çok konuşan insanlar bir de bunların dinlemeyen bir üst modeli var bunun da üstü zaten konuyu dönüp dolaşıp kendine getirenlerdir.
devamını gör...

katran.
devamını gör...

ankara üniversitesi kreiken rasathanesi'nin kurucusu olan hollandalı astronom.

kreiken, ilkokula başladığı fransa, orta ve lise öğrenimini gördüğü hollanda ve daha sonra çeşitli görevlerde çalıştığı endonezya ve liberya gibi çeşitli ülkelerden sonra türkiye'ye geldi ve 1954'te ankara üniversitesi astronomi enstitisü müdürlüğü görevine başladı.

geldiğinde astronomi bölümü, matematik bölümüne bağlıydı ve sadece 5 öğrencisi bulunuyordu. kreiken türk öğrencilerin, diğer ülkelerdeki öğrencilerden çok daha çalışkan ve istekli olduğunu görünce, zamanla sayısı artan bu gençlerden çoğunun yurt dışında doktora yapmasını sağladı.

bir rasathane kurulması fikri de yine onun öncülüğünde çıktı ortaya. ahlatlıbel'de, dönemin maliyet hesabına göre yaklaşık bir milyon lira harcanarak yapılan rasathane, 1963'te faaliyetlerine başladı. tüm gözlem araçları yurt dışından getirildi.

ne yazık ki bundan 1 yıl sonra hayatını kaybeden prof. dr. kreiken'in cenazesi, vasiyeti üzerine istiklal marşı eşliğinde kaldırıldı. yine vasiyeti üzerine, tabutunun üzeri kırmızı ve beyaz karanfillerden bir türk bayrağı ile kaplanmıştı.

1973 yılında, astronomi alanındaki katkıları nedeniyle uluslararası astronomi birliği tarafından ay’daki bir kratere ismi verildi. öncülüğünde kurulan rasathane ise artık ankara üniversitesi kreiken rasathanesi olarak anılıyor.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

umutsuzluğun dışavurumudur. yıllarca iç sesimle beraber böyle ezik çiftleri uzaktan izlerim, bi sabah cartt diye uyandım. korkudan, başka erkeklerin öcü gibi geldiği bu türden hanımların bir çoğu da kaçıp kurtulmak istiyorlar.

güzel bir kadın ve birlikte olduğu kıl tüy bir herif varsa, şansımı deneme özgürlüğümden alıkoyamaz beni kimse. en kötü tokat yerim. en iyi, şampuan kokan bir kadınla gece doyarım. risk almadan mutlu olamayız. artık hayal etmeyi bırakıp eyleme dökelim düşüncelerimizi.

yanında erkek arkadaşı olan üzgün her kadın, bir umuttur. o hayvan onun değerini bilmediyse biz ona hak ettiğini vermeliyiz. illaki veririz. olayımız bu.
devamını gör...

the big bang theory dizisinin en zeki kurgusal karakteridir.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bence şu sağa sola asker gönderelim diyen bütün malları toplayalım, gerekli teçhizatı bunlara verelim, nereye istiyorlarsa oraya gönderelim. elalemin çoluğunu çocuğunu oraya buraya gönderelim demek kolay tabi. yiyorsa çıkıp kendin gideceksin. bu sağcı filistin sevdalısı arkadaşların terörist olarak gördüğü deniz gezmiş gidip filistin'de israil'e karşı aslanlar gibi savaşmıştı. sizde terörist dediğiniz adamın onda biri kadar yürek yok.
devamını gör...

halihazırda istikrarlı bir şekilde öğrenmekte olduğum bir dil. ancak ülkemizde özellikle ilk okuldan başlayıp eğitim hayatımız içerisinde belli bir eğitim seviyesine kadar çok yanlış bir şekilde öğretilmeye çalışılmaktadır. bakın öğretiliyor demiyorum, öğretilmeye çalışılıyor diyorum. çünkü ilk okuldan başlayıp belli bir seviyeye kadar bize öğretilmeye çalışılan bu dil sadece grammer üzerine kurulu ayrıca her sınıf atladığımızda aynı konular tekrar tekrar bizim önümüze sunulmakta. bundan dolayı öğretilen grammer konularını bile öğrenemiyoruz. örneğin ilk okul 4.sınıfta alfabe öğretiliyor öğrendik, bu konu ile alakalı pratiklerimiz de tam ancak bir sonraki yıl yani 5.sınıfta tekrar alfabeden başlanıyor ve bu süreç hem öğrenci için hem de öğretmen için çekilmez sancılı bir süreç olmaktan ileriye gitmiyor. ayrıca öğrenci bu dersten veya bu dersin hocasından hazetmemeye başlıyor. sonuç böyle olunca bu dili öğrenmek de bir hayli zor oluyor. kısacası bir dili öğrenmek için onu sancılı bir süreç içerisine hapsedip sanki dünyanın en zor şeyi gibi karşınızdaki insana sunma zahmetine girdiğiniz zaman bu sadece karşıdaki kişi açısından değil onunla beraber gelen tüm sistemi alt üst etmekten öteye gitmiyor. bu yüzden öncelikle şuna bakmak gerek bir şeyi öğreniyor veya öğretmeye çalışıyorsanız öncelikle o şeyi karşıdaki kişiye nasıl sevdirmeliyim diye düşünmelisiniz. çünkü her şey isteyerek ve severek inşa edilir. bunu sağlam bir binanın temellerini atmak gibi de düşünebilirsiniz. belki de bu şekilde bir sistem içerisinde bizlere ilk okuldan bu yana dil eğitimi verilmiş olsaydı şu an ana dilimiz gibi olmasa da temel seviyede de olsa kendimizi ifade edebiliyor olurduk.
devamını gör...

gerçeği fark ettiğinde depresyona giren kişidir kendisi.
devamını gör...

şahsımca dünyanın en hüzünlü cümlesini sarf etmiş kişidir, dilin prensi, mantığın şovalyesi, kötü yaratılışlı ejderhaların katilidir, yakın tarihin peygamberlerinden biridir, acı dolu bir hayatın içinde ruhunun karanlık baskısına göğüs gerebilmiş dünya üzerine gelebilmiş en zeki insanlardan birisidir, zekasını yönlendirebileceği tek şey olarak felsefeyi tanımlamıştır, "kültür ve değer" kitabında yazdığına göre kelimelerini ne zaman felsefe dışı bir şeye çevirecek olsa bocaladığını itiraf etmiş ve felsefenin zihnindeki tortuları süpürmesi için en uygun ortam olduğunu, kendi habitatı olduğunu söylemiştir. her cümlesinde ayrı bir derinlik, yaşayışında ayrı dimağları ilhama çağıracak bir gizem yatmaktadır. bertrand russel'ı akıl fuhuşu yapmakla suçlamıştır, akıl sağlığını öven filozoflar gibi değildir, okuması alışana kadar zordur fakat bu zorluk baudrillard, foucault vb. gibi filozoflarda yaşandığı gibi değildir, sadece soğuk mantığın diline hüküm verdiği için sürekli yaptığı tekrarlar kişiyi zorlayabilir, "tamam anladık ulan, kısa kes" gibi kelimelerin zihinde oluşmasına neden olabilir diye zordur. öte yandan zihinde kelimelerinin dansına izin verdiğiniz andan itibaren şeyler daha belirgin, dünya olabildiğinden daha berrak ve acıyla dolu gözükür, çünkü dünya sınırlıdır. dil ile sınırlandırılmıştır. dilin sınırı belirleyen şey ise mantıktır. ama hemen depresyona yönelmeyin, çözüm daha sonra manly p. hall tarafından sunulur, dünyanın sınırını ancak dünyanın sınırlarını genişleterek aşabileceğimizi söyler. tabi bu bir kademe atlama değil, elindeki olanakları sınırsız bir şekilde kullanabilme gücünden ileri gelir. sanıyorum konudan sapıyorum ve hala unutmayanların akıllarında merakla çalınan en hüzünlü cümleyi şuraya bırakıyorum;

“öyle bir duygumuz vardır ki, bütün olanaklı bilimsel sorular yanıtlandığında bile, yaşam sorunlarımıza daha hiç dokunulmamıştır. tabii o zaman da hiçbir soru kalmamıştır; yanıt da tam budur.”

tractatus'ta söylediği şey budur, bunu latinlerin bir deyimiyle daha şenlendirmek, karanlıkla dolu zihninize biraz daha karanlık eklemek isterim; "vanitas vanitatum sed omnia vanitas.—nafilenin nafilesi, herşey nafile."

wittgenstein kısa bir metinde anlatılabileceğin ötesinde bir insandır yine de buna rağmen yanlış anlaşılma korkusu yoktur fakat yanlış anlaşıldığında üzüldüğünü belirtmektedir. öyle ki, "yerkürenin dört bir bucağına dağılmış dostlar için yazıyorum" der. ayrıca tractatus'un önsözünde, "yazdıklarımı sadece bunları daha önce bir kez düşünmüş olanlar anlayabilecektir" diye yazar.

peki bütün bunlarla varmak istediğim nokta nedir, sadece kendi hayranlığımı dışa vurmak için mi bunları yazıyorum?(ki asla kendi benliğimin üzerinde bir şeye hayran olmam) ne demek istiyorum, neden bunları anlatıyorum? elbette ki yönelebilmeniz için. eğer bir kez olsun aklınızdan geçtiyse ve sonraya bıraktıysanız bundan vazgeçip tekrardan yönelmenizi rica etmek için. böylelikle bu entry bir an olsun size yönelmek için cesaret verebildiyse, evet cesaret, ardından gelip bana yazabilir ve böylelikle arkadaş olabiliriz. evet arkadaşlar, ben de yerkürenin dört bir yanına dağılmış dostlar için yazıyorum.(burada capslock açtım)

bütün yanıtları aldığınızı, bütün ideallere ulaştığınızı, dünyadaki bütün dağlara tırmanıp, bütün nehirlerin temiz sularından içtiğinizi varsayalım şimdi de, ulaşıcak hiçbir şeyin kalmaması nasıl hissettiriyor? ilerlemenin durması nasıl hissettiriyor? şimdi birer tanrıya dönüştünüz, her şeyi biliyorsunuz, bilinecek hiçbir şey kalmadı. oysa sizin tanrıdan farkınız kendi rotanızı tekrardan çizmenin zorluğu olarak beliriyor, dünya ortada değilken, ufkun köşeleri sisle kaplıyken her şey daha kolaydı, şimdi o sis kalkıp size köşelerin keskinliğini gösterdiğine göre boşluğa doğru bakışınız ve orada hiçbir şey görmeyişiniz size nasıl hissettiriyor? ben söyleyim, nasıl duygulanım yaşayacağınızı haddim olmadan tahmin etme küstahlığında bulunayım; hiçbir şey hissetmeyeceksiniz. baudrillard'ın bundan çok zaman geçmeden önce söylediği üzere, "üzerine örtülen hakikat değil, hakikatin yokluğudur." çizgi romanlarla aranız nasıl? bir kaç tane okumuşsunuzdur, hadi hiç olmadı filmi çekilenlerden birini izlemişsiniz, o halde dr. manhattan'ı akıllara getirelim, dünyada yapılacak bir şey kalmadığını gördüğünde, artık istenmediği diyarını terk ettiğinde ne demiştir? "belki kendiminkini yaratırım." fakat ne yazık ki anlaşılacak her şeyi anlamış olmanız size süper güçler kazandırmaz, uçamazsınız bunu öğrenince, görünmez olup süre hayalini kurduğunuz tuhaf fantezilerin peşini kovalayamazsınız. tıpkı eskiden olduğunuz insan gibi, hislerden arınmış bir şekilde hayatta kalma içgüdüsünün kontrolünde ölüm anınızı beklersiniz, yaşlı vampirler gibi hareket edersiniz. öyleyse olan biten budur, nafilenin nafilesi, herşey nafiledir. soru, yanıtıyla beraber gelmiştir. wittgenstein felsefenin amacını felsefeyi yok etmek olarak görür, haklıdır.(bak bak, buna karar veren komite olmuşum.)

wittgenstein kendini hatırlatıcı olarak görür ya da yeni benzetmeler yaparak daha önce düşünülmüş olanları tekrardan gün yüzüne çıkarmak ister, bu yüzden yaratıcı değildir, yeniden-yapıcıdır. bunu yine aynı şekilde kendisi de itiraf edecektir. ama veda'larda şöyle yazar; "gerçek birdir fakat bilgeler ona pek çok isim vermiştir." hakikatin birliği. süleyman der ki, "bu göğün altında söylenmemiş gerçek yoktur." baudrillard ile çelişmiyor mu peki bu söylediğim? hayır, klişelerle bezenmiş bir kelime söylemeye çalışayım; hakikatin yokluğu da öyle ya da böyle bir hakikattir. tabi bu wittgenstein'ın ayrımsadığı gibi, bazı şeyler vardır ve bazı şeyler yoktur durumuna benzer. bu da yok olanın varlığıdır. tabi, "hiçlikten hiçlik çıkar."

aslında wittgenstein için yazılacaklar bu kadarla sınırlı değil. her kelimesi özenle incelendiğinde elbette ki kendinize göre bir şey bulabilirsiniz, elbette sizi derinden sarsan bir cümleye rastgelebilirsiniz. o yüzden kazmaya devam edin, dil oyunlarının sizi zorladığı ya da sıktığı yerlerde "ulan bu ne ya" diyip kenara atmayın, okumaya devam edin. bu spiral merdivenden inmeye benzer, aşağı baktığınızda noktayı bütün netliğiyle görebilirsiniz ama indikçe fark edersiniz ki derinlik gördüğünüzün çok daha ötesindedir tabi ki baş döndürücülüğünden hiçbir şey kaybetmez.
devamını gör...

eğer ağrı gögüsünü sıkıştırıcı, yanıcı tarzda bir ağrıysa ve bu ağrıları bir süre sonra sol çene ve kol iç kısmına yayılıyor ise kalbe bağlı bir patoloji olma olasılığı yüksektir, böyle durumda biraz dinleneyim geçer denilmemesi ve en yakın sağlık kuruluşuna müracaat edilmesi kişinin sağlığı açısından önem arz etmektedir.
devamını gör...

lisede edebiyat dersinde ilk duyduğumda günlerce kullanmak için uygun an kolladığım kelimedir.
devamını gör...

absürdizme göre, herhangi bir yaratıcı olmadığından insanın evrende bir anlam bulmaya çalışması boşuna bir çabadır. ve bu uğraşların önünde sonunda başarısızlık ile sonuçlanacağını söyler. hayatın bir monotonlukla ilerlediğini savunurlar. bu monotonluk absürd saçma bir şekilde devam edecektir her zaman. bireyin neden sorusunu sorması ise onu "dünya yaşamaya değer mi" sorusuna götürecektir. camus'ye göre kişi burda yaşamdan tarafa cephe almalıdır. çünkü yaşamı seçmek absürde karşı bir başkaldırıdır. bunu da ancak üreterek ve yaratarak mümkün kılacaktır kişi. işte camus felsefenin temel sorusu olarak intiharı seçerken aslında absürdizmi işaret etmektedir. hayat anlamsız saçma monoton şekilde ilerler. burda kişinin kendisine sorması gereken soru yukarıda da belirtmiş olduğum gibi "dünya yaşanmaya değer mi" sorusudur. camus'nün oldukça yanlış anlaşıldığı bir noktadır burası. camus, kişinin intihara yönelmesini değil yaşamdan taraf olmasını söyler. ama bunun için de absürde başkaldırı olarak üretmesini ve yaratmasını söyler.
devamını gör...

ne demiş ömer hayyam:
ben olmayınca bu güller, bu serviler yok.
kızıl dudaklar, mis kokulu şaraplar yok.
sabahlar, akşamlar, sevinçler tasalar yok.
ben düşündükçe var dünya, ben yok o da yok.
devamını gör...

çok sevdiğim eylem.sadece bi insan değil yeni bi hayat tanıyosun.hayatta keşfetmekten daha güzel ne var ki.
devamını gör...

her halükarda girecek olan vatandaşa gireceği için, pekte umurumda olmayan toplantı.
devamını gör...

bir tek kanatları eksik olan yazar.
muazzam bir kişilik.
devamını gör...

arkadaş zekai özger'e selam olsun.

aşkla sana
alnını
dağ ateşiyle ısıtan
yüzünü
kanla yıkayan dostum
senin
uyurken dudağında gülümseyen bordo gül
benim kalbimi harmanlayan isyan olsun
şimdi dingin gövdende
uğultuyla büyüyen sessizlik
birgün benim elimde
patlamaya sabırsız mavzer olsun
başını omzuma yasla
göğsümde taşıyayım seni
gövdem gövdene can olsun
söyle bana ey
ölümün açıklayıcı pervanesi
hangi yavru tek başına yiğittir
hangi yangın bir başına söndürülür
ah herkes susuyor
hiçkimse bilmiyor içimin yangınını
ah herkes mi susuyor
kalbimi kalbine bağladım dostum
ah herkes mi susuyor
kalbi kalbimize benzeyen dostlar
bir çarmıh gibi bırakıyorken kendini dünyaya
hayatın ateş renkli kelebekleri
bir bir tutuluyorken korkunç koleksiyonlar için
ah herkes mi susuyor
bağırsam içimdeki dehşeti
hırsım deler mi toprağı
beni
acısıyla onduran
dostumu
aşkla vurduran hayat
sana
yaşananla harlanan bağrımın sevdasını akıttım
dünyanın yeni baharına
çatlarken kadim güneş
bağrım delinirken fidanların kanıyla
anamın doğurgan karnıdır diye
sevgilimin sütlenecek göğsüdür
diye
dostumun üretken gülüdür diye
sana bağlandım
sana sarıldım
beni umutsuz koma
tarihle avutma beni
çünki aşkla sınanmışım sana
sana yangınla, suyla, ateşle
ölümle, yaprakla, şiirle sınanmışım
ey yaşarken kanayan acı
şimşekli gök, tufan, kan fırtınası
uçurum kıyısında hızla büyüyen ot
yapraksız bir ölümün anısı için
körpecik kuzuların derisi için
beni tarihle avutma
umutsuz koma beni
akıtsam deliren sevdamı
köpürür mü hayatı besleyen su
ey benim
yedi başlı kartalım
her başını
bir dağ başlangıcında koyanım
senin
böyle diri bir akarsu gibi kıvrılan gövdendir
bizim aşkımızı solduranların korkusu
çünki elbette bir su
kendi akacağı toprağın sertliğini bilir
ve suyun gövdesiyle yırtılınca toprak
artık ırmak mı ne denir
işte devrim
ona benzer bir akışın hızına denir
yarın ne olur bilirim ben
bahar gelir, otlar büyür
ölüm de yapraklanır
bir dağ bulur uzun uzun bakarım
bir çam ağacı gölgesi
güzel kokular veren
bir damla güneş görünce
sana da gülümseyeceğim yarın
şimdi senin uzanıp yattığın otlarda
yarın yeni bir yeşillik büyüyecek

devamını gör...

gençliğimdir.
devamını gör...

sesi huzur veren bir sanatçı. o kadar yumuşak kadife gibi bir sesi var ki...

yeni dinlediğim bir şarkısını atıp gidiyorum.
spotify linki
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim