yazara şiddet
bir daddy bir sek, dertlerini daha yüksek makamlar önünde acıklamalılar bence. öyle konusmalar yapıyorlar sanırsın darbe bildirisi. tv'yi actım hicbir kanalda yoklar. üzücü.
devamını gör...
hatıra olsun diye saklanan garip nesneler
bana ilk çıkan 'bedava' yazan dondurma çubuğu.
devamını gör...
rukuya eğilip çıplak ayakla karşılaşmak
sıcak bir yaz günü yapılan dalgınlıktır. namaz muallakta kalır. oynaşan parmakların şoku atlatıldıktan sonra en yakın rekatta selam verilir. çorap giyilip devam edilir.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının başarıları
21. yüzyılda bu toplumda öteki olup hala bu toplumun içinde delirmeden yaşayabilmem.
t: yazarların kendilerine göre hayattaki başarılarını yazdığı başlık.
t: yazarların kendilerine göre hayattaki başarılarını yazdığı başlık.
devamını gör...
kitap alıntıları
hayır, insan sade ölürken ayrılmıyor, arkada bırakmıyordu. belki bütün ömrünce her an birçok şeyler onu arkada bırakıyordu. sonra olduğu yerde birdenbire kabuklaşıyor, çok ince, görünmez bir şeyle o anda etrafında olanlardan ayrılıyordu, "biz mi gidiyoruz, onlar mı?" sual buydu...
huzur - ahmet hamdi tanpınar
huzur - ahmet hamdi tanpınar
devamını gör...
die schimmelreiter
theodor w. storm'un, 1888'de yazdığı, türkçeye hayalet süvari olarak çevrilmiş uzun soluklu hikayesi.
başlangıçta oldukça korkutucu, gizemli bir şekilde başladıktan sonra tamamen bir drama dönüşmüş, insanı okurken yerine çivileyen bir hikaye bu, gerçekten de tanıtım yazılarında geçtiği gibi: insanla doğanın mücadelelerinden bir tanesi.
başlangıçta oldukça korkutucu, gizemli bir şekilde başladıktan sonra tamamen bir drama dönüşmüş, insanı okurken yerine çivileyen bir hikaye bu, gerçekten de tanıtım yazılarında geçtiği gibi: insanla doğanın mücadelelerinden bir tanesi.
devamını gör...
iş bulamayan kişilerin polis olması
sırf bu sorun yüzünden bekçilik mesleğini çıkarmadılarsa ben de bir şey bilmiyorum.
-yahu her yer polis doldu taştı göze batmaya başladı!
-ee bundan sonrakileri bekçi yapalım gece gezsinler göze de batmazlar.
-süper fikir başganım.
-yahu her yer polis doldu taştı göze batmaya başladı!
-ee bundan sonrakileri bekçi yapalım gece gezsinler göze de batmazlar.
-süper fikir başganım.
devamını gör...
yerdeniz
"bir insan kendine ait olmayan bir biçimde ne kadar uzun süre kalırsa, tehlike de o kadar büyük olurdu."
yerdeniz büyücüsü'nün en sevdiğim bölümünden. carl gustav jung, insanların topluma uyum sağlamak için personalar kullandıklarını ve bu personaları kullanmanın gerekli olduğunu ifade eder. ancak bu tehlikeli bir süreçtir. çünkü personalar uzun süre kullanıldıklarında bireylerin yüzleriyle bütünleşir. tıpkı ursula'nın söylediği gibi, bireyler benlikleri yitirme tehlikesiyle karşı karşıya kalırlar. çünkü bu süreçte kişi benliğini -başkalarına iyi görünmek için aslında istemediği ne kadar şey varsa içine aldığı- bir çöplük gibi kullanır. bu çöplüğün içinde başkalarının beklentileriyle, organizmik olanlar harmanlanır. buradan iyi bir şey çıkmayacağı açık ama yine de en azından şunu ifade etmek gerekir: kişi için karar almak artık bir işkencedir. çünkü biz karar alırken kendi içimize bakarız.
devamını gör...
elma yedi diye insanı dünyaya kovan tanrı
zavallı adem, akp'li olsa yırtardı kesin. muhalifti sanırım biraz, hemen ipini çekmişler.*
devamını gör...
35. kata çıkabilen sivrisinek
azimli, taşı bile delebilecek sivrisinektir. asansörle mi gelmiştir yoksa 5'er kat çıkıp dinlenerek mi bilinmez.
devamını gör...
tavşan jojo
absürt komedi gibi , alman faşizmi ve hitlerin her alman çocuğunun kafasında var oluşunu konu edinen bol göndermeli, vicdanlara sığmayan yakın yy'ın dev mesajlarının içerildiği geçtiğimiz yıl oscar adayı bir taika waititi filmi. bir uyarlama filmi olduğunu biliyorum fakat kitabı okumadım, bilmem. film güzeldi izlenir arkadaşlar (+).
ayrıca;
--! spoiler !--
katil uşak.
--! spoiler !--
ayrıca;
--! spoiler !--
katil uşak.
--! spoiler !--
devamını gör...
türkiye’deki müslümanların türkçe kur’an okumamış olması
bu kuran türkçe de olsa , bir başka dilde de olsa , bu millet okumazdı, bu kadar net .
okumayı sevmeyen , bilmeyen bir milletiz biz .
şurada, sözlük mecrasında bile , güya okumuş yazmış çizmiş insanların ağırlıkta olduğu bir yerde bile , 3-5 satır girilen entryi okumadan bodoslama olaya dalınan bir ortam yaşıyoruz.
kısaca okumuyor, okuyamıyor, okumayı sevmiyoruz .
kuranı kuş diline çevir, yine olmaz yine olmaz .ezbere gideriz nereye gittiğimizi bilmeden ...
okumayı sevmeyen , bilmeyen bir milletiz biz .
şurada, sözlük mecrasında bile , güya okumuş yazmış çizmiş insanların ağırlıkta olduğu bir yerde bile , 3-5 satır girilen entryi okumadan bodoslama olaya dalınan bir ortam yaşıyoruz.
kısaca okumuyor, okuyamıyor, okumayı sevmiyoruz .
kuranı kuş diline çevir, yine olmaz yine olmaz .ezbere gideriz nereye gittiğimizi bilmeden ...
devamını gör...
mor yazma
devamını gör...
deve sidiği
tadı bozuk soğuk çaydır.
ne lan bu deve sidiği gibi tepkisine nail olan çaydır.
ne lan bu deve sidiği gibi tepkisine nail olan çaydır.
devamını gör...
küfretmeyi yasaklayarak elverişli bir sözlük olmak
küfür olmaması bu sözlüğün temel mottosu ve bu kurallar en başında belli. kimsenin kimseye hakaret etmeye hakkı yok . bu platform farklı ve özel bu hali en doğrusu yani insan kendini küfür etmeden de ifade edebilmeli onun için katılmadığım tespit.
devamını gör...
hoşlanılan kişiye mesaj atma bahaneleri
taktik maktik yok. bam bam bam.
devamını gör...
göçebe
upuzun ama çok güzel bir cemal süreya şiiridir.
sen sık sık gülen, gülerken de
sevecen bir akdeniz çizgisini
sol yanına ağzının
iliştiren çocuk, özenle
yabana mı atıyorum yani seni?
yabana mı atıyorum saat altı buçukları?
çocuk ve allah'ın en eski baskısını
değil, değil bunların biri
gözlerimin gemileri kuş istiyor
açılıp kapandıkça sevdam
kapanıp açılıyor bir mavi
şahmeran süt istiyor kefeninden
üç aylık ölmüş çocukların
kerem ile arzu geliyor aslı ile kanber
ay kana kana batıyor
ay kana kana batıyor
eşkiyalar gecenin yangınını izliyor uzakta
kargapazarı dağlarını dolanan yaşlı ve öfkeli bir
otobüsteyim
jandarma daima nesirde kalacaktır
eşkiyalar silahlarını çapraz astıkça türkülerine
ve bu dağlar böyle eşkiya güzelliği taşıdıkça
patronun karısını zimmetine geçirip
amasya'dan kars'a kaçmakta olan sayman yardımcısıyla
alevilikten konuşuyoruz uzun süre
yanımdaki hep bir gazetede marilyn monroe'nun
resimlerine bakıyor
marilyn monroe öldü diyorum ona
ölümü siyah bir kakül gibi alnına düşürmesini bildi
şimdiyse cennette nietzsche'nin metresi olması gerekir
bunları diyorum daha ne varsa diyorum
işte hiçbir sebep olmadığını sevişmemeye
işte çocukluğumdan beri içimde bir önsezi olduğunu
bunun bir gün birine rastlamak gibi bir şey olduğunu
belki de bir günler bunun için aydın'da
bulunduğumu
zaten nedense hep bir şehirden bir şehre yolcu
olduğumu
işte eflatun kakalı çocuklar olduğunu kütahya'da
ankara'da dokunak yozgat'ta becerik olduğunu
van'da güreşçi develer gibi süslediklerini kamyonları
istanbul'da minarelerin lirik olduğunu köprülerinse
dialektik
acemi bir bulut bozuyor bütün görüntüyü eski bir şarkı
gibi
bu şarkıyı ne zaman duysam aklıma
sinirli bir elin uysal bir bardağa
çok yukardan döktüğü bir içki gelir
sonsuz ve olağanüstü bir bira
köpüklene köpüklene biçimlendirir
soyunarak ağlayan bir kadını
acı bilincinde sonrasızlığın
ama bırakalım bırakalım bunları
yoldan piyade erleri geçiyor tahta bavullarıyla ve
büyük yakalarıyla
ve faytoncular görüyorum
yere basışlarındaki ağırlığı azaltmak için
tanrısal bıyıklarıyla durumlarını paraşütlendiren
kars'tayım bu ne biçim kars bir kenarda
pekala yalçınlık iddiasında bulunabilecek bir tepenin
üstünde
kars kalesi yükseliyor
gökyüzünü ankara kalesine göre daha soyut ve daha
elverişli bir şekilde
hırpalayan bu kale de olmasa
n'olacak bakalım hırpalayan bu kale de olmasa
kuşkusuz artacak yalnızlığım sevgili çocuk
biliyorsun ben hangi şehirdeysem
yalnızlığın başkenti orası
bir de yine sevgili çocuk
biliyorsun kişi tutkularıyla
yalnızlığını adlandırıyor o kadar
arkada bir su devrile devrile akıyor
rastgele bir ağaca soruyorum
bir şey var sanki onu soruyorum
değil orda diyor belki biraz daha ilerde
tanrı meleğini ağırlamaya çalışan
ataerkil bir aile gözümü alıyor
dedelerin yüzlerinde erozyon
silip götürmüş bütün evetleri
annelerinse ağızlarında hiyeroglif
babalarınsa ağustoslar atasözleri
amcalarınsa avdan boş dönüyor elleri
teyzelerse elleriyle yargılıyor gök güzelliğini
ablalarınsa boyunları soru işareti
ağabeylerse utançlarından emrah
sıralanmışlar su boylarına
bıçakla soyuyorlar kelimeleri
ya suya giden küçük kızlar
onlar
tıpkı o kuşlar gibi
uçan daha bir süre
sonra da vurulduktan
bir mezarın doğurduğu iştahlı bir çocuktur anadolu şiiri
ey şiir arayıcısı ey esrik kişi
şu son dönemecini de aşınca gecenin
doğacak gün artık gündüze ilişkin değil
bu ağartı ancak yürekle karşılabilir
bütün iş orda işte, ordan usturuplu geçmesini bil
tutsaksan ellerini sıvışır gibi zincirlerinden
ve balyozla vursalar mısralarına
soylu bir demir sesi yükselir
soylu büyük ve mavi bir demir sesi
ellerim egece yatısına çağrılmış
ve
telaşsız görünmeye çalışan bir kafka gibi
yüzüm giyotine abone
sen sık sık gülen, gülerken de
sevecen bir akdeniz çizgisini
sol yanına ağzının
iliştiren çocuk, özenle
yabana mı atıyorum yani seni?
yabana mı atıyorum saat altı buçukları?
çocuk ve allah'ın en eski baskısını
değil, değil bunların biri
gözlerimin gemileri kuş istiyor
açılıp kapandıkça sevdam
kapanıp açılıyor bir mavi
şahmeran süt istiyor kefeninden
üç aylık ölmüş çocukların
kerem ile arzu geliyor aslı ile kanber
ay kana kana batıyor
ay kana kana batıyor
eşkiyalar gecenin yangınını izliyor uzakta
kargapazarı dağlarını dolanan yaşlı ve öfkeli bir
otobüsteyim
jandarma daima nesirde kalacaktır
eşkiyalar silahlarını çapraz astıkça türkülerine
ve bu dağlar böyle eşkiya güzelliği taşıdıkça
patronun karısını zimmetine geçirip
amasya'dan kars'a kaçmakta olan sayman yardımcısıyla
alevilikten konuşuyoruz uzun süre
yanımdaki hep bir gazetede marilyn monroe'nun
resimlerine bakıyor
marilyn monroe öldü diyorum ona
ölümü siyah bir kakül gibi alnına düşürmesini bildi
şimdiyse cennette nietzsche'nin metresi olması gerekir
bunları diyorum daha ne varsa diyorum
işte hiçbir sebep olmadığını sevişmemeye
işte çocukluğumdan beri içimde bir önsezi olduğunu
bunun bir gün birine rastlamak gibi bir şey olduğunu
belki de bir günler bunun için aydın'da
bulunduğumu
zaten nedense hep bir şehirden bir şehre yolcu
olduğumu
işte eflatun kakalı çocuklar olduğunu kütahya'da
ankara'da dokunak yozgat'ta becerik olduğunu
van'da güreşçi develer gibi süslediklerini kamyonları
istanbul'da minarelerin lirik olduğunu köprülerinse
dialektik
acemi bir bulut bozuyor bütün görüntüyü eski bir şarkı
gibi
bu şarkıyı ne zaman duysam aklıma
sinirli bir elin uysal bir bardağa
çok yukardan döktüğü bir içki gelir
sonsuz ve olağanüstü bir bira
köpüklene köpüklene biçimlendirir
soyunarak ağlayan bir kadını
acı bilincinde sonrasızlığın
ama bırakalım bırakalım bunları
yoldan piyade erleri geçiyor tahta bavullarıyla ve
büyük yakalarıyla
ve faytoncular görüyorum
yere basışlarındaki ağırlığı azaltmak için
tanrısal bıyıklarıyla durumlarını paraşütlendiren
kars'tayım bu ne biçim kars bir kenarda
pekala yalçınlık iddiasında bulunabilecek bir tepenin
üstünde
kars kalesi yükseliyor
gökyüzünü ankara kalesine göre daha soyut ve daha
elverişli bir şekilde
hırpalayan bu kale de olmasa
n'olacak bakalım hırpalayan bu kale de olmasa
kuşkusuz artacak yalnızlığım sevgili çocuk
biliyorsun ben hangi şehirdeysem
yalnızlığın başkenti orası
bir de yine sevgili çocuk
biliyorsun kişi tutkularıyla
yalnızlığını adlandırıyor o kadar
arkada bir su devrile devrile akıyor
rastgele bir ağaca soruyorum
bir şey var sanki onu soruyorum
değil orda diyor belki biraz daha ilerde
tanrı meleğini ağırlamaya çalışan
ataerkil bir aile gözümü alıyor
dedelerin yüzlerinde erozyon
silip götürmüş bütün evetleri
annelerinse ağızlarında hiyeroglif
babalarınsa ağustoslar atasözleri
amcalarınsa avdan boş dönüyor elleri
teyzelerse elleriyle yargılıyor gök güzelliğini
ablalarınsa boyunları soru işareti
ağabeylerse utançlarından emrah
sıralanmışlar su boylarına
bıçakla soyuyorlar kelimeleri
ya suya giden küçük kızlar
onlar
tıpkı o kuşlar gibi
uçan daha bir süre
sonra da vurulduktan
bir mezarın doğurduğu iştahlı bir çocuktur anadolu şiiri
ey şiir arayıcısı ey esrik kişi
şu son dönemecini de aşınca gecenin
doğacak gün artık gündüze ilişkin değil
bu ağartı ancak yürekle karşılabilir
bütün iş orda işte, ordan usturuplu geçmesini bil
tutsaksan ellerini sıvışır gibi zincirlerinden
ve balyozla vursalar mısralarına
soylu bir demir sesi yükselir
soylu büyük ve mavi bir demir sesi
ellerim egece yatısına çağrılmış
ve
telaşsız görünmeye çalışan bir kafka gibi
yüzüm giyotine abone
devamını gör...
yabancı el sendromu
birtakım epilepsi hastalarında semptomları azaltmak ve kişiyi rahatlatmak adına corpus callosum denen anatomik bölgenin kesilmesi ve beynin her iki hemisferinin* birbirinden ilelebet ayrılmasi sonucu meydana gelen nörolojik sendromun adıdır.
devamını gör...

