yazar adı: fleur jaeggy
yayım yılı: 1989
otobiyografik ögeler taşıyan, minimalist ve gotik bir atmosfere sahip kısa bir romandır. jaeggy'nin dünyaca tanınmasını sağlayan en önemli eseridir.
yayım yılı: 1989
otobiyografik ögeler taşıyan, minimalist ve gotik bir atmosfere sahip kısa bir romandır. jaeggy'nin dünyaca tanınmasını sağlayan en önemli eseridir.
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "emine pir zola" tarafından 28.01.2026 00:11 tarihinde açılmıştır.
1.
fleur jaeggy tarafından yazılan ülkemizde can yayınları'nın bastığı 96 sayfalık bir kitap. yazarın anlatımını beğendim. soğuk ve mesafeli bir anlatımda başarılı olmak zordur. bence yazar bu işi kotarmış gibi duruyor. çok acı verici bir durumu çok duygusuzca anlatmak ve okuru yine de etkilemek herkesin harcı değil. okur bu dandik yazar ne diyor diyerek kitabı bir kenara fırlatmamalı.
kitap avrupa'da savaş sonrası bir okulda yatılı eğitim gören öğrencileri anlatıyor. her yerde bir disiplin var. daha önce yatılı okulda kalmış olan ya da kısa süreli de olsa böyle bir katı disiplinin olduğu yerde bulunmak zorunda kalanlar kitaptaki olayların iç sıkıcılığını daha iyi hissedecektir. ama üzülmeyin, böyle bir deneyim yaşamadıysanız bile ruhunuz limon gibi sıkılacak.
çocukların ve ergenlerin büyüme süreçlerindeki o vahşi değişimleri, kızların ne kadar masum görünse de aslında korkunç oldukları, yatılı okullara ve böyle ortamlara has tüm o tespitler çok yerindeydi. bir kızın arkadaşına duyduğu aşk ve yıllar sonra bile bunun sürüyor olması, o acılar, o soğukluk ve ona rağmen yaşanan duygu yoğunlukları,... üstelik kitap bu kadar morg duygusuzluğu ile yazılmışken yine de insanı etkiliyor ve akıcı olmayı başarıyor.
yazarı okumaya devam edeceğim. bir de öykülerine bakalım.
ayrıca zengin ebeveynlerin çocukları başlarından savmaları ve en güzel yıllarını böyle okullarda geçirmelerine neden oldukları için hepsinin ******* ********. saygılar.
kitap avrupa'da savaş sonrası bir okulda yatılı eğitim gören öğrencileri anlatıyor. her yerde bir disiplin var. daha önce yatılı okulda kalmış olan ya da kısa süreli de olsa böyle bir katı disiplinin olduğu yerde bulunmak zorunda kalanlar kitaptaki olayların iç sıkıcılığını daha iyi hissedecektir. ama üzülmeyin, böyle bir deneyim yaşamadıysanız bile ruhunuz limon gibi sıkılacak.
çocukların ve ergenlerin büyüme süreçlerindeki o vahşi değişimleri, kızların ne kadar masum görünse de aslında korkunç oldukları, yatılı okullara ve böyle ortamlara has tüm o tespitler çok yerindeydi. bir kızın arkadaşına duyduğu aşk ve yıllar sonra bile bunun sürüyor olması, o acılar, o soğukluk ve ona rağmen yaşanan duygu yoğunlukları,... üstelik kitap bu kadar morg duygusuzluğu ile yazılmışken yine de insanı etkiliyor ve akıcı olmayı başarıyor.
yazarı okumaya devam edeceğim. bir de öykülerine bakalım.
ayrıca zengin ebeveynlerin çocukları başlarından savmaları ve en güzel yıllarını böyle okullarda geçirmelerine neden oldukları için hepsinin ******* ********. saygılar.
devamını gör...
2.
" ama bir adı unutmak,
o insanı unutmaya yetmez.
her şey orada, mezarda duruyor. "
1940 doğumlu isviçreli yazar fleur jaeggy imzalı eser; roman türünde yer almakta iken ilk olarak 1989 yılında yayınlandığı bilinmektedir.
kitabımız türkçe'ye ise şemsa gezgin tarafından çevrilmiş ve türkçe baskısı ise 2019 yılında yapılmıştır.
kitabımız isviçre'nin appenzell adlı kentinde yer alan bir yatılı okuldaki birkaç öğrencinin hayat tarafından kesişen yollarını, aralarındaki bağı, yakınlığı ve uzaklığı, kısacası disiplinli güzel günleri konu ediniyor.
anlatıcı karakterimiz belki de yıllar sonra o günleri anımsıyordur...
kitabın anlatıcı konumundaki kişi ise bu okulda okuyan 14 yaşlarında genç bir kız,
gözlem yapmayı seven, iç dünyası oldukça keskin, bakış açısı etkileyici biri, algıladıklarını yansıtma biçimi oldukça iyi duruyor.
frederique adlı arkadaşından hoşlanmaya başlıyor ama frederique her şeyiyle herkesten farklı, sanki erişilemez, dokunulamaz, disiplinli, diğer kızlara göre katı biri, aralarındaki gerilim, bağ, tuhaf dostluk ve kaçınılmaz sonlar ile kitabımız sona doğru yaklaşıyor...
yatılı okul yaşamını, benliğini fark etme çabasını, arkadaşlıkları, birine hem yakın hem uzak olmayı, disiplinli bir süreçten geriye kalanları oldukça etkili bir anlatım tarzı ile aktarıyor fleur jaeggy
sıklıkla katı bir anlatım söz konusu,
bu belki de yatılı okul atmosferini yaşatmak, hissettirmek içindir, ruhsuzluğu, ölüm soğukluğunu, yıkımı da hissettiren bir kitaptı.
kitapta beni en çok etkileyen şey şu oldu,
anlatıcı karakter arkadaş olsalar da frederique'ye fazla dokunabilen biri değildir, bir gün frederique ailevi bir nedenden ötürü ebediyen gitmek zorunda kalır ve anlatıcı karakter yaşamındaki en önemli kişiye çok az dokunabilmiş, en sevdiği insana bir daha dokunamayacak olmanın acısını da yüreğinde hissetmiştir.
bittiğinde boşluğa düşüren bir kitaptı...
seçtiğim bazı cümleleri bırakarak burada bir son veriyorum.

onu kibirli bir idole benzetirdim.
belki de bu yüzden onun kalbini kazanmak istedim. insanlık yoktu onda.
yeteneğinin ölülerin bir armağanı olduğunu düşünmeden edemiyordum.
ölümümüzü hayal etmekten başka ne kalmıştır ki geriye?
açıklanamaz bir şekilde öykünün çoktan yazıldığını, bittiğini de hissediyorum.
tıpkı yaşamlarımız gibi.
aklımız bir dizi küçük mezardır.
ama bir adı unutmak, o insanı unutmaya yetmez. her şey orada, mezarda duruyor.
yatılı öğrencilerin yüzünde, nedendir bilinmez, morg ortamını çağrıştıran bir ifade vardır.
görünümü etkileyiciydi. heyecansız, kibirsiz, tevazusuz, sanki tabutunu izler gibiydi.
bazı insanlarda mutlak ve ele geçirilemez bir şeyler vardır; bu dünyadan, yaşamdan uzaklık gibi, diğer yandan da bilmediğimiz bir güce boyun eğen bir kimse olduğunun işareti gibi gelir.
bir şeyin sahibi onu gerçekten elinde tutandır.
bazen öyle sabit bakardı ki,
sözünü kesmeye cesaret edemezdim.
o olağanüstü duyguyu bir daha hiç tatmadım.
annesi onu ilgilendirmiyordu, ölmüş de olabilirdi. ölenler unutulur.
yaşamımdaki en önemli şeyi yitirmiştim.
vedaların uzak ataları vardır ve manzaralar onları çalı çırpı ve tozla kaplar.
adeta çoktan ölmüş birine bakar gibiydim.
hoş bir girdapta huzur ve ölüm bir aradaydı.
onu bir daha görmeyeceğimden emindim..
o insanı unutmaya yetmez.
her şey orada, mezarda duruyor. "
1940 doğumlu isviçreli yazar fleur jaeggy imzalı eser; roman türünde yer almakta iken ilk olarak 1989 yılında yayınlandığı bilinmektedir.
kitabımız türkçe'ye ise şemsa gezgin tarafından çevrilmiş ve türkçe baskısı ise 2019 yılında yapılmıştır.
kitabımız isviçre'nin appenzell adlı kentinde yer alan bir yatılı okuldaki birkaç öğrencinin hayat tarafından kesişen yollarını, aralarındaki bağı, yakınlığı ve uzaklığı, kısacası disiplinli güzel günleri konu ediniyor.
anlatıcı karakterimiz belki de yıllar sonra o günleri anımsıyordur...
kitabın anlatıcı konumundaki kişi ise bu okulda okuyan 14 yaşlarında genç bir kız,
gözlem yapmayı seven, iç dünyası oldukça keskin, bakış açısı etkileyici biri, algıladıklarını yansıtma biçimi oldukça iyi duruyor.
frederique adlı arkadaşından hoşlanmaya başlıyor ama frederique her şeyiyle herkesten farklı, sanki erişilemez, dokunulamaz, disiplinli, diğer kızlara göre katı biri, aralarındaki gerilim, bağ, tuhaf dostluk ve kaçınılmaz sonlar ile kitabımız sona doğru yaklaşıyor...
yatılı okul yaşamını, benliğini fark etme çabasını, arkadaşlıkları, birine hem yakın hem uzak olmayı, disiplinli bir süreçten geriye kalanları oldukça etkili bir anlatım tarzı ile aktarıyor fleur jaeggy
sıklıkla katı bir anlatım söz konusu,
bu belki de yatılı okul atmosferini yaşatmak, hissettirmek içindir, ruhsuzluğu, ölüm soğukluğunu, yıkımı da hissettiren bir kitaptı.
kitapta beni en çok etkileyen şey şu oldu,
anlatıcı karakter arkadaş olsalar da frederique'ye fazla dokunabilen biri değildir, bir gün frederique ailevi bir nedenden ötürü ebediyen gitmek zorunda kalır ve anlatıcı karakter yaşamındaki en önemli kişiye çok az dokunabilmiş, en sevdiği insana bir daha dokunamayacak olmanın acısını da yüreğinde hissetmiştir.
bittiğinde boşluğa düşüren bir kitaptı...
seçtiğim bazı cümleleri bırakarak burada bir son veriyorum.

onu kibirli bir idole benzetirdim.
belki de bu yüzden onun kalbini kazanmak istedim. insanlık yoktu onda.
yeteneğinin ölülerin bir armağanı olduğunu düşünmeden edemiyordum.
ölümümüzü hayal etmekten başka ne kalmıştır ki geriye?
açıklanamaz bir şekilde öykünün çoktan yazıldığını, bittiğini de hissediyorum.
tıpkı yaşamlarımız gibi.
aklımız bir dizi küçük mezardır.
ama bir adı unutmak, o insanı unutmaya yetmez. her şey orada, mezarda duruyor.
yatılı öğrencilerin yüzünde, nedendir bilinmez, morg ortamını çağrıştıran bir ifade vardır.
görünümü etkileyiciydi. heyecansız, kibirsiz, tevazusuz, sanki tabutunu izler gibiydi.
bazı insanlarda mutlak ve ele geçirilemez bir şeyler vardır; bu dünyadan, yaşamdan uzaklık gibi, diğer yandan da bilmediğimiz bir güce boyun eğen bir kimse olduğunun işareti gibi gelir.
bir şeyin sahibi onu gerçekten elinde tutandır.
bazen öyle sabit bakardı ki,
sözünü kesmeye cesaret edemezdim.
o olağanüstü duyguyu bir daha hiç tatmadım.
annesi onu ilgilendirmiyordu, ölmüş de olabilirdi. ölenler unutulur.
yaşamımdaki en önemli şeyi yitirmiştim.
vedaların uzak ataları vardır ve manzaralar onları çalı çırpı ve tozla kaplar.
adeta çoktan ölmüş birine bakar gibiydim.
hoş bir girdapta huzur ve ölüm bir aradaydı.
onu bir daha görmeyeceğimden emindim..
devamını gör...
