30 yaş her şey için geç midir sorunsalı
başlık "arturo bandini" tarafından 18.12.2021 03:10 tarihinde açılmıştır.
1.
her şey için değil ama birçok şey için geçtir.
yirmilerin başındaki o kayıtsızlık neymiş öyle, nefismiş a* koyim. ne yaptık? amerikan gençlik filmlerindeki gibi havuzlu villalarda parti verip akşamında çılgınlar gibi seviştik mi? hayır. yaptığımız şey belliydi, ya ders çalıştık ya oyun oynadık ya da beşiktaş'ta, kadıköy'de iki üç bira çakıp eğlendik. yani anlatacak müthiş hikayelerimiz yoktu ama bir kayıtsızlık vardı işte. yaşam canımıza okuyamamış, o gençliğin ve tazeliğin tadını çıkarabilecek boşluklar yaratabiliyorduk kendimize. hiç iş hayatındaki o saçmalıklarla yüzleşmemiş, mecburiyetlerin ve sorumlulukların altında ezilmeye başlamamıştık.
"ilk mert evlenir"
"yok lan ben son evlenirim. ilk ali evlenir. kaç yıllık ilişkisi de var"
"siktir lan, en son ben evlenirim görürsünüz"
muhabbetinin döndüğü ortamdaki mert de ali de mehmet de evlenmiştir mesela. istediğin kadar kaç, yaş ilerledikçe bir kalıba oturuyorsun, oturmak zorunda kalıyorsun. işte dün dört tane gerizekalı sabaha kadar içip kızlarla şişe çevirmece hikayelerini anlatıp eğlenirken, bugün düğün masraflarının muhasebesini tutuyor olurlar. daha birkaç yıl önce melisa'nın müthiş memelerinin betimlemesini yapan adamlar "kasım-aralık ayı arasındaki salon takımı fiyat farkı" konuşuyor olurlar. daha önce "busenin de muhteşem kalçaları" ile çeşitlenen konu bu sefer "düğün salonu fiyatlarının da dramatik artışı" ile çeşitlenmeye başlamıştır. yani ne diyelim, büyümek bu işte a* koyim. resmen damarlarımıza kodlanmış, "oku, iş bul, evlen" resmen kodlanmış yani. zaman zaman güzeldir, özenirim, saygı duyarım ama otuzlarına gelirken insanın karşılaştığı şeyler bunlar işte.
işte mesela bunun için geç artık. yani sabaha kadar 5-6 kişi oturup yarının ya da ay sonunun, ne bileyim mutfak takımının enza home'daki fiyatlarının düşünülmediği, sadece ve sadece melisa'nın muhteşem memelerinin konuşulduğu o kayıtsız ortam için geç kalınmıştır. yani yaşadın yaşadın bunu. o kimyayı bir daha tutturmak zordur. otuzlar gelir, her yerinden sorumluluk döke döke, hayal kırıklıklarıyla, öyle ya da böyle saçmalamaya başlamış psikolojilerle beraber gelir.
sırf iş hayatıyla, bu sıkışmışlıkla karşılaşmamış olmak; artık yıllardır üstüne tezlerin yazıldığı, sürekli birilerinin lanetlediği sistemin içerisinde olduğunu fark etmemiş olmak bile büyük iştir be. sırf bundan habersiz olduğumuz günlere dönememek bile çok şey kaybetmektir. yani bir zamanlar idealisttik öyle değil mi? şunu ya da bunu yapacaktık. şimdi ise sırf iş tanımınız gereği bir sürü angarya işle uğraşırsınız. mesela bir mühendisin en önemli yeteneği literatür taramaktır. öyle mühendislere teknik destek verirsiniz ki basit bir google araması yapmaktan acizdir. adam parayı basmıştır ve s.ke s.ke onun aslında kendisinin arayıp bulması gereken şeyle siz saatlerinizi yok edersiniz. sırf para verdiği için sizi arar "şunu yap" der ve yaparsınız, ekmeğinizi kazanıyorsunuzdur. bir sürü çöplükle dolar kafanız. sırf şu idealistliğin yavaş yavaş yok olmaya başlaması bile büyük kayıptır. çok şeydir a* koyim.
eskisi gibi gelişime zaman ayıramayız mesela. gerçekten ekstra çalışmalar yapmaktan yorulmuşuzdur. yani denemişsin denemişsin olmamış. bir dönem aylarca bir konuyu öğrenmiş, sonra vazgeçip diğerine geçmişsindir. zaman çoktur, bilinç de hayvan gibi uyanıktır. şimdiyse zihin biraz daha yorgundur ve seçicidir. hobilere mi zaman ayıracaksındır yoksa ekstra çalışmalara mı? birini yapsan diğeri olmuyor. birini yapsan, yaşadığını unutuyorsun; diğerini yapsan yarınının da aynı boktanlığa saplanıp kalacağın kaygısıyla yaşıyorsun. tam bir keşmekeş, ruhsal bir bulantı, tam bir iç sıkıntısı.
kişiliksizliğe, şu iğrenç hasetliğe falan artık tahammül edememeye başlarız. gerçekten öyledir. yani daha önce insanların kalbindeki o çirkinliği bir şekilde enerjimizle, neşemizle örtüp atıyordur bir tarafa. yavaş yavaş gözümüze batmaya başlar, midemizi bulandırır. yıllarca beraber vakit geçirdiğin insandan tut da yeni tanıştığın insanlara kadar, gerçekten tahammül edemez olursun. kocaman adam olmuş, yani, şöyle baksan adam zannedersin, insanların çocuk gibi zırvaladıklarını görürsün. birbirlerinin saçma sapan davranışlarına takılır, kıyıda köşede seni yakalayıp anlatırlar. işte, "grupta şunu yazdı" ya da "falancaya kahve getirdi de bize bir çayı çok gördü" gibi zırvalar. koca koca insanlar sağda solda ağlaşırlar. sonra bir iş hırsı, bir samimiyetsiz tebrik füryası. neresinden bakarsan bak toyca, nereden bakarsan bak gerzeklikle dolu ortamlar.
söylenecek çok şey var.
yirmilerin başındaki o kayıtsızlık neymiş öyle, nefismiş a* koyim. ne yaptık? amerikan gençlik filmlerindeki gibi havuzlu villalarda parti verip akşamında çılgınlar gibi seviştik mi? hayır. yaptığımız şey belliydi, ya ders çalıştık ya oyun oynadık ya da beşiktaş'ta, kadıköy'de iki üç bira çakıp eğlendik. yani anlatacak müthiş hikayelerimiz yoktu ama bir kayıtsızlık vardı işte. yaşam canımıza okuyamamış, o gençliğin ve tazeliğin tadını çıkarabilecek boşluklar yaratabiliyorduk kendimize. hiç iş hayatındaki o saçmalıklarla yüzleşmemiş, mecburiyetlerin ve sorumlulukların altında ezilmeye başlamamıştık.
"ilk mert evlenir"
"yok lan ben son evlenirim. ilk ali evlenir. kaç yıllık ilişkisi de var"
"siktir lan, en son ben evlenirim görürsünüz"
muhabbetinin döndüğü ortamdaki mert de ali de mehmet de evlenmiştir mesela. istediğin kadar kaç, yaş ilerledikçe bir kalıba oturuyorsun, oturmak zorunda kalıyorsun. işte dün dört tane gerizekalı sabaha kadar içip kızlarla şişe çevirmece hikayelerini anlatıp eğlenirken, bugün düğün masraflarının muhasebesini tutuyor olurlar. daha birkaç yıl önce melisa'nın müthiş memelerinin betimlemesini yapan adamlar "kasım-aralık ayı arasındaki salon takımı fiyat farkı" konuşuyor olurlar. daha önce "busenin de muhteşem kalçaları" ile çeşitlenen konu bu sefer "düğün salonu fiyatlarının da dramatik artışı" ile çeşitlenmeye başlamıştır. yani ne diyelim, büyümek bu işte a* koyim. resmen damarlarımıza kodlanmış, "oku, iş bul, evlen" resmen kodlanmış yani. zaman zaman güzeldir, özenirim, saygı duyarım ama otuzlarına gelirken insanın karşılaştığı şeyler bunlar işte.
işte mesela bunun için geç artık. yani sabaha kadar 5-6 kişi oturup yarının ya da ay sonunun, ne bileyim mutfak takımının enza home'daki fiyatlarının düşünülmediği, sadece ve sadece melisa'nın muhteşem memelerinin konuşulduğu o kayıtsız ortam için geç kalınmıştır. yani yaşadın yaşadın bunu. o kimyayı bir daha tutturmak zordur. otuzlar gelir, her yerinden sorumluluk döke döke, hayal kırıklıklarıyla, öyle ya da böyle saçmalamaya başlamış psikolojilerle beraber gelir.
sırf iş hayatıyla, bu sıkışmışlıkla karşılaşmamış olmak; artık yıllardır üstüne tezlerin yazıldığı, sürekli birilerinin lanetlediği sistemin içerisinde olduğunu fark etmemiş olmak bile büyük iştir be. sırf bundan habersiz olduğumuz günlere dönememek bile çok şey kaybetmektir. yani bir zamanlar idealisttik öyle değil mi? şunu ya da bunu yapacaktık. şimdi ise sırf iş tanımınız gereği bir sürü angarya işle uğraşırsınız. mesela bir mühendisin en önemli yeteneği literatür taramaktır. öyle mühendislere teknik destek verirsiniz ki basit bir google araması yapmaktan acizdir. adam parayı basmıştır ve s.ke s.ke onun aslında kendisinin arayıp bulması gereken şeyle siz saatlerinizi yok edersiniz. sırf para verdiği için sizi arar "şunu yap" der ve yaparsınız, ekmeğinizi kazanıyorsunuzdur. bir sürü çöplükle dolar kafanız. sırf şu idealistliğin yavaş yavaş yok olmaya başlaması bile büyük kayıptır. çok şeydir a* koyim.
eskisi gibi gelişime zaman ayıramayız mesela. gerçekten ekstra çalışmalar yapmaktan yorulmuşuzdur. yani denemişsin denemişsin olmamış. bir dönem aylarca bir konuyu öğrenmiş, sonra vazgeçip diğerine geçmişsindir. zaman çoktur, bilinç de hayvan gibi uyanıktır. şimdiyse zihin biraz daha yorgundur ve seçicidir. hobilere mi zaman ayıracaksındır yoksa ekstra çalışmalara mı? birini yapsan diğeri olmuyor. birini yapsan, yaşadığını unutuyorsun; diğerini yapsan yarınının da aynı boktanlığa saplanıp kalacağın kaygısıyla yaşıyorsun. tam bir keşmekeş, ruhsal bir bulantı, tam bir iç sıkıntısı.
kişiliksizliğe, şu iğrenç hasetliğe falan artık tahammül edememeye başlarız. gerçekten öyledir. yani daha önce insanların kalbindeki o çirkinliği bir şekilde enerjimizle, neşemizle örtüp atıyordur bir tarafa. yavaş yavaş gözümüze batmaya başlar, midemizi bulandırır. yıllarca beraber vakit geçirdiğin insandan tut da yeni tanıştığın insanlara kadar, gerçekten tahammül edemez olursun. kocaman adam olmuş, yani, şöyle baksan adam zannedersin, insanların çocuk gibi zırvaladıklarını görürsün. birbirlerinin saçma sapan davranışlarına takılır, kıyıda köşede seni yakalayıp anlatırlar. işte, "grupta şunu yazdı" ya da "falancaya kahve getirdi de bize bir çayı çok gördü" gibi zırvalar. koca koca insanlar sağda solda ağlaşırlar. sonra bir iş hırsı, bir samimiyetsiz tebrik füryası. neresinden bakarsan bak toyca, nereden bakarsan bak gerzeklikle dolu ortamlar.
söylenecek çok şey var.
devamını gör...
2.
40+ spor bildiriyor. değildir!
devamını gör...
3.
'' her şey''in ne olduğunu çözdüyseniz geç değil.
devamını gör...
4.
olmayan sorunsaldır.
60ından sonra hayata yeniden başlayan bir kadının kızı olarak konuşuyorum. hayat her an yeniliklere gebe.
60ından sonra hayata yeniden başlayan bir kadının kızı olarak konuşuyorum. hayat her an yeniliklere gebe.
devamını gör...
5.
sorunsal olmayıp cevabı da hayır olan soru.
30 yaşa, hatta bazen 35 veya 40'a gelene kadar aslında dünyanın ne olduğunu pek de çözmüş sayılmaz birçok insan. ben büyüdüm, oldum artık zanneder ama büyümek ölene dek bitmeyen bir süreç. 20 yaşında yaptığınızı 30'da beğenmez, 30'da yaşadıklarınıza 40'ta güler, 40'ta gördüklerinizi 50'de anlarsınız ve bu böyle sürer. o yüzden hayat, siz ne zaman onu ve neyin önemli neyin önemsiz olduğunu idrak ederseniz o zaman başlar.
biraz da yaşam şeklinize bağlı bazı şeyler. vakit ayırabilmek gerekiyor bazı işlere. "benden geçti artık" diyerek oturduğu yerde oturana hayat da o bakış açısını hak edeceği şekilde muamele ediyor.
30 yaşa, hatta bazen 35 veya 40'a gelene kadar aslında dünyanın ne olduğunu pek de çözmüş sayılmaz birçok insan. ben büyüdüm, oldum artık zanneder ama büyümek ölene dek bitmeyen bir süreç. 20 yaşında yaptığınızı 30'da beğenmez, 30'da yaşadıklarınıza 40'ta güler, 40'ta gördüklerinizi 50'de anlarsınız ve bu böyle sürer. o yüzden hayat, siz ne zaman onu ve neyin önemli neyin önemsiz olduğunu idrak ederseniz o zaman başlar.
biraz da yaşam şeklinize bağlı bazı şeyler. vakit ayırabilmek gerekiyor bazı işlere. "benden geçti artık" diyerek oturduğu yerde oturana hayat da o bakış açısını hak edeceği şekilde muamele ediyor.
devamını gör...
6.
her şey biraz ağır oldu sanki. yaş olarak değil ama evlilik ve çocuk olduysa bazı şeyler için geç olabilir ya da planlarınızı çocuk büyüsün öyle diye diye sürekli erteleyebilirsiniz. özellikle hem cinslerim yani kadınlar maalesef.. birde tabiki gençlikte ki o berrak zihin kalmıyor kabul edelim. kafada bir çok düşünecek olay oluyor.
devamını gör...
7.
kesinlikle yok öyle bir şey. afedersiniz ama sizin içiniz geçmiş. oysa ki otuzlu yaşlar bir insanın en verimli olduğu yaşlardır.
otuzlarımda olduğumu çok mu belli ettim?
otuzlarımda olduğumu çok mu belli ettim?
devamını gör...
8.
-bugünkü karamsar halimle bile - değildir diyorum.
30'lu yaşlar eski 20'li yaşlar gibi artık. ve hayat
40'lı yaşlarda başlıyor. yeter ki ruh yaşlanmasın, kararmasın.
30'lu yaşlar eski 20'li yaşlar gibi artık. ve hayat
40'lı yaşlarda başlıyor. yeter ki ruh yaşlanmasın, kararmasın.
devamını gör...
9.
şu gereksiz uzun ilk tanımı okuyabilmek için evet, artık çok geçtir.
mesela.
mesela.
devamını gör...
10.
devamını gör...
11.
yaş denen şey; -fiziksel değişimler dışında- sadece sayılardan ibarettir. evlenmenin yaşı, okumanın yaşı, iş kurmanın yaşı diye bir şey yoktur. bu kalıplar, toplumun yine toplum bireylerine dayattığı sınırlardır. bir başkası 30 yaşında ruhunu valhalla’ya gönderip, yaşamını içinde bulunduğu sınırlar dahilinde kabul edip kendisini bıraktıysa, siz de hayallerinizden, hedeflerinizden vazgeçeceksiniz diye bir şey yok.
bir söz var ki, çok severim; insanın en büyük düşmanı kendisidir. kendinizin düşmanı olmayın sözlük. ne zaman olursa olsun hiçbir şey için geç değildir.
bir söz var ki, çok severim; insanın en büyük düşmanı kendisidir. kendinizin düşmanı olmayın sözlük. ne zaman olursa olsun hiçbir şey için geç değildir.
devamını gör...
12.
çoktan vazgeçmiş iseniz eğer, 15 yaş bile her şey için çok geçtir.
sıkıca tutunyorsanız aksine, 90. yaş bile daha bitmedi gibi gelir.
ben aralardayım, olsa olur her şey olmasa da.
sıkıca tutunyorsanız aksine, 90. yaş bile daha bitmedi gibi gelir.
ben aralardayım, olsa olur her şey olmasa da.
devamını gör...
13.
niye geç olsun ki ? yani geç olma mevzusunu kim belirliyo ? kim diyo ki bu yaş bu durum için geç bu durum için erken ? hayat sizin , alacağınız kararlar sizin , çizip yürüyeceğiz yol sizin ee bi zahmet er ya da geç kararını da siz verin.
27'sinde tıp kazanıp işinden istifa edip birçok şeye yeniden başlayan tanıdığım için herkes aynı şeyi söyledi. yaşın çok ilerledi , yeniden başlamak için çok geç , ne zaman bitirip ne zaman işe başlayıp ne zaman evlencen falan filan.. şuan 6. sınıf öğrencisi ve sınıf arkadaşıyla nişanlı. yaza düğünümüz var.
bi akrabamız 28 yaşındaydı , bütün sülale geç kaldın evlen de evlen diye tutturdu sanki evlenince başı göğe erecekmiş gibi. evlendi. 32 yaşında boşandı. 35 yaşında yeniden evlendi ve şuan 38 yaşında , 2 tane bal tanesi bebişi ve gayet mutlu olduğu bi yuvası var.
18 yaşındaydım mezuna kalcam dedim yaşın ilerliyo dediler 20 yaşında mezuna kalcam dedim yaşıtların aldı başlarını gidiyo dediler. 23 yaşındayım hala mezun kafasındayım beni aptaldan farksız görüyolar. ama ben bi kere dahi pişman olmadım bi kere dahi keşke demedim.
geç kalıyomuşuz. tamam da neye geç kalıyoruz ? okul mu , iş mi , evlilik mi ? kim belirliyo bu süreçleri ve bu kriterleri ?
bi şeyin geç ya da erken olması tamamen sizinle alakalıdır. bi insan 21'inde hazırdır evliliğe , bi insan 33'ünde bile hazır değildir. saçma sapan dayatmaların sizde oluşturduğu psikolojik baskı bu. hiçbir şeye geç kaldığınız yok.
27'sinde tıp kazanıp işinden istifa edip birçok şeye yeniden başlayan tanıdığım için herkes aynı şeyi söyledi. yaşın çok ilerledi , yeniden başlamak için çok geç , ne zaman bitirip ne zaman işe başlayıp ne zaman evlencen falan filan.. şuan 6. sınıf öğrencisi ve sınıf arkadaşıyla nişanlı. yaza düğünümüz var.
bi akrabamız 28 yaşındaydı , bütün sülale geç kaldın evlen de evlen diye tutturdu sanki evlenince başı göğe erecekmiş gibi. evlendi. 32 yaşında boşandı. 35 yaşında yeniden evlendi ve şuan 38 yaşında , 2 tane bal tanesi bebişi ve gayet mutlu olduğu bi yuvası var.
18 yaşındaydım mezuna kalcam dedim yaşın ilerliyo dediler 20 yaşında mezuna kalcam dedim yaşıtların aldı başlarını gidiyo dediler. 23 yaşındayım hala mezun kafasındayım beni aptaldan farksız görüyolar. ama ben bi kere dahi pişman olmadım bi kere dahi keşke demedim.
geç kalıyomuşuz. tamam da neye geç kalıyoruz ? okul mu , iş mi , evlilik mi ? kim belirliyo bu süreçleri ve bu kriterleri ?
bi şeyin geç ya da erken olması tamamen sizinle alakalıdır. bi insan 21'inde hazırdır evliliğe , bi insan 33'ünde bile hazır değildir. saçma sapan dayatmaların sizde oluşturduğu psikolojik baskı bu. hiçbir şeye geç kaldığınız yok.
devamını gör...
14.
her yere yetişilir,
hiçbir şeye geç kalınmaz.
atam sen bağışla.
hiçbir şeye geç kalınmaz.
atam sen bağışla.
devamını gör...
15.
30 yaş tam zamanıdır. 30 dan öncesi birikimdir. 30 dan sonrası yaşantı.
devamını gör...
16.
nefes aldıgınız sürece hiçbirşeye geç kalınmamıştır. size sadece bir hayat bahşedildi. ayrıca kime ne
devamını gör...
17.
evlenmek için acele etmek gerekiyor imiş. ben ediyorum gibi bakalım. daha birkaç senem var ama kime ne laf anlatıcaz.
devamını gör...
18.
35 yaş için söylenmesi lazım bunun. çünkü gerçekten 35 yolun yarısı. geriye saymaya başladığınız iliklerinize kadar hissedersiniz.
ne yaptıysaniz yaptınız bu yaşa kadar.
o yüzden 30 ile 35 arasını iyi değerlendirin.
ne yaptıysaniz yaptınız bu yaşa kadar.
o yüzden 30 ile 35 arasını iyi değerlendirin.
devamını gör...
19.
benim de kafam bu konuda oldukça karışık, birkaç ay sonra 29 olacağım. 1 yılda b2 seviye almanca öğrenebilir miyim? liseden ufak da olsa bir altyapım var. bu ülkede uzman doktorluk yapmak yerine almanca öğrenip birkaç sene içinde gitmek mantıklı gibi. insan kolay karar veremiyor. ülkemi seviyorum, ailem burada.enine boyuna düşünmek lazım. yaşım 30'a dayandı. evliyim. artık insanlar anne olmam gerektiğini söylüyor. her şeyi yapmaya çalışıp hiçbir şey yapamayacağım diye korkuyorum.
devamını gör...
20.
hiçbir şey için geç değidir.
bazı şeyler için maddiyat, her şey içinse heves ve istek yeterlidir
bazı şeyler için maddiyat, her şey içinse heves ve istek yeterlidir
devamını gör...