öne çıkanlar | diğer yorumlar

1920/ 1994 yılları arasında yaşamış amerikalı yazar ve şair charles bukowski'nin yazmış olduğu 168 sayfalık öykü kitabı;
1993 yılında yayınlanmıştır.

kitabımı avi pardo çevirisi ile okudum.
pdf baskısı ise yalnızca 81 sayfa olduğu için bitirmek zor olmayacaktır.

öykülerin yazarın yaşamıyla benzer özellikler taşıdığı açıkça görülmektedir, bir bakıma kısmen otobiyografik olma ihtimâli de var denilebilir, örneğin içmek, yazar olmak, intihara meyil, kadın düşkünlüğü, cinsellik ve korkusuz, küfürbaz olmak gibi şeyler öykülerde karşımıza çıkan durumlar.

kitaptaki öyküler

büyük zen düğünü
bir teksas genelevinde yaşam
battaniye
zirveden notlar
içki ortağı
düşkünler koğuşunda yaşam ve ölüm
25 pejmürde sefil
bir dolar ve 20 sent
3 kadın
akü problemi
koca g.tlü annem
pis moruğun notları’ndan seçmeler


kitapla aynı ismi taşıyan büyük zen düğünü adlı öyküde yazarın kendisi bir düğün törenine katılıyor, öykümüzü ilginç kılan şey ise düğün hediyesi olarak bir tabut almış olması ve insanlardan nefret etmesi.
gözlem yapmayı seviyor ve bu da hissediliyor.
en sevdiğim öykü galiba buydu.

bir teksas genelevinde yaşam adlı öyküde ise yine yazar charles bukowski karakteri karşımıza çıkıyor, kadınlarla ilişkisi, cinsellik, topluma dair gözlemleri öyküde sanki yoğun olarak hissediliyor, içmeyi seven nihilist bir ayyaş olarak karşımıza çıkıyor.

battaniye öyküsünde ise canlı olduğunu sandığı bir battaniye ve battaniyeyi verdiği hasta adamın battaniyeye silah sıkması ile öykü komik bir hale geliyor.
yine bu öyküdeki vâroluş sancısı ve anlamsızlık duygusunun öyküde ön planda olduğu söylenebilir.

zirveden notlar öyküsünde ise bir hapishanedeki olaylar anlatılıyor, güvercin b..ku temizlemekten bıktıkları için güvercinin ayaklarını jiletle kestikleri bölüm aşırı gerçekçiydi, güvercinin ayaklarının kesilişi sanki yani başımda yaşanıyor gibi gerçekçi şekilde anlatılmış, gardiyanların sadist olarak anlatılması, hapishane yaşamının psikolojik etkileri öykü boyunca hissediliyor.

içki ortağı öyküsünde ise içmeyi seven iki erkeğin maceraları, jeff adlı kişinin çevreye verdiği rahatsızlık, dayak atması ve sonunda diğer adamın onun izini kaybetmesi ile öykü son buluyor.
konu açısından sıradan bulduğum bir öykü oldu.

düşkünler koğuşunda yaşam ve ölüm adlı öyküde ise hasta insanlar ve hasta olan karakter konu ediniliyor, anlatıcı da hasta yani kendisi.
ölüme yaklaşmış olduğunu soğukkanlı bir şekilde kabul etmesi öyküyü düşündürücü kılıyor.

25 pejmürde bir sefil öyküsünü çok can alıcı bulmasam da anlatımı iyi gibiydi, bazı komiklikler öyküyü muzip kılan şeylerden oldu.

1 dolar ve 20 sent öyküsünde yaşlı bir adamın hazin sonu ve gençlerle olan diyalogları yer alıyor, öykünün sonu trajikti ama anlatımı komik olduğu için ciddiye alamadım ve gülmemek imkansızdı.

3 kadın öyküsünde ise bukowski karakterinin oteldeki yaşamı, kadınlarla yaşadıkları ve boşvermişliği anlatılıyor, fena bir öykü değildi.

kitabımız yavaş yavaş sona eriyor.

kitapla ilgili anlatacaklarım şimdilik bu kadar;
charles bukowski'nin hayatın belki de karanlık yanlarını, çaresizliği ve intihara yaklaşmış bir şekilde yaşamayı, nihilizmi ve aynı anda absürdizmi öykülerin alt yapısına iyi bir biçimde yerleştirmiş olması iyiydi, anlatımı sürükleyici olduğu kadar beklenmedik sonlarla biten bir yanı da var,
karakterlerin de kendine benzer olması ya da bizzat kendi olması öyküleri dikkat çekici kılıyor.

öyküleri çok çok iyi bulduğumu söyleyemem ama kendini okutan bir yanı da vardı hepsinin, bütün öyküler yazarın kendisini anlatan öyküler tadındaydı, o yüzden kurgusal olduğunu fazla düşünmüyorum, sanki hepsi gerçekten yaşanmış ve bukowski'de bütün bunları eğlence amaçlı öykü haline getirmiş gibiydi.

en çok battaniye ve büyük zen düğünü öykülerini beğendim, charles bukowski'nin keskin ve rahatsız edici anlatımı öyküleri ilginç kılıyor ve bu da kitabı sürükleyici bir hale getiriyor.

içmek, cinsellik, işsiz olmak, amerikan kültürüne dair nefret, ölüm, intihar, boşvermişlik, hastalık ve hayatın neye benzediğini konu edinen, düşündüren öykülerdi.

birkaç söz bırakıp burada bitiriyorum.
argo ve küfürlerin sık olmasını çok sevmesem de öyküleri komik bir hale getirdiklerini söylemek mümkün olacaktır.

pencereden uçmak gibi ciddi ve şok edici durumları oldukça basit şeylermiş gibi anlattığı kısımları biraz felsefik buldum çünkü bu biraz da şunu düşündürüyor, bizim için önemli ve korkunç olan şeyler başkalarının iç dünyasında sandığımız kadar olay yaratmayabilir, senin pencereden atlaman başkası için önemsiz bir doğa olayı olarak görülebilir.

öykülerin nihilist bir bakış açısıyla yazıldığını söylemek belki mümkün, pot kırmaktan korkmayan insanlar, (bizzat yazarın kendisi dâhil) her şey anlamsız olduğu için her şeyle alay etmeye hazır olanlar, hamile bir kadını dövecek kadar aklını yitirenler, düğüne giderken hediye olarak tabut götürecek kadar ciddiyetten bıkmış olanlar, hayatı içmek ve cinseliğe adayan intihar fikriyle yaşayanlar, bize kitabın gösterdiği kişiler.

hepsi büyük zen düğününde çalıp oynamakta, pencereden uçmakta, ölümü beklemekte ve anlam aramaktalar...

yazarın kendisini öykülere konu etmesini belki bir jest olarak görmüş olabilirim ama kaba bir tavrının hüküm sürdüğü öyküler için aynı fikirde değilim.

kadın bedeninin salt cinselliğe indirgendiği öyküler güzel değildi, ölümden korkmadığını hissettiren öyküler ise fena değildi.

charles bukowski dünyasına adım atmak için fazla yormayacak ve iyi bir başlangıç olduğu rahatlıkla söylenebilir.
argo ve küfürün yoğun olması belki rahatsız edebilir ama küfür yazarın yaşamının bir parçası ve elbette eserlerine de yansıyor.

daha uzun yazmak isterdim ama şimdilik burada bırakıyorum.
edebî olarak fena olmayan, iyi bir öykü kitabıydı..
hayatın içinden karakterler olması öyküleri rahatsız edici olduğu kadar realist kılmayı da başarmış.

okuduğum için sevindiğim bir öykü kitabı oldu, diğer kitaplarına da mutlaka devam edeceğim.

kitapta alıntı içine aldığım yerlerden birer seçki bırakıp burada bitiriyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


arka koltuktaydım, romanya ekmeği, ciğer ezmesi, bira ve meşrubatların arasına sıkışmış; on yıl önce ölen babamın cenazesinden bu yana ilk kez bağladığım yeşil kravatımla.
şimdi bir zen düğününde sağdıç olacaktım.

dünya bu, diye düşündüm.


hiçbir şey ilk kez yaşanmadan inanılır olamaz.

ölüp ölmemek umurumda değil...
hayat sadeydi ve fazla acı çekmiyordum.

devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"büyük zen düğünü" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim