millet aç diyorlar buyrun siz de doyuruverin
şimdi meseleye bir de şöyle bir açıdan bakmak lazım. diyelim ki aç insanları doyurduk tamam insanların barınma ihtiyaçlarını da giderdik mesele sadece karın doyurmak ve barınmak mı? ülke insanların kaç tanesi televizyon izlemek dışında bir aktivite yapıyor. hadi diyelim ki televizyon izlemekle tatmin oldu bu millet televizyon izlerken çerez yemek bile lüks oldu. ulan bu insanlar çerez de mi yemesin? yahu mesele sadece doymaksa herkes doyar. mesele o değil mesele insan gibi yaşayabilmekte. mesele hayvanlar gibi yiyip, içip, dışkılamakta değil insani değerlere hitap eden aktivitelerde de bulunabilmekte. biz kendimize tahmini ne zaman değer veririz?
devamını gör...
canistan
yusuf atılgan'ın ölümünden çok sonra yayımlanan, yarım kalmış eserinin ismi.
devamını gör...
dolunay etkisi
uyutmayan etki.
uzun zaman önce tokyo üniversitesinde bu konuyla ilgili birkaç araştırma yapıldığını okumuştum. üstteki yazarın da belirttiği gibi kütleçekimle alakalı. ana mantık şu: dünyanın %70'i su. dolunay dünyadaki gelgitlere etki ediyor. e insanın da %70'i su. o zaman neden insana etki etmesin?
sonuç olarak bulunanlar ise: dolunayda insanlar daha huzursuz. bazısı daha duygusal. dolunay varken cinnetler daha sık yaşanıyor. kazalar, sakarlıklar artıyor. bir yeriniz kanıyorsa normale nazaran daha geç pıhtılaşıyor falan filan. araştırmayı bulduğumda editleyeceğim.
uzun zaman önce tokyo üniversitesinde bu konuyla ilgili birkaç araştırma yapıldığını okumuştum. üstteki yazarın da belirttiği gibi kütleçekimle alakalı. ana mantık şu: dünyanın %70'i su. dolunay dünyadaki gelgitlere etki ediyor. e insanın da %70'i su. o zaman neden insana etki etmesin?
sonuç olarak bulunanlar ise: dolunayda insanlar daha huzursuz. bazısı daha duygusal. dolunay varken cinnetler daha sık yaşanıyor. kazalar, sakarlıklar artıyor. bir yeriniz kanıyorsa normale nazaran daha geç pıhtılaşıyor falan filan. araştırmayı bulduğumda editleyeceğim.
devamını gör...
şu edebiyat denen şey
bir nicholas royle kitabıdır.
şu edebiyat denen şeyi nasıl açıklasak? dünya üzerinde, yaşayan her canlıya dair her hikaye edebiyatın menziline girer. hatta bazen cansız varlıklar bile edebiyatın ilgi alanı dahilinde kendilerine yer bulabilirler. sakın yatağın altına bakma
yel değirmeni ile savaşan şövalye don quixote, dev kütüphanesini yakan profesör körleşme, dev bir böceğe dönüşen memur dönüşüm, bir yüzüğü yok etmek için uzun bir yolculuğu çıkan arkadaşlar yüzüklerin efendisi , bir çiftlikten öbürüne gezip karınlarını doyurmaya çalışan iki arkadaş fareler ve insanlar, elmas yüzük satarak kendine sermaye yapan anthealı dünyaya düşen adam... hepsi edebiyata dair...
edebiyat, bir konuya ihtiyaç bile duymaz bazen, sadece anlatır; anlatırken anlaşılmaya beklemez bile. edebiyat, bir zaman geçirme aracı de değildir ayrıca, onun için özel bir zaman ayırmak gerekir. edebiyat, kör bir yazarın hayal ettiği cennetin biriktiği yerdir, delirmemek için yazan bir öykücünün yaşadığı histeri krizleridir, fildişi kulesinde denemeler yazan günahkar azizin verdiği derslerdir. ülkesinden sürgün edilen bir aforizma yazarının peşinden koştuğu virgüldür.
edebiyat denen şey açıklanamaz ama birçok şeyi açıklayabilir.
şu edebiyat denen şeyi nasıl açıklasak? dünya üzerinde, yaşayan her canlıya dair her hikaye edebiyatın menziline girer. hatta bazen cansız varlıklar bile edebiyatın ilgi alanı dahilinde kendilerine yer bulabilirler. sakın yatağın altına bakma
yel değirmeni ile savaşan şövalye don quixote, dev kütüphanesini yakan profesör körleşme, dev bir böceğe dönüşen memur dönüşüm, bir yüzüğü yok etmek için uzun bir yolculuğu çıkan arkadaşlar yüzüklerin efendisi , bir çiftlikten öbürüne gezip karınlarını doyurmaya çalışan iki arkadaş fareler ve insanlar, elmas yüzük satarak kendine sermaye yapan anthealı dünyaya düşen adam... hepsi edebiyata dair...
edebiyat, bir konuya ihtiyaç bile duymaz bazen, sadece anlatır; anlatırken anlaşılmaya beklemez bile. edebiyat, bir zaman geçirme aracı de değildir ayrıca, onun için özel bir zaman ayırmak gerekir. edebiyat, kör bir yazarın hayal ettiği cennetin biriktiği yerdir, delirmemek için yazan bir öykücünün yaşadığı histeri krizleridir, fildişi kulesinde denemeler yazan günahkar azizin verdiği derslerdir. ülkesinden sürgün edilen bir aforizma yazarının peşinden koştuğu virgüldür.
edebiyat denen şey açıklanamaz ama birçok şeyi açıklayabilir.
devamını gör...
güzel insan
kalbinde dürüstlük, merhamet ve sevgi olan kimsedir.
devamını gör...
kızıl saç pişmanlığı
bununla boyarsanız pişmanlık kelimesinin hafif kalacağı durum. vişnemsi bir kızıl istediğim için uzunca bir süre buna katlandım ama resmen küvette adam kesmiş gibi çıkıyordum duştan.
mavi ve mor macerasından da ağzımın payını aldıktan sonra normal kutu boya kızıla döndüm. şimdi halimden memnunum.
mavi ve mor macerasından da ağzımın payını aldıktan sonra normal kutu boya kızıla döndüm. şimdi halimden memnunum.
devamını gör...
pho çorbası
vietnam'a özgü bir sokak lezzeti. erişte çorbası olarak da biliniyor. içinde; pirinç, erişte, sığır eti bulunuyor. vietnamde aileler sıklıkla tüketiyor ve ulusal bir yemek olarak da geçiyor aynı zamanda.
devamını gör...
yoldaş benjamin franklin'in ayrımcı biri olması
istediğini yapar adamın kendi sözlüğü. buralar böyle toptan onun. isterse at neyin koşturur o kadar ki onun yani. bırak da farklı olsun nicki.
mesela benim sözlüğüm olsa nickimin yanına sözlüğün allahı falan yazdırırdım yoldaş yine alçak gönüllü.
mesela benim sözlüğüm olsa nickimin yanına sözlüğün allahı falan yazdırırdım yoldaş yine alçak gönüllü.
devamını gör...
ablaların bildiği şeyler
iki erkek kardeş ablası olarak benden hiç bir şey kaçmaz. hayatlarındaki hiç bir şeyi benden gizleyemezler. eskiden karıştırıp bulurdum artık benim için açık kitap gibiler. akıllarından geçeni anlarım ve kollarım. sırlarını, duygularını, düşüncelerini bilirim*.
devamını gör...
homofobik
gerçekten hayret ediyorum. bir insandan sırf ayşe'yi sevmeyip ali'yi seviyor diye nasıl nefret edebilirsiniz ki? insan hiç mi düşünmez banane bundan diye. insanları sırf kimlikleri yüzünden sevmemek asıl hastalıktır. kendinden bağımsız birinden nefret etmek, ölmesini istemek normal bir sey değil inanın bu psikolojik bir rahatsızlık.
homofobikseniz beni sevme ihtimaliniz yok direkt engelleyebilirsiniz. hâlâ hastalık diyenler bile var. yahu dilimizde tüy bitti. bilim kanıtladı bunu ama hâlâ inandıramıyoruz. ne anlatsak boş bu gerici hareketinizden kurtulup kendi hayatınıza bakmanız dileğiyle..
homofobikseniz beni sevme ihtimaliniz yok direkt engelleyebilirsiniz. hâlâ hastalık diyenler bile var. yahu dilimizde tüy bitti. bilim kanıtladı bunu ama hâlâ inandıramıyoruz. ne anlatsak boş bu gerici hareketinizden kurtulup kendi hayatınıza bakmanız dileğiyle..
devamını gör...
kaslı erkek
geliştirecek pek bir şeyi olmadığından vücuda abanan kimsedir.
devamını gör...
türk klasiği vs dünya klasiği
biz yazarlarımızı biraz kaba bir tabirle pazarlamayı bilmiyoruz o kadar.
değer vermiyoruz ki bir kere. sokağa çıkıp sorun türk yazarlarımızın bir eserini, bakalım bilecekler mi hangi yazar yazmış. 'sait faik'in abasıyanık kitabı' gibi saçma sapan cevap alma olasılığımız çok yüksek. ha tabii bazı klasikler 15623 bölümlük televizyon dizisi olduğu için ''aa bunun dizisi vardı yaa'' diyenler çıkabilir. türk klasiği için değil de genel olarak türk edebiyatı hakkında konuşacak olursak, haldun taner mesela, adam tam bir cevher, değeri biliniyor mu? adı kaç yerde geçiyor? 'günümüzde' makale yazılıyor mu hakkında? 3 eserini sayın desek sayabilir mi insanlar?
kürk mantolu madonna nasıl popüler olduysa oldu, onla yatıp onla kalkıyoruz. ha yanlış anlaşılmasın sabahattin ali'nin değeri bilindiği için değil, bir o kitabı pazarlayabilmişiz sanırım, o da tesadüf işte. ki sabahattin ali'nin diğer iki romanı hatta özellikle içimizdeki şeytan'ı içinde barındırdığı psikolojik tahlillerle başka bir boyuttadır. ama ondan söz edilmez. biz edebiyatı bile tüketim kültürüne (bkz: tüketim psikolojisi) feda etmişiz. bestseller'dan başkasını gözümüz görmez olmuş.
türk klasiği ve dünya klasiğini karşılaştırmaya gerek duyulmamalı. edebiyat yarış değildir, bestseller'dan uzak tutulmalıdır.
düşüncelerimi şu iki tanımımda dile getirmiştim: #541046 ve #638832.
edit: yazım yanlışı.
değer vermiyoruz ki bir kere. sokağa çıkıp sorun türk yazarlarımızın bir eserini, bakalım bilecekler mi hangi yazar yazmış. 'sait faik'in abasıyanık kitabı' gibi saçma sapan cevap alma olasılığımız çok yüksek. ha tabii bazı klasikler 15623 bölümlük televizyon dizisi olduğu için ''aa bunun dizisi vardı yaa'' diyenler çıkabilir. türk klasiği için değil de genel olarak türk edebiyatı hakkında konuşacak olursak, haldun taner mesela, adam tam bir cevher, değeri biliniyor mu? adı kaç yerde geçiyor? 'günümüzde' makale yazılıyor mu hakkında? 3 eserini sayın desek sayabilir mi insanlar?
kürk mantolu madonna nasıl popüler olduysa oldu, onla yatıp onla kalkıyoruz. ha yanlış anlaşılmasın sabahattin ali'nin değeri bilindiği için değil, bir o kitabı pazarlayabilmişiz sanırım, o da tesadüf işte. ki sabahattin ali'nin diğer iki romanı hatta özellikle içimizdeki şeytan'ı içinde barındırdığı psikolojik tahlillerle başka bir boyuttadır. ama ondan söz edilmez. biz edebiyatı bile tüketim kültürüne (bkz: tüketim psikolojisi) feda etmişiz. bestseller'dan başkasını gözümüz görmez olmuş.
türk klasiği ve dünya klasiğini karşılaştırmaya gerek duyulmamalı. edebiyat yarış değildir, bestseller'dan uzak tutulmalıdır.
düşüncelerimi şu iki tanımımda dile getirmiştim: #541046 ve #638832.
edit: yazım yanlışı.
devamını gör...
45 numara ayakkabıyı giymek
benden -1 numara az giyen hemcinslerimin bulunduğu gruptur.
devamını gör...
gg
good game -iyi oyun, güzel oyun- anlamına gelen ingilizce kısaltmadır.
bu kısaltmayı ilk gördüğümde 14 yaşlarındaydım. arkadaşımla aramızda geçen konuşmadan anlamını 'g**e geldik' sanmıştım.
bu kısaltmayı ilk gördüğümde 14 yaşlarındaydım. arkadaşımla aramızda geçen konuşmadan anlamını 'g**e geldik' sanmıştım.
devamını gör...
iyi ki varsın balkon
yaşadığım semtin en büyük nimeti, çay içmek için bire bir, tam bir halı saha büyüklüğünde*, bazen içimi açan bazen hüzünlendiren evimin önden çıkması.
az önce ordan geldim. elinde poşetler olan yaşlı bir teyze, başını uzatmış çöp karıştırıyordu. derin bir iç çektim, verdim sonra nefesimi mahalleye doğru.
gideyim de namazımı kılayım, teyzeme dua edeyim. o duadan bende nasiplenirim belki. zalımsın dünya.
az önce ordan geldim. elinde poşetler olan yaşlı bir teyze, başını uzatmış çöp karıştırıyordu. derin bir iç çektim, verdim sonra nefesimi mahalleye doğru.
gideyim de namazımı kılayım, teyzeme dua edeyim. o duadan bende nasiplenirim belki. zalımsın dünya.
devamını gör...
yazarlardan 1 şarkı 1 film önerisi
buffet froid - 1979'lardan bir bertrand blier filmi. nereden bakarsam bakayım listemde ilk üçün içerisinde milim yer değiştirmedi yıllardır.
daha yeni şu videoyu izleyip geldim, o yüzden bu şarkıdan daha iyisi gelmiyor aklıma. ahahah mafia oynarken fazla gaza gelip açar bunu dinlerdim. livin' in the gangsta's paradiseee.
şakası bir yana placebo- i know güzeldir.
daha yeni şu videoyu izleyip geldim, o yüzden bu şarkıdan daha iyisi gelmiyor aklıma. ahahah mafia oynarken fazla gaza gelip açar bunu dinlerdim. livin' in the gangsta's paradiseee.
şakası bir yana placebo- i know güzeldir.
devamını gör...
misc radyo yayını
kavramlarım birbirine karıştı yahu. beynim yandı yanacak. spawn bu konuda bir makale yazarsa makbule geçer.*
devamını gör...
pül-i şikeşte meydan muharebesi
17. yüzyılın ilk çeyreğinde osmanlılar ve safeviler arasında yaşanmış, osmanlı ordusunun bozgunu ile sonuçlanmış olan savaştır.
sadrazam damat halil paşa yeni sadrazam olup iran üzerine sefer için görevlendirildiğinde tarih 10 haziran 1617'yi gösteriyordu. halil paşa, van yakınlarında kırım hanı 2.canibey ile birleşerek, 16 mayıs günü diyarbakır üzerinden iran seferini başlattı.
bu sıralarda kırım prenslerinden şahin giray, bir çatışmada safevilere sir düşmüş ve bir müddet şah abbas'ın yanında yaşamıştı. şah osmanlılar'a karşı sulh isteğinde bulunmak için şahin giray'ı serbest bıraktı. şahin giray veda etmek için şah'ın huzuruna çıktığı zaman, şah abbas, osmanlılar bir daha kendisini kumandan olarak iran'a gönderirse sefavilere kılıç çekip çekmeyeceğini sordu. şahin giray hiç tereddüt etmeden, ilk fırsatta safevilerle savaşacağını söyledi. kan dökmekten zerre kadar tereddüt etmeyen iran şahı, bir süre düşündükten sonra şahin giray'ı uğurladı.
halil paşa ile kırım hanı, güney azarbaycan'a girdiler ve hazar denizi kıyılarına, safevilerin kutsal şehri olan erdebil'e kadar sokuldular. erdebil yakınlarında ki pül-i şikeşte, bir diğer adıyla kırıkköprü mevkiinde, osmanlı ve safevi orduları karşı karşıya geldiler. tebriz'i ihtiyaten boşaltan safevi ordusuna, azerbaycan beylerbeyi karaçay han kumanda ediyordu. şah tebriz'e gelmiş fakat osmanlıların yaklaştığını duyuncu geri çekilmişti. iki taraf arasında birkaç defa elçiler gidip geldiyse de , sulh şartları üzerinde bir anlaşmaya varamadılar.
osmanlılar ve kırımlılar azarbaycan üzerinden gelirken yaptıkları yağmalarda epey ganimet almışlardı ve bütün dertleri bu ganimetleri korumaktı. karaçay han 10 eylül 1618 günü, sürpriz bir baskın şeklinde taarruza geçti. 15000 civarı şehit ve 500 kadar esir veren osmanlı ordusu'nun tüm düzeni bozuldu. halil paşa geri çekildi. şehid olanların arasında 3, esir olanların arasında 2 beylebeyide bulunuyordu.
halil paşa biraz uzaklaştıktan sonra ordusuna tekrar bir düzen vermeyi başardı. bu şekilde payitaht'a dönerse, hem safevilerle sulh ümidi'nin kalmayacağını hem de kellesini kaybedeceğini düşündü. safevilerin gururuna müthiş bir darbe indirmek amacıyla, kutsal kabul ettikleri şehir olan erdebil'i tahrip etmeye karar verdi.
ancak erdebil'e çok az bir mesafe kalmışken, şah abbas'ın sulh isteyen elçileri geldi. şah, 800 katar deve yükü erzak göndererek(1 katar 7 hayvan ediyor) osmanlıların'ın azerbaycandan geçerken tahribat yapmalarını da önlemek istemiş ve halil paşaya ağır hediyeler göndermişti. taraflar barış antlaşması imzalamak üzere anlaştı.
sadrazam damat halil paşa yeni sadrazam olup iran üzerine sefer için görevlendirildiğinde tarih 10 haziran 1617'yi gösteriyordu. halil paşa, van yakınlarında kırım hanı 2.canibey ile birleşerek, 16 mayıs günü diyarbakır üzerinden iran seferini başlattı.
bu sıralarda kırım prenslerinden şahin giray, bir çatışmada safevilere sir düşmüş ve bir müddet şah abbas'ın yanında yaşamıştı. şah osmanlılar'a karşı sulh isteğinde bulunmak için şahin giray'ı serbest bıraktı. şahin giray veda etmek için şah'ın huzuruna çıktığı zaman, şah abbas, osmanlılar bir daha kendisini kumandan olarak iran'a gönderirse sefavilere kılıç çekip çekmeyeceğini sordu. şahin giray hiç tereddüt etmeden, ilk fırsatta safevilerle savaşacağını söyledi. kan dökmekten zerre kadar tereddüt etmeyen iran şahı, bir süre düşündükten sonra şahin giray'ı uğurladı.
halil paşa ile kırım hanı, güney azarbaycan'a girdiler ve hazar denizi kıyılarına, safevilerin kutsal şehri olan erdebil'e kadar sokuldular. erdebil yakınlarında ki pül-i şikeşte, bir diğer adıyla kırıkköprü mevkiinde, osmanlı ve safevi orduları karşı karşıya geldiler. tebriz'i ihtiyaten boşaltan safevi ordusuna, azerbaycan beylerbeyi karaçay han kumanda ediyordu. şah tebriz'e gelmiş fakat osmanlıların yaklaştığını duyuncu geri çekilmişti. iki taraf arasında birkaç defa elçiler gidip geldiyse de , sulh şartları üzerinde bir anlaşmaya varamadılar.
osmanlılar ve kırımlılar azarbaycan üzerinden gelirken yaptıkları yağmalarda epey ganimet almışlardı ve bütün dertleri bu ganimetleri korumaktı. karaçay han 10 eylül 1618 günü, sürpriz bir baskın şeklinde taarruza geçti. 15000 civarı şehit ve 500 kadar esir veren osmanlı ordusu'nun tüm düzeni bozuldu. halil paşa geri çekildi. şehid olanların arasında 3, esir olanların arasında 2 beylebeyide bulunuyordu.
halil paşa biraz uzaklaştıktan sonra ordusuna tekrar bir düzen vermeyi başardı. bu şekilde payitaht'a dönerse, hem safevilerle sulh ümidi'nin kalmayacağını hem de kellesini kaybedeceğini düşündü. safevilerin gururuna müthiş bir darbe indirmek amacıyla, kutsal kabul ettikleri şehir olan erdebil'i tahrip etmeye karar verdi.
ancak erdebil'e çok az bir mesafe kalmışken, şah abbas'ın sulh isteyen elçileri geldi. şah, 800 katar deve yükü erzak göndererek(1 katar 7 hayvan ediyor) osmanlıların'ın azerbaycandan geçerken tahribat yapmalarını da önlemek istemiş ve halil paşaya ağır hediyeler göndermişti. taraflar barış antlaşması imzalamak üzere anlaştı.
devamını gör...
kendi saçını kesmek
kolay olmayan ve biraz da cesaret isteyen bir eylem.
ben de uzun zamandır saçlarımı kendim kesiyorum ve şekil veriyorum. önceden iyi olmuyordu ve düzelttirmem gerekiyordu. şimdilerde durum biraz düzeldi.
kendi kendime bir şeyler başarmak iyi hissettiriyor ve kendime yetebilmek noktasında da ilerleme inancımı artırıyor.
ben de uzun zamandır saçlarımı kendim kesiyorum ve şekil veriyorum. önceden iyi olmuyordu ve düzelttirmem gerekiyordu. şimdilerde durum biraz düzeldi.
kendi kendime bir şeyler başarmak iyi hissettiriyor ve kendime yetebilmek noktasında da ilerleme inancımı artırıyor.
devamını gör...
