bunlar kadın koluna da mı halleniyormuş.
devamını gör...

bir füruğ ferruhzad dizesidir.

ilk kez rastlanıldığında duvara dalıp gitmenize yol açar.
devamını gör...

l ile şehir: lüleburgaz.
devamını gör...

ilk sohbet anında öykü mü yalnızca birkaç kişi dinler belki daha da az ama hazırlamak bile çok keyifli olur demiştik. yüreği benzer atan insanları bulmak ve onlarla paylaşmakmış asıl keyifli olan.

bir sitem, keşke kadıncağza ikinci bir şans verseydiniz! *
devamını gör...

eksikliği hissedilen yayın, program..*
devamını gör...

devamını gör...

küfür eden kadındır.
devamını gör...

aslında direkt samimileşir.
devamını gör...

onla geçirilen zaman ve kafaların uyuşması
devamını gör...

j.f.kennedy suikastini anlatan bilim kurgu dizisi. başrollerinde (bkz: james franco) ve (bkz: sarah gadon) oynamaktadır.

--! spoiler !--

final sahnesindeki güzel bir hayat yaşadın mı ? repliğiyle her izlediğimde boğazımı düğümleten mini dizidir.

--! spoiler !--
devamını gör...

60'lı yıllarda yeni bir toplumsal bir alt kültürün oluşumuna büyük katkıları olmuştur: hippi...

ikinci dünya savaşı sonrası bilimsel ve toplumsal ilerlemenin dönem gençliği üzerinde bıraktığı etkinin ana unsurudur. savaşın çocuklarının, ailesini kaybedenlerin, savaş döneminde tohumlanmış piç çocukların ve dönemin barış ve sevgi yanlısı gençliğinin dünya görüşü konusunda sıradan bir hümanist akımın önüne geçebilme sebebidir.

lsd isimli sanrılandırıcı, daha doğrusu modern ismiyle psikedelik maddenin yarattığı aşırı uçlardaki duygu durumu ve duyarlılığı, gençliğin var olan dünya görüşü üzerindeki etkisi ile dönemin toplumsal hayatından daha soyut ve özgür bir ortamın yaratılmasının vesilesidir.

...ki zaten bunu salt sentetik bir madde olmaktan alıkoyan şey feverani bir durum yaratmasının yanında bir zihin açıcı olarakta görülmesidir. bu etkiler çeşitli öğretilerde kullanıldığı gibi, hippilikte de kullanılmasından ötürü bir ilke, bir vizyon yaratılmasına da dolaylı yoldan sebep olmuştur. yani bu sanrılandırıcıyı fikrin radikalliğini arttıran bir ateş olarak görmemiz mümkündür.

bunun yanında zihin ve ufuk açıcılığının yanında, post modern toplum tabiriyle cehennem gibi "bedtrip" ler yaşatabilir, hatta kullananı derin bir psikoza sokabilir.
devamını gör...

karakterle kendimi özdeşleştirmemi sağlamış kitaptır. aslında hepimiz farkında olmaksızın ölümümüzü bekliyoruz ancak konu idam olunca gerçekleşeceğini kesin olarak bilmenin ancak zamanı hakkındaki belirsizliğin sularında yüzmeye calışmanın, giderek daha da batarak boğulmanın ve buna sevinen martıların çığlıklarını duymanın getirdiği bunalımı yazar başarıyla yansıtmıştır.
devamını gör...

derin futbol programında "einstein adam mıdır? " tartışmasına konu olan fizikçidir.
buradan
devamını gör...

psikologlara inanmıyorum.*

ilkokulda bir arkadaş vardı. beni çok kıskanırdı. bayağı da psikolojisi bozuk bir arkadaşımızdı. kafasında kurardı. daha o yaşımda anlamıştım sorunlu tip olduğunu. okula daha yeni gelmişim. tüm kızları bana karşı doldurmuş. kimse benimle konuşmuyor filan. sonra tabi engin zekamı kullanarak olayı çözdüm. birçoğu da benden özür diledi öyle davrandıkları için. neyse ne diyordum? bugün öğrendim ki sen git, o kız psikolog ol. ohaa yani. ohaa. herkes kendinin psikologu arkadaşlar. kendinizle oynamayı bilin. böyle birine denk gelirseniz duyduğunuz tek şey okulda öğrenilen birkaç teori ve birkaç özlü söz olacaktır.
devamını gör...

yetişkin bir timsahı bir ısırıkta ortadan ikiye ayırabilirlermiş ayrıca..

tanım: oldukça iri ve memeli bir hayvan.
devamını gör...

eskiden çok yazardım bayağı yazardım böyle destan gibi...
sonra duruldum gitti.
bir sakinledim, bir uzaklaştım, bir koptum kelimelerden...
arama ne girdi sahi cümlelerle?

bakın bir keresinde bir arkadaşım büyülüyorsun beni demişti. başka biri kelimelerle iyi oynuyorsun. bir başkası zihnin pek kadifemsi senin!..

yahu ben yazıyorum tamam da onlar da ortayı pek iyi karşılıyor. ayak burnuyla vurmak vardır böyle hafifcene cuk oturur heh işte tam öyle.

yazmak bir mesele değilde bazen anlaşılmak... ah anlaşılmak...
......
devamını gör...

benden yeterince bahsettik, biraz da benden bahsedelim.
johnny bravo
devamını gör...

küçükken klibini dizi izler gibi izleyip dinlediğim uğur arslan şarkısı. zaten şarkı o kadar çok satıp popüler olmuş ki, sonra aynı isimde dizi çekmişler fakat izlemedim. şarkı olarak kalsaydı keşke, her şeyi diziye dönüştürmeye ne gerek var anlamıyorum.

devamını gör...

dünyanın en güzel oksimoronlarından biri. 97 yılında bir araya gelmiş, inanılmaz bir harmoni ve müzikalite yakalamış ve dünyaya her biri ayrı şaheser olan parçalar bırakmış, michigan detroit çıkışlı amrikalı blues-rock ikilisi, ve grupla aynı adı taşıyan ilk albümleri. her ikisi de tek başına bir orkestra olabilen bu ikiliye rockçı deyip geçmek büyük bir kavramsal eksiklik yaratacağından elimden geldiğince boşlukları doldurarak anlatmaya çalışacağım destansı öykülerini. çünkü yıllardır ikili gibi değil de bir bütünün birbirini mucizevi bir rastlantısallıkla bulmuş iki yarısı gibi davranan bu iki ruh ne kadar anlatılsa az.

jack white -çoğunlukla vokalde gördüğümüz bey- ergenliğinde orduya katılmayı ve hatta rahip olmayı istemiş. şimdi olduğu yere bakınca yaratıcı ruhunun onu daha nerelere götüreceğini ve biz fanileri daha ne sürprizlerin beklediğini merak etmeden edemiyor insan. grubun tarihini şekillendiren akıl gibi görünüyor olsa da amma ve lakinki öyle değildir.

genellikle davulun arkasında görmeye alışık olduğumuz meg white'sa -grubun beyni vicdanı ve bence her şeyi- aşçı ve şef olmaya kararlı ve hatta bu fikre de tutkuyla bağlı bir gençmiş. kendisinin bir başka tutkusu olan nane şekerleriyse grubun adının çıkış noktası. görüntüsünü hatırlamakta hiç güçlük çekmeyeceğiniz şu kırmızı beyaz sarmal çizgili şekerlemelerden bahsediyoruz, evet.

bizden eski eş olduklarını saklayıp kardeş olduklarını öne süren ve durumun magazinelliğine şakalar haricinde asla ilişmeyen bu ikilinin ilk buluşması da tam bir kozmik şaka. 94 yılında meg'in o dönem çalıştığı restoranda gelip giden jack açık mikrofon etkinliklerinde sahneye çıkıp şiirlerini okumaya başlar ve olanlar olur. tanışır tanışmaz aşık olup birlikte müzik yapmaya, yerel kahvecileri ve civar kayıt stüdyolarını gezmeye başlarlar.

müzikal kariyerine hali hazırda bir davulcu olarak başlamış olan jack'in birlikte müzik yaptığı arkadaşları ve çaldığı mekanları zaten vardır. meg bu dünyaya adapte olmakla kalmayıp o dünyayı da kendine adapte edince, ortaya bir de çift başlı ideal müzikalite çıkınca evlenmeye karar verirler. 21 eylül 96 tarihinde geleneksel olana karşı duran, jack'in eşi meg'in soyadını aldığı bir evlilikle birleşir ve kendilerine özgü dünyalarının bizimkini kasıp kavurmasına sebep olacak fitili de ateşlerler.

97 yılında meg eşi jack'ten davul öğrenmeye ve onunla birlikte davul çalmaya başlar. jack sonradan bu ilk birlikte çalma deneyimlerinden şöyle bahsedecektir: "benimle davul çalmaya başladığında özgürleştirici ve taze bir etki yarattı. beni açan hızla açılmamı sağlayan bir etkisi oldu".

birlikte çalmak meg için de aynı tazelikte ve başkalaştıran hislere sebep olur, aralarındaki harmoniyi anlatırken "jack'in çalma şekline öyle aşinayım ki ne zaman ne yapacağını önceden biliyorum. çaldığı şeyle nereye varacağını ya da performansın neye evrileceğini jack'in tavrı ya da modundan hemen sezebiliyorum. beni kısır döngüye sürüklediği zamanlar da oluyor, ama çoğunlukla onu istediğim yerde tutabiliyorum." der.

99 yılı mart ayında ilk single "the big three killed my baby" ve takiben ilk albüm "the white stripes" gelir. ayrıca bu yazıyı hazırlarken dinlediğim albümdür grupla aynı adlı bu albüm.
ilerleyen zamanlarda "en ham tınlayan ve en yalın albümümüzdü, biraz kıyıda kaldı" diye anacakları bu 17 parçalık kayıt aslında müzik tarihinde önemli bir yere sahip olsa da gerçekten de kıyıda köşede kalır. benim kişisel tarihimdeyse apayrı bir yere sahip. o dönem alternatif müzikler çalan nadir radyolarla düşüp kalktığım, kulağımda radyoyla uyuyup uyandığım ve henüz az bildiğim ingilizcemle internette gezinmeye başladığım ilk ergenlik yıllarım olduğundan hayran hayran kendi kendime takılıyordum. az bilinen bir grup keşfetmiştim, deprem de neymiş?!fakat kimselere ses etmiyordum. davul döven beyaz kadın -ki alışıldık bir görüntü değil kabul edelim, hemcinsimi öyle görünce hep bir gaza gelirdim- ve gitar döven beyaz adam! iki beyaz güzel insan blues şov yapıyorlar! vay arkadaş! kozmik şaka gibi bir oksimoron! blues çalan beyaz insanlar!

ilk albümden hemen sonra boşanma haberi de gelir tabii. ürettik enerjimizi boşalttık bitti der gibi sanki. fakat burada hemcinsimi alkışlayacağım sözlük, kimse beni tutmasın. jack biz ayrıldık white stripes bitti diye ortalarda gezinir yeğenden kuzenden yedek kulübeden bulup buluşturduğu insanlarla kendine yeni bir grup düzmeye çalışırken meg çıkagelir. ve der ki "höst paşam! white stripes'ın bizim evliliğimizle ne alakası var? biz çalıp söylemeye devam edelim." tabii resmi kaynaklar bunu böyle yazmıyor, sadece meg jack'i ikna etti diyor, ben boşlukları böyle dolduruyorum, yanlış anlaşılmasın.

ikili bu ayrılıkla müzikalitelerinden hiçbir şey kaybetmediklerini de o yıl ortaya çıkardıkları ve white stripes'ı dünyayla tanıştıran ikinci albümleri de stijl'le ispatlarlar. billboard listelerine bir anda 38.sıradan yerleşen albüm de stijl'e ismini veren, grubun da ilham kaynağı olan, minimalizm ve yapıbozumu savunan, kırmızı siyah ve beyaz renkleri yücelten sanat akımının aynı zamanda grubun bundan sonraki görsel ve işistsel temasını da yansıtmasına karar verirler. dış dünyayla tüm bağlarını da bu üç ayaklı felsefi dil üzerinden kurar ve soran herkese aralarındaki tüm ilişkiyi bu yapboz oyununun bir parçası gibi bir şakayla anlatır, tüm dünyaya kardeş olduklarını söylerler. asıl amaç dikkatleri magazinel geçmişten ziyade müzikal icraya çekmektir. fakat benim kişisel görüşüm, tüm yaratım süreçlerini yapıbozumla şekillendiren bu ikilinin aralarındaki zamansız ve sıfatsız ilişkiye de aynı algıyla yaklaştığı yönünde.

zira de stijl akımı ve felsefesi sanıldığından daha da büyük yer kaplar müzikaletelerinde. her parçayı kırmızı siyah beyaz gibi üç ayaklı bir ses bütünlüğüyle inşa ederler. ya davul-vokal-gitar ya piyano-vokal-davul, ya piyano-gitar-vokal vb... bu matematiksel inşa icra ettikleri müziğin yalın kalmasını, ham tınlamasını sağladığı gibi onları da birer müzikal birey olarak hem stüdyoda hem sahnede daha özgür, özgün ve doğaç kılar.

az kanallı ses üretmek kayıt aşamasında da büyük bir özgürlük alanı sağlar ve ikisinin de tutkunu olduğu antika ekipman kullanımını beraberinde getirir. bozuk, bozulmuş, deforeme ve arıza seslerle uğraşmaya başlar, bambaşka ve yaratıcılıklarının her aşamasında yapıbozumdan ve üçlemelerden beslendikleri yeni bir dünya yaratırlar. son derece yalın olan canlı performansları ve videolarında da sahne kıyafetleri hep üç renkli -kırmızı siyah beyaz- bir kombinasyonla şekillenir. meg'e göre bu izleyicinin de algısını başka şeylerle yormamak adına anlamlı bir tercihtir. "okul üniforması gibi. herkes aynı şeyleri giydiği için odağı dağıtmadan icramız üzerinde tutabiliyoruz."

burdan sonrası az çok bilinen bir müzikal hikaye. ivmeyi hiç düşürmeden çıtayı her daim daha da yukarı taşıyan albümler ve on yıl sonra gelen müzikal ayrılık. tüm bu süreçlerde meg sessizliğini koruyan taraf olduğundan jack'in verdiği tek tük röportajlardan biliyoruz ki yine meg'in kararı bu ikilinin tarihini şekillendirir. saf, yalın ve küçük ölçekli başlayan maceranın büyüyüp dünyaya mal olması meg'de çocuğu evden kaçan anne kaygısı yaratmış olacak ki yoğun bir anksiyeteyle boğuşur, yorulur ve giderek sessizleşir. dev konserler yalınlıktan beslenen o'na göre değildir. gelen şöhret ve görkemi meg'e nazaran çok daha iyi göğüsleyen ve yöneten jack'in sonradan anlattıklarına göre yaratım süreçleri aynı büyünün etkisi altında sürse de meg yarattıkları müziğe eskisi kadar ne tezahürat etmekte ne de neşe patlamaları yaşamaktadır. hevesi kaçmış, jack'le birlikte üretmek ve ürettiklerini dünya kadar dinleyicinin bomboş tüketimine sunmak onun için tüketen ve yoran bir eylem halini almıştır artık.

2007 eylül ayı itibariyle meg dinlenmeye çekilir. iyi ki de çekilir çünkü hemen iyileşsindir, meg bize lazımdır!

aradan geçen iki yılın ve molanın ardından 2009 yılında ilk kez yeniden sahneye çıkan ikili alternatif bir we're going to be friends icrası sergiler. o güne dek duyulmamış olan bu icra yıllar sonra white stripes'ın bir grup olarak sahneye son kez çıkışının ilamı olarak yorumlanacaktır. fakat kötü haber bu kez yavaş vuku bulur ve yavaş yayılır.
2010da yeniden bir araya geleceklerinin ışıklarını yaksalar da 2011 yılında resmi bir duyuruyla dinleyenlerine white stripes'ın resmen son bulduğunu haber verirler.

bitti denmiş olsa da hala arkadaşlıkları ve müzikal birliktelikleri süren bu ikilinin her an bir yerlerden yeniden doğacaklarına inancım tam. biteviye bir yolculuk onlarınki, kırlardan gelecekler!
devamını gör...

değişen hiçbir şey olmamış. yine turistler gezecek biz bakıp kalacağız galiba. evet.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim