yazarların şu an dinledikleri şarkı
cem adrian & hande mehan
"sen benim şarkılarımsın"
"sen benim şarkılarımsın"
devamını gör...
halikarnas mozolesi
kraliçe artemisia, eşi mausolos için mö 353-351 tarihleri arasında şimdiki bodrum'da bir anıt mezar yani mozole yaptırmış. ayrıca küçük bir bilgi olarak ''mozole'' kelimesi bu kralın isminden gelmektedir. çeşitli tarih anlatıcılarına göre bu mozole kare biçiminde bir temel üzerine yükseliyor. çevre uzunluğu 125 metre ve çevresinde 36 sütun bulunuyormuş. binanın çatısı, yükseldikçe küçülen 24 basamaklı bir piramit biçimindeymiş ve en tepesinde dört atlı bir araba heykeli varmış. mozolenin 11. ve 15 yüzyıllar arasında depremler nedeniyle yıkıldığı düşünülüyor.
devamını gör...
ilkay akkaya
yârim derdini ver bana ezgisini herkesten bir başka, herkesten çok daha duygulu söyler bana göre.
ya da derdini ver(e)meyen yârin bende kalan son kırıntısının etkisidir bende.
ya da derdini ver(e)meyen yârin bende kalan son kırıntısının etkisidir bende.
devamını gör...
amerika’da yaşam ve merak edilenler
america.. where the dreams come true.. size, orada 2 sene yaşamış biri olarak dilim döndüğünce anlatmak istedim. 2 senede 12 eyalet gördüm. hayatımı sürdürdüğüm ve işimin olduğu yer yani hometownım minnesotaydı. amerika kafasında olan yazarcıklara; koşulların nasıl olduğunu, yaşamın nasıl olduğunu, karşılaşabileceğiniz zorlukları dilim döndüğünce anlatacağım.
öncelikle amerikaya work and travel gibi bir programla gittiyseniz, 3 4 aylık kısa bir zamanda aslında gözden kaçırdıklarınızı da anlatıcam. 2010da wat ile gittim. sonrasında 2014 yılında artık trde dakika duramam diye atlayıp gittim fakat 2016 ya kadar dayanabildim. manyak mısın döndün diyenlere ithafen herkesin yaşam tarzının, hayattan beklentilerinin farklı olduğunu baştan belirtmek isterim.
2014 ocakta başladı uzun yolculuğum. zaten öncesinde de gittiğimden vize işlemlerinde falan fazla zorluk yaşamadım. 1 senelik internship programıyla gittim. fakat 1 sene daha uzattım sonradan. iş yerindeki başarılarımdan dolayı, işyerimden konsolosluğa yazı falan yazıldı. bu elemanın vizesini uzatın ihtiyacımız var minvalinde. işimin ne olduğunu söylemek istemiyorum. zira fazla da afiş olmak istemem.
amerikada çalışmak için öncelikle yapacağınız şey, çalışma vizesi almak. ama internship acentaları hallediyor onu onda bir şey yok. size düşen kısım orada social security number almak. her eyaletin her şehrinde muhakkak bir ssn office var. oralardan halledebiliyorsunuz. ben 2010da hallettiğim için 2014de tekrardan almama gerek kalmadı. fakat bazen uzun süren bir süreç olabiliyor bu. amerikada bütün bürokratik olaylar çok yavaş. devlete konsolosluğa falan bir işiniz düşerse eğer türkiyede aynı gün içinde halledilebilen olaylar orada 2 3 ayı bulabiliyor. nadiren çok hızlı oluyor. mesela ehliyetimi kısa sürede almıştım. neyse.. ssn’yi aldınız artık sigortalı bir çalışansınız. kapitalizmi damarlarınızda hissetmeye başlayacağınız an tam da bu an.
tam anlamıyla saat olarak ne kadar çalışırsanız o kadar alıyorsunuz. kendi işiniz olmadıktan sonra işçi olarak her eyalette bu şekilde. ne eksik ne fazla. fazla saat çalışırsanız mesai ücreti alıyorsunuz değişiklik gösterse de benim çalıştığım yerde ekstra saate, saatlik ücretinin iki katını veriyorlardı. çalışma koşulları zor, mobbing fazla. en ufak hatada kafası kesilenleri gördü bu gözler. ben bu konuda şanslıydım. şeytan tüyümden midir nedir bilmiyorum ama müdürlerimle aram hep iyiydi. hatta gittikten 1 sene sonra orta sınıf yöneticiliğe bile terfi ettirildim çalıştığım şirkette. ama herkes o kadar şanslı olmuyor. hayallerle gelip hayallerle dönenler de oluyor.
insanlar çalışma ortamında tam anlamıyla bireysel. yani mesela bir gün bir çalışan işe gelmemişti. 2. günde gelmedi. 3. gün oldu kimse sormuyor adamı. öldü mü kaldı mı kimse aramıyor etmiyor. gelirse parasını alır, gelmezse gebersin gitsin minvalinde herkes. türkiyede olsa işe 1 saat geç kalsan arar haber verirsin. orada öyle bir şey yok. kimsenin de taktığı yok zaten. iş hayatının sosyal ortamları çalıştığım her yerde bu şekildeydi.
dışarı çıktığınızda ise bambaşka bir dünya var. boyut değiştirmiş gibi hissettiriyor. yolda tanımadıklarınız ‘i like your shirt, i like your shoe’ şeklinde laf atıp duruyor. başlarda bana mı yürüyorlar diye düşünsem de amaçları o değil. işte gerilen insanlar dışarda sadece stres atıyor. yani tabi ki böyle yaklaşılan bir türk yiğidi affetmiyor. beğendiklerini eleme yöntemiyle muhabbeti ilerletiyor. ilişkiler de garip ama. geceyi beraber geçirdiniz. her şey çok güzel en iyisi sizsiniz o gece. ama yarın olunca değişik şekilde buz dağları oluşuyor. sanki hiç tanışmamışsınız gibi tavırlar sergileniyor. insanların genelinin beyni sulanmış gibi. iyilikleri, düşünceleri iyi olsa da mesela senden bir sigara isteyip karşılığında 1 dolar veren insanlar var. otlakçılığın dimağı olan trde işlemez ki bu. almıyordum. almadım diye duygusallaşıp ağlayan bile gördü bu gözler. yani az insan olsunlar. az insanlık da öğretmedim.
to be continued
öncelikle amerikaya work and travel gibi bir programla gittiyseniz, 3 4 aylık kısa bir zamanda aslında gözden kaçırdıklarınızı da anlatıcam. 2010da wat ile gittim. sonrasında 2014 yılında artık trde dakika duramam diye atlayıp gittim fakat 2016 ya kadar dayanabildim. manyak mısın döndün diyenlere ithafen herkesin yaşam tarzının, hayattan beklentilerinin farklı olduğunu baştan belirtmek isterim.
2014 ocakta başladı uzun yolculuğum. zaten öncesinde de gittiğimden vize işlemlerinde falan fazla zorluk yaşamadım. 1 senelik internship programıyla gittim. fakat 1 sene daha uzattım sonradan. iş yerindeki başarılarımdan dolayı, işyerimden konsolosluğa yazı falan yazıldı. bu elemanın vizesini uzatın ihtiyacımız var minvalinde. işimin ne olduğunu söylemek istemiyorum. zira fazla da afiş olmak istemem.
amerikada çalışmak için öncelikle yapacağınız şey, çalışma vizesi almak. ama internship acentaları hallediyor onu onda bir şey yok. size düşen kısım orada social security number almak. her eyaletin her şehrinde muhakkak bir ssn office var. oralardan halledebiliyorsunuz. ben 2010da hallettiğim için 2014de tekrardan almama gerek kalmadı. fakat bazen uzun süren bir süreç olabiliyor bu. amerikada bütün bürokratik olaylar çok yavaş. devlete konsolosluğa falan bir işiniz düşerse eğer türkiyede aynı gün içinde halledilebilen olaylar orada 2 3 ayı bulabiliyor. nadiren çok hızlı oluyor. mesela ehliyetimi kısa sürede almıştım. neyse.. ssn’yi aldınız artık sigortalı bir çalışansınız. kapitalizmi damarlarınızda hissetmeye başlayacağınız an tam da bu an.
tam anlamıyla saat olarak ne kadar çalışırsanız o kadar alıyorsunuz. kendi işiniz olmadıktan sonra işçi olarak her eyalette bu şekilde. ne eksik ne fazla. fazla saat çalışırsanız mesai ücreti alıyorsunuz değişiklik gösterse de benim çalıştığım yerde ekstra saate, saatlik ücretinin iki katını veriyorlardı. çalışma koşulları zor, mobbing fazla. en ufak hatada kafası kesilenleri gördü bu gözler. ben bu konuda şanslıydım. şeytan tüyümden midir nedir bilmiyorum ama müdürlerimle aram hep iyiydi. hatta gittikten 1 sene sonra orta sınıf yöneticiliğe bile terfi ettirildim çalıştığım şirkette. ama herkes o kadar şanslı olmuyor. hayallerle gelip hayallerle dönenler de oluyor.
insanlar çalışma ortamında tam anlamıyla bireysel. yani mesela bir gün bir çalışan işe gelmemişti. 2. günde gelmedi. 3. gün oldu kimse sormuyor adamı. öldü mü kaldı mı kimse aramıyor etmiyor. gelirse parasını alır, gelmezse gebersin gitsin minvalinde herkes. türkiyede olsa işe 1 saat geç kalsan arar haber verirsin. orada öyle bir şey yok. kimsenin de taktığı yok zaten. iş hayatının sosyal ortamları çalıştığım her yerde bu şekildeydi.
dışarı çıktığınızda ise bambaşka bir dünya var. boyut değiştirmiş gibi hissettiriyor. yolda tanımadıklarınız ‘i like your shirt, i like your shoe’ şeklinde laf atıp duruyor. başlarda bana mı yürüyorlar diye düşünsem de amaçları o değil. işte gerilen insanlar dışarda sadece stres atıyor. yani tabi ki böyle yaklaşılan bir türk yiğidi affetmiyor. beğendiklerini eleme yöntemiyle muhabbeti ilerletiyor. ilişkiler de garip ama. geceyi beraber geçirdiniz. her şey çok güzel en iyisi sizsiniz o gece. ama yarın olunca değişik şekilde buz dağları oluşuyor. sanki hiç tanışmamışsınız gibi tavırlar sergileniyor. insanların genelinin beyni sulanmış gibi. iyilikleri, düşünceleri iyi olsa da mesela senden bir sigara isteyip karşılığında 1 dolar veren insanlar var. otlakçılığın dimağı olan trde işlemez ki bu. almıyordum. almadım diye duygusallaşıp ağlayan bile gördü bu gözler. yani az insan olsunlar. az insanlık da öğretmedim.
to be continued
devamını gör...
yoldaş benjamin franklin
destuuurrr! sultan yoldaş benjamin han hazretleri.
sözlüğün kurucusu olması ve gizemli kimliğini hala korumasından mütevellit yerlere göklere sığdırılamayan, sözlükte yoldaş aşağı yoldaş yukarı tanım koşturtan, seveni olduğu kadar sevmeyeni de olan, estirdiği yoldaş rüzgarlarıyla adını mıh gibi aklımıza kazıyan fazlasıyla abartıldığını *düşündüğüm adminimiss. kendisi aynı zamanda sözlükte bonkörlüğüyle de bilinir. (bkz: yoldaş benjamin franklin'in beni takip etmeye başlaması) (bkz: yoldaş sizi takip etmeye başladı) (bkz: yazılan entry'nin yoldaş benjamin franklin tarafından beğenilmesi)
fakat bizim karnımız böyle şovlara toktur, oyuna gelmeyiz. (bkz: yer mi lan anadolu çocuğu) kendisi kırlarda bahçelerde kalitesiz kamyoncu zevklerini tadabilsin, bir de gelip bunun nispetini yapabilsin* diye burada saçlarını süpürge eden cefakar moderatörlerine olan tavrı da ektedir. (bkz: kafa sözlük yazarlık rütbeleri) (bkz: huysuz)
bu yorgun savaşçımız kafayı sözlük ile kırmış. varsa yoksa kafa sözlük. yahu git birkaç gün dinlen, şuraya uğrama deyip kapıdan kovuyoruz, adam bacadan giriyor. kafa sözlük’ün kurucusu olmayı aşıp direkt kafa sözlük’ün kendisi oldu. buna rağmen nasıl olup da hala delirmediğine şaşıyorum. belki de “ben size normal kafayla katlanamam” deyip en başta akıl sağlığını bir kenara bırakıp gelmiştir. ama hangimiz normaliz ki, hemen taşlamayalım. ya da ilk taşı en normaliniz atsın. ha ben mi? ben öyle arada keyfi atıyorum, çok şey etmeyin.
peki yoldaş bizi de görecek mi? bu arada havalar nasıl oralarda? bizim entry’mizi de beğenecek mi? (bkz: ellere var da bize yoh mi) buralar çok sıcak ya, sözlükte cam kapı ne varsa açtım cereyan etsin diye. bir sözlük uğruna ya rab, ne yoldaşlar* yüceltiliyor! neyse öptüm canım ben kapatıyorum, çok yazmasın.*
(bkz: kıymetlimiss)
sözlüğün kurucusu olması ve gizemli kimliğini hala korumasından mütevellit yerlere göklere sığdırılamayan, sözlükte yoldaş aşağı yoldaş yukarı tanım koşturtan, seveni olduğu kadar sevmeyeni de olan, estirdiği yoldaş rüzgarlarıyla adını mıh gibi aklımıza kazıyan fazlasıyla abartıldığını *düşündüğüm adminimiss. kendisi aynı zamanda sözlükte bonkörlüğüyle de bilinir. (bkz: yoldaş benjamin franklin'in beni takip etmeye başlaması) (bkz: yoldaş sizi takip etmeye başladı) (bkz: yazılan entry'nin yoldaş benjamin franklin tarafından beğenilmesi)
fakat bizim karnımız böyle şovlara toktur, oyuna gelmeyiz. (bkz: yer mi lan anadolu çocuğu) kendisi kırlarda bahçelerde kalitesiz kamyoncu zevklerini tadabilsin, bir de gelip bunun nispetini yapabilsin* diye burada saçlarını süpürge eden cefakar moderatörlerine olan tavrı da ektedir. (bkz: kafa sözlük yazarlık rütbeleri) (bkz: huysuz)
bu yorgun savaşçımız kafayı sözlük ile kırmış. varsa yoksa kafa sözlük. yahu git birkaç gün dinlen, şuraya uğrama deyip kapıdan kovuyoruz, adam bacadan giriyor. kafa sözlük’ün kurucusu olmayı aşıp direkt kafa sözlük’ün kendisi oldu. buna rağmen nasıl olup da hala delirmediğine şaşıyorum. belki de “ben size normal kafayla katlanamam” deyip en başta akıl sağlığını bir kenara bırakıp gelmiştir. ama hangimiz normaliz ki, hemen taşlamayalım. ya da ilk taşı en normaliniz atsın. ha ben mi? ben öyle arada keyfi atıyorum, çok şey etmeyin.
peki yoldaş bizi de görecek mi? bu arada havalar nasıl oralarda? bizim entry’mizi de beğenecek mi? (bkz: ellere var da bize yoh mi) buralar çok sıcak ya, sözlükte cam kapı ne varsa açtım cereyan etsin diye. bir sözlük uğruna ya rab, ne yoldaşlar* yüceltiliyor! neyse öptüm canım ben kapatıyorum, çok yazmasın.*
(bkz: kıymetlimiss)
devamını gör...
gelmiş geçmiş en felsefi söz
felsefik diye bir sözcük olmadığı...
devamını gör...
normal sözlük'te çıkacak ilk tartışma
kimse kimseyi okumuyor gibi, okuduğu zaman çıkacak olandır. yoksa böyle de güzel, devam.
devamını gör...
siyasal islam nedir sorusunun cevabı
(bkz: kanser)
devamını gör...
yapılan espriyi açıklamak
daha da kötüsü açıkladığın halde kimsenin yine gülmemesi.
(bkz: beterin beteri var)
(bkz: beterin beteri var)
devamını gör...
türkiye'de kuşak çatışmasını en iyi özetleyen sokak röportajı
içim acıdı izlerken.derdini saygılı bir şekilde anlatmaya çalışan bir gencin diğer sinir bozucu adam tarafından sabote edilmesi. haketmiyor gençlerimiz bu muameleyi. adama söylenecek bir sürü hakaret var da ben içimden söyleyeyim. sistem adamı ne kadar çirkef yapmış, ne kadar kötü gözüküyor. izlerken bile tahammül edemedim be adam sinir hastası olmuşsun. ve o çocuğa yaptığı saygısızlık!.. nefretinizde boğulun!.. ve bütün güzel dilekler senin için genç, yaşamayı sen hakediyorsun.
devamını gör...
kitle psikolojisi
sosyal psikoloji'nin bir dalıdır. sosyal psikologlar bir kalabalığın psikolojisinin, içindeki bireylerin psikolojisinden farklı olduğu ve onunla etkileşime girdiği yolları açıklamak için çeşitli teoriler geliştirip araştırmalar yapmışlardır.
kitle psikolojisinde bilinçli kişiliğin ortadan kaybolmasının yanında normalde bireylerde görülmeyen yeni davranışların ortaya çıkması da muhtemeldir. gustave le bon, the crowd: a study of the popular mind'da kitle psikolojisi ile ilgili ''kalabalıkta, her duygu ve eylem bulaşıcıdır ve o kadar bulaşıcıdır ki, bir kişi kendi kişisel çıkarını kolektif çıkar için kolayca feda eder.'' der.
kitle psikolojisi sosyal medya yönünden de hafife alınmamalıdır. sadece bir kişi bir anda 10 kişi olabilir. sadece 10 kişi diye hafife alınırken yüz, bin, on bin olabilir. linç kültürü de kitle psikolojisinden beslenir zaten. bir bakmışsınız yüzlerce insan hiç bilmediği bir konu hakkında sırf birileri eleştiriyor diye o olayı eleştiriyor hatta nefret ediyor olur. ya da tam tersi, sırf birileri seviyor diye yüzlercesi o kişiyi tanımadan sevebilir, bir olayı ayrıntılarını bilmeden destekleyebilir.
kitle psikolojisinde bilinçli kişiliğin ortadan kaybolmasının yanında normalde bireylerde görülmeyen yeni davranışların ortaya çıkması da muhtemeldir. gustave le bon, the crowd: a study of the popular mind'da kitle psikolojisi ile ilgili ''kalabalıkta, her duygu ve eylem bulaşıcıdır ve o kadar bulaşıcıdır ki, bir kişi kendi kişisel çıkarını kolektif çıkar için kolayca feda eder.'' der.
kitle psikolojisi sosyal medya yönünden de hafife alınmamalıdır. sadece bir kişi bir anda 10 kişi olabilir. sadece 10 kişi diye hafife alınırken yüz, bin, on bin olabilir. linç kültürü de kitle psikolojisinden beslenir zaten. bir bakmışsınız yüzlerce insan hiç bilmediği bir konu hakkında sırf birileri eleştiriyor diye o olayı eleştiriyor hatta nefret ediyor olur. ya da tam tersi, sırf birileri seviyor diye yüzlercesi o kişiyi tanımadan sevebilir, bir olayı ayrıntılarını bilmeden destekleyebilir.
devamını gör...
bilmediğini bilmemek
yûnus emre'ye "bildiğini bilme bilmediğini bil" diyen taptuk emre şeyh geldi aklıma.
devamını gör...
kafa kafaya radyo yayını
içerikten bağımsız olarak teknik açıdan çok güzel iş çıkarmış sevgili yazarlar. tebrikler:)
devamını gör...
köy enstitüleri
kurucuları, ağzından salyalar akarak kendi kokuşmuş inanç ve siyasi görüşleri uğruna bir devrimi yiyenlerin, heykelle ve müzikle medeniyyet mi olur diyenlerin tırnağı olamayacağı eğitim devrimcileridir. evet medeniyyet çıplak heykel, müzik, felsefe, edebiyat ve kız erkek birlikte oynanan tiyatro oyunlarıdır.
medeniyet devrimcisi olabilmek ise bunları bu ülkenin istanbul'da doğmuş elit kesimine değil, diyarbakır'da sivas'da kastamonu'da doğmuş çiftçi çocuğuna, imam torununa dahi götürebilmektir. yok öyle batı'nın teknolojisini alalım kendi ahlakımız bize yeter geyikleri. o teknolojiyi üreten sosyal bilinç olmadan o teknoloji bir halta yaramaz. medeniyet yunan(yani batıdır) fakat o artık öyle bir hale gelmiştir ki bütün dünya için çağdaş bir ortak kültürdür. demişti ahmet arslan.
ama bazılarımız bunu anlayamayacak kadar cahil ve kötü. ismail hakkı tonguç'un hasan ali yücel'in açtığı güzel yerleşkeleri kapatıp anadolu halkını fetoş ve türevlerinin kucağına attınız,(bkz: 15 temmuz 2016 darbe girişimi) memlekette bilim ve sanat bırkmadınız. hala utanmadan bu kurumlara sallıyorsunuz.
medeniyet devrimcisi olabilmek ise bunları bu ülkenin istanbul'da doğmuş elit kesimine değil, diyarbakır'da sivas'da kastamonu'da doğmuş çiftçi çocuğuna, imam torununa dahi götürebilmektir. yok öyle batı'nın teknolojisini alalım kendi ahlakımız bize yeter geyikleri. o teknolojiyi üreten sosyal bilinç olmadan o teknoloji bir halta yaramaz. medeniyet yunan(yani batıdır) fakat o artık öyle bir hale gelmiştir ki bütün dünya için çağdaş bir ortak kültürdür. demişti ahmet arslan.
ama bazılarımız bunu anlayamayacak kadar cahil ve kötü. ismail hakkı tonguç'un hasan ali yücel'in açtığı güzel yerleşkeleri kapatıp anadolu halkını fetoş ve türevlerinin kucağına attınız,(bkz: 15 temmuz 2016 darbe girişimi) memlekette bilim ve sanat bırkmadınız. hala utanmadan bu kurumlara sallıyorsunuz.
devamını gör...
yazarların favori deniz ürünü
mezgit
devamını gör...
yazarların asla affedemeyeceği şey
bana kendimi değersiz hissettireni hiç affedemiyorum.
devamını gör...
gizli enflasyon
devamını gör...
dikiş makinesi
tekstil ürünü çıkarmak için kullanılan makine.
eğer makine ile uyuşursanız, yaratıcı bir hobiniz olur dikiş. hem vaktim verimli geçiyor hem hayal ettiğim şeyleri giyebiliyorum. yarın perde dikeceğim, sonra da yastık kılıfı. sanra da canım ne isterse onu.
eğer makine ile uyuşursanız, yaratıcı bir hobiniz olur dikiş. hem vaktim verimli geçiyor hem hayal ettiğim şeyleri giyebiliyorum. yarın perde dikeceğim, sonra da yastık kılıfı. sanra da canım ne isterse onu.
devamını gör...
sözlüğün kalitesinin çok düşmesi
böyle diye diye sız yaptınız bence bunu. bir şey beğenmiyorsunuz ki haber başlıkları beğenmiyorsunuz goy goy başlıklar beğenmiyorsunuz. güncel başlıklara ayrımcı diyorsunuz zart zurt her şeyi şikayet ediyorsunuz her açılan başlığa kendinizce not verip değersizleştiriyorsunuz . siz kimsiniz allah aşkına okuyun beğenmiyorsanız es geçin beğeniyorsanız tanım yapın böyle herşeye mız miz yapa yapa adam bırakmayacaksınız burada. burası sözlük her çeşit başlık olacak siz beğenmiyorsanız güzel olanı siz açın o zaman nedir bu sözlüktekilerin birilerini durmadan yargılama puan verme derdi rahat bırakın yazarları bıktırdınız artık.
devamını gör...
