bütün yazdıklarınız yorumlara katılıyorum, yalnız bizim erkek çocukların, ders sırası ve sonrasında yapacakları göndermeleri, kızları rahatsız edecek davranış ve imalı konuşmaları rahatsız eder.
benim naçizane tavsiyem ayrı ayrı sınıflarda ders görmeleri.
utanmak iyidir, ar perdesi olsun çocuklarda.
devamını gör...

niye ? iyilik yap denize at demişler.
devamını gör...

abd yapımı 2012-2015 arası yayınlanmış bir program. restoranlara kurulan gizli kameralar ve mikrofon düzenekleri ile işyerlerini dolandıran çalışanlar izleniyor, sonra işten kovuluyorlar. 11 sezon o berbat kurgularla iyi dayanmış diye düşünmeden edemiyor insan.
devamını gör...

sevgili e. :

bugün seni rüyamda gördüm. önce bir ara sokakta karşılaştık. ben seni görmezden gelip karşı kaldırımdan geçip gittim. görmüştüm oysa ki, her zaman olduğu gibi...

yüzüne sözde sana fark ettirmeden bir defa baktım. baştan aşağı süzdüm seni. hayli zayıflamış ve solgundun. üzerinde her zaman giydiğin tarzda krem rengi ince bir kaban vardı. sonbahardı... ben tüm bunları yaparken sen de bana bakıyordun. senden 1,5-2 metre kadar uzaklaşmıştım. hiç ses etmedim. bir sıkıntı çöktü ama içime... solgundun çünkü, üzgündün. ( içimde neye ve kime olduğunu bilmeden duyduğum seni görmek istemediğim halde görmüş olmanın verdiği kızgınlık da vardı tabii... )

sense ilk kez cevap verip vermeyeceğimi düşünmeden arkamdan bana seslendin. hem de öyle tiz bir sesle değil. mutlaka duyayım diye yüksek bir sesle bağırdın. bu beni önce bir hayli şaşkınlığa uğrattı. olduğum yerde afallayıp kaldım. yürürken önde olan bacağım sendeli. düşeceğim sandım bir an. yüzümün aldığı hal hayli şakın, duyduğu şeyden emin olamayan, ama emin olmak isteyen, öte yandan da emin olmaktan için için kaçan bir insanın halinden farksızdı. ( burda rüyam, sen ve ben, yol, arabalar, senin kıyısında beklediğin trafik ışığı dahil her şey siyah beyaz bir hal aldı. )

ben yine emin olamadım. bana seslenip seslenmediğinden emin olamadım. duyduğum halde duyduğum şeyi reddettim. duyduğu şeye inanamadı kulaklarım. çünkü beynim, seni yeterince iyi tanıdığımı ve karşılaşsak dahi bana seslenmeyeceğini biliyordu. (oysa ki seslenmiştin. ) bana gerçekten seslenmiş olma ihtimaline inanamadığımdan kafamın içinden gelen bu sese kulak verdim ve sen bana seslenmiş olduğun halde seslenmemiş olduğun varsayımını yaparak adım atmaya devam ettim.

arkamdan koştun ve bu sefer daha yüksek bir sesle, "aklımdaki seslendi mi , seslenmedi mi ? " ikilemine son vermek, üzere "evet seslendim" dercesine daha yüksek bir sesle bağırdın. dehşete düştüm. sadece sana doğru döndüm ve olduğum yerde çivilenmiş gibi kaldım. sen gelip benden özür diledin. sonra sarıldın. hiçbir şey sormadın. teklifsizce geldin. seni iterim, terslerim ya da ya özrünü kabul etmezsem diye düşünmedin hiç...

ama ben de hiçbir şey yapamadım. seni itemedim, tersleyemedim. ağzımı açıp tek bir şey de söyleyemedim. (seni itmemi engelleyen bir şey vardı çünkü ) sen bana sarılırken kollarım da tutmadı üstelik. sen uzunca konuştun, sürekli bir seyler söyledin bana sarılırken. aklımda sadece "olan oldu, her şeyi unutalım" dediğin kısım kaldı. zaten rüya boyunca özür dilerimden sonra duyduğum son cümlendı. seni itemedim, tersleyemedim, ağzımı açıp tek bir şey söyleyemedim. çünkü üzgündün, solgundun ve hayli zayıflamıştın. aklımdan bir zaafiyet mi geçiriyor acaba diye geçirip durdum. ince bir hastalığa mı kapıldın yoksa diye dehşete kapıldım.

ben susuyordum ve sen sürekli konusuyordun. beni alıp ışıkların ordan karşı kaldırıma geçirdin. kaldırıma çıktık ve koluma girdin. mevsim sonbahardı. ( benim en bir sevdiğim. ) yolun kenarında yaprakları yeşilden turuncuya doğru dönmüş ağaçlar vardı. ( hani benim bir zamanlar sana bahsettiklerimden. )

eski zamanlarımızdan çıkıp gelmiş gibiydin. ve ben hala inanamıyordum. aptallaşmış bir şekilde etrafa bakınıp durdum. bana ilk dokunduğun andaki gibi kulaklarım uğuldamıyordu ama, algılarım durmuştu. o yol boyunca bana söylediğin hiçbir şeyi duymadım ve bu yüzden de anlayamadım. ne zaman ki dikkatimi vermeye çalışsam, yüzündeki solgunluk ve gözlerindeki hüzün ağır bastı.

ama sen anlayamadın o an seni duymadığımı, anlayamadığımı... yol boyunca ısrarla konuşmaya devam ettin. daha sonra her ne kadar bana acı verse de, senin kederli ve solgun yüzüne odaklandım. ben seni terslemedikçe, kolunu itmedikçe ve duymasam bile yüzüne baktıkça, suretin git gide iyiye doğru gitmeye başladı. sanki yüzüne bir aydınlık, gözlerine de bir hayat ışığı geldi. benim bu halimden cesaret alıyor ve sanki biraz da bu cesaretle konusmaya devam ediyor gibiydin.

yolun sonu benim her zaman gittiğim kitapçıya çıktı. kolumdan çıkıp kitapçıya girdin. ben kapının önünde kalmıştım. sen kolumdan çıkınca, kitapçıya girip girmemekte kararsız kaldım. ve sonra, herhalde burdan itibaren yoluma tek başıma devam etmem gerekiyor, diye düşündüm. kitapçının camından görünüyordun. sonra dışarı çıkıp, elimden tutup beni içeriye doğru sürükledin. bir şeyler söylemeye devam ediyordun. ve ben anlamıyordum. sen kitaplara bakıp durdun, kim bilir yine ne arıyordun...


kendimi bildim bileli gittiğim, avucumun içi gibi karış karış bildiğim kitapçıyı, her ayrıntısını, sanki oraya ilk kez geliyormuşum da, yerini yadırgayan bir yabancıymışım gibi inceledım. sanki her şey yabancıymış da, bir sen tanıdıkmışsın gibi bir sen eski zamanlarımızdan çıkıp gelmiş gibiydin. rüya boyunca senin benim rüyamda oluşuna dahi inanmayarak ( daha doğrusu inanamayarak ) rüyama devam ettim. sanki o ana, oraya ait değilmişim gibi rüya görmeye devam ettim. zaman, mekan, renkler... rüyamda bile senin dışında kavramsal olan her şey anlamını yitirdi...

sanki üzerini kapatsak da seninle benim aramda yatan kocaman bir giz vardı ve biz bu acı gerçekten kah gözlerimizi kaçırarak, kah etrafımızdaki şeylerle ilgilenerek itinayla kaçınıyorduk. sanki sen artık hiçbir şey yapılamayacak haldeki bir hastaymışsın da, ölümünü bekliyor ve ahımı aldığın benden helallik istiyormuşsun gibi ve ben de sanki bunu biliyor ama bile bile görmezden geliyormuşum da, kan kusup kızılcık şerbeti içmişim gibi, içime içime ağlıyor; deli gibi bağırıp çağırmak, yaptıklarının nedenini sormak istediğim halde, "hiçbir şey yapılamayışının çaresizliğini" kabullenmişim gibi. sanki sen ölümcül bir hastalığa tutulmuşsun da, ben de bu hastalığın hiçbir şey yapılamazlığını kabullenmişim gibiydi...


uyandım. saat 05:41 idi...
aklıma geçen senenin başındaki hallerim geldi. mart ayında, bir gece yarısı seni rüyamda görüp korkuyla uyandığımda, "nasılsın" diye soramadığım için, sırf rüyamda seni kötü bir şekilde gördüm diye gecenin bir yarısı yatağımda bağdaş kurup sabaha değin ağladığım ve yorgunluktan uyuya kalışım geldi...

o zamanla bu zamanı kıyaslıyorum. eskiden rüyamda seni gördüğümde günlerce etkisinden çıkamadığım ve bir rüya olduğu halde derinden sarsıldığım halde, bugün bu ilginç rüya karşısında hissizlikle kaplı oluşumu anlamlandırmaya çalışıyorum. hem rüya anındaki kayıtsızlığım hem de uyandıktan sonraki tepkisizliğimi anlamlandırmaya çalışıyorum.

anlamlandıramadım.

edit: eski bir mektup. ( rüya )
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

1937 yazında bütün çiftliklerini hazine'ye devretti. ancak eylül'de bu çiftliklerden birini gezip halini beğenmeyince sofrada başbakan inönü ve ilgili bakanları suçladı.

ikisinde de 17 yıldır omuz omuza süren bir mesainin yorgunluğu vardı. en yakın dostları terk ettiğinde bile inönü, sağduyulu bir ses olarak hep onun yanında durmuş, öfkesi kabardığında bir dalgakıran gibi ilk imdada çağrılan isim olmuştu. ama o da sabaha karşı alınan kararlarla işine karışılmasından şikayetçiydi. tartışma sırasında "sofradan emirler alıyoruz" deyiverdi; atatürk sofrayı terk etti.
ertesi gün istanbul'a tarih kongresi'ne aynı trenle gittiler.

trende atatürk, "bir süre ara verelim" dedi.

başbakanlığa bayar'ı düşündüğünü söyledi.

kongre'nin yapılacağı dolmabahçe sarayı'na birlikte geldiler. ikisinin yüzünde de dargınlığın burukluğu vardı. locada otururlarken ismet paşa bir kağıda "akşama benimle gelebilecek misin?" diye yazıp uzattı.

atatürk olumlu cevap verince bu kez aynı kağıda "demek bana çok dargın değilsin" diye yazdı.

gelen notu ömür boyu sakladı:

"hayır... her şeyi unuttum. bildiğin gibi arkadaşım ve kardeşimsin."
devamını gör...

kaygı belirsizlik* ülke gündemi
devamını gör...

günümüzdeki haline gelene kadar evrilmiş bir sazdır. günümüzdeki hali çok daha karmaşık olup ilk hali basitçe boru şeklindedir.

bu borudan günümüze sadece trompet, kornet, flugelhorn değil; korno, trombon ve hatta tuba( euphonium) da türemiştir.

alaşımın ana maddesi bakırdır. günümüzde genellikle üç (3) pistonludur. fakat etnik müzik icrası veya ses aralığını artırmak için ek piston eklenmiş şekilde de üretilmektedir.

trompet olmaksızın dudağın ağızlık üzerinde nefes yoluyla titreşmesi ile ses oluşur. ağızlık da trompete takılarak sesi trompete aktarır ve trompet, sesi şekillendirerek trompetin kalak denilen çıkış noktasından dışarıya aktarılmasını sağlar.

trompet icracıya geniş bir yorum yapma özelliği sunar. güçlü ve parlak icra edilebildiği gibi yumuşak da icra edilebilir. yorumcunun yeteneği belirleyicidir. yetenekli bir icracı ile çok yüksek perdelerde sesler çalınabilir. efektif sesler de çalınabilir. ağızlık ve trompetin yapısı efektif seslerin çalımına çok uygundur.

kullanım alanları yoğunlukla senfoni orkestraları, caz orkestraları, özellikle latin amerikada latin orkestraları, tüm dünyadaki askeri bandolar ve özel bandolar.

trompetin kullanım alanına göre çeşitleri mevcuttur. yaygın olarak si bemol trompet ve do trompet kullanılır. klasik orkestralarda esere göre mi bemol veya fa trompet kullanılabilir. daha tiz bir duyum için ve solo eserler için pikola trompet de kullanılabilir. ayrıca farklı bir duyum ve yorum için trompet ailesinden olan kornet ve flugelhorn da kullanılır.

trompet sanatçılarından örnek verecek olursak wynton marsalis, arturo sandoval, miles davis, fabrizio bosso, clifford brown, freddie hubbard, maynard ferguson, dizzy gillespie, lee morgan, allen vizzutti, håkan hardenberger.
devamını gör...

üzerinden koskoca 480 yıl geçmiş osmanlı tarihine dair pek bilinmeyen bir olaydır.


université de paris'te öğretim üyesi pierre rosette 1991 yılında munchen'de yaptığı bir sempozyumda açıklar.

şimdiye kadar ne bizans'ta ne de kutsal roma cermen imparatorluğunda böylesine sarsıcı bir olay görülmemiştir. osmanlı'nın kadim tarihine dair bilmemiz gereken çok husus var!

olaya gelirsek

bundan tam 480 yıl önce sultan süleyman, vezir-i azam'ı pargalı ibrahim paşaya "paşa paşa kurasun bakalum bir vatsap gurubu. elin frankofonundan moskofundan ne farkumuz var bizum paşa!" demiştir hiddetle. pargalı da "ferman sizindir hüdevandigâr" diyerek divan-ı hûmayun-ı devlet-i osmani grubunu kurarak bütün kubbealtı vezileri ve deniz paşalarını eklemiştir.

gelgelelim bir vakit sonra lütfi paşa ile piri mehmet paşa arasında tartışma çıkar.

lütfi paşa: ha bu kalinlerin ötesinde düşman mevzilerinün ucu bucağı yoktur.
pargalı ibrahim paşa: doğrudur paşa, derhal kapıkulu askerlerini yerleştirmeliyiz.
kanuni sultan süleyman ibrahim paşa
pargalı ibrahim paşa hünkar hazretleri
kanuni sultan süleyman mühim bir mevzu olursa bana malumat veresun. ben grubu 8 saatliğini sessize alacağum. bildirim gelmesun.
pargalı emredersiniz hünkarım.
lütfi paşa kapıkulu askerlerü ulufeleri beğenmiyorlar.
piri mehmet paşa ne yapalım devletlüm. enflasyon ortada. hazinede para kalmadu. aha iskender paşaya sorasun!
defterder iskender paşa kalmamıştır paşam.
lütfi paşa rumeli kazasundan yeni vergi alınmıştur?
piri mehmet paşa meseleyi uzatmayasun. senin o vergi dediğün hatunların keten kumaşlaruna yetmez!

lütfi paşa ayrıldı
pargalı ibrahim paşa, lütfi paşayı tekrar gruba ekledi

lütfi paşa: böyle yapılacaksa bu çerilerün isyanlarını nasıl bastırıruz paşa!
lütfi paşa: her zaman böyle yaparsun.
lütfi paşa: hesap veren bizüz nasıl olsa!...
pargalı: efendiler kesin lakırdıyı. icabına bakacağız. grubu kurduğuma pişman ettiniz!
piri reis: paşalar size müjdem vardur.
pargalı paşa sen de bi dur zaten allahasen ortalık karışıktur.
piri reis haritam bitmiştür efendüler!! yeni kıtayı fethedeceğüz evellallah.
şeyhülislam ebussud efendi maaş'allah! maaş'allah!
devamını gör...

bir insan bir yere bakıyorsa, orada ilgilendiği bir şey vardır. bir insan bir yere hiç bakmıyorsa orada ilgilendiği bir şey kesinlikle vardır.
- sigmund freud -
devamını gör...

cem karaca-ıslak ıslak.
devamını gör...

(bkz: bakın benim parolam sevgidir)
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

edit: hesabımdan çıkın kafadorlar. ıko'da kafa izninde, hesabım giderse ben ne yapacağım?

edit2: parolam sevgidir arasında boşluk yok. parolamın p'si küçük evet sayın yazar.

edit3: sevgi kim diye sormuş bir yazar. sen hesaba gir. biz sana kim olduğunu göstereceğiz.
devamını gör...

kesinlikle olması gerekendir, eğer eksi oy olmayacaksa artı oy da olmamalı. (bkz: herşey zıttı ile kaimdir) sadece artı oy butonu koymanın "hadi lala dipsi poo birbirimizin egosunu şişirelim" demekten farkı yok.
devamını gör...

gün geçmiyor ki sendromsuz bir yaş geçirmeyelim.
bunun başlangıcı bebeklerde 2 yaş sendromu dur. oradan başlarız yaş alıp ağlamaya..
30'lu yaşlara gelindi mi bir panikleme yaşanıyor. bakınız bu sendromları sözlükte ögrendim ben.
32 yaş sendromu bunu kesin sözlük uydurdu. tam girecekken yapılır mı?
30'u geçtik rahatız yok. asıl şenlik bundan sonra başlıyor diyorlar.
35 yaş sendromu buradan itibaren ağır sendrom moduna geçebiliyoruz.
çünkü orta yaş bunalımının yaşanabileceği yaş'a gelmiş çatmış bulunuyoruz.
orta yaş sendromu kadınlarda 35 yaşından sonra erkeklerde 40 yaşından sonra yaşanan sendromdur. stres, vitamin eksikliğide daha erken girmeye zorluyor. özellikle boşanmaların yaygınlaştığı yaş olarakta biliniyor. farklı bir arayışa girme durumundan kaynaklanıyor çoğu buna orta yaşın bunalımı diyorlar işte. estetik ameliyatların çoğalması, fiziksel görüntüyü değiştirme çabaları. ani kararlar verilmesi mesela istifalar, mülk satma gibi olaylar olaylar.. tüm sendromların köküne kibrit suyu.. çoğu ilgisizlikten, sevgisizlikten oluyor bence bu da benim yorumum.

sendromsuz yeni güzel yaşlara..
devamını gör...

zamanla etrafımdaki insanlardan ayrılınca ve ailemden kaybettiklerim olunca yaşadığım sıkıntıdır.
duvarlara dost olmak ne demek, öğrenmiş bulundum zamanla. günde 100 kelime bile ağzımdan çıkmadığı zamanlar oluyor ama buna da alıştım. konuşacak birilerinin olmaması gerçekten acı bir şey.
dilerim ki hiçbirinizin yanındakiler eksilmesin aksine artsın.
devamını gör...

tayber doğan ile maldiv adalarında tatil yapmak, mastor ile meyhaneye gitmek, karanliktakimum ile pastanede kitap okumak, zugra ile demlenmek, bengüzelsentuhafdünyazeytinli ile dünyayı dolaşmak, arnella ile ankara'da dilencilik yapmak isterdim. meja ile bir söyleşiye katılmak, yarasa seneca ile askere gitmek, ivanmilinski ile formula 1 yarışına gitmek, melting ile döner yemek, pavlov ile üye banlamak, gomercan, istanbul beyefendisi, aykut ve patagonyalı ile fener maçına gitmek, yoldaş ile anıtkabir'e gitmek isterdim. mehpare ile kar topu savaşı yapmak, hincime ile parmak arası terlik alışverişi yapmak, mısra ile tiyatroya gitmek, ilbi ile radyo programı yapmak, hassas türk aile yapısı ile de cem yılmaz gösterisine gitmek ve black rose immortal abla ile metal konserine gitmek isterdim.

son olarak örnek vatandaş abim ile de istanbul'da bilardo oynamak isterdim.
devamını gör...

batan güneşin fotosu bunlaar
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bakışlar sayılıyor mu?

sayılıyorsa ben olmadığım yazar.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

finlandiya'nın başkenti ve yazın sanırım en çok turist akınına uğrayan şehri.
güney tarafı tamamen sahildir ve inanılmaz güzel plajları vardır. dünyanın en kuzey noktasındaki metro durağı olan mellunmäki de bu şehirde bulunur.
kışın bütün şehir kayak pistine döner, şehirdeki ücretsiz spor komplekslerinde kayak, buz pateni ve buz hokeyi gibi kış sporları yapılır.

hayvanat bahçesi korkeasaari ismindeki, ana karaya diğer bir ada üzerinden köprülerle bağlanmış olan bir adada bulunur. bir de şehrin tam ortasında vanhankaupunginlahti isimli muazzam bir sazlık ve kuş cenneti vardır.

burada tahtadan köprüler üzerinden her yerini gezip, kuş gözetlemek amacıyla yapılmış tahta kulelerden fotoğraf çekebilirsiniz.
şehrin birçok yerinde ördek, kaz ve kuğuların barındığı sazlıklar yer alır. ayrıca ormana dalıp yabanmersini, lingon ve mantar toplamak için medeniyetten çok fazla uzaklaşmaya gerek yoktur.
devamını gör...

ankara pavyonları kıskandı valla bizi sözlük. *

aşırı hoşuma gitti, kahkaha atıyorum.
devamını gör...

benimdir.
özellikle kitap akıcıysa sonuna kadar dayanamam hemen ağlarım. yazılan her kelime ruhuma işler resmen.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim