kusura bakmayın çaylak arkadaşlar tanımlarınız gizli. zaten 2 saniyede yazar yapılıyorsunuz bari silik yazılar görmeyim.

biraz abartmıyor musunuz? bu sitede sanki aylarca çaylak kalıyorlarmış gibi bir algı yaratıyorsunuz.
devamını gör...

sivaslı bir kız olarak gururla yaptığım eylemdir. şehir olarak madımak katliamı sebebiyle yobaz olarak anılsak da sivas kızları olarak fazlasıyla laik sayılırız.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

2000'li yillarda dini bütün dedemin şahininde kasetleri bulunan güzide sanatçı.

dedem dini konularda çok hassas bir adamdı, bir imamdı kendisi. yaşadığı küçük ilçenin (neredeyse köy kadar) hocasıydı o. hoca kelimesini vurguladım çünkü bu tarz küçük yerlerde hocalar pek "saygın" insanlardir. öyle ki bazen muhtar bile gölgelerinde kalır.*

bu dini hassasiyetlerinden pek haz etmezdim. yaşım küçüktü, rasyonel değildi bu antipatim. okuduğum okul, istanbul'da bulunan ve içine doğduğum muhafazakar bir gecekondu mahallesinin dibinde, mahalleme aşırı ters şekilde gelişmiş ve sekuler bir semtteydi. çoğu zaman öyledir zaten. parmakla gösterilen semtlerin hemen dibinde semtin gelişmişliği ile zıt ölçüde geri kalmış bir gecekondu semti bulunur.

ben de gittiğim bu okulun ve semtin kültürüne ozenirdim hep. o yüzden pek sevmezdim dedemi. halbuki sayesinde her yaz gittiğim o küçük ilçede "x hoca'nın torunuyum" jokerini kullanarak pek çok imtiyaz sahibi oluyordum.

dedem hakkında entrymin sonunda bağlamak üzere yazdığım cringe paragrafları bir kenara bırakalım. entry başında bahsettiğim kasetleri dayım çıkartmıştı. dedemden kim bilir ne dayaklar yemişti o kasetleri kabul ettirebilmek için.

nefret ederdim o kasetlerden. arkadaşlarım (bkz: tarkan) (bkz: gülben ergen) (bkz: duman) ve nicelerini dinlerken biz yazın her tarlaya, bahçeye, pikniğe gidiş-dönüsümüzde artık ezberledigim 3-5 izel şarkısını döndürür dururduk. öyle ki "müzik günah!" diyen dedemin bile çaktırmadan keyif aldığı müziklerdi artik. hayır bir de bunları dinlerken tribe falan girerdi sevgili araba ahalisi. yıl 2008 (örnek olarak, yoksa 2006'da aynı 2009'da), kavurucu güneşin altında uçsuz bucaksız sapsarı ayçiçek tarlalarının arasından süzülen incecik bir köy yolunda giden bir şahinin içinde hasret dinleyip tribe giren insanlar.

geçen gün kafamda durduk yere bir şarkı dönmeye başladı. başladı başlamasına da sözleri yok, bilirsiniz sadece tını ve ritim. yav diyorum bu nedir? takdir edersiniz ki bir izel parçasıydı. aylarca kafamın içinde dönen bu müziği sonunda bulmuştum. beynim nöron yerine afgan işçi calistiriyorsa demek.

buldum da pek keyif alamadım. keyif alamadığım şey müzikler değil, tersine o nefret ettiğim müziklerin bana artık keyifli gelmesini sağlayan nostalji hissiydi. bak şu an yok yere dinliyorum, sözlerini unutmuşum ama ritmi duyunca iki kelimeden biri geliyor.

müzik bomba da ne şu an beyaz bir şahinin icindeyim, ne tepesinde kavurucu güneş bulunan bir köy yolundayım, ne kuzenimle el kızartmaca oynuyoruz, ne o dönem ağır abi takılan liseli abim bize "şımarmayın lan" diyor ne de şoför koltugunda oturan bir dedem var.

(bkz: arkadan samanyolu müziği gelen entryler)
devamını gör...

ne bu, mevlana'nın şems'e özel koreografisi mi?

t/ türbanlı bacılarımızı direklerde sallandırdılar temalı dans.
devamını gör...

yandı etraf içim yaralı
bu nasıl ülke talihi karalı
başımızda var bir saralı
siz üzseniz ne yazar
devamını gör...

ekşi'den gelenler bilir, bunun başlığı açılmıştı.* görür görmez aşık oldum. oradaki nickimden utandım. o ne basitlikti yahu. insan az düşünür alırken. neyse, orada tekrar çaylak sırası bekleme gereksizliğine girmeyecektim tabii. içimde ukte olmuştu. dün de burayı keşfedince dedim ki: "gün bu gündür. yapıştır."
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
(bkz: ağrılı keno gözleri)
devamını gör...

ben nikah şahidi'niz olmaya geldim.
devamını gör...

klasik türk filmi klişesidir. bu itiraf sonunda gerçek anne veya babanı veya da habersiz aşık olduğun öz kardeşini bulman an meselesidir.
devamını gör...

devamını gör...

bir alışveriş merkezinin asansör şeysi bölmesi.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

“geceyi seyrede seyrede öğrendim ki, ışık insanın içinde yanmıyorsa yüzüne vurmuyor”
devamını gör...

nedendir bilmem, çevremdeki insanların tekilayla araları yok denecek kadar az. halbuki tekila, bir ilahtan farksız benim için. bir çok alkollü içeceğe göre içmesi daha zevkli, vücuttan bıraktığı izler daha etkilidir.

ayrıca alternatifli de bir içkidir, margarita ya da daha sık tercih edilen ‘’shot’’ gibi varyasyonları mevcuttur. tekilanın nasıl keşfedildiğine bakmak gerekirse şöyle özetlenebilir.

miskin olmalarına rağmen gezmeye meraklı ispanyollar, biz gemilerle dünyayı gezeceğiz diye tutturdukları seyahatlerinden birinde meksika’ya ulaşırlar. o tarihlerde de meksika’da aztekler falan var haliyle. kendi aralarında takılan kabilelerden oluşuyor aztekler. ama çok da gelişmemişler değil hani, age of empires ağzıyla söyleyecek olursak stone age falan atlanmış, katapult falan yapabilirler. her neyse…

meksiya’ya gelen ispanyollar, amerika’yı keşfedenler gibi yabani değilmiş, kızılderilere soykırım yapılması gibi girişmemişler azteklere. tam tersine, eğitici öğretici aktivitelerde bulunmuşlar. öğrettikleri şeylerden biri de, tahmin edebileceği üzere, damıtma olmuş.

eh, keyfine düşkün millet olan aztekler’de geleneksel içkilerini oluşturan mavi agateyi yaptıkları otu damıtmışlar. sonuç, tekila.

ben, tekilayı şaraptan daha romantik buluyorum; daha samimi ve daha etkileyici. ‘’shot’’ diye tabir edilen içme tarzı hele, eğer hayal gücünüz yüksekse, size unutulmaz dakikalar geceler yaşatabilir. klasik bir shot içicisi, ufak minik bir bardağa, bir baş parmak boğumunu geçmeyecek kadar tekilayı koyar. sol elinin, başparmakla işaret parmağı arasında kalan perde gibi kısmın üst tarafına tuzu döker. dilimlenmiş limonu da yanına alır. önce tek bir seferde tekilasını içer, elindeki tuzu yalar ve en son limon dilimini dişlerinin arasına atar ve emer. adet böyledir. ama benim gibi tekilaya tapanlar için, bu tarz içiş tekilaya haksızlık olur.

bir bakış attığı zaman dağları taşları delen ateşli bir hatunu yanıma alırım. ufak minik bardağımıza tekilayı aynı şekilde doldururum bir güzel. sonra, klasik şekilden farklı olarak, önceden dil darbelerimle nemlendirdiğim hatun kısmının boynunu mümkün mertebe tuzlarım. iki dudağının arasına da limon dilimini de sıkıştırdım mı, değmeyin keyfime… tekila shot, hatun boynunda geçirilen beş on saniye ve ıslak dudakların buluşması… inanın, niye yaşadığınızı o zaman anlayacaksınız.

bu muhteşem gecenizi de tuvalette geçirmek istemiyorsanız, on shottan sonrası tehlikeli; hadi kendine güvenenler için on beş diyelim.
devamını gör...

israil'in güneyindeki su azlığı ve toprak sebebiyle tarım faaliyetlerinin yetersiz olduğu arava çölü'nde kurduğu tarım çiftlikleriyle avrupa ve amerika'ya tarım ürünleri* ihraç etmektedir.

arava çölü'nde kurduğu teknolojiyle toprağın sadece 30 santimlik bölümünde tarım faaliyetlerini sürdüren israil, sebze ve meyve ihracatının %66'sını sadece bu bölgeden karşılıyor. bölgeye kurulan güneş enerji panellerinde üretilen elektrik ile çıkarılan su arıtılarak tarımda da kullanılıyor. günlük üretilen elektrik enerjisiyle 3 bin litre tuzlu su arıtılıyor ve sulamanın tamamı damlama sistemiyle gerçekleştiriliyor.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

akışta nickini görüp inatla o nicki beynimin bana okutmadığı yazar.

bakın 'eva ede, eva ada, eva edi' okudumda eva eda'yı yoğun çalışmalar sonucu okuyabildim. ya beynim çok yoruldu ya da yok emin değilim. neyse konuyu kendimizden sayın yazara çevirme vakti.

akışta nickini görüp geldik. profilinde dolandık. tanımlarını okuduk ee hoşumuza gitti. neden nickaltı yazmayalım dedik. geldik yazdık birazdan gideceğiz. bunu kaç kişi yaptık emin değiliz. malum beyin benle değil kim o diğerleri?

sayın yazar tanımlarınız öz öz pek tatlı pek okunaklı. keyifli ve içten. okurken kendimizden izler buluyoruz. ve severek okuyoruz. çokça yazın ara ara buralara uğrayalım günümüz renklensin.

hayatınız da tanımlarınız gibi her daim tatlı olsun. keyifli sözlükler.
devamını gör...

ılık bi yaz akşamı, sert bi kahve ve sigara… alttan da şarkı…*

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bir şeyi yapmak istemekle onu yapabilmek arasındaki ayrımı bilmediğimizi sanan siyasetçi beyanı.

ben mesela time dergisine kapak olmak istiyorum, ama olamıyorum. propaganda ile de hiç ilgisi yok bunun.

gençler burada kalmak istiyor ama bu şartlarda değil.

yahu akıl var mantık var! kim ister ki kendi ana dilinin konuşulduğu, kendi kültürünün yaşandığı, aralarında daha rahat hissedeceği kendi insanlarının bulunduğu vatanını bırakıp başka kültürlere adapte olmaya mecbur kalmayı? normal şartlarda durup dururken bunu isteyecek kişi sayısı azdır. isteyenler de dünyayı tanımak, biraz da başka ülkelerin "tadına bakmak" gibi keyfe keder sebeplerden ister. kendini gitmeye mecbur hissediyor artık insanlar. istedikleri için değil, gitmek zorunda bırakıldıkları için gidiyorlar. buna memnun olduklarını mı sanıyorsunuz?

yani bu kadar da "biz ülkedeki hiç ama hiçbir şeyden sorumlu değiliz" tavrı gerçekten çileden çıkarıyor vatandaşı. "acaba bizim de payımız var mı" diye düşünmek sanki utanç kaynağıymış gibi...
devamını gör...

5 sene önce akp’ye laf ettiğim için üstüme yürüyen dayım. şimdi facebook’tan akp’ye isyan ediyor.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim