cem karaca nın tamirci çırağı adlı şarkısındaki statü ayrımını gözümüze açıkça sokan cümledir, hem klibiyle hem de sözleri hem de o güzel sesiyle iliklerinize kadar da bunu hissettirir. günümüzde de anlayana sıkça kullanılan bir cümledir.
devamını gör...

uyuşturucu ticaretini bir tarafa bırakırsak, hikaye olarak imzalanmış sözleşmelerden birisidir.
bir ülke, bir başka ülkeyle imtiyazlı bir ticaret sözleşmesi imzladığında, bu tek taraflı değildir.
yani venezuela size ticari olarak, ürünlerinize imtiyaz tanıyorsa, sizin de ona imtiyaz sağlamanız gerekir.
venezuela binlerce kalem üründe türkiye'ye imtiyaz sağlamıştır. karşılığında, peynir konusunda bir imtiyaz verilmiş.
devletler peynir ithal etmezler, şirketler peynir ithal ederler. üstelik türk pazarı peynir konusunda rekabetçi bir piyasa değildir, fiyatlar oldukça yüksektir. buna rağmen kimse venezueladan peynir ithal etmemiştir.

aynı hikaye tunus ile olan dış ticaretimizde de meydana gelmiştir. tunus hep türkiyeden ithalat yapmaktadır ve tunus ticaret bakanlığı, yahu size birşeyler ihraç edelim dediğinde, sizin ana kaleminiz nedir diye sorulmuş, zeytin yağı cevabıyla, tunus zeutin yağına imtiyaz verilmiştir.
tunus'dan da 1 lt zeytin yağı ithal edilmemiştir.

devletler tek taraflı ticaretten kaçınmak için, daha doğrusu salt ithalatçı olmamak için bu tip atraksiyonlar yaparlar.
önemli olan o pazardan ne kadar ithalat yapıldığıdır.
bu ülkeye ne venezueladan peynir ne de tunus'dan zeytin yağı ithalatı olmamıştır.

türkiye'den net ithalatçı olan ülkelerle yapılan ticari anlaşmalarda böyle absürt ürünler görmeniz normaldir.

biz de net ithalatçı olduğumuz rusya, abd, çin, fransa gibi ülkelere yauuu bizden birşeyler ithal edin diye bastırıyoruz. ama ya karşımıza gıda kodeksi ya kalite kriterleri ya da fiyat gibi darboğazlar çıkıyor.
çin bizden ithalatı daraltmayın size 2 milyon turist yollayacağız diye bize yıllardır yalan söylüyor.
bu tip yalanlara gülün geçin.
ülkelerin kendisini dış ticarette korumasının yolu ithal ikamesidir.
ama petrol, doğalgaz ve teknolojik ürünlerin ikamesi yoktur.
devamını gör...

erkek yazarların muzdarip olduğu hastalık. çaresi başlık açmak.
devamını gör...

arkadaşlar açılın ağır işsiz olarak ben okudum. hem de devrik cümleler ve noktalama işaretlerinden önce bırakılan boşluklara rağmen. sayın yetkililer profilime bir büyük boy madalya rica ediyorum. teşekkürler.

şimdi arkadaş diyor ki: ensesti savundum ama sor bir niye savundum. çünkü diyor, bilim bunu ahlaksızlık olarak görmüyor. ben diyor ahlaksız bir şeyi savunmadım diyor. 20'li yaşlarda kimsenin malına canına zarar vermeyen iki kardeş istediği gibi her gece seks yapabilir diyor. siz cahiller ne anlarsınız bilimden diyor.
böyle diyor, inanmayan okusun.

gel gelelim, oncaa bilimsel argümanı okuyunca benim bu konuda ki düşüncemin aldığı şekle.
kardeşine, annesine, babasına tahrik olan bir kişi benim gözümde hala sapkındır. cahilim len ben, anlamıyorum bilimden.
devamını gör...

rafet el roman-amerika.
devamını gör...

yıllarca bebek arabasında gizlenmiş olan bir mektup aniden ortaya çıkar.
mektup, on bir yıl önce, o sıralarda üç buçuk yaşında olan oğula, kısa bir süre sonra ölmüş olacak babası tarafından yazılmıştır.
‘rahat oturuyor musun georg ?mutlaka rahat oturmalısın çünkü sana heyecan verici bir hikaye anlatacağım’
sözleriyle başlar.
...
‘ve söylesene, hubble teleskobu nasıl? biliyor musun? astronomlar evrenin yapısı hakkında daha fazla şey biliyorlar mı artık?’
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

25 nisan 1990 yılında uzay teleskobu görevine başlamıştı.(babanın hastalığını öğrendiğiyle aynı zamana rastlar).koskoca uzay boşluğunda ilerleyerek fotoğraflar çekecek ve yeryüzünde hiçbir teleskobun yapamayacağını gerçekleştirecekti: on iki milyar ışık yılı uzaklıktaki galaksilere aynalarını çevirecekti. bu evrenin tarihinde on iki milyar geriye bakmak demekti.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

tıpkı geçmişe aynalarını çeviren hubblegibi bu mektup da babası ve portakal kıza, dolayısıyla georg’un da geçmişine de ayna tutacaktı.
...
ilerleyen sayfalarda baba, oğluna şunu soracaktı ve dolayısıyla okuyucuya :
‘eğer sana seçme şansı verselerdi, kısacık hayatın ardından öleceğini bile bile yaşamayı kabul eder miydin’.

kitap, hayattaki rastlantılarla örülmüş bir macerayla bizi içine çekiyor ve o kadar akıcı bir hızla ilerliyor ki okumak isteyenler için ileride neler olacağını anlatıp büyüsünü bozmak istemiyorum.

not: onu aldığımda baskısı yoktu, ikinci el bulabildim.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

yazar jostein gaarder felsefe öğretmenidir, genç insanlara bu bilimi öğretmekten keyif alır. her ne kadar öğretmek sözcüğünü kullansam da bunu farkettirmeden yapar. sophie’ nin dünyası, maya, iskambil kağıtlarının esrarı, prenelerdeki şato, sirk müdürünün kızı, jostein gaarder’in okuduğum diğer kitapları. hepsini ayrı seviyorum ve kütüphanemden hiç ayırmıyorum. hem neşeli hem de biraz buruk; ama hayata dair sorularla karşımıza çıkıyor, düşündürüyor.
devamını gör...

her iki özellik de dikkat çekicidir ancak bir seçim yapılacağı zaman ben şöyle düşünürüm. bir konu ne kadar dikkat çekici olursa olsun yazar tarafından akıcı bir anlatımla okuyucuya aktarılmadığı sürece muhtemelen ilk iki üç sayfada okumayı bırakma özelliği taşır. klasik bir konuyu akıcı bir anlatıma bürüyen yazarın romanı ise birkaç günde bitirilebilir. tabii ki hem konusu hem anlatımıyla farklılığı ve akıcılığı taşıyan roman bir şaheserdir.
devamını gör...

bugün size hiiç enerjik bir günaydın yazmayacağım.. çünkü o kadar ağrılı ve baş dönmeli, baygınlıklı uyandım ki.. bir de üstüne benden kahvaltı beklendiğini hatırlayıp, aynen böyle bir şekilde mutfağa doğru ilerledim.. gününüz aydın olsun.. neyse tadımız kaçmasın ali rıza bey.. *
umarım güzel haberler aldığınız ve zamanın şelale gibi aktığı bir gün olur balımlar..
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

di caprio'yu seçiyorum ben. di caprio'suz titanic düşünülemez.
devamını gör...

makinist hocanın bu hafta kolay sorduğu yayın olacak. egonun, narsisizmin bu kadar yüksek olduğu bir çağda, kendimiz dışında herkesten kolayca vazgeçebildiğimiz, sağa sola ben,ben,ben diye koştuğumuz bu günlerde en kolay şey kendimizi affetmek. bu iyi mi kötü mü son istasyon'da dinleyeceğiz. kendimizi sorguladığımız güzel bir yayın diliyorum.
devamını gör...

kök salmak güzel, kök salıp yeri geldiğinde gitmeyi bilmek de güzel. kanatları çıkarıp gökyüzüne uçmak sonra uygun bir tepeye döne döne inip, durmak. bazen de ah tamam işte buraya kök salayım dersin şartlar senin köklerini tutmaz. köklerin açıkta öylece kalıverirsin. o zaman işte yine kanatları takmak iyi gibi.
devamını gör...

türkiye' nin gelmiş geçmiş en iyi seslendirme sanatçılarından biridir. 1958 doğumluymuş, adının manasıda armağan, bağış, ihsanmış. kim şimdi bu derseniz işte bu kişi.
devamını gör...

martin seligman tarafından ortaya atılan pozitif psikoloji, bireylerin olumsuz , sorunlu ve eksik yönlerinden çok olumlu özelliklerine, güçlü yanlarına ve erdemlerine odaklanan bir yaklaşımdır. pozitif psikoloji insanın doğasındaki ve geçmişindeki bir takım yanlış noktaları düzeltmektense insan doğasının olumlu özelliklerinin vurgulanması gerektiğini savunmuş, insanın içindeki potansiyelin keşfine vurgu yapmıştır.
kişisel gelişim kitapları bu kuramın ilkelerine dayanarak hazırlanmaktadır.
devamını gör...

bugün şirkette ortakla haberleri izlerken ortağa ‘bak bu oxfor moxford yalan çıkacak milletten para koparmak için oltalıyorlar’ dedim. yatsıya dayanmadı.
devamını gör...

birey olarak hiç birini dışlamadığım aksine anlamak, dinlemek gerektiğini düşündüğüm ama örgütsel olarak karşısında durduğum topluluk. lgbt destekçisi kurumların, bu kişilerin hak ve özgürlüklerini koruduğunu düşünmüyor kişiyi aksine agresif, sürekli isyan peşinde koşan, düzeni yıkma amaçları güden profiller olmaya iten bir topluluk olarak görüyorum.

özellikle sayıca çok ve toplum içinde daha kendilerini belirtmeyi seven “gay ve trans” bireylere şunu sormak istiyorum. neden normal feminen tavırlar sergilemek yerine sürekli abartı peşindesiniz? neden bedeninizi teşhir etmekten haz alıyorsunuz? neden kullandığınız dil ahlak dışı? bu toplumda en kendini özgür ifade ettiğini söyleyen, istediğimi giyiyorum diyen kadınlar dahi bu kadar uçuk değil. neden bir onur yürüyüşü olduğu zaman işin b*kunu çıkarıp (giyim tarzları, küfür ve argo içerikli dövizler vb.) sonra polis müdahale etti diye ağlıyorsunuz?

üzgünüm bu amaca hizmet eden stk’lar tarafından aleni, net, kılçıksız şekilde misler gibi kullanılıyorsunuz. siz bu örgütsel anarşizmin parçası olmaya devam ettikçe de bu toplumda yer edinmeniz ne yazık ki imkansız olmaya devam edecektir.
devamını gör...

ne için kullandığına ve o ana kadar uyuyup uyumadığına göre değişir o biraz. hiç uyumadı isen gecenin dördüdür. ama misal uyanıp uçağa yetişeceksen sabahın dördüdür.
devamını gör...


nuri bilge ceylan tarafından yönetilmiş 2014 yapımı türk filmi. film, 2014 cannes film festivali'nde altın palmiye kazanmıştır. film ayrıca aynı festivalde fıprescı ödülüne de layık görülmüştür.
devamını gör...

izmir bomba.
devamını gör...

inanan herkesin mübarek regaip kandili kutlu olsun, inşallah hayırlara vesile olur.
devamını gör...

içlerinden bir tanesiyle üç yıldır aynı evi paylaştığımız kedi. istediği zaman gayet sevecen bir bıcırken, istemediğinde tam bir sevimsize dönüşür. ne kadar şebeklik yaparsanız yapın asla yüz vermez, popişini dönüp uyumaya devam eder. biraz safçanadır, dişilerin o fırldır fıldır dönen gözlerini bu arkadaşlarda göremezsiniz. koridorda bekleyip gelip geçene sürtünmek, canlı ders esnasında klavyenin üstüne atlamak, yatak odasının kapısında ''mööuuuvv'' diye böğürmek gibi hobileri vardır. kulakları büzülesi, gıdısı sıkılasıdır. yenir ki bu.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim