yazdıklarınızın en az bir kişiye dokunduğunu hissettiğiniz an
kulaklara varan bir gülüş,
karında kelebekler*
karında kelebekler*
devamını gör...
yazarların spor ayakkabı tercihi
ayakları olmayan insanları ve canlıları gördükten sonra pek de umrumda olmayan şeydir. ha terlik olmuş ha 1500 liralık saçma bir cisim.
sen nike ' ın marka olup olmadığını onu 1 dolara üreten afrikalıya sor.
sen nike ' ın marka olup olmadığını onu 1 dolara üreten afrikalıya sor.
devamını gör...
benim gibi tuval resimleriyle uğraşan biri işin bir cennetir. en az yarım saatimi burada geçirmekteyim.
devamını gör...
yazarların bugünkü mutluluk sebebi
evde ekmek varmış. fırına gitmeme gerek kalmadı.
edit: cigaram bitmiş bakkala gitmek için çıktım. yarım mutluluk sayılsın.
edit: cigaram bitmiş bakkala gitmek için çıktım. yarım mutluluk sayılsın.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
kaçıyoruz, ne kovalayanımız var ne yetişmeye çalıştığımız bir yer. üstünüze alınmayabilirsiniz, biraz içsel yergi yapacağım. asla duramadığım bir düşünce eylemi içindeyim. yatıyorum kalkıyorum ancak asla kapanmayan sonsuz hafızası olan bir makine var sanki… sürekli yine sonu olduğu dışında her şeyi planlıyor yapıp yıkıyor imgeleri. senaryolar kuruyor, mevcuttakileri tekrar oynatıyor. yolların haritasını çiziyor yeni yollar ekliyor. arada sıkılıyor da kendinden, başkalarının makinelerini izliyor, öğreniyor. bunca devamlı işi yaparken hem motivasyonu asla bitmiyor hem de kaçamaklar arıyor.
suyu çok severim her anlamda. sesinin ayrı bir güzelliği var. gece yarısı yağan yağmur damlalarının, gündüz deniz kenarında sahile vuran dalgaların ve daha fazlası… hep duru tanıdık bir hissi olur ve dünyanın neresine giderseniz gidin, hangi dilde konuşursanız konuşun suyun sesi değişmez. işte sanıyorum ki bu sebepten olacaktır ki su sesine çok sığınıyorum. ne demek mi istiyorum? elbette yaptığınız bir şey var, en güzel fikirler duş alırken gelmez mi? icat noktası gibi. üzülerek söylüyorum ki yergim bununla sınırlı kalmıyor. çevreci bir insanım lütfen bir anlığına negatif düşüncelerinizi kaybedin. el yıkamak, bulaşıklarla uğraşmak gibi basit, monoton meşgalelerde düşünüyorum en çok. dalıp gidiyor ve hayattan kaçarken minik uyuşturucu seslere tutunuyorum. ama bizim makine durmuyor tabi en verimli dakikalarını yaşıyor. çok büyük bir tezatlık yok mudur bu durumda hem kaçış hem durma noktası… kaçma eylemi daha ağır gibi, düşününce ve yergiye dönüşünün ana sebebi de bu olsa gerek. bu yalnızca içsel bir yergi olmaktan çıkıyor bu durumda, hepimizin yetişmekte olduğu bir kaçış noktası var. sürekli bir şeylerden kaçmaya çalışıyor, bitmeleri için dakikalar sayıyoruz. çalıştığınız işi, gittiğiniz okulu, belki gündelik bir işinizi düşünün. yakın geçmişte yaşadığınız herhangi zaman donduran eylem. sürekli saate bakmaz mıyız? zaman geçse de bitirsek. tamamlama isteği… halbuki neye yetişmeye çalışıyorsak. bir sıkıcı görevi bitiriyor bir sonrakiyle hayatımızı sömürmeye devam ediyoruz. zaman geçiyor görevler tekrar ediyor ve biz sürekli kaçıyoruz. bir yere yetişeceğimiz de yok anladığım kadarıyla, akıntıda suyla sürükleniyoruz. akışın devamı için karşı konulamaz bir bacak çırpışı. anlamsız bir çırpış, akıntı zaten bizi götürecek. tamam bunca konuştuk, sizi de okurken bitirme (kaçma) isteği ile doldurmuş olabilirim. uzun lafın kısası bazen başınızı suya yaslayıp akıntıyı hissetmek, çevreye duyarlanmak, güzellik ve doğallığın tadını çıkarmalı. çok düşünmeden akışa kapılmalı. e böyle olunca doğru bir yol ya da yöntem benim nezdimde henüz yok. bulamadığımdan karalamaya yermeye geldim. iyi akışlar dilerim!
suyu çok severim her anlamda. sesinin ayrı bir güzelliği var. gece yarısı yağan yağmur damlalarının, gündüz deniz kenarında sahile vuran dalgaların ve daha fazlası… hep duru tanıdık bir hissi olur ve dünyanın neresine giderseniz gidin, hangi dilde konuşursanız konuşun suyun sesi değişmez. işte sanıyorum ki bu sebepten olacaktır ki su sesine çok sığınıyorum. ne demek mi istiyorum? elbette yaptığınız bir şey var, en güzel fikirler duş alırken gelmez mi? icat noktası gibi. üzülerek söylüyorum ki yergim bununla sınırlı kalmıyor. çevreci bir insanım lütfen bir anlığına negatif düşüncelerinizi kaybedin. el yıkamak, bulaşıklarla uğraşmak gibi basit, monoton meşgalelerde düşünüyorum en çok. dalıp gidiyor ve hayattan kaçarken minik uyuşturucu seslere tutunuyorum. ama bizim makine durmuyor tabi en verimli dakikalarını yaşıyor. çok büyük bir tezatlık yok mudur bu durumda hem kaçış hem durma noktası… kaçma eylemi daha ağır gibi, düşününce ve yergiye dönüşünün ana sebebi de bu olsa gerek. bu yalnızca içsel bir yergi olmaktan çıkıyor bu durumda, hepimizin yetişmekte olduğu bir kaçış noktası var. sürekli bir şeylerden kaçmaya çalışıyor, bitmeleri için dakikalar sayıyoruz. çalıştığınız işi, gittiğiniz okulu, belki gündelik bir işinizi düşünün. yakın geçmişte yaşadığınız herhangi zaman donduran eylem. sürekli saate bakmaz mıyız? zaman geçse de bitirsek. tamamlama isteği… halbuki neye yetişmeye çalışıyorsak. bir sıkıcı görevi bitiriyor bir sonrakiyle hayatımızı sömürmeye devam ediyoruz. zaman geçiyor görevler tekrar ediyor ve biz sürekli kaçıyoruz. bir yere yetişeceğimiz de yok anladığım kadarıyla, akıntıda suyla sürükleniyoruz. akışın devamı için karşı konulamaz bir bacak çırpışı. anlamsız bir çırpış, akıntı zaten bizi götürecek. tamam bunca konuştuk, sizi de okurken bitirme (kaçma) isteği ile doldurmuş olabilirim. uzun lafın kısası bazen başınızı suya yaslayıp akıntıyı hissetmek, çevreye duyarlanmak, güzellik ve doğallığın tadını çıkarmalı. çok düşünmeden akışa kapılmalı. e böyle olunca doğru bir yol ya da yöntem benim nezdimde henüz yok. bulamadığımdan karalamaya yermeye geldim. iyi akışlar dilerim!
devamını gör...
eski ahit
bizlerin ve hristiyanların, yahudilerin kutsal kitaplarına verdiği addır. aslı ibranice yazılmıştır. asıl adı ahd-i atik’tir. doğru yazılışı ahit değil ahid’dir.
devamını gör...
güzellik hariç erkekleri aşık ettirebilecek şeyler
başlık güzellik hariç kadınları aşık ettirebilecek şeyler olsaydı yazılacak tonla argüman olurdu. lakin söz konusu dürtülerine yenik düşen erkekler olunca maalesef güzellik hariç her şey faso fiso.
bir de farklı gözükmek adına "ben zekaya bakarım" diyen bir kesim var ama* bakmayın! şaka o şaka yoksa duramazsın.
uzun lafın kısası çok da aforizma kasmadan 'yoktur' diyerek sonlandıralım.
bir de farklı gözükmek adına "ben zekaya bakarım" diyen bir kesim var ama* bakmayın! şaka o şaka yoksa duramazsın.
uzun lafın kısası çok da aforizma kasmadan 'yoktur' diyerek sonlandıralım.
devamını gör...
üniversite öğrencisi
sigaraya ve içkiye verdiği paralar yüzünden evde ekmek bulamadığında tüm ev eşrafından ellişer kuruş toplayıp 1 tam ekmek almak için yırtınan.
çaya olan aşkına hiçbir zaman ihanet etmeyen ve her kafe oturmasında kafedeki tiki kızların sıcak çikolata sevdasına karşı göğsünü gere gere hep 'çay'la direnen. devletin 'kredi' görünümlü borç batağını ziraat bankası bankamatiklerinde kuyruklar oluştururak bekleyen ve parayı alınca 'devlet baba sağolsun' diye sevinerek mutlu olan.
final zamanında beynine dolduramadığı bilgileri, ciğerine doldurduğu nikotin ve zehirle tamamlayan. tüm bu sıkıntıları kafasına takmayıp sevgilisinin sesini duymak için bahtsız bedevi gibi hattına tl yükleme peşinde koşan.
memleket meselelerini sadece eş dost muhabbetlerinde duyuran ve hiç kimse tarafından takılmayan hayata ve getirilerine rock müziğin gırtlak tınısıyla karşı duran.
kimi zaman romantik, kimi zaman agresif ama çok zaman sadece bir 'öğrenci daha o' yakıştırmasıyla kendi yağında kavrulan.
'öğrenci' kelimesini hep 'dünyanın en zavallı işi'ymiş gibi duyan ama mezun olduğunda o zavallılık için her şeyini vereceğini bilen 'garip ülke' nin garip insanları.
çaya olan aşkına hiçbir zaman ihanet etmeyen ve her kafe oturmasında kafedeki tiki kızların sıcak çikolata sevdasına karşı göğsünü gere gere hep 'çay'la direnen. devletin 'kredi' görünümlü borç batağını ziraat bankası bankamatiklerinde kuyruklar oluştururak bekleyen ve parayı alınca 'devlet baba sağolsun' diye sevinerek mutlu olan.
final zamanında beynine dolduramadığı bilgileri, ciğerine doldurduğu nikotin ve zehirle tamamlayan. tüm bu sıkıntıları kafasına takmayıp sevgilisinin sesini duymak için bahtsız bedevi gibi hattına tl yükleme peşinde koşan.
memleket meselelerini sadece eş dost muhabbetlerinde duyuran ve hiç kimse tarafından takılmayan hayata ve getirilerine rock müziğin gırtlak tınısıyla karşı duran.
kimi zaman romantik, kimi zaman agresif ama çok zaman sadece bir 'öğrenci daha o' yakıştırmasıyla kendi yağında kavrulan.
'öğrenci' kelimesini hep 'dünyanın en zavallı işi'ymiş gibi duyan ama mezun olduğunda o zavallılık için her şeyini vereceğini bilen 'garip ülke' nin garip insanları.
devamını gör...
sevgilinin avuç içini öpmek
gözlerimden öptü,
ellerimden öptü, ellerimden.
avuç içlerimden öptü.
unutabilir misin şimdi?
ben ölsem unutamam.
(bkz: sebahattin ali)
ellerimden öptü, ellerimden.
avuç içlerimden öptü.
unutabilir misin şimdi?
ben ölsem unutamam.
(bkz: sebahattin ali)
devamını gör...
tekel bayileri kapatılsın
şu tarikatlar cemaatler kapatılsın ardından imam hatiplere kilit vurulsun tekel bayileri sonra kapatırız. ama şu tarikatlarla cemaatlere el atalım ilk önce.
okey mi? siz bi düşünün bunları.
okey mi? siz bi düşünün bunları.
devamını gör...
yazarların şu an dinledikleri şarkı
linet-hatıram olsun.
devamını gör...
insanın mutlaka yoluna çıkan duygular
butun duygulardir... yeryuzunde "su duyguyu henuz yasamadim" diyebilecek bir insan yoktur. yeri gelir birini severiz, yeri gelir ayni insandan nefret bile ederiz. hayatimizin bir donemi mutsuzlukla, bir donemi huzurla gecebilir. gun icerisinde bile duygu karmasasi yasayabiliriz. gune cok guzel baslamisken bir olay olur ofke patlamasi yasayabiliriz mesela. insaniz neticede her duyguyu tadarak, her aciyi deneyimleyerek buyuruz...
devamını gör...
zamanın iyileştiremediği şeyler
pişmanlık.
devamını gör...
eyluling ile youtube röportajı
eveeet izlerken baya keyif duyduğum bir video olmuş , eminim herkes çok sevecek. sevgili moderatör arkadaşlarım ellerinize sağlık eksik olmayın emi!! *
devamını gör...
zamir
hakan günday, her kitabı okunacak bir yazar değil bence. bir dönem, bazı kitapları okunur ve bir noktada kendisinden sıyrılınır kafasında bir intiba var bende. kinyas ve kayra eksiklerine rağmen epey iyi bir romandı. daha, iyiydi. filmi de iyiydi. şahsiyet'in senaryosunu hakan günday'ın yazmış olmasına da çok şaşırmıştım. yine de bu kitabını okuyacağımı sanmıyorum ama kitabın ilk sayfası bence gayet dikkat çekici.
demek ki bu evrende her şey bir şarapnel. ve genişlemekte olan, aslında bir şarapnel bulutu. bu yüzden gökadalar ve her şey birbirinden uzaklaşıyor. bu yüzden evren
aynı anda her yöne şiddetle ilerliyor. er ya da geç bir şeylere, bir yerlere çarpmak için. er ya da geç yok etmek ve
yok olmak için. demek ki samanyolu ve içindeki güneş ve
etrafındaki dünya ve üzerindeki insan ve aklındaki her
şey bir şarapnel. düşüncesi, inancı, duygusu, icadı, hepsi. demek ki insan insana saplanmak için var. çünkü öyle
olmasaydı... eğer insana dair her şey gerçekten de bir şarapnel olmasaydı, bundan 40 yıl önce türkiye-suriye sınırında kurulu el-aman mülteci kampındaki o patlama asla yaşanmazdı. böylece altı günlük bir bebek bir çelik bilye sağanağı altında kalmaz ve o küçük yüzü asla parçalanmazdı. ama parçalandı. üç kor misket gömüldü yumruk kadar başına. biri sol yanağından, diğeri sağ gözünün altından, öbürü de çenesinden girdi etine. karşılarına çıkan her hücreyi tek tek erittiler ve üç derin alev kuyusu açtılar yüzünde. demek ki bu evrende her şey bir şarapnel. zaten öyle olmasa bu kitap olmazdı.
bir podcast programına konuk olduğunda aşağı yukarı şöyle bir cümle kurmuştu; "yeterince uzun yazılırsa hikayenin sonunda herkes ölüyor zaten. bu sebepten kitaplarımın sonlarını pek düşünmem ve genelde özensiz olur. ben daha çok romanların başlangıçlarıyla ilgileniyorum" demişti.
bu kitabın ilk sayfası tam olarak bu motivasyonun ürünü gibi gerçekten ki arka kapağa da buradan bir alıntı konulmuş.
demek ki bu evrende her şey bir şarapnel. ve genişlemekte olan, aslında bir şarapnel bulutu. bu yüzden gökadalar ve her şey birbirinden uzaklaşıyor. bu yüzden evren
aynı anda her yöne şiddetle ilerliyor. er ya da geç bir şeylere, bir yerlere çarpmak için. er ya da geç yok etmek ve
yok olmak için. demek ki samanyolu ve içindeki güneş ve
etrafındaki dünya ve üzerindeki insan ve aklındaki her
şey bir şarapnel. düşüncesi, inancı, duygusu, icadı, hepsi. demek ki insan insana saplanmak için var. çünkü öyle
olmasaydı... eğer insana dair her şey gerçekten de bir şarapnel olmasaydı, bundan 40 yıl önce türkiye-suriye sınırında kurulu el-aman mülteci kampındaki o patlama asla yaşanmazdı. böylece altı günlük bir bebek bir çelik bilye sağanağı altında kalmaz ve o küçük yüzü asla parçalanmazdı. ama parçalandı. üç kor misket gömüldü yumruk kadar başına. biri sol yanağından, diğeri sağ gözünün altından, öbürü de çenesinden girdi etine. karşılarına çıkan her hücreyi tek tek erittiler ve üç derin alev kuyusu açtılar yüzünde. demek ki bu evrende her şey bir şarapnel. zaten öyle olmasa bu kitap olmazdı.
bir podcast programına konuk olduğunda aşağı yukarı şöyle bir cümle kurmuştu; "yeterince uzun yazılırsa hikayenin sonunda herkes ölüyor zaten. bu sebepten kitaplarımın sonlarını pek düşünmem ve genelde özensiz olur. ben daha çok romanların başlangıçlarıyla ilgileniyorum" demişti.
bu kitabın ilk sayfası tam olarak bu motivasyonun ürünü gibi gerçekten ki arka kapağa da buradan bir alıntı konulmuş.
devamını gör...
kafa sözlük
eğer online sayısında hiç bot yoksa uludağ sözlük'ten daha çok online sayısına sahip olan sözlüktür. böyle giderse birkaç yıl içerisinde en büyük 2. sözlük olacaktır.
devamını gör...
14 ocak 2021 mustafa cengiz basın toplantısı
bazı çevrelerin hevesini kursağında bırakan açıklama olmuştur. herkes fatih terim ile yolların ayrılacağını düşünüp seviniyodu. ama sezon sonu gelmeden kapıyı görecek olan büyük ihtimal (bkz: erol bulut) olacak gibi. ali koç denen looser bir sonraki kongrede seçilir diye düşünüyorum. aziz yıldırım 20 sene kaldı 14 sene net başarısız olmuştu, ali'nin daha kredisi çok. önünde daha göreceği galatasaray şampiyonlukları var.
devamını gör...
birlikte olduğun insanı kısıtlamak
saçmalıktır. o insanın sizden önce bir hayatı olduğunu unutmayın. dilerse sizi kapı mandalı gibi dışarı atar, bunu da aklınızdan çıkarmayın.
devamını gör...

