötü, toprak kötü. yöre halkı için her an bir tehdit yaşadıkları çevre. bir hastane yok, mevcut sağlık ocağı köye uzak ve doktor bulabilecek misiniz muallak. çalışanlar bilgisiz veyahut ilgisiz.

yöre halkından bir ailenin dramı, çocuğuyla kısa bir tatil yapmak için gelen bir annenin dramı ile birleşiyor. bilirsiniz, ülkemizde de yaygındır. tıbbın yetersiz kaldığı veya tıbba güvenilmeyen yerlerde hacılar, hocalar, şifacılar bulunur. bu köyde de durum değişmiyor, şifacı bir kadın var. insanlar doktora yetişemeyeceklerini anladıklarında, çok geç kalındığını anladığında bu şifacı kadına koşuyor. marazlı zihinler, yarım yamalak hayatlar çıkıyor ortaya. yaşam devam ediyor ama nasıl ve ne uğruna? bu şifacı kadının varlığı, hasta bir kadının sayıklamaları, her şey birleşince kitaba hem mistik hem de tekinsiz ve gerilim dolu bir hava veriyor.

anlatıcı karakterin değiştiğinden bahsettim. sakın gözünüz korkmasın, yazar bunu da harika kurgulamış ve akışta hiçbir kopma yaşamıyorsunuz, ne oluyor ne bitiyor diye kafanız karışmıyor.


104 sayfaya bu kadar iyi bir hikaye sığdırmak maharet ister. ilginizi çektiyse bakın demeyeceğim. biri karşıma geçse ve "cessie, kitap okumaktan nefret ediyorum ama kitap okumaya alışmak istiyorum. bana bir kitap ver." dese eline tereddüt etmeden kurtarma mesafesi'ni sıkıştırırım. hemen hemen hemen okunsun! herkesler okusun ve sonra toplaşıp sarılalım, mahvettiğimiz yerküre için.
devamını gör...

başarısız yemek yapma anısı

ağır depresif ataklarımdan birini geçiriyorum. öyle ki uyuyamıyorum, yemek yiyemiyorum, banyo yapamıyorum o dönem. pencere kenarında sigara içip ağlıyorum sonra üşüyüp ikili koltuğa tüneyip ağlıyorum. kafam çorba gibi hiçbir şey izleyemiyor ve okuyamıyorum. günlerim nasıl geçiyor kendim bile anlamıyorum çünkü insan hiçbir şey yapmadan onca saati nasıl geçirir?

işte öyle günlerden birinde büyük bir inanç ve kararlılıkla ev arkadaşıma döndüm ve kurabiye yapacağım. dedim. evet, tam olarak mrs dalloway'in çiçekleri kendisinin alması gibi. kendiliğinden ve aniden ve bütün bir yaşam buna bağlıymışçasına.

ellerimi yıkadım, internette gözüme bir tarif kestirdim ve gerekli malzemeleri bir kabın içinde karıştırdım. yoğurdum. yuvarlak şekiller verdim ve yağladığım tepsiye dizdim. gururla fırına yolladım tepsiyi ve yere oturup kurabiyelerimi izlemeye başladım.

bir süre sonra burnuma yanık kokuları gelmeye başladı. bir baktım üstü henüz kızarmaya bile yaklaşmamış kurabiyelerimin altı yanmış. oturduğum yerde ağlamaya başladım. ev arkadaşım koşa koşa geldi. bir yandan kurabiyeleri gözümün önünden uzaklaştırmaya, bir yandan beni teselli etmeye çalışıyor.

güller, diye düşündü alayla. hepsi çöpe güzelim. yeme-içme, çiftleşme, iyi günler, kötü günler derken hayatın hiç de ilgisi yoktu güllerle- izninizle kurabiyelerle de...
devamını gör...

fındık kabuğu

ian mcewan'ın yapı kredi yayınları'ndan çıkan neffis kitabı. çeviren ilknur özdemir.

aşkımıza. yaşandı. gerçekti.

pek çok aşk gibi, trudy ile john'un aşkı da yaşandı, gerçekti. her şeyden önce bu cümle çarpıcı geliyor bana çünkü biz aşkla peri masallarını karıştırıyoruz galiba. bir aşkın bitmiş olması bizde acı ve kalp kırıklığı yaratıyor evet ama hemen ardından demek ki aslında aşk değildi, aşk olsa bitmezdi yanılgısını da getiriyor. oysa ki aşk da bir his, değişmeye, dönüşmeye, yok olmaya açık. üstelik bizler bir aşk, o spesifik kişiye duyulan aşk, sonsuza uzanmadığında bu sefer de aşk diye bir şey yok sanıyoruz. benim aşkla alakalı engiiiin düşüncelerimi bir yana bırakıp kitaba dönersek, benim gibi düşünen, romantik olan, şair olan john.

trudy ise biten bir aşkı değersizleştirmekte aceleci. john'un kardeşi claude ile inanılmaz sığ ve salt şehvete dayalı bir ilişki yaşama konusunda ısrarcı. üstelik karnında john'un bebeğini taşımaktayken.

babasının rakibinin penisini burnunun dibinde bulmanın ne demek olduğunu herkes bilmez. doğum bu kadar yakınken beni düşünerek bundan kaçınmaları gerekirdi. tıbbi zorunluluktan değilse de nezaket icabı yapmalılardı bunu.

hiç yanlış okumuyorsunuz. en başta söylemedim ama şimdi söylüyorum, bu modern hamlet uyarlamasını bir fetüsün ağzından dinliyoruz. anne ve amca, babayı öldürmek ve onun pahabiçilemez evine konmak ve parayı paylaşmak için inanılmaz bir plan yaparlar. tüm bu planlara baştan sona şahit olan, üstelik bize de anlatan henüz doğmamış, hatta bir isme bile layık görülmemiş huysuz bir fetüstür. anne onu bir gereklilik gibi taşır, bir yük gibi. herhangi bir organını içinde taşırmış gibi. bebek dünyayı dışarıda duyduğu sesler, annesinin dinlerken uyuyakaldığı tartışma programları ve podcastler vesilesiyle tanır. öyle de güzel anlatır ki, kim içinden böyle entelektüel bir bebek çıkarmak istemez ki?

birkaç ufak aksilik nedeniyle okumak benim birkaç günümü almış olsa da, bu incecik kitabı bir solukta okumanız çok olası. ben mcewan'a hayran olup başka kitaplarını sipariş ettim bile.
devamını gör...

normal sözlük yazarlarının çizimleri

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
sanatçının tavuk olarak otoportresi...
devamını gör...

nefha

bir sezgin kaymaz romanıdır. kırmızı kedi yayınevi'nden çıkmış.

geçen sene öyküleri ile (bkz: bakele), (bkz: bu gün bize kim geldi) keşfettiğim ve bayıldığım, kendimi öykü okuru olarak görmediğim halde bayıldığım bir yazar sezgin kaymaz. bir romanı vesilesiyşe tanışıp çok sevdiğim bir yazarı öyküleri ile karşıma almak veya tam tersi beni hep ürkütür. çünkü iyi öykücü olmak iyi romancı da olmayı, iyi roman yazmak iyi öykü de yazmayı garanti etmiyor. o yüzden sezgin kaymaz'ın romanlarını hem delice merak ediyor hem de biraz okumaktan kaçıyordum. sonunda dün sabah nefha'yı elime almadan edemedim. bu sabah da bitirdim zaten.

sevenleri bu kitapla ikiye bölünmüş durumda. bir kısım okur, sezgin kaymaz'ın kitabı uzattıkça uzattığını, okurunu da hayal kırıklığına uğrattığını düşünüyor. ben katılmayanlardanım. bayıldım bu romana.

adem'in cezalandırılıp yer yüzüne gönderilişi, iblisin iblis oluşu cennetteki tüm dengeleri altüst ediyor. kahramanlarımız mikail, azrail ve israfil ve hatta cebrail bir yandan bu duruma adapte olmaya çalışırken bir yandan cennetteki "küçük melekler" vesilesiyle kendileri ile yükleniyor. kainatta yepyeni bir düzen kuruluyor ve biz de sezgin kaymaz'ın mizahi anlatımı ile bu sürece tanıklık ediyoruz.

elimde olmadan, sezgin kaymaz bu kitabı seri yapsa da habil ile kabilden tutun isa'ya, musa'ya ve hatta muhammed'e tüm dini halleri anlatıverse diye geçiriyorum aklımdan. hatta uzuuuun uzun iblisi de anlatsa bize, adem ile havva'yı da. eminim hepsini keyifle okurdum.

başarısız addedilen bir romandan bile bu denli keyif aldıysam öteki kitaplarını düşünemiyorum. yazarın bir sonraki yazacağı kitap ne olur bilinmez ama o zamana dek benim halihazırdaki roman ve öykülerine sarılacağım kesin.

bir de kapak çizdim nefha'ya, yaparken çok eğlendim.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

tanrım o kadar güzelsin ki yağmur başladı

çevirmenliğini kerem uğur'un yaptığı, içinde richard brautigan'ın basılan tüm şiirlerinin bulunduğu, sub yayıncılık'tan çıkan güzel kitap. benim en sevdiğim şiirlerden biri şu (kitabı arayıp bulmaya üşendiğim için çevirisini değil ingiliççesini yazıyorum):

ıt's so nice
to wake up in the morning
all alone
and not have to tell somebody
you love them
when you don't love them
any more.
devamını gör...

beholder

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
harika bir casusluk, gözetleme, simülasyon oyunu beholder.
totaliter bir rejimde, kendinizi ve ailenizi hayatta tutmaya çalışıyorsunuz. bir apartmanda yaşıyorsunuz. apartman yöneticisisiniz. insanlara daire kiralayıp ihtiyaçlarına yardımcı olarak itibar kazanıyorsunuz.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
şöyle bi' apartman, 6 daire var. en alt katta siz yaşıyorsunuz. bir eşiniz 2 çocuğunuz var. bunların ihtiyaçlarına para yetiştirmeye çalışırken bir yandan da apartman sakinlerini gözetlemelisiniz. bunun için evlerine kamera yerleştirmeniz gerekiyor ki siz ortalıkta yokken neler döndüğünden haberiniz olsun. tabi kapı deliğinden gözetlemek de bir seçenek.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
şöyle sekme var. gördüğünüz gibi buradan posta yoluyla hökümete komşularınızın zevkleri, kişilikleri ile alakalı profil dosyası oluşturup yollayabiliyorsunuz. bu size para sağlıyor. şayet yasa dışı herhangi bir faaliyetleri olduysa bunu da gerekli alanları doldurarak ihbar etmeniz gerekiyor. ancak siz tabi bunu hökümete ihbar etmek yerine komşularınıza şantaj da yapabiliyorsunuz.

oyunun atmosferi çok karanlık. çizimleri falan harika. ben yaklaşık 1 haftadır oynuyorum ama zatürreye yakalanan küçük kızımı kurtarmak için gerekli parayı toplayamadım. o noktadan sonra da konu komşuyla kavga edip kendimi de öldürtüyorum zaten.* konudan komşudan çaldığınız eşyaları karaborsada satabilirsiniz ama bu işi de dikkatli yapmanız gerekiyor. abartırsanız dikkat çekiyorsunuz, polis tepenize biniyor.

beholder 2 ve 3 de çıkmış. 1 ve 2'yi türkçe de oynayabiliyorsunuz. 3'ün (henüz) böyle bir dil desteği yok. bolca okumanız gereken bir oyun olduğu için bunu dikkate almalısınız. geçen akşam 2'ye de bakındım ama 1 kadar sevmedim. bakalım... zaman ayırıp oynarsam onu ayrıca yazarım.

steam'de şu an 18 lira ancak dönem dönem dehşet indirimler oluyormuş, 2 liraya kadar düşüyormuş. indirimde yakalarsanız bence 2 saniye düşünmeyin.

#2182627 şurada do not feed the monkeys'i yazmıştım. mantık olarak epeyce benzeseler de bana kalırsa beholder çok daha aktif olmanız gereken bir oyun. do not feed the monkey ise hem atmosferi, hem karakterleri nedeniyle bir nebze daha neşeli.
devamını gör...

yazarların engellediği yazarlar

merak ettiren ve baktıran başlık.
açıyorum.
kaan - gitti
sabata- gitti
adam gibi adam vede erkeğin dibi - gitti
kekliğim - sadece mesaj - özelden bişi yazmaya kalkarsa diye. dm'de irtibat kurmak istemiyorum. yoksa kekliğimin sapık manyak hali yok onla derdimiz bambaşka.
archie bunker - mesaj ve tanım - bu arkadaşın da büyük bi yamuğunu görmedim. cinsiyetçi ve saldırgan buluyodum kadınlara karşı ve görünce de adama salça oluyordum falan. ondan engelledim.
frante - gitti
kaneka - kadın düşmanı diye

edit: artık yazabilirim diye düşündüm. güncellicem bu listeyi zamanla. şu engelli - gitmeyenlere açıklama da eklicem çünkü şurda çok kötü durdular şu tabloda.
devamını gör...

düşünce özgürlüğü

beni bilirsiniz, takıntılı olduğum kadar pragmatistimdir de. saçmalıklardan fayda devşirmeyi severim.
o yüzden oturdum bu yazıyı yazıyorum, saat 2.31, keşke şu işlere ayırdığım vakti kendi tezime ayırsam...

düşünce özgürlüğünün ne olduğunu ve sınırlarını bilmenin özellikle bizimki gibi toplumlarda önemli olduğunu düşünüyorum. benim jenerasyonum galiba en yaygın ve dehşet verici haliyle gezi parkı direnişleri sırasında karşılaştı özgürlük ihlallerinin, daha öncesinde bunun neredeyse tüm topluma dönük bir tehdit haline gelişini deneyimlemiş miydik, anımsamıyorum. ama yaşça daha büyük yazarlar elbette ki daha vahim olaylara tanık olmuşlardır, belki benim dikkatimden kaçan başka önemli olaylar da yaşanmış olabilir.

düşünce ve ifade özgürlüğü dendiği zaman hepimizin aklına istediğimizi düşünme / söyleme hakkımız olduğu geliyor. ancak benim okuduklarımdan anladığım kadarıyla, tam olarak öyle değil. ayrıca -bunun sözlükte de sıkça karıştırıldığını düşünüyorum, bir başlık açılmış bu konuda :d (bkz: düşünce özgürlüğü diyerek herkese sallayan insan)- düşünce özgürlüğü ile düşünceyi ifade etme özgürlüğü karşımıza farklı kavramlar olarak çıkıyor. ilki içsel bir işlem niteliğindeki hak ve özgürlükleri içerirken diyor, ikincisi dışsal bir eylem niteliği taşıyor diyor, yani toplumu ve diğer bireyleri etkiliyor. bu arada bi başka makalede de düşünce özgürlüğünü açmışlar ve aslında "düşünceyi üretmeyi sağlayacak kaynaklara ulaşabilme hakkını" da burada belirtmişler, doğru habere ulaşma özgürlüğü, eğitim alma özgürlüğü falan gibi.

10 aralık 1948 tarihli insan hakları evrensel bildirisi'nin (declaration of universal human rights) 19. maddesine göre; “herkes, düşünce ve ifade özgürlüğü hakkına sahiptir; bu hak, düşüncelerinden ötürü rahatsız edilmemek, haberleri ve düşünceleri istenilen araçla aramak, elde etmek ve yaymak özgürlüklerini içermektedir


4 kasım 1950'de roma'da imzalanan ve 3 eylül 1953'de yürürlüğe giren avrupa insan hakları sözleşmesi'nin (european convention of human rights) 10. maddesinde “herkes düşünceyi açıklama hakkına sahiptir. bu hak, düşünce hürriyetini ve resmi makamların müdahalesi ve memleket sınırları sözkonusu olmaksızın, haber veya fikir almak veya vermek özgürlüğünü içerir” ifadesine yer verilmektedir


ancak devletler tabii yasalarını düzenleme haklarına sahipler. bizim ülkemizde 82 anayasasının 25. maddesinde

“herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.”

şeklinde ifade edilmiş ve 26. maddede ise çeşitli sınırlama nedenleri öngörülmüş, onlar da şöyleymiş:

suçun önlenmesi ve suçluların cezalandırılması,
devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanamaması,
başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının korunması,
kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması,
yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi,


burada yani benim anladığım, düşünce özgürlüğü derken bu kavramın sınırları içerisine giren bir takım başka kavramların söz konusu olduğu, haber alma özgürlüğü gibi, eğitim alma özgürlüğü gibi, demokratik ve eşit koşullarda eğitim alma özgürlüğü gibi bi madde de geçiyor hatta, bunlar düşünceyi "oluşturabilme" ayağı işin. düşünceyi "paylaşabilme" durumu da önemli. burada da basın yayın özgürlüğü, ifade özgürlüğü gibi durumlar işin içine giriyor.

anayasaya göre de (aslında temelde yasaların amacı da budur ya) kamu düzenini ve devlet bütünlüğünü koruyacağı düşünülen sınırlamalar var. hepsi çok güzel. e peki o zaman, bu hakaret davaları ne? mesela ben buradan birine uluorta "sen salaksın" yazarsam "şöhret ve hakları" ihlal edileceği için suç olacak da, kulağına fısıldarsam okey mi? bu arada burada "şöhret" derken itibar gibi algıladım, belki onu da g.tümden anladım.

o yüzden bacınız üşenmedi ve buna da baktı. bir kaynakta şöyle diyor:

bir kimsenin şeref, haysiyet ve toplum içindeki itibarı kişilik haklarının bir parçası olup bu kişilik haklarına yönelik saldırıların gerek özel hukuka ilişkin yaptırımlar gerekse cezai yaptırımlarla önlenmesi esası benimsenmiştir. bu nedenle hakaret suçu genel olarak ceza kanunlarında şerefe karşı suçlar başlığı altında düzenlenmiştir.


hakaret teşkil eden fi il ile bir insanın kendisine yönelik beslediği iyi duygu (sübjektif-iç şeref) ve diğer kişilerin o insana verdiği değer ve saygı (objektif-dış şeref) zedelenebileceğinden, hakaret suçunda suçun hukuki konusunu, kişinin toplum içinde ve başka kişiler nezdindeki saygınlığı ile bizzat kişinin kendisine verdiği saygı ve değer oluşturmaktadır. yani hakaret suçu ile korunan hukuki varlık veya menfaat, bireyin gerek kişisel, gerekse toplum içindeki şerefi , saygınlığı ve itibarıdır.


bu arada bu tür davalar sadece kişinin kendisinin kendisi için açabildiği davalar değil. çocuk ve zihinsel engelli bireyler söz konusu olduğunda onlar adına da dava açmak mümkün.

bir diğer anladığım da, fiskos fiskos itibar karalaması yapmak da aslında suç teşkil ediyor. yani ben birine toplum içinde parmağımı uzatıp sen salaksın diyorsam sorun, evet ama hakkında kulaklara bu kişi salak diye fısıldayarak bir karalama süreci kuruyorsam da bu da sorun. *

gerçi sözlükte avukat arkadaşlar var. onlar daha derli toplu yazarlarsa daha iyi olabilir ve daha doğru bilgi verebilirler. ben kendimce böyle anladım ve özetlemeye çalıştım. hukukçu değilim ve kapsam ve bağlamı çeşitli senaryolar ile ilişkilendiremem.

kusurum olduysa affola.
düzeltmek isteyen olur ise de elini korkak alıştırmasın, bilakis memnun olurum. kendi aklımda da oturtmuş ve düzeltmiş olurum.
devamını gör...

gerçekten iyi olan tanrı mı yoksa şeytan mı sorusu

tanrı vs şeytan atışmasında bizim tarafımız belli.
şeytan tarihteki ilk dürüst varlıktır, karşımda tanrı var diye omurgasızlık etmemiş ve fikirlerini söylemiş ve savunmuştur. düşünce hürriyeti hiçe sayılmış ve cezalandırılmıştır.
ne bakunin, ne kropotkin.
en t.ş.klı anarşist şeytandır arkadaşlar.
kral çıplak demeyi başaran örnek bi figürdür.
devamını gör...

geceye kurgusal bir karakter bırak

deviantart çok sevdiğim bir site. insanlar çizimlerini / eskizlerini falan yayınlıyor. şu sıralar suç ve ceza'yı okuduğumdan ben raskolnikov'u seçtim ve şu 2 resme de bayıldım:
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
buradan
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
buradan

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
bu da naçizane benim raskolnikov'um. *
devamını gör...

crystal fairy & the magical cactus

senaristliğinden yönetmenliğine her bi' şeyini sebastian silva'nın yaptığı film.


dallamanın teki olan jamie'nin bir partide kafası güzelken bir kızı, arkadaşları ile birlikte gidecekleri san pedro kaktüsü (halüsinojenik bi kaktüs) deneme yolculuğuna davet edişi ile başlıyor film. jamie rolü için de eblek suratlı michael cera harika seçim olmuş. dallama erkek rolünün daha fazla yakıştığı çok az insan var bence.

her neyse, bir gece önce crystal'ı davet ettiğini bile unutan jamie, kızcağızın buluşmayı kararlaştırdıkları yerde kendisini beklediğini öğrenince mızmızlanmaya ve kızı yolculuktan elemine etmeye çalışıyor ama arkadaş grubunun diğer üyeleri dallama olmadığı için crystal yolculuğa dahil oluyor günün sonunda.

kendi şizotipal deliliği içinde tatlı bi' karakter olduğunu düşünüyorum crystal'ın. çeşitli ritüelleri, inançları, işte hayatı güzelleştirmek için uydurup sonra inandığı çeşitli peri masalları var. tabii bir yandan herkesin olduğu gibi, onun da dünyasında bazı karanlık yanlar var. jamie ise bencil, düşüncesiz ve sabırsız bir tip. tipik haşin oğlan çocuğu.

film boyunca ikilinin çatışmasını izliyoruz. günün sonunda kaktüsler pişirilip tüketiliyor. tripten tribe giriliyor ve çatışma çözümleniyor.



inanılmaz sıcak ve tatlı bir film. peki filmden çıkarmamız gereken en önemli ders ne?
1- dallamalarla meskalin denemek tehlikelidir.
2- madde etkisi altında grubu dağıtmak tehlikelidir.

meskalinsiz günler efenim.
devamını gör...
devamı...

taş kaktüs

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

türkiyede taş kaktüs ya da yaşayan taş adıyla bilinen bu bitki aslında aizoaceae familyasına ait bir tür sukkulenttir. afrikanın güneyinden köken almıştır. taşa benzeyen bir görünümü olması, hayvanlar tarafından yenmesini engelleyerek bitkiye avantaj sağlar.

bitki karşılıklı iki yapraktan oluşur. yeni yapraklar bu iki yaprağın arasından çıkar, onlar büyüyünce dıştaki yapraklar ölür. bitkinin gövdesi yokmuş gibi görünür ancak toprak altında bir gövde mevcuttur. bu adaptasyon su kaybını azaltmada işe yarar.

iri taneli ve kumlu topraklarda yaşarlar. su ihtiyacının rahatça giderilemediği bölgelerde yetişen pek çok bitkide olduğu gibi bu bitkide de kökler oldukça uzundur. bu nedenle eğer bu bitkiyi yetiştirmek isterseniz derin bir saksı seçmeniz faydalı olacaktır.

tahmin edebileceğiniz gibi sık sulanmasına gerek yoktur.
devamını gör...

howl (film)

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

amerikalı şair allen ginsberg'ün aynı ismi taşıyan şiirini müthiş animasyonlarla harmanlayan, aynı zamanda müstehcen olduğu gerekçesi ile yayıncısının dava edilişini ve duruşma sürecini kurgulayan, bir yandan da ginsberg'ü kendisinden dinlememize olanak tanıyan bir röportaj kısmını da barındıran, yani üç eksende ilerleyen bir film.

yönetmenler rob epstein ve jeffrey freidman. ginsberg'ü ise james franco canlandırıyor.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

animasyonlar anladığım kadarıyla kitabın grafik-roman şeklinde hazırlanan baskısına uygun olarak hazırlanmış. bakmak isterseniz çizer eric drooker.

film olaylar üzerinden ilerlemiyor aslında. hem belgesel, hem şiir dinletisi gibi. jack kerouac, neal cassady gibi isimler kulağımıza çalınsa da onlarla çok fazla hemhal olamıyoruz.

ginsberg'ün annesinin akıl hastanesi deneyimi, kendisinin akıl hastanesi deneyimi belli ki yaşamını etkilemiş.

2010'da gösterilmiş, bu vakte kadar nasıl duymadım hayret.
ben keyifle izledim, bu gün de kendi uluyan'ımı çizdim:
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

sözlüklerin erkeklere ait olduğu gerçeği

her şeyin erkeklere ait olduğu gerçeği...

erkek dediğin canlı böyle bi şey çünkü. otu b*ku sahiplenmezse, alanı olarak işaretlemezse, tahakküm kurmazsa rahat edemiyor. mesela bir kadın olarak reglinizden veya meme boyunuzdan bahsedin. muhakkak memeniz veya regl döngünüz hakkında sizden daha bilgili olacaktır. hiç tanımadığınız biri bile olabilir bu. selam verdiğiniz anda birden her şey onun etrafında dönmeye başlar. yani iletişim kurmanız yeterlidir bu tahakkümle karşılaşmak için. bazen duygu ve düşünceleriniz bile onun tasarrufundadır. rahatlıkla size "hayır aslında böyle hissediyorsun" diyebilir.

bunun dışına çıkan erkekler de vardır ama muhtemelen erkek nüfusunun %0.5ine filan tekabül ediyorlar. ve dağılmış vaziyetteler, endemik değiller. bunlardan burada vardır diyip gidip bulamıyorsunuz o nadide beyleri.

dolayısıyla alın canlarım, sözlükler de sizin olsun.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ordu

mis gibi havası, sıcacık insanları, tarifsiz bi manzara sunan teleferiği, tadı damaklarda iz bırakan pidesi, yeşilin maviyle dans ettiği eşsiz doğası ile allahın belası bir ilimizdir.
devamını gör...

süngerbob çorabı giyen yiğido

hocam, 5. günün şafağında ne kadar hoş geldin ya...
inanılmaz duyguluyum, gözyaşlarım şelale.
kör ölür badem gözlü olur olmuştu senin olay *, vakitli müdahaleler yapılamadı ve bunun utancı yaşandı.
dirilmene çok sevindim.
devamını gör...

bipolar duygudurum bozukluğu

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
bipolar bozukluk budur.
devamını gör...

bir tweet görseli bırak

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yazarları ağlatan şarkılar


çok var ama bu günün salya sümük ağlamalı şarkısı bu olabilir.
yüzyıllarca beklemiş gibiyim ve yüzyıllarca daha beklesem şikayet etmem. beklenecek biri/ bir şey olsa yani.

bütün ayçiçekleri ezilmiş, bütün yaşlı, kirli lokomotifler zafere koşuyor gibi bir dünya. (bkz: günebakan sutra) oysa ben bununla çok mücadele etmiştim hem de gördüğüm manzarayı çok sevmiştim.

your deepest hell, never the same as them
ı've burned a lot of bridges
so we can love until infinity
devamını gör...

otopsim


oscar wilde şöyle yazmış: "hepimiz çukurdayız ama aramızdan bazıları yıldızlara bakıyor."
ben burnu havada biri gibi görünme ve kafamı kırma uğruna yıldızlara baktım.
beni moliere gibi geceleyin gömsünler isterdiö.
yıldızlar için.



otopsim, fournier'den okuduğum ilk kitap. dolayısıyla tarzına hakim değilim. ancak anladığım kadarıyla otobiyografik kurgular söz konusu. çünkü otopsim'de bol bol başka kitaplarından söz ediyor.

kitabın kahramanımıza, yani fournier'nin kadavrasına aslında antikahraman demek bence yanlış olmaz. ancak öyle yeraltı edebiyatı tabir ettiğimiz türde karşımıza çıkan, ağzı bozuk, kendini kaybetmiş ve bulamamış bir anti kahraman değil. daha çok sevimsiz, uyumsuz bir karakter. bir hayli benmerkezci hatta insan bu işi narsizme vardırıyor mu acaba diye düşünmeden edemiyor.

"bu gün kadavra dağıtımı var." diye başlıyor kitap. ve ilk sayfada öğreniyoruz kendisinin de o kadavralardan biri olduğunu. genç bir kız öğrenci bedeninin otopsisini gerçekleştirirken, fournier de yaşamının ve zihninin otopsisini gerçekleştiriyor. açık yüreklilikle de bizlerle paylaşıyor. ben okurken, sıklıkla empati kurmayı denerim. kahramanla benzer yanlarımı yakalar, ayrı yanlarımızı incelerim. eh, sizde de böyle bir alışkanlık varsa, kitap ister istemez sizi de kendi yaşamınızın ve zihninizin otopsisini yapmaya davet ediyor.

kara mizah her zaman sevdiğim bir şey oldu. şarkıyı değiştireceğim ve "acıdan geçmeyen gülümsemeler biraz eksiktir" diyeceğim, ayh kendi içimi şişirme pahasına inanıyorum da buna. ve fournier de bu işi çok iyi yapıyor, acının tatlı tebessümü hehehe hepimizin galbinde.
devamını gör...

geceye bir şiir bırak


ölümden önceki uyak
konaklaması bir ipte iki cambazın
sevişerek mümkün ancak...
özge dirik
devamını gör...

kişinin aşık olduğunu anladığı an

bi' anda dünya benim değil onun etrafında dönmeye başladı. dedim kızım sen egoist g*tün tekisin, normalde böyle olmaması lazım. o an anladım.
devamını gör...

kitap alıntıları


ben de pazartesi günü gibi hüzünlü ölümsüz erkekler tanımıştım...


dul ölümsüz eş arıyor - jean louis fournier
devamını gör...

aşk hayatını bir görsel ile anlat

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

güne bir şarkı bırak

open.spotify.com/track/3rCt...
devamını gör...

sözlük yazarlarının ruh halini anlatan görseller

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim