128 milyar dolar nerede sorusuna akp'nin yanıtı
a: 128 milyar dolar nerede?
b: işte bak, görmüyor musun?
a: gösterdiğin yerde bir açıklama yok. sorunun etrafından dolanıyorsun.
b: dıj güçler! fetööö! cehape! eeyyy iman edenler! eyy .....!!! bişey bişey...
b: işte bak, görmüyor musun?
a: gösterdiğin yerde bir açıklama yok. sorunun etrafından dolanıyorsun.
b: dıj güçler! fetööö! cehape! eeyyy iman edenler! eyy .....!!! bişey bişey...
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının en büyük fobisi
düdüklü tencere..dunya uzerinde beni bu kadar korkutan hicbir sey yok..asla kullanmıyorum..umarım kullanmam gerekmez.
devamını gör...
matinée d'ivresse
esrardan kaynaklı bir vizyonun ve sarhoşluk halindeki yaratılışın meyvesi olan bir arthur rimbaud şiiri.
esriklik sabahı
ey benim iyim! ey benim güzelim! yalpalamadan yürüdüğüm acımasız bandomızıka ezgisi! cinlerin işkence çarkı! hurra, duyulmadık yapıt ve anlı şanlı beden, ilk kez! çocukların gülüşleriyle başladı, bitecek onlarla bu. kalacak bütün damarlarımızda bu ağu, dönerken bandomızıka, eski uyumsuzluğa kavuştuğumuzda bile. ey şimdi bu işkenceleri hak eden bizler! getirelim özlemle yan yana, yaratılmış bedenimiz ve ruhumuza verilmiş o insanüstü sözleri: o sözleri, o çılgınlığı. incelik, bilim, şiddet! söz verildi bize iyilik ve kötülük ağacının karanlığa gömüleceği, zorba dürüstlüklerin sürüleceği, arınmış sevdiğimizi alıp götürelim diye. bazı iğrenmelerle başladı bu ve bitiyor, - emanet edemeden bizi o sonsuzluğa hemen, - bitiyor kokular bozgunuyla bu.
çocukların gülüşü, kölelerin suskunluğu, erdenlerin sertliği, buradaki biçimler ve nesnelerin ürpertisi, kutlu olsun anısıyla bu uyanışın. hoyratça başlamıştı bu, alev ve buz meleklerle bitiyor işte.
küçük esriklik uyanışı, kutsal ! bize ödül verdiğin maske karşılığında ancak. onaylıyoruz seni, yöntem! dün, biz yaştan her birine ün ve şan verdin, unutmuyoruz. inancımız var ağuya. ömrümüzü tümüyle verebiliriz her gün.
işte canakıyıcıların vakti.
çeviri: erdoğan alkan
matinée d'ivresse
ô mon bien ! ô mon beau ! fanfare atroce où je ne trébuche point ! chevalet féerique ! hourra pour l'œuvre inouïe et pour le corps merveilleux, pour la première fois ! cela commença sous les rires des enfants, cela finira par eux. ce poison va rester dans toutes nos veines même quand, la fanfare tournant, nous serons rendu à l'ancienne inharmonie. ô maintenant, nous si digne de ces tortures ! rassemblons fervemment cette promesse surhumaine faite à notre corps et à notre âme créés : cette promesse, cette démence ! l'élégance, la science, la violence ! on nous a promis d'enterrer dans l'ombre l'arbre du bien et du mal, de déporter les honnêtetés tyranniques, afin que nous amenions notre très pur amour. cela commença par quelques dégoûts et cela finit, — ne pouvant nous saisir sur-le-champ de cette éternité, — cela finit par une débandade de parfums.
rires des enfants, discrétion des esclaves, austérité des vierges, horreur des figures et des objets d'ici, sacrés soyez-vous par le souvenir de cette veille. cela commençait par toute la rustrerie, voici que cela finit par des anges de flamme et de glace.
petite veille d'ivresse, sainte ! quand ce ne serait que pour le masque dont tu nous as gratifié. nous t'affirmons, méthode ! nous n'oublions pas que tu as glorifié hier chacun de nos âges. nous avons foi au poison. nous savons donner notre vie tout entière tous les jours.
voici le temps des assassins.
esriklik sabahı
ey benim iyim! ey benim güzelim! yalpalamadan yürüdüğüm acımasız bandomızıka ezgisi! cinlerin işkence çarkı! hurra, duyulmadık yapıt ve anlı şanlı beden, ilk kez! çocukların gülüşleriyle başladı, bitecek onlarla bu. kalacak bütün damarlarımızda bu ağu, dönerken bandomızıka, eski uyumsuzluğa kavuştuğumuzda bile. ey şimdi bu işkenceleri hak eden bizler! getirelim özlemle yan yana, yaratılmış bedenimiz ve ruhumuza verilmiş o insanüstü sözleri: o sözleri, o çılgınlığı. incelik, bilim, şiddet! söz verildi bize iyilik ve kötülük ağacının karanlığa gömüleceği, zorba dürüstlüklerin sürüleceği, arınmış sevdiğimizi alıp götürelim diye. bazı iğrenmelerle başladı bu ve bitiyor, - emanet edemeden bizi o sonsuzluğa hemen, - bitiyor kokular bozgunuyla bu.
çocukların gülüşü, kölelerin suskunluğu, erdenlerin sertliği, buradaki biçimler ve nesnelerin ürpertisi, kutlu olsun anısıyla bu uyanışın. hoyratça başlamıştı bu, alev ve buz meleklerle bitiyor işte.
küçük esriklik uyanışı, kutsal ! bize ödül verdiğin maske karşılığında ancak. onaylıyoruz seni, yöntem! dün, biz yaştan her birine ün ve şan verdin, unutmuyoruz. inancımız var ağuya. ömrümüzü tümüyle verebiliriz her gün.
işte canakıyıcıların vakti.
çeviri: erdoğan alkan
matinée d'ivresse
ô mon bien ! ô mon beau ! fanfare atroce où je ne trébuche point ! chevalet féerique ! hourra pour l'œuvre inouïe et pour le corps merveilleux, pour la première fois ! cela commença sous les rires des enfants, cela finira par eux. ce poison va rester dans toutes nos veines même quand, la fanfare tournant, nous serons rendu à l'ancienne inharmonie. ô maintenant, nous si digne de ces tortures ! rassemblons fervemment cette promesse surhumaine faite à notre corps et à notre âme créés : cette promesse, cette démence ! l'élégance, la science, la violence ! on nous a promis d'enterrer dans l'ombre l'arbre du bien et du mal, de déporter les honnêtetés tyranniques, afin que nous amenions notre très pur amour. cela commença par quelques dégoûts et cela finit, — ne pouvant nous saisir sur-le-champ de cette éternité, — cela finit par une débandade de parfums.
rires des enfants, discrétion des esclaves, austérité des vierges, horreur des figures et des objets d'ici, sacrés soyez-vous par le souvenir de cette veille. cela commençait par toute la rustrerie, voici que cela finit par des anges de flamme et de glace.
petite veille d'ivresse, sainte ! quand ce ne serait que pour le masque dont tu nous as gratifié. nous t'affirmons, méthode ! nous n'oublions pas que tu as glorifié hier chacun de nos âges. nous avons foi au poison. nous savons donner notre vie tout entière tous les jours.
voici le temps des assassins.
devamını gör...
normal sözlük’teki oylama alışkanlığı
dopamin eksikliğim olduğunu öğrendiğim başlık.
artı oy alınca seviniyorum, çok gelsin istiyorum, ilgililere duyrulur falan. *
artılayalım geçelim arkadaşlar, kasmayalım kendimizi.
artı oy alınca seviniyorum, çok gelsin istiyorum, ilgililere duyrulur falan. *
artılayalım geçelim arkadaşlar, kasmayalım kendimizi.
devamını gör...
10000 karma puanı
an itibariyle geçtiğim karma puanı.
(bkz: bu gurur hepimizin)
(bkz: bu gurur hepimizin)
devamını gör...
kendini tanımak
"sen seni bil, sen seni" demiş (bkz: hacı bayram veli).
kişinin çevresini öğrenmesi, algılaması ve kendi yerini bilmesi için gerekli olan eylemdir..
kişinin çevresini öğrenmesi, algılaması ve kendi yerini bilmesi için gerekli olan eylemdir..
devamını gör...
doğum günü kutlama kulübü
adres de yazın kafa şeklinde pasta gönderelim admin de kafa sözlük kapşonlusu gönderir 1 sene sonra o kapşonlular herkeste olur ve hep beraber soyguna çıkabiliriz gerçekten muhteşem bi proje iyi ki varsın kafa sözlük..
devamını gör...
yazarların yazdığı hikayeler
üç saatlik uğraşlarının ardından istedikleri noktaya ulaşmışlardı. artık denizin dibindeydiler ve amaçlarına ulaşmalarına sadece bir denizaltı darbesi gerekiyordu. bu sefer başaracaklardı. her seferinde deneyip de başaramamalarına rağmen yine gelmişlerdi aynı noktaya. bu kez kendilerinden daha çok eminlerdi.
atlas, başkanı olduğu komutasına seslendi:
— tüm hazırlıklar tamam mı?
— evet efendim, tüm kontroller tamam. çarpışa son 5 saniye:
5... 4... 3... 2... 1...
ilk önce çağırıldığını anlamayıp, yarattığı dünyasıyla ilgilenen atlas, sonra annesinin onu çağırdığını fark edip odasından usulca uzaklaşarak annesine doğru ilerledi. annesi ona bakarak şöyle dedi:
— oğlum, yine mi kendi kendine konuşuyorsun?
atlas ayak uçlarına bakıyordu. cevap vermedi.
— neden cevap vermiyorsun? konuştuklarının hepsini duyuyorum. bunlardan vazgeçip gerçek dünyayla ilgilensen ne olur sanki? artık büyüdün. eski küçük atlas yok artık, atlas büyüdü; 15 yaşına bastı.
atlas, kafasını kaldırıp annesine baktı ve dedi ki:
— anne, bütün bunlar benim suçum değil. ben kendimi çocuk olarak görmüyorum ama gerçek dünyayla iç içe olmayı da sevmiyorum. benim yarattığım dünyam, bütün dünyalardan daha iyi. en azından bütün gidişatlara kendim karar verebiliyorum. benim dünyamda kimsenin babası çocuğunu terk etmezdi, yalnız kalınmazdı, babalar ölmezdi... en önemlisi ise "imkânsız" diye bir şey yoktu.
bunları söylerken gözlerinden akan yaşlara hâkim olamıyordu. annesi, oğlunun bu sözleri karşısında çok üzüldü ve her zamanki gibi suçluluk duygusu hissetti.
atlas, içine kapanık bir çocuktu. kimseyle konuşmazdı, hep yalnızdı. tek bir arkadaşı bile yoktu. gerektiğinde konuşuyor, sadece soru sorulduğunda cevap veriyordu. oysa kimsenin bilmediği iç dünyasıyla her zaman konuşuyordu. annesi onun kendisiyle konuştuğunu sansa da, o kendi uçsuz bucaksız dünyasındakilerle sohbet ederdi. bazen kendini uzayda kahve içerken, bazen de küçük insanlarla sohbet ederken bulurdu. onu en çok eğlendiren ise hiç şüphesiz denizaltı yolculuklarıydı.
atlas, denizin dibinin ardında bir dünya olduğuna inanıyordu. denizlere olan ilgisi ve düşkünlüğü, bir annenin evladına olan sevgisine benzerdi. çünkü o çok seviyordu maviyi, dalgaları ve tek huzur bulduğu yeri... çok seviyordu.
bazen öylece dalıp giderdi uzaklara. denizleri düşünürdü. deniz aslında renksizdi ve gökyüzünün yansımasıyla mavi olurdu. aslında tüm güzellik gökteydi ve eğer gök güzelse yer de güzeldi.
tıpkı insan gibi... eğer bir insanın davranışları ve karakteri güzelse bu içlerine yansırdı.
atlas, bunların bir hayal olduğunu biliyordu. lakin o hayalin, onu bir türlü denizin dibinde saklı olan olağanüstü yerlere götüremediğini düşünüyordu. ancak gözleriyle gördüğünde oraya ait hissedecekti kendini.
annesi bu durumdan tedirgindi. oğluna bakarak:
— oğlum, sen niye diğer çocuklar gibi değilsin?
atlas, bir türlü “diğer çocuklar gibi olmak” ne demek, anlayamıyordu.
annesi acaba bu sözleri söylerken bu soruyu kendine de yöneltiyor muydu?
“ben diğer anneler gibi miyim?”
atlas, koşarak odasına ilerledi. sulu gözlerle düşüncelere daldı:
“ben acaba çok mu anormalim? yoksa diğer insanlar mı tuhaf?”
evet, içine kapanık biriydi ve bu durum onu diğer insanlara göre tuhaf mı kılıyordu? hayır. bence sebep bu değildi. bence sebep, annemin beni iç dünyamla yalnız bırakmasındaki tedirginliğiydi. belki de nedeni, her zaman yalnız olmasıydı...
bunları düşünürken aklına sınıfından biri geldi. öğretmen sınıfa “çocukluk deyince aklınıza ne geliyor?” diye sormuştu. bir çocuk şöyle demişti:
— hocam, çocukluk deyince aklıma babamla top oynamalarımız geliyor.
“baba ve oğul” ilişkisi, atlas için yabancı bir histi. çünkü babası uzun yıllar önce vefat etmişti. annesinden öğrendiğine göre babası trafik kazasında hayatını kaybetmişti. ve annesi onun bütün ihtiyaçlarına yetişemiyordu.
evet, annesi çalışıp eve para getiriyor olabilirdi ama her şey para değildi ki... atlas birçok şeyi okulda öğrenmişti.
eğer okula gitmeseydi bütün bunları nereden öğrenecekti?
insanın ilk öğretmeni anne ve babası değil miydi?
annesi hep “sen diğer çocuklar gibi değilsin” derdi. ama kendisinin neden diğer anneler gibi olmadığını hiç sorgulamazdı.
kısa bir süre daha düşündükten sonra gözyaşlarını silip yarısında bıraktığı kitabını eline aldı. okumaya başladı.
en sevdiği şeylerden biri de buydu: kitap okumak.
kitap okurken başka dünyalara dalmak ve hayaller kurmak çok güzeldi. kitaplar onun tercümanıydı sanki...
annesi, bu durumdan tedirgindi. oğlu büyümüştü. çocukça konuşmalarını bir kenara bırakıp büyüdüğünü fark etmeliydi. annesinin tedirginliği günden güne artıyordu. kısa bir süre düşündükten sonra uzun zamandır yapmayı planladığı şeyi yaptı. bilgisayarın başına geçti ve kendini internette psikolog araştırırken buldu.
oğlunun psikolojisinin bozulduğuna inanıyordu. küçük bir araştırmadan sonra istanbul'un en iyi psikologlarından biri olan nehir özaslan’ın telefon numarasına ulaştı ve aradı:
— alo, nehir özaslan’la mı görüşüyorum?
— evet efendim, nasıl yardımcı olabilirim?
— ben oğlum için randevu almak istiyordum.
— tamam, adınızı ve oğlunuzun adını öğrenebilir miyim?
— adım meltem karaca, oğlumun adı atlas karaca.
— peki meltem hanım, salı günü 13.00’te sizi bekliyor olacağım.
meltem, telefonu kapattıktan sonra atlas’ın odasına doğru ilerledi. aralık kapıdan içeri baktığında oğlunun kitap okuduğunu gördü. kapıyı açarak usulca atlas’ın yanına oturdu. atlas yataktan doğrulup elinde kitabıyla annesine baktı. annesi derin bir nefes aldı ve dedi ki:
— oğlum, salı günü yani yarın okula gitme. seni bir yere götüreceğim.
— beni nereye götüreceksin?
— psikologdan randevu aldım, oraya gideceğiz.
atlas uzun uzun annesine baktı. konunun uzamasını istemeyerek sadece “tamam.” dedi.
annesi odadan çıktı. atlas yine iç dünyası ve hayalleriyle baş başa kaldı...
ertesi gün psikoloğa gittiler. bir saatlik görüşmenin ardından atlas dışarı çıktı:
— anne, doktor hanım seni odada bekliyor.
meltem odaya girdi. doktor nehir, bu durumun tek bir seansla çözülemeyeceğini söyledi. her salı düzenli olarak gelmelerini istedi.
meltem şaşırmıştı:
artık düzenli olarak her salı günü onu buraya getirmesini söyledi. ta ki ruhen iyileşene kadar... annesi şaşırmıştı.
ruhen iyileşmek?
ruhen hastalık ne demekti?
doktor sadece oğlunun çok yalnız olduğunu söyledi.
meltem üzüldü.
ardından doktor, meltem’e atlas’ın babasının nerede olduğunu sordu.
meltem hüzünlü gözlerle geçmişi anımsadı...
ve anlatmaya başladı:
> “ben 17 yaşındayken başlamıştı her şey. sonunun ne olacağını bilmediğim bir mutluluğa yelken açmıştım.
çok sevmiştim ve sevildiğimi hissetmiştim ilk defa. aşık olmuştum… atlas’ımın babasına, o zaman ki sevgilime, ömrümü adadığım tek gerçeğime, ayhan’ıma...
ayhan’la babamın cenazesinde tanıştık. babam yaptığı yasa dışı işler ve tefeciliğiyle bilinirdi. kötü bir insandı, hem yaptıklarıyla hem benliğiyle…
bir kerecik olsun başımı okşayıp ‘canım kızım’ ya da en sadesinden ‘kızım’ bile dememişti.
hep ev içi bağırışlar, tartışmalar ve annemin çaresiz inlemeleri...
hayattan hiçbir beklentim yoktu. böyle kötü bir hayat sürdürürken bir gün her şeyin çok güzel olacağına inanmak saçmalıktı.
zaten hiçbir mutluluk sonsuza dek yaşanmazmış. tam ‘mutluyum’ dediğiniz anda, hayat tekrar başa sarar ve sizi bir enkazın tam ortasına atıverir.
ayhan, babamın akrabalarındandı. onu o güne dek hiç görmemiştim. tanımıyordum, o da beni...
tanıştık önce. birbirimize üzgünlüğümüzü dile getirdik.
babam her ne kadar böyle biri olsa da seviyordum onu. neticede babamdı.
aradan zaman geçti.
ve bir zamanlar adını bile duymadığım akrabam ile sevgili olmuştuk.
tanıdıkça âşık olmuştum her zerresine.
18’ime bastığımda evlenme kararı almıştık. ben 18, o 21 yaşındaydı.
evlendik.
insanın sevdiğiyle evlenmesi bambaşkaydı, doktor hanım.
başkasından göremediğim sevgiyi onda gördüm.
babamın anneme olan acıyarak bakışı gibi bakmıyordu bana mesela.
sevgisini tüm benliğimle hissediyordum.
çünkü o başkaydı…
çünkü bana aşıktı… ben de ona...
ve her şey tam güzel gidiyorken, onu bir trafik kazasında kaybettim.
tanıştığımız yerde vedalaştık onunla...
sonsuza dek kara toprağın olmuştu.
artık hem onu saran kara toprağa aşıktım, hem de ona.
ben genç yaşımda alışmıştım büyük vedalara…
giderken “sen de gelmek ister misin?” diye sormadı bile.
oysa onunla her şeye vardım…
onsuz nasıl yaşayacaktım, bilmiyordum.
sonra zamanla anladım ki ölenle ölünemeyeceğini, kalanla yaşanabileceğini...
peki doktor hanım, sadece ölen mi hayatını kaybeder?
ben yaşarken ölüyorum, onsuz…
gidişinin ardından 1 ay oldu ya da olmadı…
ayhan’ın, başkasından çocuğu olduğunu öğrendim.
öğrendiğim an yıkıldım.
bana aşkla bakan gözleri bir başkasına da mı bakmıştı?
bana söylediği sözcükleri başkasına da mı söylemişti?
yapmış mıydı?
ihanet etmiş miydi bana?
biraz araştırma yaptıktan sonra, çocuğun adının atlas olduğunu ve 3 yaşında olup hastanede yattığını öğrendim.
yanına gittim.
gözlerine baktım. ayhan’ımınki gibiydi gözleri…
üstelik hastaydı.
hemşirelerden öğrendiğime göre annesi ölmüştü.
kim bakacaktı bu yavrucağa?
her ne kadar ben doğurmamış olsam da, ona bakmalıydım.
tedavisi için gerekli her şeyi üstlenip ona kanseri yenmesi için gereken bütün şefkati gösterdim.
onu evlat edindim.
artık o benim oğlum olmuştu.
canımdan bir parça olmuştu...
şimdi atlas’ım büyüdü ve 15 yaşına girdi.
ona fazla ilgi gösteremediğimden kendimi suçluyorum bazen.
evdeki halleri beni tedirgin ediyor, doktor hanım.
onun da, allah korusun, babası gibi ansızın gitmesinden çok korkuyorum.”
meltem, nehir hanım’la biraz daha konuştuktan sonra oradan uzaklaştı.
ve bugün oğlunun başladığı terapiyle ileriki günlerde daha da iyi olacağını düşünerek mutlu oldu.
6 ay sonra
— tüm kontroller tamam mı?
— evet efendim, çarpışa son 6 saniye:
6... 5... 4... 3... 2... 1...
— çarpışma olumlu efendim!
büyük kaya kütlesinin ardındaki ışık göz kamaştırıyordu.
kısa bir şaşkınlığın ardından açılan delikten ilk atlas girdi.
burası okyanus değildi. su yoktu.
kendini başka bir gezegende deniz kıyısındaymış gibi hissetti.
atlas mutluydu.
hatta mutluluktan ağlıyordu.
olamaz…
yine bir ses duyar gibi oldu.
bu sefer ağlamaklı bir sesti...
atlas:
— gözlerini aç oğlum… atlas...
kimdi bu?
yoksa yine annem miydi?
evet...
evet, annemin sesiydi bu.
niye ağlıyordu ki?
ve niye gözlerimi açmamı söylüyordu?
arkamı döndüm.
annem oradaydı.
kollarını açmış, beni bekliyordu.
oysa ben burada mutluydum.
hayallerime ulaşmıştım.
gidemezdim…
yapamazdım bunu...
ileri bakıp kapsülün kapağını açtı ve mutluluğa doğru ilerledi.
ebedi mutluluğa...
— hastayı kaybediyoruz!
— elektroşok cihazını hazırlayın hemen!
3… 2… 1…
olmadı…
tekrar: 3… 2… 1…
doktor, cihazda beliren düz çizgiyle elindeki cihazı bırakarak annesine baktı.
başını olumsuz anlamda salladı.
elveda atlas.
(atlas, küçükken atlattığı kansere tekrar yakalanmıştır.
ve hayat bu sefer yüzüne gülmemiştir.
belki de gülmüştür…
belki ölüm, yeni bir başlangıçtır onun için…)
belki…
atlas, başkanı olduğu komutasına seslendi:
— tüm hazırlıklar tamam mı?
— evet efendim, tüm kontroller tamam. çarpışa son 5 saniye:
5... 4... 3... 2... 1...
ilk önce çağırıldığını anlamayıp, yarattığı dünyasıyla ilgilenen atlas, sonra annesinin onu çağırdığını fark edip odasından usulca uzaklaşarak annesine doğru ilerledi. annesi ona bakarak şöyle dedi:
— oğlum, yine mi kendi kendine konuşuyorsun?
atlas ayak uçlarına bakıyordu. cevap vermedi.
— neden cevap vermiyorsun? konuştuklarının hepsini duyuyorum. bunlardan vazgeçip gerçek dünyayla ilgilensen ne olur sanki? artık büyüdün. eski küçük atlas yok artık, atlas büyüdü; 15 yaşına bastı.
atlas, kafasını kaldırıp annesine baktı ve dedi ki:
— anne, bütün bunlar benim suçum değil. ben kendimi çocuk olarak görmüyorum ama gerçek dünyayla iç içe olmayı da sevmiyorum. benim yarattığım dünyam, bütün dünyalardan daha iyi. en azından bütün gidişatlara kendim karar verebiliyorum. benim dünyamda kimsenin babası çocuğunu terk etmezdi, yalnız kalınmazdı, babalar ölmezdi... en önemlisi ise "imkânsız" diye bir şey yoktu.
bunları söylerken gözlerinden akan yaşlara hâkim olamıyordu. annesi, oğlunun bu sözleri karşısında çok üzüldü ve her zamanki gibi suçluluk duygusu hissetti.
atlas, içine kapanık bir çocuktu. kimseyle konuşmazdı, hep yalnızdı. tek bir arkadaşı bile yoktu. gerektiğinde konuşuyor, sadece soru sorulduğunda cevap veriyordu. oysa kimsenin bilmediği iç dünyasıyla her zaman konuşuyordu. annesi onun kendisiyle konuştuğunu sansa da, o kendi uçsuz bucaksız dünyasındakilerle sohbet ederdi. bazen kendini uzayda kahve içerken, bazen de küçük insanlarla sohbet ederken bulurdu. onu en çok eğlendiren ise hiç şüphesiz denizaltı yolculuklarıydı.
atlas, denizin dibinin ardında bir dünya olduğuna inanıyordu. denizlere olan ilgisi ve düşkünlüğü, bir annenin evladına olan sevgisine benzerdi. çünkü o çok seviyordu maviyi, dalgaları ve tek huzur bulduğu yeri... çok seviyordu.
bazen öylece dalıp giderdi uzaklara. denizleri düşünürdü. deniz aslında renksizdi ve gökyüzünün yansımasıyla mavi olurdu. aslında tüm güzellik gökteydi ve eğer gök güzelse yer de güzeldi.
tıpkı insan gibi... eğer bir insanın davranışları ve karakteri güzelse bu içlerine yansırdı.
atlas, bunların bir hayal olduğunu biliyordu. lakin o hayalin, onu bir türlü denizin dibinde saklı olan olağanüstü yerlere götüremediğini düşünüyordu. ancak gözleriyle gördüğünde oraya ait hissedecekti kendini.
annesi bu durumdan tedirgindi. oğluna bakarak:
— oğlum, sen niye diğer çocuklar gibi değilsin?
atlas, bir türlü “diğer çocuklar gibi olmak” ne demek, anlayamıyordu.
annesi acaba bu sözleri söylerken bu soruyu kendine de yöneltiyor muydu?
“ben diğer anneler gibi miyim?”
atlas, koşarak odasına ilerledi. sulu gözlerle düşüncelere daldı:
“ben acaba çok mu anormalim? yoksa diğer insanlar mı tuhaf?”
evet, içine kapanık biriydi ve bu durum onu diğer insanlara göre tuhaf mı kılıyordu? hayır. bence sebep bu değildi. bence sebep, annemin beni iç dünyamla yalnız bırakmasındaki tedirginliğiydi. belki de nedeni, her zaman yalnız olmasıydı...
bunları düşünürken aklına sınıfından biri geldi. öğretmen sınıfa “çocukluk deyince aklınıza ne geliyor?” diye sormuştu. bir çocuk şöyle demişti:
— hocam, çocukluk deyince aklıma babamla top oynamalarımız geliyor.
“baba ve oğul” ilişkisi, atlas için yabancı bir histi. çünkü babası uzun yıllar önce vefat etmişti. annesinden öğrendiğine göre babası trafik kazasında hayatını kaybetmişti. ve annesi onun bütün ihtiyaçlarına yetişemiyordu.
evet, annesi çalışıp eve para getiriyor olabilirdi ama her şey para değildi ki... atlas birçok şeyi okulda öğrenmişti.
eğer okula gitmeseydi bütün bunları nereden öğrenecekti?
insanın ilk öğretmeni anne ve babası değil miydi?
annesi hep “sen diğer çocuklar gibi değilsin” derdi. ama kendisinin neden diğer anneler gibi olmadığını hiç sorgulamazdı.
kısa bir süre daha düşündükten sonra gözyaşlarını silip yarısında bıraktığı kitabını eline aldı. okumaya başladı.
en sevdiği şeylerden biri de buydu: kitap okumak.
kitap okurken başka dünyalara dalmak ve hayaller kurmak çok güzeldi. kitaplar onun tercümanıydı sanki...
annesi, bu durumdan tedirgindi. oğlu büyümüştü. çocukça konuşmalarını bir kenara bırakıp büyüdüğünü fark etmeliydi. annesinin tedirginliği günden güne artıyordu. kısa bir süre düşündükten sonra uzun zamandır yapmayı planladığı şeyi yaptı. bilgisayarın başına geçti ve kendini internette psikolog araştırırken buldu.
oğlunun psikolojisinin bozulduğuna inanıyordu. küçük bir araştırmadan sonra istanbul'un en iyi psikologlarından biri olan nehir özaslan’ın telefon numarasına ulaştı ve aradı:
— alo, nehir özaslan’la mı görüşüyorum?
— evet efendim, nasıl yardımcı olabilirim?
— ben oğlum için randevu almak istiyordum.
— tamam, adınızı ve oğlunuzun adını öğrenebilir miyim?
— adım meltem karaca, oğlumun adı atlas karaca.
— peki meltem hanım, salı günü 13.00’te sizi bekliyor olacağım.
meltem, telefonu kapattıktan sonra atlas’ın odasına doğru ilerledi. aralık kapıdan içeri baktığında oğlunun kitap okuduğunu gördü. kapıyı açarak usulca atlas’ın yanına oturdu. atlas yataktan doğrulup elinde kitabıyla annesine baktı. annesi derin bir nefes aldı ve dedi ki:
— oğlum, salı günü yani yarın okula gitme. seni bir yere götüreceğim.
— beni nereye götüreceksin?
— psikologdan randevu aldım, oraya gideceğiz.
atlas uzun uzun annesine baktı. konunun uzamasını istemeyerek sadece “tamam.” dedi.
annesi odadan çıktı. atlas yine iç dünyası ve hayalleriyle baş başa kaldı...
ertesi gün psikoloğa gittiler. bir saatlik görüşmenin ardından atlas dışarı çıktı:
— anne, doktor hanım seni odada bekliyor.
meltem odaya girdi. doktor nehir, bu durumun tek bir seansla çözülemeyeceğini söyledi. her salı düzenli olarak gelmelerini istedi.
meltem şaşırmıştı:
artık düzenli olarak her salı günü onu buraya getirmesini söyledi. ta ki ruhen iyileşene kadar... annesi şaşırmıştı.
ruhen iyileşmek?
ruhen hastalık ne demekti?
doktor sadece oğlunun çok yalnız olduğunu söyledi.
meltem üzüldü.
ardından doktor, meltem’e atlas’ın babasının nerede olduğunu sordu.
meltem hüzünlü gözlerle geçmişi anımsadı...
ve anlatmaya başladı:
> “ben 17 yaşındayken başlamıştı her şey. sonunun ne olacağını bilmediğim bir mutluluğa yelken açmıştım.
çok sevmiştim ve sevildiğimi hissetmiştim ilk defa. aşık olmuştum… atlas’ımın babasına, o zaman ki sevgilime, ömrümü adadığım tek gerçeğime, ayhan’ıma...
ayhan’la babamın cenazesinde tanıştık. babam yaptığı yasa dışı işler ve tefeciliğiyle bilinirdi. kötü bir insandı, hem yaptıklarıyla hem benliğiyle…
bir kerecik olsun başımı okşayıp ‘canım kızım’ ya da en sadesinden ‘kızım’ bile dememişti.
hep ev içi bağırışlar, tartışmalar ve annemin çaresiz inlemeleri...
hayattan hiçbir beklentim yoktu. böyle kötü bir hayat sürdürürken bir gün her şeyin çok güzel olacağına inanmak saçmalıktı.
zaten hiçbir mutluluk sonsuza dek yaşanmazmış. tam ‘mutluyum’ dediğiniz anda, hayat tekrar başa sarar ve sizi bir enkazın tam ortasına atıverir.
ayhan, babamın akrabalarındandı. onu o güne dek hiç görmemiştim. tanımıyordum, o da beni...
tanıştık önce. birbirimize üzgünlüğümüzü dile getirdik.
babam her ne kadar böyle biri olsa da seviyordum onu. neticede babamdı.
aradan zaman geçti.
ve bir zamanlar adını bile duymadığım akrabam ile sevgili olmuştuk.
tanıdıkça âşık olmuştum her zerresine.
18’ime bastığımda evlenme kararı almıştık. ben 18, o 21 yaşındaydı.
evlendik.
insanın sevdiğiyle evlenmesi bambaşkaydı, doktor hanım.
başkasından göremediğim sevgiyi onda gördüm.
babamın anneme olan acıyarak bakışı gibi bakmıyordu bana mesela.
sevgisini tüm benliğimle hissediyordum.
çünkü o başkaydı…
çünkü bana aşıktı… ben de ona...
ve her şey tam güzel gidiyorken, onu bir trafik kazasında kaybettim.
tanıştığımız yerde vedalaştık onunla...
sonsuza dek kara toprağın olmuştu.
artık hem onu saran kara toprağa aşıktım, hem de ona.
ben genç yaşımda alışmıştım büyük vedalara…
giderken “sen de gelmek ister misin?” diye sormadı bile.
oysa onunla her şeye vardım…
onsuz nasıl yaşayacaktım, bilmiyordum.
sonra zamanla anladım ki ölenle ölünemeyeceğini, kalanla yaşanabileceğini...
peki doktor hanım, sadece ölen mi hayatını kaybeder?
ben yaşarken ölüyorum, onsuz…
gidişinin ardından 1 ay oldu ya da olmadı…
ayhan’ın, başkasından çocuğu olduğunu öğrendim.
öğrendiğim an yıkıldım.
bana aşkla bakan gözleri bir başkasına da mı bakmıştı?
bana söylediği sözcükleri başkasına da mı söylemişti?
yapmış mıydı?
ihanet etmiş miydi bana?
biraz araştırma yaptıktan sonra, çocuğun adının atlas olduğunu ve 3 yaşında olup hastanede yattığını öğrendim.
yanına gittim.
gözlerine baktım. ayhan’ımınki gibiydi gözleri…
üstelik hastaydı.
hemşirelerden öğrendiğime göre annesi ölmüştü.
kim bakacaktı bu yavrucağa?
her ne kadar ben doğurmamış olsam da, ona bakmalıydım.
tedavisi için gerekli her şeyi üstlenip ona kanseri yenmesi için gereken bütün şefkati gösterdim.
onu evlat edindim.
artık o benim oğlum olmuştu.
canımdan bir parça olmuştu...
şimdi atlas’ım büyüdü ve 15 yaşına girdi.
ona fazla ilgi gösteremediğimden kendimi suçluyorum bazen.
evdeki halleri beni tedirgin ediyor, doktor hanım.
onun da, allah korusun, babası gibi ansızın gitmesinden çok korkuyorum.”
meltem, nehir hanım’la biraz daha konuştuktan sonra oradan uzaklaştı.
ve bugün oğlunun başladığı terapiyle ileriki günlerde daha da iyi olacağını düşünerek mutlu oldu.
6 ay sonra
— tüm kontroller tamam mı?
— evet efendim, çarpışa son 6 saniye:
6... 5... 4... 3... 2... 1...
— çarpışma olumlu efendim!
büyük kaya kütlesinin ardındaki ışık göz kamaştırıyordu.
kısa bir şaşkınlığın ardından açılan delikten ilk atlas girdi.
burası okyanus değildi. su yoktu.
kendini başka bir gezegende deniz kıyısındaymış gibi hissetti.
atlas mutluydu.
hatta mutluluktan ağlıyordu.
olamaz…
yine bir ses duyar gibi oldu.
bu sefer ağlamaklı bir sesti...
atlas:
— gözlerini aç oğlum… atlas...
kimdi bu?
yoksa yine annem miydi?
evet...
evet, annemin sesiydi bu.
niye ağlıyordu ki?
ve niye gözlerimi açmamı söylüyordu?
arkamı döndüm.
annem oradaydı.
kollarını açmış, beni bekliyordu.
oysa ben burada mutluydum.
hayallerime ulaşmıştım.
gidemezdim…
yapamazdım bunu...
ileri bakıp kapsülün kapağını açtı ve mutluluğa doğru ilerledi.
ebedi mutluluğa...
— hastayı kaybediyoruz!
— elektroşok cihazını hazırlayın hemen!
3… 2… 1…
olmadı…
tekrar: 3… 2… 1…
doktor, cihazda beliren düz çizgiyle elindeki cihazı bırakarak annesine baktı.
başını olumsuz anlamda salladı.
elveda atlas.
(atlas, küçükken atlattığı kansere tekrar yakalanmıştır.
ve hayat bu sefer yüzüne gülmemiştir.
belki de gülmüştür…
belki ölüm, yeni bir başlangıçtır onun için…)
belki…
devamını gör...
sevdiğiniz şarkıdan en sevdiğiniz söz
"kim söylemiş son diye
olmaz diye, kanar diye
anlatma
anlamam
aşk varken sözlerinde, düşlerinde
yeniden doğmak gibi nefesinle
çoğalıp sevginle
isteme
durdurma"
moğollar/yolum seninle
olmaz diye, kanar diye
anlatma
anlamam
aşk varken sözlerinde, düşlerinde
yeniden doğmak gibi nefesinle
çoğalıp sevginle
isteme
durdurma"
moğollar/yolum seninle
devamını gör...
beyaz renginin yakıştığı şeyler
devamını gör...
sigaranın faydaları
-sosyalleştirir. (çakmağınız yoksa başkalarından ister daha sonrada arkadaş olursunuz)
-sosyalleştirir. (biri size tel. nosunu yada adresini verdiğinde kağıdınız yoksa paketin üzerine yazarsınız)
-sağlıklıdır. (spor yapmanıza vesile olur.geç vakit bakarsınız sigara bitmiş,bi "koşu" gider açık bakkal ararsınız)
-karizma sağlar. (dumanıyla türlü şekiller yapar eş dost akrabayı hayrete düşürürsünüz)
-dünya gözüyle bi safınız olmasını sağlar. (sigara düşmanlarına karşı dünyanın tüm içicileri birleşir, yek vücut olursunuz)
-sosyalleştirir. (biri size tel. nosunu yada adresini verdiğinde kağıdınız yoksa paketin üzerine yazarsınız)
-sağlıklıdır. (spor yapmanıza vesile olur.geç vakit bakarsınız sigara bitmiş,bi "koşu" gider açık bakkal ararsınız)
-karizma sağlar. (dumanıyla türlü şekiller yapar eş dost akrabayı hayrete düşürürsünüz)
-dünya gözüyle bi safınız olmasını sağlar. (sigara düşmanlarına karşı dünyanın tüm içicileri birleşir, yek vücut olursunuz)
devamını gör...
4 haziran 2021 135 milyar metreküp doğalgaz keşfi
doğalgaz fiyatını niye yükselttiniz olum o zaman?
devamını gör...
kürtajın yasaklanması gerekliliği
öyle bir gereklilik yoktur. insanların cocuk doğurmayı seçip, seçmemesine siz karar veremezsiniz. bu kişisel bir konudur, kimseyi de ilgilendirmez.
devamını gör...
yazarların hayalindeki ilişki
yalanın olmadığı , samimi ve karşılıklı saygıyı ilke edinmiş bir ilişki . neden hayal olduğunu az biraz anlayabiliyorusun daha önce ki tecrübelerinden.
devamını gör...
yazar şikayet etmek
sözlükte yazmadığım zamanlarda pusuya yatıp yaptığım eylem ooo forumsal mı hemen başlığı tanımlamıyor mu küfür mü var hemen şikayet küçükken de arkadaş bana tahtada iki tane yan yana m harfini gösterdi bende okudum meme oldu sonra öğretmene hocam o çocak bana bunu okuttu meme oldu diye şikayet ettim hoca da elime sopayla vurdu öğretmen kadındı ondan mı bilmiyorum bana ispiyonculuk iyi bir şey değil demişti. ama ben bir kere o tadı aldım artık bırakmam be hocam.
devamını gör...
üstün insan
nietzsche ye göre insan, hayvan ve üstün insan arasında bir varlıktır.
insan ne zaman ki bütün yanılgılardan kurtulur işte o zaman üstün insan mertebesine yükselir.
aynı platonun mağara alegorisinde ki gibi. eğer ki insan gölgelerden başını kaldırıp mağaradan çıkarsa, gerçek hayata gözlerini açar.
ancak o zaman üstün insan olur.
nietzsche ye göre tabi.
(bkz: böyle buyurdu zerdüşt)
insan ne zaman ki bütün yanılgılardan kurtulur işte o zaman üstün insan mertebesine yükselir.
aynı platonun mağara alegorisinde ki gibi. eğer ki insan gölgelerden başını kaldırıp mağaradan çıkarsa, gerçek hayata gözlerini açar.
ancak o zaman üstün insan olur.
nietzsche ye göre tabi.
(bkz: böyle buyurdu zerdüşt)
devamını gör...
ev işi yapmamanın boşanma sebebi olması
ilerleyen yıllarda sevgili eşim bana destek olmaz ise yapabilirim.
bütün yüklerin kadınlara verilmesini normal bulmuyorum sabah birlikte işe gidilsin akşam eve gelince beyler çok yorgun olsun hanımlar ise yemek derdine düşsün sonra çayı çorbası haftasonları çamaşırı bulaşığı paşam eş alırken promosyon olarak bankamatiğini ve ev işlerini yapan bir eleman almış gibi takılsın.
bütün yüklerin kadınlara verilmesini normal bulmuyorum sabah birlikte işe gidilsin akşam eve gelince beyler çok yorgun olsun hanımlar ise yemek derdine düşsün sonra çayı çorbası haftasonları çamaşırı bulaşığı paşam eş alırken promosyon olarak bankamatiğini ve ev işlerini yapan bir eleman almış gibi takılsın.
devamını gör...
sapık sanılarak linç edilen adam
yargılanma ve savunma hakkının ne denli kutsal, linç etmenin ise ne denli çirkin olduğunu bize net olarak gösteren olay.
eğer doğru ise yok yere bir can gitmiştir artık. vah vah ile geri dönülemez.
eğer doğru ise yok yere bir can gitmiştir artık. vah vah ile geri dönülemez.
devamını gör...


