sorunsal kelimesini sözlük lügatından çıkarıyoruz kampanyası
dünyanın en itici, en absürt ve en ana akım kölevari kelimesi bu bence.
sorun-sal, bu ne dostum ? sal sal sal sal salın artık şu sorun-sal'ı.
sorun-sal, bu ne dostum ? sal sal sal sal salın artık şu sorun-sal'ı.
devamını gör...
toprak
paulstadt mezarlığında yatanlardan biri de benim ve bu yüzden robert seethaler’a kırgınım. belki anlatmaya değecek bir hikaye yaşamadım ölmeden önce, o kadar matah da bir hayat değildi benimki belki de ama en azından benden de bir iki satırla bahsedebilir, beni de ölümden sonraki duygularımı anlatmam için çağırabilirdi. halbuki ben robert’ın konuştuğum dilde yayımlanan bütün kitaplarını okudum, hem de büyük bir keyifle. eğer sohbet etme şansımız olsaydı da bence çok iyi bir dostluk kurabilirdik onunla ama olmadı. benim mezarıma dönüp bakmadan geçti ve ben hiçliğin ortasında bir hiç olarak hiçbir şey hissetmediğimi düşünerek ve hiçbir şey yapmayarak öylece kalakaldım nietzsche’nin bıyıkları gibi.
ben yine de size ölmeden önceki hikayemi anlatacağım. bu hayat hikayesinin kurgusunu kimin yaptığını ise asla bilemeyeceksiniz. ben mi, yoksa tanrı mı?
izmir’de bir üniversite öğrencisi olarak yaşamaya başladığımda içimdeki kötülük tohumunun filizlenmeye başladığını hissetmiştim. izmir’de ölüp paulstadt mezarlığına gömülme nedenimi merak edeceksiniz elbette ama edebiyat her sorunuza cevap vermek zorunda değildir, anlatılmayan şeylerin altında da bir hikaye gizlidir ve siz ölü bir adamı kızdırmak istemezsiniz, hele de bu adamın içinde dönüm dönüm kötülük tarları varsa.
kötülüğün filizlenmeye başlaması öyle aniden olmadı zira ben bir çiçek değilim ve olmaya da niyetim yok, zaten eğer bir gün mezarımı ziyaret ederseniz üstünde sadece kurumuş toprak göreceksiniz.
kötülüğün büyümeye başladığını ilk anladığım gün amaçsızca sokaklarda dolaşıp edebi edebi etrafa bakıp yazacak bir şeyler arıyordum çünkü ben yeteneksiz bir yazarım ve hayal gücüm o kadar zayıf ki etrafı izleyip öykü toplamaktan başka bir yöntem bilmiyorum. o anda beyaz bir araba 50 metre ötemde durdu ve arabadan kıvırcık saçlı su gibi bir kız indi. arabadaki adamla birbirlerine bağırdılar bir süre sonra arabadaki adam kızı saçlarından yakalayıp zorla arabaya sokmaya çalıştı. kimse müdahale etmedi elbette. neden sonra bir adam arabaya doğru yürüdü ve kızı kurtarmaya çalıştı ancak arabadaki adam “ namus meselesi” deyince ateşe değmiş gibi geri çekildi. arabadaki adam artık arabada olan kıvırcık saçlı kızla birlikte uzaklaştı gitti. ben bir şey yapmadım, üzüldüm elbette ama hiçbir şey yapmadım, birisi bir şey yapsın diye bekledim ama hareket bile etmedim. sonra da bu olayı unutmaya ve yazacak bir şeyler bulmaya çalışmaya devam ettim.
o gün eve gittiğimde tuhaf bir şekilde artık boyumun eskisi kadar uzun olmadığını fark ettim, en az beş santim kısaltmıştım. tuhaftı ama gerçekti de aynı zamanda.
ertesi gün yine öykü dilenciliğine çıktığımda benden daha düşkün bir durumda olan bir dilenci ile karşılaştım. aslında karşılaşmadık. ben onun her zaman oturduğu yerden geçerken göz göze geldik. sadaka verme konusunda çok tecrübeli olmadığım için elimi cebime atıp ne kadar param var diye baktım. ben elimi cebime atınca dilenci adamın gözlerinde bir ışık gördüm ama elim cebimde bozukluğa denk gelmeyince sanki amaç para çıkartmak değilmiş gibi elimi cebimde tutup yürümeye devam ettim. ilerideki büfeden sigara alınca büfecinin verdiği bozuklukları cebime koyarken dilencinin umudu geldi aklıma ama kendi kendime muhtemel onun benden zengin olduğunu hatırlatıp yoluma devam ettim, öyle olmadığını bilsem de.
akşam eve geldiğimde yine boyumun kısaldığını gördüm, hem de 7-8 santim kadar. zaten çok uzun boylu değildim, bir de iki günde 10 santimden fazla kısalmak içime bir korku saldı ama aldırmadım. ben, beni oyalayan seslerle o kadar mutluyum ki aldırmam.
sonraki günlerde okul bahçesinden önüme düşen topa vurur gibi yapıp yola kaçmasına müsade ettim, çocukların nefret dolu bakışları eşliğinde. para üstünü yanlış veren marketçi kadar dalgınmış gibi davrandım, sigara izmaritini çöp kutusu bulamamış gibi yaparak mazgala doğru attım ama yeteneksiz olduğum için izmarit sokağa düştü ki bu mazgal daha sonra yine karşıma çıkacaktı. çayı soğuk getiren garsona terslenip çayı geri yolladım, otobüse selam vererek binen amcayı görmezden gelip sahte uykuma devam ettim, telefonum çalınca bağıra bağıra konuştum, kedi köpekle dalaştım, ağaçların dallarını kırıp yapraklarını kopardım ve sonunda üç santimlik bir oluşuma dönüştüm ve az önce adı geçen mazgala düşüp kayboldum bu dünyadan. derler ki o gün bugündür bir köpek gelip o mazgalın başında beklermiş her gün. ya ibret almak için ya da oh olsun demek için.
velhasıl ben bu yüzden öldüm, incelikler yüzünden. dünya halklarının ölme nedeniyle aynı neden aslında ama benim için anlamlı çünkü herkes kendin ölümünü önemser. keşke robert da önemseyip iki satır yazsaydı benim için. yazmadı. şimdi burda onun gelmesini bekliyorum. bir incelik göstermesi gerekirdi bence.
ben yine de size ölmeden önceki hikayemi anlatacağım. bu hayat hikayesinin kurgusunu kimin yaptığını ise asla bilemeyeceksiniz. ben mi, yoksa tanrı mı?
izmir’de bir üniversite öğrencisi olarak yaşamaya başladığımda içimdeki kötülük tohumunun filizlenmeye başladığını hissetmiştim. izmir’de ölüp paulstadt mezarlığına gömülme nedenimi merak edeceksiniz elbette ama edebiyat her sorunuza cevap vermek zorunda değildir, anlatılmayan şeylerin altında da bir hikaye gizlidir ve siz ölü bir adamı kızdırmak istemezsiniz, hele de bu adamın içinde dönüm dönüm kötülük tarları varsa.
kötülüğün filizlenmeye başlaması öyle aniden olmadı zira ben bir çiçek değilim ve olmaya da niyetim yok, zaten eğer bir gün mezarımı ziyaret ederseniz üstünde sadece kurumuş toprak göreceksiniz.
kötülüğün büyümeye başladığını ilk anladığım gün amaçsızca sokaklarda dolaşıp edebi edebi etrafa bakıp yazacak bir şeyler arıyordum çünkü ben yeteneksiz bir yazarım ve hayal gücüm o kadar zayıf ki etrafı izleyip öykü toplamaktan başka bir yöntem bilmiyorum. o anda beyaz bir araba 50 metre ötemde durdu ve arabadan kıvırcık saçlı su gibi bir kız indi. arabadaki adamla birbirlerine bağırdılar bir süre sonra arabadaki adam kızı saçlarından yakalayıp zorla arabaya sokmaya çalıştı. kimse müdahale etmedi elbette. neden sonra bir adam arabaya doğru yürüdü ve kızı kurtarmaya çalıştı ancak arabadaki adam “ namus meselesi” deyince ateşe değmiş gibi geri çekildi. arabadaki adam artık arabada olan kıvırcık saçlı kızla birlikte uzaklaştı gitti. ben bir şey yapmadım, üzüldüm elbette ama hiçbir şey yapmadım, birisi bir şey yapsın diye bekledim ama hareket bile etmedim. sonra da bu olayı unutmaya ve yazacak bir şeyler bulmaya çalışmaya devam ettim.
o gün eve gittiğimde tuhaf bir şekilde artık boyumun eskisi kadar uzun olmadığını fark ettim, en az beş santim kısaltmıştım. tuhaftı ama gerçekti de aynı zamanda.
ertesi gün yine öykü dilenciliğine çıktığımda benden daha düşkün bir durumda olan bir dilenci ile karşılaştım. aslında karşılaşmadık. ben onun her zaman oturduğu yerden geçerken göz göze geldik. sadaka verme konusunda çok tecrübeli olmadığım için elimi cebime atıp ne kadar param var diye baktım. ben elimi cebime atınca dilenci adamın gözlerinde bir ışık gördüm ama elim cebimde bozukluğa denk gelmeyince sanki amaç para çıkartmak değilmiş gibi elimi cebimde tutup yürümeye devam ettim. ilerideki büfeden sigara alınca büfecinin verdiği bozuklukları cebime koyarken dilencinin umudu geldi aklıma ama kendi kendime muhtemel onun benden zengin olduğunu hatırlatıp yoluma devam ettim, öyle olmadığını bilsem de.
akşam eve geldiğimde yine boyumun kısaldığını gördüm, hem de 7-8 santim kadar. zaten çok uzun boylu değildim, bir de iki günde 10 santimden fazla kısalmak içime bir korku saldı ama aldırmadım. ben, beni oyalayan seslerle o kadar mutluyum ki aldırmam.
sonraki günlerde okul bahçesinden önüme düşen topa vurur gibi yapıp yola kaçmasına müsade ettim, çocukların nefret dolu bakışları eşliğinde. para üstünü yanlış veren marketçi kadar dalgınmış gibi davrandım, sigara izmaritini çöp kutusu bulamamış gibi yaparak mazgala doğru attım ama yeteneksiz olduğum için izmarit sokağa düştü ki bu mazgal daha sonra yine karşıma çıkacaktı. çayı soğuk getiren garsona terslenip çayı geri yolladım, otobüse selam vererek binen amcayı görmezden gelip sahte uykuma devam ettim, telefonum çalınca bağıra bağıra konuştum, kedi köpekle dalaştım, ağaçların dallarını kırıp yapraklarını kopardım ve sonunda üç santimlik bir oluşuma dönüştüm ve az önce adı geçen mazgala düşüp kayboldum bu dünyadan. derler ki o gün bugündür bir köpek gelip o mazgalın başında beklermiş her gün. ya ibret almak için ya da oh olsun demek için.
velhasıl ben bu yüzden öldüm, incelikler yüzünden. dünya halklarının ölme nedeniyle aynı neden aslında ama benim için anlamlı çünkü herkes kendin ölümünü önemser. keşke robert da önemseyip iki satır yazsaydı benim için. yazmadı. şimdi burda onun gelmesini bekliyorum. bir incelik göstermesi gerekirdi bence.
devamını gör...
why'd you only call me when you're high
video klibi eğlenceli olan bir arctic monkeys şarkısı.
sözleri:
the mirror's image
tells me it's home time
but ı'm not finished
'cause you're not by my side
and as ı arrived ı thought ı saw you leaving
carrying your shoes
decided that once again ı was just dreaming
of bumping into you
now it's three in the morning
and ı'm tryna change your mind
left you multiple missed calls
and to my message you reply
"why'd you only call me when you're high?"
"hi, why'd you only call me when you're high?"
somewhere darker
talking the same shite
ı need a partner
well are you out tonight?
ıt's harder and harder to get you to listen
more ı get through the gears
ıncapable of making alright decisions
and having bad ideas
now it's three in the morning
and ı'm tryna change your mind
left you multiple missed calls
and to my message you reply (message you reply)
"why'd you only call me when you're high?"
(why'd you only call me when you're)
"hi, why'd you only call me when you're high?"
and ı can't see you here, wonderin' where am ı
sort of feels like ı'm runnin' out of time
ı haven't found all ı was hoping to find
you said you gotta be up in the morning
gonna have an early night
and you're starting to bore me, baby
"why'd you only call me when you're high?"
"why'd you only ever phone me when you're high?"
"why'd you only ever phone me when you're high?"
"why'd you only ever phone me when you're high?"
"why'd you only ever phone me when you're (high)?"
sözleri:
the mirror's image
tells me it's home time
but ı'm not finished
'cause you're not by my side
and as ı arrived ı thought ı saw you leaving
carrying your shoes
decided that once again ı was just dreaming
of bumping into you
now it's three in the morning
and ı'm tryna change your mind
left you multiple missed calls
and to my message you reply
"why'd you only call me when you're high?"
"hi, why'd you only call me when you're high?"
somewhere darker
talking the same shite
ı need a partner
well are you out tonight?
ıt's harder and harder to get you to listen
more ı get through the gears
ıncapable of making alright decisions
and having bad ideas
now it's three in the morning
and ı'm tryna change your mind
left you multiple missed calls
and to my message you reply (message you reply)
"why'd you only call me when you're high?"
(why'd you only call me when you're)
"hi, why'd you only call me when you're high?"
and ı can't see you here, wonderin' where am ı
sort of feels like ı'm runnin' out of time
ı haven't found all ı was hoping to find
you said you gotta be up in the morning
gonna have an early night
and you're starting to bore me, baby
"why'd you only call me when you're high?"
"why'd you only ever phone me when you're high?"
"why'd you only ever phone me when you're high?"
"why'd you only ever phone me when you're high?"
"why'd you only ever phone me when you're (high)?"
devamını gör...
simit vs gevrek
eskişehir menşeli öğrenci bebesi olarak oyumu hatta kalıbımı simide basmaya* geldiğim başlık.*
ayrıca 5 yıl izmir'de yaşayıp gevrek olan gevreğe denk gelmediğimi belirterek olay mahallinden topukluyorum.**
ayrıca 5 yıl izmir'de yaşayıp gevrek olan gevreğe denk gelmediğimi belirterek olay mahallinden topukluyorum.**
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının ruh halleri
stresten ders çalışamıyorum. çok bunaldım
devamını gör...
10 kasım
anma günü. aksi gören gözler için mümkün olmayan bir anma bu. türkiye cumhuriyetinde var olan sayısız eseriyle mustafa kemal atatürk'ü anma günü.
sabah fırında bir ekmek için uzattım türk lirasını. seni andım.
fırında çalışan kadını gördüm. seni andım.
dönerken balkonlarda tereddütsüz süzülen bayraklara baktım. seni andım.
köşedeki iş bankası atm'sine uğradım. seni andım.
hür bir ülkenin okul çocukları geçti önümden. seni andım.
yan binanın bahçesinde boynu bükük mülteci çocukları gördüm. bizi ne hallere düşmekten kurtardığını bir kez daha hatırladım.
eve geldiğimde kapı zilimde yazan soyadımı gördüm. seni andım.
kahvaltıda zeytinin paketi üstünde 500 gram ifadesini gördüm. seni andım.
çayıma iki şeker attım. seni andım.
bunları yazarken klavyemdeki harflere baktım. seni andım.
üstüne türk tütününden bir sigara yaktım. tütünümü gavur ellerinde rehin olmaktan kurtarmanı andım.
tv'de bazı adamlar çıkmış diyorlar ki o artık yok; kalbimizde. öylece şaşakaldım. sen her yerdeyken nasıl böyle körleştiğimize yandım.
sevgili sinan meydan'dan esinlenip birkaç satır yazayım dedim.
sabah fırında bir ekmek için uzattım türk lirasını. seni andım.
fırında çalışan kadını gördüm. seni andım.
dönerken balkonlarda tereddütsüz süzülen bayraklara baktım. seni andım.
köşedeki iş bankası atm'sine uğradım. seni andım.
hür bir ülkenin okul çocukları geçti önümden. seni andım.
yan binanın bahçesinde boynu bükük mülteci çocukları gördüm. bizi ne hallere düşmekten kurtardığını bir kez daha hatırladım.
eve geldiğimde kapı zilimde yazan soyadımı gördüm. seni andım.
kahvaltıda zeytinin paketi üstünde 500 gram ifadesini gördüm. seni andım.
çayıma iki şeker attım. seni andım.
bunları yazarken klavyemdeki harflere baktım. seni andım.
üstüne türk tütününden bir sigara yaktım. tütünümü gavur ellerinde rehin olmaktan kurtarmanı andım.
tv'de bazı adamlar çıkmış diyorlar ki o artık yok; kalbimizde. öylece şaşakaldım. sen her yerdeyken nasıl böyle körleştiğimize yandım.
sevgili sinan meydan'dan esinlenip birkaç satır yazayım dedim.
devamını gör...
sevilen kızın 40 numara ayakkabı giymesi
yeri gelince bizden çağdaşı yok, yeri gelince de kadın 40 numara ayakkabı giyiyor diye sorun çıkıyor. arkadaşlar yapmayın etmeyin. bakın bu seçilebilen bir şey değil. doğarken bize anket yaptırmıyorlar, böyle dal ta*ak geliyoruz dünyaya. ne kadar anlayışsız insanlarsınız siz yahu. kilosu senden benden biraz daha fazla diye, giydiği ayakkabının numarası bir numara fazla diye insanları yaftaladığınız şeye bak. ayağını koy şuraya da küçült hadi bakayım yapabiliyor musun? siz insanın ağzını bozdurur, suçlu duruma düşürürsünüz.
devamını gör...
ding an sich
immanuel kant'ın kritik der reinen vernunft (kitap) adlı eserinde belirttiği kendi içinde şey olarak çevrilebilen ifadesi. noumenon veyahut numen olarak da adlandırılabilir. bir şeyin kendi içinde barındırdığı gerçekliği ifade eder. bu algımızdan bağımsızdır. * o zaten vardır ve kendi'dir, kendine aittir.
yani: ding* ile o şeyin kendisi birbirinden ayrılır.
yani: ding* ile o şeyin kendisi birbirinden ayrılır.
devamını gör...
yahşi cazibe
kadına da şiddete haaayır!! ve barış keki ye, keki ye barış keki ye replikleri ile zihnime kazınmış dizi. gayet basit, başı sonundan tahmin edilebilecek bir dizi olmasına rağmen o dönem için gayet eğlenceli ve vakit geçirmelik bir diziydi.
devamını gör...
bir erkeğin bağımlılık yapabilecek özellikleri
kendi hayatına dair çözmesi gereken sorunları karşısındaki kadına yüklemek yerine, karşısındakinin elinden tutup
ben varım herşeyin üstesinden gelebiliriz diyebilecek özgüven ve cesarete sahip olabilmesidir. bu olamıyorsa gülüşüydü, duruşuydu, sevmesiydi hepsi fasa fiso maalesef.
ben varım herşeyin üstesinden gelebiliriz diyebilecek özgüven ve cesarete sahip olabilmesidir. bu olamıyorsa gülüşüydü, duruşuydu, sevmesiydi hepsi fasa fiso maalesef.
devamını gör...
bir sana bir de bana
baba zula - bir sana bir de bana (official video) [© 2020 soundhorus]
muhteşem müzik klibini izlemenizi tavsiye ederim.
bulutların üstünden
bıraktım ben kendimi
sonunu düşünmeden
duygular sarınca beni
gizlice tuttum elini
yüzüne baktım usulca
gözlerin fısıldadı ah
mutluluğu yavaşça
çiçeklerin kokusu
dalgaların şarkısı
rüzgarın fısıltısı
bir sana bir de bana
bahçede hanımeli
gökyüzünde yıldızlar
yağmurun narin sesi
şimdi bir anlamı var
aşk nasıl da kırılgan
sus dedim ama olmadı
kalbimden ismin geçti ah
kimseler duymadı
çiçeklerin kokusu
dalgaların şarkısı
rüzgarın fısıltısı
bir sana bir de bana
muhteşem müzik klibini izlemenizi tavsiye ederim.
bulutların üstünden
bıraktım ben kendimi
sonunu düşünmeden
duygular sarınca beni
gizlice tuttum elini
yüzüne baktım usulca
gözlerin fısıldadı ah
mutluluğu yavaşça
çiçeklerin kokusu
dalgaların şarkısı
rüzgarın fısıltısı
bir sana bir de bana
bahçede hanımeli
gökyüzünde yıldızlar
yağmurun narin sesi
şimdi bir anlamı var
aşk nasıl da kırılgan
sus dedim ama olmadı
kalbimden ismin geçti ah
kimseler duymadı
çiçeklerin kokusu
dalgaların şarkısı
rüzgarın fısıltısı
bir sana bir de bana
devamını gör...
magna carta
kişisel çıkarların dünyayı nasıl bir hale getirebileceğini gösteren belge.
magna carta olmasaydı belki de şu an hala kölelik sisteminin çok yoğun olduğu bir zamanda yaşıyor olabilirdik. ya da insan hakları bu kadar gelişmiş(?) olmazdı. neden? çünkü devletin(kralın) aslında o kadar da sınırsız yetkileri ol(a)mayacağını ortaya koydu magna carta. peki bu nasıl oldu? derebeyleri çok güçlendiği için kendi kişisel çıkarları doğrultusunda kralla anlaşma yapıyorlar. bakın bence en mühim kısım kişisel çıkar burada. çünkü halkı korumak için, amiyane tabirle babalarının hayrına yapmıyorlar bu sözleşmeyi. halkın işine geliyor orası ayrı, istemsizce iyilik yapmak gibi.
peki dünya şu an nasıl? mesela lgbt hakları neden savunuluyor? sahiden insan hakları için mi yoksa başka bir sebep mi bizi buraya itti?
postmodernizmle birlikte dünyada ciddi bir kırılma gerçekleşti. gerçeklik tamamen parçalandı, her şey öznelleşti ve mevcut tüm iktidarlar kırılganlaştı. çünkü doğru diye bir şey yoksa otorite diye de bir şey olmamalıydı(başka bir entryde detaylandırmak isterim ama bana kalırsa nietzsche’nin 50lerden 60lardan sonra daha fazla ön plana çıkmasının sebebi de net bir şekilde postmodernizden dolayıdır. ha derseniz ki zaten postmodernizmi nietzsche başlattı, ona bir şey diyemem, tavuk yumurta muhabbeti).
şimdi gerçeklik parçalandı dedik, bütün normlar tehlike altına girdi, artık milliyetçi ve otoriter eğilimler yerini daha az otoriter ve çeşitlilik odaklı iktidarlara bıraktı. mesela 1930larda atatürk’ün kayıp kıta için bir grup araştırmacıyı yetkilendirmesi ya da herkes aslında türk mü vs diye araştırma yapılmasının sebebi o sıradaki milliyetçi eğilimlerdi. hatta atatürk’ün türkiyede doğan herkes türktür minvalindeki saçma sözlerinin sebebi de budur. tüm dünyada o sırada milliyetçilik(italya-almanya bariz örneklerdir mesela) “moda”ydı. sonrasında ise çeşitlilik önem kazandı. ne kadar marjinallik varsa ön plana çıktı(hippiler vs). ve bu eğilim gittikçe arttı ve daha da artacak. bu hem kapilalist sistemde ötekileştirilmiş olan tüm etnik ve yönelimsel grupları güçlendiriyor hem de bu grupları kapitalizme entegre ediyor. yani tıpkı magna carta sayesinde “hayrına” halka birtakım güçler veren düzen şimdi de lgbt+’lara haklarını vermeye başladı. ha sebebin bu olması sonucun çok güzel bir şey doğurduğu gerçeğini değiştirmiyor, bu sadece entry’yi okuyanların bazı şeylere “yamuk bakabilmesini” sağlamak için yazdığın bir entry. “ha bir de şöyle düşünelim” diye bakınca yüzeyin altına iniyor ve daha değerli şeylerle karşılaşıyoruz. bu da onlardan biri, bana göre.
magna carta olmasaydı belki de şu an hala kölelik sisteminin çok yoğun olduğu bir zamanda yaşıyor olabilirdik. ya da insan hakları bu kadar gelişmiş(?) olmazdı. neden? çünkü devletin(kralın) aslında o kadar da sınırsız yetkileri ol(a)mayacağını ortaya koydu magna carta. peki bu nasıl oldu? derebeyleri çok güçlendiği için kendi kişisel çıkarları doğrultusunda kralla anlaşma yapıyorlar. bakın bence en mühim kısım kişisel çıkar burada. çünkü halkı korumak için, amiyane tabirle babalarının hayrına yapmıyorlar bu sözleşmeyi. halkın işine geliyor orası ayrı, istemsizce iyilik yapmak gibi.
peki dünya şu an nasıl? mesela lgbt hakları neden savunuluyor? sahiden insan hakları için mi yoksa başka bir sebep mi bizi buraya itti?
postmodernizmle birlikte dünyada ciddi bir kırılma gerçekleşti. gerçeklik tamamen parçalandı, her şey öznelleşti ve mevcut tüm iktidarlar kırılganlaştı. çünkü doğru diye bir şey yoksa otorite diye de bir şey olmamalıydı(başka bir entryde detaylandırmak isterim ama bana kalırsa nietzsche’nin 50lerden 60lardan sonra daha fazla ön plana çıkmasının sebebi de net bir şekilde postmodernizden dolayıdır. ha derseniz ki zaten postmodernizmi nietzsche başlattı, ona bir şey diyemem, tavuk yumurta muhabbeti).
şimdi gerçeklik parçalandı dedik, bütün normlar tehlike altına girdi, artık milliyetçi ve otoriter eğilimler yerini daha az otoriter ve çeşitlilik odaklı iktidarlara bıraktı. mesela 1930larda atatürk’ün kayıp kıta için bir grup araştırmacıyı yetkilendirmesi ya da herkes aslında türk mü vs diye araştırma yapılmasının sebebi o sıradaki milliyetçi eğilimlerdi. hatta atatürk’ün türkiyede doğan herkes türktür minvalindeki saçma sözlerinin sebebi de budur. tüm dünyada o sırada milliyetçilik(italya-almanya bariz örneklerdir mesela) “moda”ydı. sonrasında ise çeşitlilik önem kazandı. ne kadar marjinallik varsa ön plana çıktı(hippiler vs). ve bu eğilim gittikçe arttı ve daha da artacak. bu hem kapilalist sistemde ötekileştirilmiş olan tüm etnik ve yönelimsel grupları güçlendiriyor hem de bu grupları kapitalizme entegre ediyor. yani tıpkı magna carta sayesinde “hayrına” halka birtakım güçler veren düzen şimdi de lgbt+’lara haklarını vermeye başladı. ha sebebin bu olması sonucun çok güzel bir şey doğurduğu gerçeğini değiştirmiyor, bu sadece entry’yi okuyanların bazı şeylere “yamuk bakabilmesini” sağlamak için yazdığın bir entry. “ha bir de şöyle düşünelim” diye bakınca yüzeyin altına iniyor ve daha değerli şeylerle karşılaşıyoruz. bu da onlardan biri, bana göre.
devamını gör...
ben biraz kiloluyum ehe
benim biraz tüylerim kabarık ehe.
devamını gör...
çocukken kendinizi en havalı hissettiğiniz an
bilgi yarışmasında sorulan soruya cevap verdiğim o an. herkesin gözü üzerimde olurdu ve ben atomu parçalamış gibi hissederdim.
devamını gör...
nickaltı girilen yazarın selamı sabahı kesmesi
kimseyi tanımayan yazarlar için pek farkedilmeyen durumdur. misal ben.
devamını gör...
rte bir osmanlı tokadını biden’ın suratına indirmiştir
iktidarın dağıttığı patates ve soğandan almak için sıra bekleyen, depremleri allah yapıyor diyen fakir ve dindar kişilere yönelik açıklama. şunun nesini konuşacaksın ki. sayın biden diyen de aynı adam, tokat atan da aynı adam.
devamını gör...



