ölen kişinin ardında bıraktığı yürek burkan şeyler
severek aldırdığı ama hiç giymenin nasip olmadığı bir kot mont, kırmızı tüylü bir toka, bir iki kez taktığı halka küpeler, hiçbir anısını yazmadığı hatıra defteri ve içinde mürekkebi kurumuş bir tükenmez kalem, ara ara kokladığım ve burnumun direğini sızlatan bir tişört, bolca anı bolca hayal ve bolca yaşanmamışlık...
devamını gör...
eğlenceli başlık açayım derken göbeği çatlayan insan
çünkü malum son bir aydır hepimiz yangınlar, salgınlar, seller, hükümetin saçmalıkları derken iyice depresif olduk. benim o insan lan. eğlenceli başlık açayım derken göbeğim çatlıyor. çünkü ortada çok da eğlenceli bir şey yok.
t: biraz rahatlaması gereken insandır.
t: biraz rahatlaması gereken insandır.
devamını gör...
khepri
adı 'doğmakta olan' anlamına gelen mısır tanrısıdır.
devamını gör...
sözlükte siyaset istemiyoruz
neden istemiyorsunuz ve siz kimsiniz sorularını sormak istediğim cümle.
her konunun konuşulması gerek.
her konunun konuşulması gerek.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının çizimleri
helis bulutsusu, gezegenimsi bulutsular nebula içinde dünya'ya en yakın olanıdır. uzaklığı yaklaşık 700 ışık yılıdır. (vikipedi)
‘eye of the god ’ adını da alıyor, etkileyici bir göz. benim yorumumla, böyle bir şey çıktı, taş üzerine akrilik :
devamını gör...
maymunlu lc waikiki poşeti
şimdiki lc waikiki poşet ve tabelasında artık göremediğimiz maymun logosu. şirket, satılınca ya da el değiştirince maymunu da doğal ortamına salmışlar.
devamını gör...
tam da şu an yazarların hissettiği şey
her şeyden tiksinti.
devamını gör...
kitap
yazının bulunmasından günümüze kadar geçmişine şöyle bir baktığınızda yazılacak binlerce şey var. son 5-6 yıldır zevkle okuduğum bazı yazarlara önyargıyla yaklaşmama sebep olan acı bir gerçeğe sahip. bin yıllar, yüz yıllar boyunca kitaplar her daim elit kesimler için yazılmıştır, yapılmıştır. hatta dünya tarihine baktığımızda özgür ve soylu erkekler için. dinler ve kültürler kitapların içeriğini ve yazımını her daim etkilemiştir.
çoğu kişi gibi benim de aşık olduğum rus edebiyatına bakalım. tolstoy'un okuduğum kitaplarından birinin kröyçer sonat-varlık yayınları-1964 sonsöz kısmında muhteşem bir eleştiri, alaycılık ve kitabının ele ayağa düşmemesi için yazdığı "bir kadın tarafından okunmasını asla istemem. onun o zayıf zihnini böyle bir kitapla kirletmek istemediğim gibi doğasına aykırı olan bu eseri okuması da kirlenmesine sebep olacaktır." minvalinde yazılmış cümleler bulunmaktadır. asıl derdini ilerki cümlelerde daha iyi ifade ederek eserinin de bu şekilde kirletilmesini istemediğini ifade etmiştir.
japonya'ya bakalım. murasaki shikibu'nun günlüğünde kadınların kitap okuması bir çok toplumda olduğu gibi aşağılayıcı bir şey olarak görülüyor. ailede kitap okuyan bir kadın kötü kadın, erkeğe özenen, asi, dövülmesi, terbiye edilmesi gereken bir varlık* olarak görülüyor.
yine bazı eski klasikleşmiş roman ve hikayelerde kadınların kitap okuduğu için evde kaldıklarını, günahkar olduklarını anlatan eserler bile bulunmakta.
kitaplar bu sebepten belli bir zamana kadar hep erkek bakış açısıyla ve erkeği yücelten şekilde yazılmış ve kitaplardaki kadın karakterler aciz, salak, gülünesi, aptal, ahlaksız, cahil olarak tasvir edilmiş . oysa günümüze baktığımızda yapılan araştırmalarda kadınların erkeklerden daha fazla kitap okuduğu ortaya çıkmıştır.
çok garip değil mi? şu an bu tür sonsözleri, önsözleri kitaplara eklemedikleri için çoğu okuyucu yazarların kitapları kimin için yazdığından, yazılmasının asıl sebebinden habersiz. yayınevleri acaba bizlere manipülatif kitaplar sunuyor olabilirler mi? aslında sürekli kadınları aşağılayan klasiklerin 100 temel eser olarak okunması noktasından başlarsak daha iyi olabilir ama bu başka bir tartışmanın konusu.
çoğu kişi gibi benim de aşık olduğum rus edebiyatına bakalım. tolstoy'un okuduğum kitaplarından birinin kröyçer sonat-varlık yayınları-1964 sonsöz kısmında muhteşem bir eleştiri, alaycılık ve kitabının ele ayağa düşmemesi için yazdığı "bir kadın tarafından okunmasını asla istemem. onun o zayıf zihnini böyle bir kitapla kirletmek istemediğim gibi doğasına aykırı olan bu eseri okuması da kirlenmesine sebep olacaktır." minvalinde yazılmış cümleler bulunmaktadır. asıl derdini ilerki cümlelerde daha iyi ifade ederek eserinin de bu şekilde kirletilmesini istemediğini ifade etmiştir.
japonya'ya bakalım. murasaki shikibu'nun günlüğünde kadınların kitap okuması bir çok toplumda olduğu gibi aşağılayıcı bir şey olarak görülüyor. ailede kitap okuyan bir kadın kötü kadın, erkeğe özenen, asi, dövülmesi, terbiye edilmesi gereken bir varlık* olarak görülüyor.
yine bazı eski klasikleşmiş roman ve hikayelerde kadınların kitap okuduğu için evde kaldıklarını, günahkar olduklarını anlatan eserler bile bulunmakta.
kitaplar bu sebepten belli bir zamana kadar hep erkek bakış açısıyla ve erkeği yücelten şekilde yazılmış ve kitaplardaki kadın karakterler aciz, salak, gülünesi, aptal, ahlaksız, cahil olarak tasvir edilmiş . oysa günümüze baktığımızda yapılan araştırmalarda kadınların erkeklerden daha fazla kitap okuduğu ortaya çıkmıştır.
çok garip değil mi? şu an bu tür sonsözleri, önsözleri kitaplara eklemedikleri için çoğu okuyucu yazarların kitapları kimin için yazdığından, yazılmasının asıl sebebinden habersiz. yayınevleri acaba bizlere manipülatif kitaplar sunuyor olabilirler mi? aslında sürekli kadınları aşağılayan klasiklerin 100 temel eser olarak okunması noktasından başlarsak daha iyi olabilir ama bu başka bir tartışmanın konusu.
devamını gör...
kuyruklu yıldız altında bir izdivaç
son derece iyi gözleme dayanan, toplumsal eleştiri içeren hüseyin rahmi gürpınar romanıdır. 20. yüzyılın başında yazılan roman dünyaya çarpacağı söylenen halley takım yıldızının halk arasında artan söylentiler sebebiyle dünyanın sonunu getireceğine, büyük felaketlerin olacağına ya da bunların uydurma olduğuna yönelik her kafadan bir ses çıktığı curcunalı bir zaman dilimini anlatır.
ince mizahıyla eğlenceli ve bir o kadar da düşündürücü bir eserdir. aslında bilimsel bilginin dışındaki abartıları, teorileri seven ve bunlarla heyecanlı tartışmalara giren tipleri eleştirir. akla mantığa uygun, eleştirel düşünce süzgecinden geçmiş güvenilir bilgilere riayet edenleri ara ki bulasın. romanda bir sahne vardır ki bu noktayı çok güzel anlatır. durumu halka anlatmak, insanları bilgilendirmek için bir konferans yapılır yapılmasına da dinleyen yoktur. toplananlar yine kendi aralarında konuşarak kulaktan dolma bilgileri yaymaya devam etmektedir.
konuşmalar, ortamlar öylesine canlı anlatılmış ki sanki bir komedi oyununu izliyormuş hissine kapılır insan. yazarın gözlem gücüne hayran olmamak elde değil. türk edebiyatının önemli romanlarından olup pek çok sosyolojik mesajları içinde barındıran okuması keyifli bir eserdir.
ince mizahıyla eğlenceli ve bir o kadar da düşündürücü bir eserdir. aslında bilimsel bilginin dışındaki abartıları, teorileri seven ve bunlarla heyecanlı tartışmalara giren tipleri eleştirir. akla mantığa uygun, eleştirel düşünce süzgecinden geçmiş güvenilir bilgilere riayet edenleri ara ki bulasın. romanda bir sahne vardır ki bu noktayı çok güzel anlatır. durumu halka anlatmak, insanları bilgilendirmek için bir konferans yapılır yapılmasına da dinleyen yoktur. toplananlar yine kendi aralarında konuşarak kulaktan dolma bilgileri yaymaya devam etmektedir.
konuşmalar, ortamlar öylesine canlı anlatılmış ki sanki bir komedi oyununu izliyormuş hissine kapılır insan. yazarın gözlem gücüne hayran olmamak elde değil. türk edebiyatının önemli romanlarından olup pek çok sosyolojik mesajları içinde barındıran okuması keyifli bir eserdir.
devamını gör...
içinde istanbul geçen şarkı
"yanımda değilsen ne istanbul ne ankara"
devamını gör...
tolgame
profilimdeki resmindeki gibi olduğu tanımlarından beğenilerinden belli olan pozitif bir yazar, daha önce bir şeyler yazmadığım için kendime kızdım, affetsin yaşıma versin. * seviliyorsunuz efendim.
devamını gör...
matçıabla
jenerasyondaş sayıldığım yazar.
arada sırada bir tatlı dedikodu yapıyoruz, sanki dersin 40 yıllık karşı komşum.
pek çok ortak noktamız olunca, aynı şeylere, yaza yaza gülebiliyoruz.
bir ara seninle, sözlükte kadın günü grubu ya da kulübü mü kursak ne dersin?
olur mu, olur.
daha da bu sözlükte takılalım, daha da kaynatalım matçım ablam işşallah. *
arada sırada bir tatlı dedikodu yapıyoruz, sanki dersin 40 yıllık karşı komşum.
pek çok ortak noktamız olunca, aynı şeylere, yaza yaza gülebiliyoruz.
bir ara seninle, sözlükte kadın günü grubu ya da kulübü mü kursak ne dersin?
olur mu, olur.
daha da bu sözlükte takılalım, daha da kaynatalım matçım ablam işşallah. *
devamını gör...
bir şehir bir kütüphane
çeşitli şehirlerden mimarisi, konumu, barındırdığı eserleri veya herhangi bir özelliği ile göze çarpan kütüphaneler paylaşabileceğimiz başlık.
ilki benden gelsin:
(bkz: tianjin binhai kütüphanesi)
çin'in tianjin kentinde bulunan ve 2014-2017 yılları arasında yapımı tamamlanmış olan kütüphane akıl dolu mimarisi ile ziyaretçilerinin ve meraklılarının oldukça ilgisini çekmektedir.
yapının tam ortasında aşağıda görmüş olduğunuz oditoryumu barındıran göz bulunmakta ve yapı bu gözün çevresinde şekillenmekte.

bu gözün etrafında basamaklar halinde çeşitli okuma, dinlenme ve oturma alanları bulunuyor.
binanın başlangıcından bitişine kadar dalgalandırılmış raflar var ve bu yapı kütüphanenin kendine özgü topoğrafyasını oluşturuyor. kütüphanede bir milyonu aşkın kitap bulunuyor.

gözün etrafında görmüş olduğunuz her raf aslında hem oturma hem tırmanma hem de okuma alanı işlevi görüyor. böylelikle kütüphane aslında bir kültür ve sosyalleşme merkezi olarak da işlevini sürdürüyor.

kütüphanenin belli kotlarında eğitim üzerine programlanmış alanlar mevcut. yer altında kalan kısımda arşiv, kitap deposu ve servis alanı, ilk katlarda çocuk ve yaşlılar için okuma alanları var. en üst katlar ise toplantı, ofis ve bilgisayar odaları için ayrılmış.

kütüphane hem içeriden dışarıyı hem dışarıdan içeriyi görebilecek şekilde dizayn edilmiş, amaç dışarı ile bağlantıyı sürdürmek. böylelikle hem kütüphaneye olan ilgi canlı tutuluyor hem de kütüphane günlük yaşamın bir parçası haline getirilerek herkesin düşündüğü "sessiz, kitaplarla dolu, sıkıcı bir yer" şeklindeki imajından sıyrılıyor.
çok daha detaylı bilgi ve görsel için kaynak gösterdiğim siteyi ziyaret edebilirsiniz.
tianjin binhai kütüphanesine gideeeer-->
ilki benden gelsin:
(bkz: tianjin binhai kütüphanesi)
çin'in tianjin kentinde bulunan ve 2014-2017 yılları arasında yapımı tamamlanmış olan kütüphane akıl dolu mimarisi ile ziyaretçilerinin ve meraklılarının oldukça ilgisini çekmektedir.
yapının tam ortasında aşağıda görmüş olduğunuz oditoryumu barındıran göz bulunmakta ve yapı bu gözün çevresinde şekillenmekte.

bu gözün etrafında basamaklar halinde çeşitli okuma, dinlenme ve oturma alanları bulunuyor.
binanın başlangıcından bitişine kadar dalgalandırılmış raflar var ve bu yapı kütüphanenin kendine özgü topoğrafyasını oluşturuyor. kütüphanede bir milyonu aşkın kitap bulunuyor.

gözün etrafında görmüş olduğunuz her raf aslında hem oturma hem tırmanma hem de okuma alanı işlevi görüyor. böylelikle kütüphane aslında bir kültür ve sosyalleşme merkezi olarak da işlevini sürdürüyor.

kütüphanenin belli kotlarında eğitim üzerine programlanmış alanlar mevcut. yer altında kalan kısımda arşiv, kitap deposu ve servis alanı, ilk katlarda çocuk ve yaşlılar için okuma alanları var. en üst katlar ise toplantı, ofis ve bilgisayar odaları için ayrılmış.

kütüphane hem içeriden dışarıyı hem dışarıdan içeriyi görebilecek şekilde dizayn edilmiş, amaç dışarı ile bağlantıyı sürdürmek. böylelikle hem kütüphaneye olan ilgi canlı tutuluyor hem de kütüphane günlük yaşamın bir parçası haline getirilerek herkesin düşündüğü "sessiz, kitaplarla dolu, sıkıcı bir yer" şeklindeki imajından sıyrılıyor.
çok daha detaylı bilgi ve görsel için kaynak gösterdiğim siteyi ziyaret edebilirsiniz.
tianjin binhai kütüphanesine gideeeer-->
devamını gör...
x'i yalnız bırakmak
x yanlız birakilamaz belki yalnız bırakılır.
devamını gör...
sapare aude
doğrusu sapere aude şeklinde olması gereken, bilmek için cesaret etmeye yönelik latince bir slogandır.
ne kadar immanuel kant'a aitmiş gibi bilinse de aslında bir horatius sözüdür.
"bilmeye cesaret et."
"kendi aklınla düşünmeye/akıllı olmaya cesaret et, başla."
anlamlarına gelir.
(bkz: sapere aude)
ne kadar immanuel kant'a aitmiş gibi bilinse de aslında bir horatius sözüdür.
"bilmeye cesaret et."
"kendi aklınla düşünmeye/akıllı olmaya cesaret et, başla."
anlamlarına gelir.
(bkz: sapere aude)
devamını gör...
kaygısızlar
çocukluk ve 90'lı yılları aklıma getiren dizidir. özlenenler arasındadır. dünyanın en yüzsüz insanlarından biri olan memnun kaygısız denen adamı barındıran dizidir.
diğer hatırladıklarım arasında ise şunlar vardır:
- memnun'un oğlu eleman'ın çalıştığı hamburgercide giydiği kırmızı renkli kıyafeti,
- eleman'ın patronunun sürekli "ben amerika'dayken" ile başlayan cümleleri,
- memnun'un bir deney sebebiyle içtiği hap sonucu hamile kalması (ki yanılmıyorsam karşılığında para almıştı. beleş mezar bulsa içine girecek bir adamdı çünkü kendisi),
- kültigin'in adam döverken ağzıyla çıkardığı "puaaa" şeklindeki efektler,
- yine kültigin'in, kürşat ve alper ismindeki adamları ile birisini dövecekken, dayağa dördüncü aranıyor diyerek adamı dövmek için bir kişiyi daha aramaları,
- memnun'un açtığı su dükkanının açılış gününde berber ismail'in dükkana giren ilk siftah parasını kendisinin vermesi ve ilk para harcanmaz diyerek parayı duvara asması. ama memnun'un, ismail gittikten parayı duvardan alıp cebine atması,
- ismail'in ev sahibi hacı gaffur'un ikidir kapıya dayanıp evinin boşaltılmasını istemesi,
- burcu'nun taksiyi durdurmak için "taksi" şeklindeki seslenmesine, taksicinin de "yolcu" diye karşılık vermesi,
- eleman'ın taksiye binip giden burcu'yu takip etmek için başka bir taksiye binecek parası olmaması sebebiyle halk otobüsüne binmesi ve şoföre "öndeki taksiyi takip et" demesi.
diğer hatırladıklarım arasında ise şunlar vardır:
- memnun'un oğlu eleman'ın çalıştığı hamburgercide giydiği kırmızı renkli kıyafeti,
- eleman'ın patronunun sürekli "ben amerika'dayken" ile başlayan cümleleri,
- memnun'un bir deney sebebiyle içtiği hap sonucu hamile kalması (ki yanılmıyorsam karşılığında para almıştı. beleş mezar bulsa içine girecek bir adamdı çünkü kendisi),
- kültigin'in adam döverken ağzıyla çıkardığı "puaaa" şeklindeki efektler,
- yine kültigin'in, kürşat ve alper ismindeki adamları ile birisini dövecekken, dayağa dördüncü aranıyor diyerek adamı dövmek için bir kişiyi daha aramaları,
- memnun'un açtığı su dükkanının açılış gününde berber ismail'in dükkana giren ilk siftah parasını kendisinin vermesi ve ilk para harcanmaz diyerek parayı duvara asması. ama memnun'un, ismail gittikten parayı duvardan alıp cebine atması,
- ismail'in ev sahibi hacı gaffur'un ikidir kapıya dayanıp evinin boşaltılmasını istemesi,
- burcu'nun taksiyi durdurmak için "taksi" şeklindeki seslenmesine, taksicinin de "yolcu" diye karşılık vermesi,
- eleman'ın taksiye binip giden burcu'yu takip etmek için başka bir taksiye binecek parası olmaması sebebiyle halk otobüsüne binmesi ve şoföre "öndeki taksiyi takip et" demesi.
devamını gör...



