gereğinden fazla abartılan kitaplar
azra kohen kitapları. hepsi abartıldığı kadar değildir, fıs kitaplardır net.
devamını gör...
alkol
geçmişte yaptığınız hataları düşünmekten kafayı yemek üzereyseniz başvurmanız tavsiye edilir. kararında bırakıldığı takdirde düşünmeyi bırakır etrafa da rahatsızlık vermeden bir şekilde uyur gidersiniz.
devamını gör...
eyluling
kendisine çok çeşitli alkol teklifleri yapılmış. valla elimde, kendi ayaklarımınan ezdiğim şarabım var sadece. soldaki hayaller, sağdaki gerçekler. hangisini dilerse artık. *
bir de tüm "izm"lere karşı denmiş kendisi için. bu yüzden kendisini alkolizm'e davet etmeyi uygun buldum.
not: biri yüzüme profil fotoğrafımı yapıştırsa keşke. telefondan beceremedim.
bir de tüm "izm"lere karşı denmiş kendisi için. bu yüzden kendisini alkolizm'e davet etmeyi uygun buldum.
not: biri yüzüme profil fotoğrafımı yapıştırsa keşke. telefondan beceremedim.
devamını gör...
sayın cumhurbaşkanımızla külliye'de birlikte olduk
devamını gör...
kedi maması
akım haline gelen kedi besleme modası beraberinde de büyük bir sektör oluşturdu. hayvan satan mağaza sayılarında artış var. bir cins kedinin fiyatı bin lira ile 5 bin lira arasında değişiyor. hem satılıyor, satılırken de mama sektörünü besliyor. kilosu 50 tl ile 100 tl arasında değişen farklı çeşitte mamalar, kedi besleyenler tarafından kapışılıyor.
mamalara ilgi ve istek artınca, mama türleri de çeşitlenmiş. öyle türleri var ki isimleri bile şaşırtıyor. hamsili kedi maması, yaban mersinli düşük tahıllı kısırlaştırılmış kedi maması, kuzu etli kedi maması, tavuklu ve balıklı renkli taneli kedi maması, somonlu ve sebzeli kısırlaştırılmış yetişkin kedi maması vs. bunlar gibi yüzlercesi satılıyor.
artık, sokaklarda ve kaldırımlarda, hayvanseverler tarafından serpiştirilmiş kedi mamaları gözümüze çarpıyor. bu tabiki kedilerin aç kalmaması için sevindirici bir durum. ama dikkat edilirse çeşitlenen bu kedi mamaları, kedilerin de genetiğini biraz bozdu. nasıl kedi fareyi kovalıyor ve fare kaçıyorsa, şimdi artık, son dönem videolarda da görüldüğü üzere fare, kediye saldırıyor. eskiden fare ve farklı doğal yiyeceklerle beslenen kediler, şimdi bu tür mamalara alıştıkları için genetik zincirleri kırıldı ve fareden korkar oldular. kediler de mama bekleyip, bu mamalar verilmezse açlıktan ölecek hale geldiler. mamaya alışmış kedi de avlanmayı ve kendi iradesi ile beslenmeyi öğrenemez duruma düşer.
mamalara ilgi ve istek artınca, mama türleri de çeşitlenmiş. öyle türleri var ki isimleri bile şaşırtıyor. hamsili kedi maması, yaban mersinli düşük tahıllı kısırlaştırılmış kedi maması, kuzu etli kedi maması, tavuklu ve balıklı renkli taneli kedi maması, somonlu ve sebzeli kısırlaştırılmış yetişkin kedi maması vs. bunlar gibi yüzlercesi satılıyor.
artık, sokaklarda ve kaldırımlarda, hayvanseverler tarafından serpiştirilmiş kedi mamaları gözümüze çarpıyor. bu tabiki kedilerin aç kalmaması için sevindirici bir durum. ama dikkat edilirse çeşitlenen bu kedi mamaları, kedilerin de genetiğini biraz bozdu. nasıl kedi fareyi kovalıyor ve fare kaçıyorsa, şimdi artık, son dönem videolarda da görüldüğü üzere fare, kediye saldırıyor. eskiden fare ve farklı doğal yiyeceklerle beslenen kediler, şimdi bu tür mamalara alıştıkları için genetik zincirleri kırıldı ve fareden korkar oldular. kediler de mama bekleyip, bu mamalar verilmezse açlıktan ölecek hale geldiler. mamaya alışmış kedi de avlanmayı ve kendi iradesi ile beslenmeyi öğrenemez duruma düşer.
devamını gör...
enerjinizi tüketen alışkanlıklar
milletin derdiyle dertlenmek.
devamını gör...
recep tayyip erdoğan’ın kızıldere marşından sözler okuması
bence bu mesaj.devrim yapmamızı istiyor olabilirler. bilemedim ki yapsak mı?
t:metin yazarlarının parayı ciddi ciddi cukkaladıklarını gösteren olay
t:metin yazarlarının parayı ciddi ciddi cukkaladıklarını gösteren olay
devamını gör...
whisper'ın gidişi
whisper artık geri gelmez.ama onu sevenler onun yanına gidebilirler.*
devamını gör...
metal müzik
dinlemeyene veya önyargılı olana gürültü gelen seven insanın ise alıştıktan sonra vazgeçemeyeceği müzik türüdür.
devamını gör...
gözlük takmak
çok istediğim şeylerden biridir ama nedense hiçbir göz doktoru yazmadı bana bugüne kadar.
çok denedim. hepsi bana harf okuttu, sonra de gözlüğe ihtiyacım olmadığını söyleyip gerisin geri yolladı. bir keresinde sağ gözüm birden kapandı. göz kapağım düştü resmen. koşa koşa gittim göz doktoruna damla verdi, çok yormamamı söyledi gözlerimi ve o da beni gözlüksüz yolladı geri.
bir keresinde o hafta okuduğum bütün kitapları alıp tanıdığım bir göz doktorunun muayenehanesine gittim. bir haftada bu kadar kitap okuduğumu söyledim. gözümün bozulma ihtimalini görsün istedim ama aferin deyip beni eve gönderdi, gözlüksüz.
ama gözlük almak konusunda çok kararlıydım ve bir göz doktoru yazmadan da almamakta inat etmiştim. yine başka bir gün şansımı denemek için tekrar o göz doktoruna gittim. halı saha maçlarından arkadaşım olduğu için nazımın geçmesi gerekirken o benden de inatçı olduğu için bir türlü uzlaşamadık. çok uzatmamak için sadece aramızda geçen diyaloğu alıntılıyorum.
doktor: oğlum, yine mi geldin.
iob : bak bir dinle abi.
doktor: anlat hadi anlat
iob: böyle gözlerim kızarıyor, yaş geliyor kitap okurken, film izlerken bazen buğulu görüyorum.
doktor: dinlendirici yazayım.
iob: o sayılmaz. normal numaralı falan istiyorum ben.
doktor: manyak mısın oğlum. veremem öyle gözlük.
iob: alttaki harfleri okuyamadım ama geçen sefer.
doktor: halı sahada yirmiş beş metreden pas atacak kadar görüyorsun ama. sırf hava.
iob: abi aynı şey mi? okuyamıyorum.
doktor: oğlum ver parasını al.
iob: öyle bir anlamı olmaz ki. sen yazsan ne olur!
doktor: oğlum bak git.
iob: tamam o zaman. haftaya gelirim ben yine.
ve ben tam çıkarken zeki bir doktor olan arkadaşım:
doktor: elf gözlerin neler görüyor insanolunbiraz?
ve tabii ki alamadım gözlüğü. hala devam ediyor planlarım. bakalım yakın zamanda editlerim belki bu tanımı. gözlük almak için her türlü fikre açığım.
çok denedim. hepsi bana harf okuttu, sonra de gözlüğe ihtiyacım olmadığını söyleyip gerisin geri yolladı. bir keresinde sağ gözüm birden kapandı. göz kapağım düştü resmen. koşa koşa gittim göz doktoruna damla verdi, çok yormamamı söyledi gözlerimi ve o da beni gözlüksüz yolladı geri.
bir keresinde o hafta okuduğum bütün kitapları alıp tanıdığım bir göz doktorunun muayenehanesine gittim. bir haftada bu kadar kitap okuduğumu söyledim. gözümün bozulma ihtimalini görsün istedim ama aferin deyip beni eve gönderdi, gözlüksüz.
ama gözlük almak konusunda çok kararlıydım ve bir göz doktoru yazmadan da almamakta inat etmiştim. yine başka bir gün şansımı denemek için tekrar o göz doktoruna gittim. halı saha maçlarından arkadaşım olduğu için nazımın geçmesi gerekirken o benden de inatçı olduğu için bir türlü uzlaşamadık. çok uzatmamak için sadece aramızda geçen diyaloğu alıntılıyorum.
doktor: oğlum, yine mi geldin.
iob : bak bir dinle abi.
doktor: anlat hadi anlat
iob: böyle gözlerim kızarıyor, yaş geliyor kitap okurken, film izlerken bazen buğulu görüyorum.
doktor: dinlendirici yazayım.
iob: o sayılmaz. normal numaralı falan istiyorum ben.
doktor: manyak mısın oğlum. veremem öyle gözlük.
iob: alttaki harfleri okuyamadım ama geçen sefer.
doktor: halı sahada yirmiş beş metreden pas atacak kadar görüyorsun ama. sırf hava.
iob: abi aynı şey mi? okuyamıyorum.
doktor: oğlum ver parasını al.
iob: öyle bir anlamı olmaz ki. sen yazsan ne olur!
doktor: oğlum bak git.
iob: tamam o zaman. haftaya gelirim ben yine.
ve ben tam çıkarken zeki bir doktor olan arkadaşım:
doktor: elf gözlerin neler görüyor insanolunbiraz?
ve tabii ki alamadım gözlüğü. hala devam ediyor planlarım. bakalım yakın zamanda editlerim belki bu tanımı. gözlük almak için her türlü fikre açığım.
devamını gör...
idealinizdeki evde olmasını istediğiniz yaşam alanı
alaska'daki evler gibi bir göl manzarası ve arkada ormanın boylu boyunca uzanacağı şekilde her iki duvarı da boydan boya cam ile kaplı bir evim olsun isterdim. özellikle ahşap detayların yoğunlukta olduğu bir ev olmalı. ahşap terasta bir sera alanı yaratabilmeliyim.
devamını gör...
annenin ölmesi
evsiz kalmaktır. annen gittikten sonra hangi yüreğe sığabilirsin daha? kim o kadar sevebilir kim öyle şefkatle sarabilir seni?
kalbini canlı canlı sökerler sanki. ya ne demek bir daha nefes alamaz dersin. annem bu; benim nefesim benim canım benim yoldaşım. insanın annesinin ölmesi bu kadar kolay mı be kardeşim!
isyan edersin. o nefes alamıyorken sen nefes alıyorsun. onun göremediği tüm renkleri görüyorsun. karanlığa gömülsün istediğin dünya yeşiliyle mavisiyle devam ediyor.
ya o gitti, dünya neden dönüyor!
kalbini canlı canlı sökerler sanki. ya ne demek bir daha nefes alamaz dersin. annem bu; benim nefesim benim canım benim yoldaşım. insanın annesinin ölmesi bu kadar kolay mı be kardeşim!
isyan edersin. o nefes alamıyorken sen nefes alıyorsun. onun göremediği tüm renkleri görüyorsun. karanlığa gömülsün istediğin dünya yeşiliyle mavisiyle devam ediyor.
ya o gitti, dünya neden dönüyor!
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının ilk bisikletleri
hiç olmayandır.
dört çocuklu memur ailesinin 80'li yıllardaki ilk çocuğu olmanın mahzun yanı.
tolstoy gibi 60 yaşımda o işi de halledeceğim.
dört çocuklu memur ailesinin 80'li yıllardaki ilk çocuğu olmanın mahzun yanı.
tolstoy gibi 60 yaşımda o işi de halledeceğim.
devamını gör...
radyodan kasete şarkı çekmiş nesil
bu kasetlerin hepsini saklamış ve her gün düzenli olarak temizlemeye devam etmiş nesil. bu nesil ki kasetleri her eline aldığında usb denen sonradan görmenin hafızalarının sınırlı kaldığını ve yine bir gün kaset sistemine dönüleceğini söylemekten vazgeçmez. bilim teknik'e göre 35 terrebayt depoluyor bu veletler diyerek de tezini güçlendirir. ayrıca hepsi heroes of might and magic ve quake ile üniversite yıllarında fenafillaha ermiştir.
devamını gör...
asılacak kadın
gerçek bir olaydan esinlenerek pınar kür tarafından yazılmış ve 1979'da basılmış eser. melek adında genç bir kadının kocasını öldürdüğü suçlamasıyla yargılanma sürecini konu alıyor. kitapta 3 anlatıcı bulunuyor: hakim, melek ve melek'in sevgilisi yalçın. tamamen bilinç akışı tekniğiyle yazılmış ve her anlatıcının bölümü sosyo-kültürel seviyelerine çok uygun bir şekilde oluşturulmuş. noktalama işaretlerinin kullanımı, kelime seçimleri, yazım hataları, düşünceler arasındaki geçişlerin hepsi anlatıcıların birbirlerinden ne kadar farklı olduğunu gözler önüne seriyor. okurken gerçekten karşınızda o karakterler var ve onların ağzından dinliyormuşsunuz gibi.
melek bu toplumdaki ezilmiş birçok kadının temsili niteliğinde. eğitim görememiş, eziyet edilmiş ve çocuk yaştan beri birilerine hizmet etmesi için görevlendirilmiş. melek'i kimse dinlememiş, sözlerine kulak vermemiş. sapık bir adamla evlendirildiğinde kendini savunamayacak kadar bastırılmış bir kadın. öyle ki mahkemede kendini ifade edemiyor bile ve ön yargılarının esiri olmuş kadın düşmanı hakimin kafasında yargılanıyor acımasızca. ilginçtir ki bu kadar gerçekçi karakterlerin ve olayların olduğu bir kitap basıldığı dönem absürt sebeplerle yasaklanmış.
kitap daha sonra aynı isimle filme de uyarlanmış. açıkçası kitabı okuyan birinin o filmden aynı tadı alması imkansız. kendi başına iyi bir film olabilir ama şahsi görüşüm kitabın seviyesine asla erişemeyeceği.
melek bu toplumdaki ezilmiş birçok kadının temsili niteliğinde. eğitim görememiş, eziyet edilmiş ve çocuk yaştan beri birilerine hizmet etmesi için görevlendirilmiş. melek'i kimse dinlememiş, sözlerine kulak vermemiş. sapık bir adamla evlendirildiğinde kendini savunamayacak kadar bastırılmış bir kadın. öyle ki mahkemede kendini ifade edemiyor bile ve ön yargılarının esiri olmuş kadın düşmanı hakimin kafasında yargılanıyor acımasızca. ilginçtir ki bu kadar gerçekçi karakterlerin ve olayların olduğu bir kitap basıldığı dönem absürt sebeplerle yasaklanmış.
kitap daha sonra aynı isimle filme de uyarlanmış. açıkçası kitabı okuyan birinin o filmden aynı tadı alması imkansız. kendi başına iyi bir film olabilir ama şahsi görüşüm kitabın seviyesine asla erişemeyeceği.
devamını gör...
kardashian'ların ermeni soykırımı için biden'a teşekkür etmesi
ermenistan ı haritada gösteremeyecek koca popolu bir kadının gündemde kalma çabaları. lan senin baban oj simpson ı savunmuş, oranın kültürüyle yetişmişsin sana ne ermenistan dan.
devamını gör...
rex
latince kral anlamına gelen kelime, bu ünvan roma'nın efsanevi 7 kralına verilmiş.
sırasıyla, romulus, numa pompilius, tullus hostilius, ancus marcius, tarquinius priscus, servius tellius ve torquinius superbus
sırasıyla, romulus, numa pompilius, tullus hostilius, ancus marcius, tarquinius priscus, servius tellius ve torquinius superbus
devamını gör...
ertan saban
canımın içi balkan güzelliği.
büyük hayranıyım kendisinin, zıpır aşık rolünden meczup deli rolüne, sayko oçe rolünden romantik delikanlı rolüne bütün oyunculukları kimse kusura bakmasın ders diye okutulmalı. acı kiraz gibi darmadağınık bir filmi bile -ki kadro şampiyonlar ligi gibi olmasına rağmen- tek başına sırtında taşımış. amirim erdal beşikçioğlu’nun bile pek esamesi okunmaz açıkçası ertan saban’ın yanında. *
gölgesizler filmindeki muhteşem köyün delisi performansıyla, limonata filmindeki olağanüstü oyunculuğuyla, gerçekten her şeyiyle çok çok başarılı buluyorum kendisini. neden bu kadar underrated kaldığını anlamış değilim, başlığı bile açılmamış.
kendisine olan hayranlığımı şu rezil anımla da gözler önüne sermek isterim. #829738
4 aralık 1977 yugoslavya, üsküp doğumludur. dedesinin dedesi osmanlı zamanında erzurum kars dolaylarından makedonya'ya göç etmiş. gençliğini üsküp'te geçirmiş ve pedagoji üzerine eğitim görmüştür. makedonya devlet konservatuarı ve tiyatro bölümünden mezun olup uzun yıllar kardeşi erman saban ile birlikte makedonya türk tiyatrosu'nda çeşitli oyunlarda sahneye çıkmıştır. konservatuardan çıktıktan sonra bir müddet almanya’da oynamıştır. fransa'da oynarken çalıştığı türk yönetmen mehmet ulusoy'un yönlendirmesiyle 2005'te türkiye'ye gelmiş, şehir tiyatrosunda birkaç oyun oynadıktan sonra da istanbul halk tiyatrosu'nda görev almıştır. türkçesi yeterli olmadığı için ilerletene kadar yönetmen yardımcılığı yapmıştır. sonrasında savcının karısı, sağır oda gibi dizilerde oynamıştır. şöhret kazanması, elveda rumeli dizisindeki aleksander makedonski rolüyle olmuştur. bu çıkışının ardından malt'ın deprem şarkısının klibinde de oynamıştır.
ilk eşi inci saban'ı 2009'da kanser nedeniyle kaybetti, 2016'da ebru özkan'la evlendi. çiftin biricik adında bir kız çocukları var.
büyük hayranıyım kendisinin, zıpır aşık rolünden meczup deli rolüne, sayko oçe rolünden romantik delikanlı rolüne bütün oyunculukları kimse kusura bakmasın ders diye okutulmalı. acı kiraz gibi darmadağınık bir filmi bile -ki kadro şampiyonlar ligi gibi olmasına rağmen- tek başına sırtında taşımış. amirim erdal beşikçioğlu’nun bile pek esamesi okunmaz açıkçası ertan saban’ın yanında. *
gölgesizler filmindeki muhteşem köyün delisi performansıyla, limonata filmindeki olağanüstü oyunculuğuyla, gerçekten her şeyiyle çok çok başarılı buluyorum kendisini. neden bu kadar underrated kaldığını anlamış değilim, başlığı bile açılmamış.
kendisine olan hayranlığımı şu rezil anımla da gözler önüne sermek isterim. #829738
4 aralık 1977 yugoslavya, üsküp doğumludur. dedesinin dedesi osmanlı zamanında erzurum kars dolaylarından makedonya'ya göç etmiş. gençliğini üsküp'te geçirmiş ve pedagoji üzerine eğitim görmüştür. makedonya devlet konservatuarı ve tiyatro bölümünden mezun olup uzun yıllar kardeşi erman saban ile birlikte makedonya türk tiyatrosu'nda çeşitli oyunlarda sahneye çıkmıştır. konservatuardan çıktıktan sonra bir müddet almanya’da oynamıştır. fransa'da oynarken çalıştığı türk yönetmen mehmet ulusoy'un yönlendirmesiyle 2005'te türkiye'ye gelmiş, şehir tiyatrosunda birkaç oyun oynadıktan sonra da istanbul halk tiyatrosu'nda görev almıştır. türkçesi yeterli olmadığı için ilerletene kadar yönetmen yardımcılığı yapmıştır. sonrasında savcının karısı, sağır oda gibi dizilerde oynamıştır. şöhret kazanması, elveda rumeli dizisindeki aleksander makedonski rolüyle olmuştur. bu çıkışının ardından malt'ın deprem şarkısının klibinde de oynamıştır.
ilk eşi inci saban'ı 2009'da kanser nedeniyle kaybetti, 2016'da ebru özkan'la evlendi. çiftin biricik adında bir kız çocukları var.
devamını gör...
bahailik
hindistanın, ingiliz emperyalizminin işgalinde olduğu yıllarda, müslüman kökenli birileri tarafından kurulmakla birlikte, islamdan çıkan bir gruptur.
tabiki cihad, kıyam, şehadet gibi ingilizlerin hoşuna gitmeyecek konuları reddediyorlar, "hepimiz kardeşiz, hepimiz aynıyız" diyorlar, hatta "siz bu ingilizleri işgalci, kötü sanıyorsunuz ama hepimiz biriz" muhabbeti yapıyorlardı.
bu yüzden ingilizler tarafından her türlü imkan verilen bir gruptur. fetöcüler gibi ingiltere ve a.b.d tarafından sevilirler.
tabiki cihad, kıyam, şehadet gibi ingilizlerin hoşuna gitmeyecek konuları reddediyorlar, "hepimiz kardeşiz, hepimiz aynıyız" diyorlar, hatta "siz bu ingilizleri işgalci, kötü sanıyorsunuz ama hepimiz biriz" muhabbeti yapıyorlardı.
bu yüzden ingilizler tarafından her türlü imkan verilen bir gruptur. fetöcüler gibi ingiltere ve a.b.d tarafından sevilirler.
devamını gör...
rüzgar gibi geçti
amerikan sinemasının belki de en başarılı filmidir. ona bu sıfat yakışıyor; zira toplumsal ve siyasi konuları perdeye yansıtış şeklinde çok ciddi sorunlar ve tuhaflıklar olmasına rağmen yıllardır listelerin başını çeken, inanılmaz bir ticari getirisi olan, ve törenden 10 oscar ile dönen bir film tüm bunları başarmışsa, "en başarılı film" olmaması için de bir sebep yok benim bakışımla.
neden ciddi sorunları ve tuhaflıkları olduğu konusuna gelinirse...gone with the wind, bilindiği üzere planında iç savaş'ın işlendiği, yaklaşık dört saat uzunluğunda bir film. fakat film boyunca kölelik sistemi yanlısı güney, hak verilmesi gereken taraf olarak yüceltiliyorken; kölelik karşıtı kuzey resmen çarmıha geriliyor. savaşın yıkıcı etkilerinin sadece güney'in uğradığı yıkım ve şiddet üzerinden gösterilişi, filmin tarihi açıdan objektiflik kavramından hayli uzaklaşmasına sebep oluyor. iç savaş, karakterlerin yaşadığı duygusal değişimler ve gelgitlerin arkasına yedirilmiş vaziyette; lakin savaşta verilen kayıplar, filmin romantik komedi unsurlarına yem edilmiş bir nevi. misal, scarlett'ın ashley'e nispet olsun diye evlenmiş olduğu charles'ın savaşta ölmesi, scarlett için sadece siyahlar giymek zorunda kalacağı önemsiz bir yas gününün sebebi olarak aktarılıyor.
en temel sorunlardan biri, ırkçılık. gone with the wind, margaret mitchell'ın kaleme aldığı romanın uyarlaması. ve roman, basıldığı ilk dönemde, içinde çokça ırkçı söylem bulunduğu için fazlasıyla tepki çekmişti. filmin yönetmenleri (ismen bir yönetmen geçmesine rağmen, filmde aslında iki yönetmen çalıştı. film yönetilmesi açısından bir "sinir krizi" olduğu için ilk ilk yönetmen bir yerden sonra bırakıp filmden çekilmişti ve ikincisi de çekilmek üzereydi) her ne kadar ırkçı yaklaşımları filmden uzak tutmaya çabalasa da, film bu etkiden tamamen sıyrılamamıştı. bir sahnede babası scarlett'a "alt sınıfa, bilhassa siyahilere karşı acımasız olman gerek" tavsiyesini veriyor. bir başka sahnede, siyahi bir hizmetçi scarlett'tan dayak yiyor. (salt filmde değil, ödül töreninde dahi siyahi ayrımcılığı yapılmıştı. hattie mcdaniel, mammy rolüyle oscar alan ilk siyahi oyuncu olmuştu; fakat törende rol arkadaşlarının yanında oturmasına müsaade edilmemişti.)
çıkarcı, yalancı, umarsız ve bencil bir karakter olan scarlett'ın, filmin sonuna dek dört ayağının üstüne düşmesi ve bunun hep bir başkasının ölümüyle, iflasıyla ya da yalnız kalmasıyla gerçekleşmesi seyirciyi biraz huzursuz etse de, final sahnesi çok tatmin edici. scarlett'ın bu tavırlarına, elindekinin kıymetini o gitmeden asla anlayamayan karakterine daha fazla dayanamayan rhett, evi terk eder. kapıdan çıkmak üzereyken, scarlett gözyaşları içerisinde onu durdurur ve o giderse kendisinin ne yapacağını sorar. aldığı cevap hala bile sinema tarihinin en ikonik repliklerinden biridir: frankly my dear, i don't give a damn! ayrıca bu sahnenin aynısı yahut çok benzerleri, pek çok yapımda yeniden canlandırılmış; bir nevi filme selam çakılmıştır.
filmi izlediğimde henüz lisedeydim, sinemayı yeni yeni keşfettiğim yıllardı. belki de bu yüzden -biraz da bir filmi okumak konusunda şimdiye kıyasla daha fazla olan cahilliğimden-pek sevmiştim şahsi olarak. moralim bozuk olduğunda yahut uyuyamadığımda soluğu bu filmde alırdım. benim için anlamı büyük olan bir film. müzikleri de çok hoştur. max steiner'ın bestelerini içeren albümü buradan dinleyebilirsiniz.
neden ciddi sorunları ve tuhaflıkları olduğu konusuna gelinirse...gone with the wind, bilindiği üzere planında iç savaş'ın işlendiği, yaklaşık dört saat uzunluğunda bir film. fakat film boyunca kölelik sistemi yanlısı güney, hak verilmesi gereken taraf olarak yüceltiliyorken; kölelik karşıtı kuzey resmen çarmıha geriliyor. savaşın yıkıcı etkilerinin sadece güney'in uğradığı yıkım ve şiddet üzerinden gösterilişi, filmin tarihi açıdan objektiflik kavramından hayli uzaklaşmasına sebep oluyor. iç savaş, karakterlerin yaşadığı duygusal değişimler ve gelgitlerin arkasına yedirilmiş vaziyette; lakin savaşta verilen kayıplar, filmin romantik komedi unsurlarına yem edilmiş bir nevi. misal, scarlett'ın ashley'e nispet olsun diye evlenmiş olduğu charles'ın savaşta ölmesi, scarlett için sadece siyahlar giymek zorunda kalacağı önemsiz bir yas gününün sebebi olarak aktarılıyor.
en temel sorunlardan biri, ırkçılık. gone with the wind, margaret mitchell'ın kaleme aldığı romanın uyarlaması. ve roman, basıldığı ilk dönemde, içinde çokça ırkçı söylem bulunduğu için fazlasıyla tepki çekmişti. filmin yönetmenleri (ismen bir yönetmen geçmesine rağmen, filmde aslında iki yönetmen çalıştı. film yönetilmesi açısından bir "sinir krizi" olduğu için ilk ilk yönetmen bir yerden sonra bırakıp filmden çekilmişti ve ikincisi de çekilmek üzereydi) her ne kadar ırkçı yaklaşımları filmden uzak tutmaya çabalasa da, film bu etkiden tamamen sıyrılamamıştı. bir sahnede babası scarlett'a "alt sınıfa, bilhassa siyahilere karşı acımasız olman gerek" tavsiyesini veriyor. bir başka sahnede, siyahi bir hizmetçi scarlett'tan dayak yiyor. (salt filmde değil, ödül töreninde dahi siyahi ayrımcılığı yapılmıştı. hattie mcdaniel, mammy rolüyle oscar alan ilk siyahi oyuncu olmuştu; fakat törende rol arkadaşlarının yanında oturmasına müsaade edilmemişti.)
çıkarcı, yalancı, umarsız ve bencil bir karakter olan scarlett'ın, filmin sonuna dek dört ayağının üstüne düşmesi ve bunun hep bir başkasının ölümüyle, iflasıyla ya da yalnız kalmasıyla gerçekleşmesi seyirciyi biraz huzursuz etse de, final sahnesi çok tatmin edici. scarlett'ın bu tavırlarına, elindekinin kıymetini o gitmeden asla anlayamayan karakterine daha fazla dayanamayan rhett, evi terk eder. kapıdan çıkmak üzereyken, scarlett gözyaşları içerisinde onu durdurur ve o giderse kendisinin ne yapacağını sorar. aldığı cevap hala bile sinema tarihinin en ikonik repliklerinden biridir: frankly my dear, i don't give a damn! ayrıca bu sahnenin aynısı yahut çok benzerleri, pek çok yapımda yeniden canlandırılmış; bir nevi filme selam çakılmıştır.
filmi izlediğimde henüz lisedeydim, sinemayı yeni yeni keşfettiğim yıllardı. belki de bu yüzden -biraz da bir filmi okumak konusunda şimdiye kıyasla daha fazla olan cahilliğimden-pek sevmiştim şahsi olarak. moralim bozuk olduğunda yahut uyuyamadığımda soluğu bu filmde alırdım. benim için anlamı büyük olan bir film. müzikleri de çok hoştur. max steiner'ın bestelerini içeren albümü buradan dinleyebilirsiniz.
devamını gör...